Rumların gerek Türkiye’ye baskı yapmak gerekse de müzakerelerde üstünlük kazanmak için 2011 yılından beridir tehdit unsuru olarak kullanmaya çalıştıkları doğalgaz kozu neredeyse bir “hiç” olmak üzere.

Rumlar tüm stratejik silahlarını ve kozlarını doğalgaza yatırmış olduklarından, yıllardır dört elle bu konuya sarılmaktalar. Zannediyorlar ki doğalgazı öne sürerek hem Türkiye’ye hem de KKTC’ye istediklerini yaptırabilecekler, istedikleri tavizi de koparacaklar.

Enerji ve doğalgazın uzmanlarına göre, Kıbrıs Rum Yönetimi doğalgazı çıkarmayı başarabilse bile, Kıbrıs’ın iç piyasasındaki doğalgaz tüketiminin, doğalgazın çıkarılabilmesi için harcanacak parayı karşılamasının mümkün olmadığı görüşünde. Uzmanlara göre Rumların illaki bu gazı dış piyasalara satması gerekmekte.

Dünyadaki mevcut doğalgaz fiyatları ile rekabet edebilecek bir rakamla bu gazın satılabilmesi, ancak yakın ülkelere satmakla mümkün olabiliyor. Boru hattı uzadıkça, maliyetler de artıyor. Hele de Kıbrıs adası ile Yunanistan arasına çekilecek bir doğalgaz hattı yatırım fiyatını neredeyse üç misline çıkarıyor.  Türkiye’ye kadar doğalgaz hattı döşenirse maliyeti 2 milyar dolar olmakta, Yunanistan’a kadar döşenirse maliyet 6 milyar doları da geçmekte. Dolayısı ile Yunanistan üzerinden gönderilecek doğalgazın birim fiyatı, Türkiye üzerinden gönderilecek doğalgazdan çok daha fazla olacak. Eğer bir gün Rumların tek yanlı olarak ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgelerinde doğalgaz çıkarsa veya çıkarılırsa, isteseler de istemeseler de bu doğalgazı hem Kıbrıslı Türklerle paylaşmak, hem de Türkiye üzerinden göndermek zorunda kalacaklar. Başka hiçbir çareleri yok.   

Rumların baskı unsusu olarak kullanmak istedikleri “İsrail-Türkiye boru hattı döşenecekse bizim onayımız gerekmektedir. Biz asla böyle bir yatırıma izin vermeyiz” tehdidi de İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz tarafından yapılan ve Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan açıklaması ile tamamen mesnetsiz ve kafadan atma bir iddia olduğu ortaya çıktı.

Birinci, İkinci ve Üçüncü Deniz Hukukuna göre Münhasır Ekonomik Bölgeler devletlerin deniz sınırlarını oluşturmamakta. Devletlerin kara sularının dışındaki denizler “Uluslararası sular” olarak kabul edilmekte ve İsrail ile Türkiye arasında döşenecek boru hattının Kıbrıs Rum Yönetiminin tek taraflı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgesinden geçiyor olması da Kıbrıs Rum Yönetiminin iznine tabi değil. İsrailli Bakan Steinitz, resmi olarak aynen bu savı açıklayarak, Kıbrıs Rum Yönetiminin elinde herhangi bir reddetme veya müdahale etme yetkisi olmadığını dile getirdi.   

Steinitz açıklamasında devamla, “Türk ve İsrail hükümetleri arasında gaz konusunda bu yaz bir mutabakat zaptı imzalamayı ümit ettiklerini ve İsrail ile Türkiye arasındaki doğalgaz boru hattı inşasının da bir olasılıkla üç yıl içerisinde tamamlanacağını” belirterek İsrail doğalgazının hangi yoldan Türkiye’ye ve Avrupa’ya gideceği konusuna son noktayı koydu.

İsrail uzun bir zamandır siyasileri ve ilgili bürokratları aracılığıyla yaptığı açıklamalarla Kıbrıs Rum Yönetimini, doğalgazı çıkarabilmek ve satabilmek için Kıbrıs sorununu çözmeye teşvik etti. Rumlar “adanın tümüne hâkim olabilmek ülküleri” nedeni ile Yahudilerin bu teklifini dikkate almadılar ve müzakereleri de uzatmayı tercih ettiler. Rumların bu tutumunun değişmeyeceğini fark eden İsrail, çareyi Türkiye ile işbirliği yapmakta buldu. Belli ki, imzalaşma tarihi çok yakın….