Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

2018 YILINDA KIBRIS MÜZAKERELERİNE YAŞANANLAR:

BM GENEL SEKRETERİ’NİN KIBRIS RAPORU

S2018/25

9 Ocak 2018

Raporda özellikle, İsviçre’deki Crans-Montana şehrinde 7 Temmuz 2017’de gerçekleştirilen Kıbrıs konferansın kapanışından itibaren ve Kıbrıs’taki iyi ofisler görevim hakkındaki raporun 28 Eylül 2017 tarihinde yayınlanmasından bu yana (S/2017/814) taraflar, tekrardan kapsamlı bir anlaşmaya varmak için koşulların ne zaman olgunlaşıp olgunlaşmayacağını yansıtacak dönem içine bulunduklarına değinilmektedir.

Raporun İngilizce metni aşağıdaki bağlantıdan indirilebilir.

http://undocs.org/S/2018/25

BM GÜVENLİK KONSEYİ, KIBRIS’TA KONUŞLU BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BARIŞ GÜCÜ MİSYONU’NUN GÖREV SÜRESİNİN UZATILMASINA İLİŞKİN KARARI

2398 (2018)

30 Ocak 2018

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Ada’daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (BMBG) görev süresini 31 Temmuz 2018 tarihine kadar uzatan 2398 (2018) sayılı kararını 30 Ocak 2018 tarihinde oy birliği ile onaylayarak kabul etmiştir.

Kararda, çözüm sürecinin gelecekte başarılı olmasına yönelik beklentiler ve Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin gelecekte ne şekilde sürdürüleceği hususu ile bir önceki kararda olduğu gibi henüz hayata geçmemiş olan askeri Güven Artırıcı Önlemlerin hayata geçirilmesi çağrısı yer almıştır.

Kararın İngilizce metni aşağıdaki bağlantıdan indirilebilir.

http://undocs.org/S/RES/2398(2018)

BM GENEL SEKRETERİ’NİN KIBRIS RAPORU

13 Mart 2018

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres resmi olarak yayınlanan Barış Gücü bütçesiyle ilgili raporunda Barış Gücü’nün Kıbrıs sorununa bütünsel bir çözüm bulma koşullarının yaratılmasına ve ülkenin normal koşullara dönmesine katkı sağlamaya odaklanmaya devam edeceğini belirtti.

Guterres raporunda vatandaşların ölü bölgede sürekli artmakta olan faaliyetlerinden endişe de belirtti ve bunun karşılıklı güçler arasında artan bir gerginlik tehlikesi yaratabileceğine dikkat çekti. Guterres’in vurguladığına göre söz konusu faaliyetler ölü bölgenin mayınlardan temizlenmesi, son yıllarda yedi geçiş kapısı açılması ve bunlara ek yaz aylarına kadar iki kapının daha açılması için yapılan çalışmalardan kaynaklanıyor. Guterres raporunda iki toplum arasında olası gerginliklerin azaltılması ve yönetimi konusunda Barış Gücü’nden daha fazla çalışma yapmasının istendiğine vurgu yaptı. 2019 dönemine kadar Barış Gücü’nün Barış Gücü sekreteryasıyla birlikte olası bir çözüm sonrası geçiş dönemini planlamaya devam edeceğini belirtti. Barış Gücü’nün, Barış sürecine ve iki toplum arasında ilişkilerin iyileşmesine katkı sağlamak isteyen gruplar arasında bağ ve onlara destek vermeye, iki toplum lider arasında tartışılan ve anlaşmaya varılan Güven Artırıcı Önlemlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya devam edeceğini dile getirdi. Yeni geçiş noktalarının açılmasının ve Barış Gücü’nün ilgili biriminin yardımıyla mayınların sökülmesine teknik destek verilmesinin bu tür önlemler arasında olduğuna dikkat çekti.

Bu arada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Stratejik Değerlendirme temelinde Barış Gücü personelinin sayısının 2018-2019 döneminde 860’tan 834’e indirilmesini önerdi. Buna paralel bütçesinin %2 oranında yani 1 milyon 150 bin dolar artırılarak 55 milyon 152 bine çıkarılmasını da istedi. Söz konusu bütçe bu yılın 1 Temmuz tarihinden başlayan ve 30 Haziran 2019’a kadar geçecek dönemi kapsayacak. Barış Gücünün yeni önerilere uyumu konusu gelecekte değerlendirilecek.

BM GÜVENLİK KONSEYİN’İN GENEL SEKRETERİN KIBRIS KONUSUNDA RAPOR HAZIRLAMASI TALEBİ KARARI

S2018/610

14 Haziran 2018

Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin yeniden düzenlendiği 2398 (2018) sayılı kararında, Genel Sekreterin 15 Haziran 2018 tarihine kadar bir anlaşmaya doğru ilerleyeceği yönünde bir rapor sunmasını istedi.

Kararın İngilizce metni aşağıdaki bağlantıdan indirilebilir.

http://undocs.org/S/2018/610

AKINCI-SPEHAR GÖRÜŞMESİ

6 Temmuz 2018

Cumhurbaşkanı Akıncı, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücünden Sorumlu Elizabeth Spehar ile görüşme yaptı.

Akıncı ile Spehar arasında yapılan görüşmede Guterres tarafından, İsviçre’deki konferansın ardından tarafların nabzını yoklamak için görevlendirilen Lute’un adadaki temasları ve 17 Temmuz’da yapılacak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında ele alınacak olan Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresi konuları tartışıldı.

AKINCI – LUTE GÖRÜŞMESİ

23 Temmuz 2018

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile  Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute arasında 23 Temmuz 2018, Pazartesi günü KKTC’de yapılan görüşmede, Cumhurbaşkanı Akıncı Kıbrıs Türk tarafının tüm olumlu çabalarına rağmen bir çözüme ulaşılamamış olunmasını anlattı ve ucu açık ve belirsizliklerle dolu ve sırf müzakere olsun diye yapılacak bir müzakere sürecine taraf olmayacağını detaylı biçimde dile getirdi.

BM GÜVENLİK KONSEYİ’NİN 2430 (2018) SAYILI KARARI

26 Temmuz 2018

Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyonu’nun görev süresinin uzatılmasına ilişkin BM Güvenlik Konseyi 2430 (2018) sayılı kararı almıştır. Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyonu’nun (BMBG) görev yönergesinin altı aylık bir süre için yenilenmesine ilişkin son BM Güvenlik Konseyi kararı, 26 Temmuz tarihinde kabul edilmiştir.

Güvenlik Konseyi’nin BMBG’yi konu alan 27 Temmuz 2017 tarihli ve 2369 sayılı kararı ile 30 Ocak 2018 tarihli ve 2398 sayılı kararında da yer alan, Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin gelecekte ne şekilde sürdürüleceği hususunda peşin hüküm içeren yazımlar, maalesef bu son karar metninde de muhafaza edilmiştir.

BMBG’nin görev süresinin uzatılmasına ilişkin 26 Temmuz tarihli son kararda Genel Sekreter’in danışmanı tarafından gerçekleştirilecek temasların sonucuna ve çözüm sürecinin gelecekte alabileceği şekle dair peşin hükümler kaydedilmesi, Türkiye açısından bir anlam taşımadığı gibi, Kıbrıs meselesinin çözümüne de katkı sağlamamaktadır.

Kıbrıs Konferansı’nın 7 Temmuz 2017 tarihinde sonuçsuz kalarak kapanmasının ve son müzakere sürecinin sona ermesinin ardından, BM Genel Sekreteri, BMBG’ye ilişkin 10 Temmuz 2017 tarihli dönemsel raporunda, Kıbrıs Konferansı’nın anlaşmaya varılmadan kapanmasının yarattığı hayal kırıklığına işaretle, tarafları ve özellikle Ada’daki iki Lideri bu sonuç ve ileriye dönük muhtemel hareket tarzı üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye davet etmiştir. Türkiye, bir yıldır Kıbrıs Türk tarafıyla yakın istişare halinde yürüttüğü değerlendirme sürecini, Genel Sekreter’in söz konusu çağrısının geniş bakış açılı anlayışı temelinde sürdürmüştür.

Bundan hareketle, değerlendirme süreçlerine dair zemin yoklamak üzere Ada’daki iki taraf ve üç Garantör ile temaslar için Genel Sekreter tarafından yapılan görevlendirmeye Türk tarafı onay vermiştir. Bu geçici görevlendirmenin 2017 yılında sona eren son müzakere sürecinin yeniden başlayacağı anlamına gelmediği yönündeki Türk tarafının anlayışı BM tarafı nezdinde kayda geçirilmiş ve teyit edilmiştir.

Kararın İngilizce metni aşağıdaki bağlantıdan indirilebilir.

http://undocs.org/S/RES/2430(2018)

AKINCI – GUTERRES GÖRÜŞMESİ

28 Eylül 2018

Kıbrıs saatiyle 29 Eylül Cumartesi günü sabah saat 02.40’ta, New York saati ile 28 Eylül Cuma günü akşam saat 19.40’ta yapılan görüşmeye KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ile Guterres’in Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Rose Mary DiCarlo ve Kıbrıs Danışmanı Jane Hull Lote de katıldı.

Guterres, Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute’un raporunun hazır olmadığını ve ilerleyen günlerde Cumhurbaşkanı Akıncı’ya ulaştırılacağını ve bu rapor ışığında taraflarla yeniden diyaloğa geçeceğini belirtmiştir.

Görüşmede Cumhurbaşkanı Akıncı, Genel Sekreter Guterres’e Kıbrıs’ta çözüm için yürütülen çabaların 1968 yılına dayandığını, bu zaman dilimi içinde iki önemli kavşak olduğunu, 2004 yılında Annan Planı, son olarak da Crans-Montana Konferansı yapıldığını dile getirmiş ve eski müzakere sürecinin kapandığını vurgulamıştır. Ucu açık müzakerede ısrar eden Rum tarafının aslında çözümsüzlükte ısrar ettiğini, sonuç odaklı olmayacak, takvimsiz, ucu acık süreçlerle bir yere varılamayacağının görüldüğünü ve bu yanlışta ısrar edilmemesi gerektiğini Guterres’e ileten Akıncı, takvimli, sonuçlu odaklı ve stratejik bir paketi öngörecek bir yaklaşım söz konusu olması durumunda Genel Sekreter’in de buna kişisel olarak dahil olmasının, katkı yapmasının çok önemli olacağını belirtmiştir.

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon olayının Kıbrıs sorunundan bağımsız düşünülemeyeceğine Guterres’e ileten Cumhurbaşkanı Akıncı, bu konunun çatışma yerine iş birliği alanı haline dönüştürülmesi gerektiğini dile getirmiştir.

AKINCI – LUTE GÖRÜŞMESİ

31 Ekim 2018

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute ile Cumhurbaşkanlığı Sarayında görüşme yaptı.

Cumhurbaşkanı Akıncı, görüşmede Genel Sekreter’in de önceden raporunda belirttiği gibi açık uçlu süreçler olamayacağını ve sonuç alıcı bir süreç için izlenmesi gereken prosedürü Lute’a aktardı. Cumhurbaşkanı buna ilaveten bulunacak olası bir çözümde siyasi eşitliğin ve kararlara etkin katılımın önemini Lute’a bir kez daha aktardı.

AKINCI – LUTE GÖRÜŞMESİ

18 Aralık 2018

Temmuz, Ekim ve Aralık ayları içerisinde BM Genel Sekreterinin geçici danışmanı Jane Lute’nin Kıbrıs’a yaptığı ziyarette, KKTC Cumhurbaşkanı kendisi ile görüşmelerde bulunmuştur.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı referans kavramları (terms of references) hazırlık çalışmaları çerçevesinde 2018 yılında son kez bir araya geldiği BM Genel Sekreteri geçici danışmanı Sayın Jane Holl Lute’a Kıbrıs Türk halkı bakımından son derece önemli gördüğü noktaları aktarmıştır.

SONUÇ:

Kıbrıs konusuna sürdürülebilir ve kalıcı bir çözüm bulmak amaçlı, 1967 yılından beridir sürdürülen müzakereler 2018 yılında her hangi bir sonuç elde edilmeden 2018 yılı sonlanmıştır.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ DOĞALGAZ SORUNU

Bölgede sondaj ve sismik araştırma yapan şirketlerin tahminlerine göre, Doğu Akdeniz, geleceğin enerji maddesi olarak ifade edilen doğalgaz ve petrol yatakları açısından zengin.

Araştırma verilerine göre, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ın güneyi, Lübnan, Suriye, İsrail ve Mısır’ın kuzeyinde yer alan Levant Havzasında 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve yaklaşık 300 milyon ton, diğer bir tanımlamayla da 1,7 milyar varil petrol bulunduğu varsayılıyor. Nil Deltasının kuzeyinde yaklaşık 1,8 milyar varil petrol ve 6,3 trilyon metreküp doğalgaz yatağı olduğu, Girit adasının güneydoğusunda ise yaklaşık 3.5 trilyon metreküplük doğalgaz bulunduğu tahmin ediliyor.

Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 1982 yılında Dünya Denizcilik Teşkilatı tarafından organize edilen III. Deniz Hukuku Konferansını kabul ederek sözde karasularını ve Münhasır Ekonomik Bölgelerini birleştirerek, Türkiye’nin I. ve II. Deniz Hukukuna göre sahibi olduğu Türk Münhasır Ekonomik Bölgesinin yüzde 70’ine sahip olmaya çalışıyor. III. Deniz Hukukunu ABD ile birlikte imzalamamış olan Türkiye ise buna izin vermemektedir. Bu nedenle de Türkiye’nin halen mevcut Münhasır Ekonomik Bölgesi, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs adasını tümü ile içine almakta ve Türkiye ile Mısır’ın arasındaki denizi tam ortadan yataylama ikiye bölen çizgiye kadar uzanmaktadır. GKRY uluslararası yasalara aykırı olarak Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde olduğunu iddia ettiği parsellerde arama ve sondaj faaliyetlerine devam etse de Türkiye, ortaya koyduğu kararlığı ile bölgede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıslı Türklerin hakları güven altında tutmaya devam etmektedir.

Yunanistan, III. Deniz Hukuku Konferansının arkasına saklanarak Libya ile herhangi bir anlaşma yapmadan Libya’ya ait 25 bin kilometre kare alana el koyarken, GKRY de aynı yöntemle Mısır’a ait 21 bin 500 kilometre kare, İsrail’e ait 4 bin 600 kilometre kare ve Lübnan’a ait 3 bin 957 kilometre kare alana el koymuş durumda. Mısır ve İsrail, Türkiye ile aralarında olan anlaşmazlıklar nedeni ile GKRY ile Türkiye karşıtı çeşitli anlaşmalar imzalarken, yeni yeni GKRY tarafından oyuna getirildiklerinin farkına vararak, kaybettikleri alanları tekrar kazanmak için girişimler yapmaya başlamışlardır.

GKRYnin 2011 yılında belirlediği sözde “Münhasır Ekonomik Bölge”sinde yer alan 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı parseller, KKTC’nin TPAO’ya petrol ve doğalgaz arama ruhsatı verdiği KKTC ve Türkiye arasındaki bölge ile Gazimağusa Körfezinin doğusu ile güneyinde yer alan E, F ve G bölgeleriyle kesişmektedir. E, F ve G parsellerine ilaveten 1, 4, 5, 6 numaralı parseller de, Türkiye’nin kıta sahanlığı sınırları içine girdiği için GKRY ile Türkiye arasında kalıcı ve büyük bir sorun olarak devam etmekte ve çözüm beklemektedir.

Uluslararası borsalara kote olan şirketler GKRY’nin çağrıları ve davetleri doğrultusunda GKRY’nin Münhasır Ekonomik Bölgelerindeki parsellerde arama ve keşif yapmak üzere anlaşmalar yapmalarına rağmen, bağlı oldukları borsaların yönetimlerinden, GKRY’nin Türkiye ve KKTC ile olan ihtilaf nedeni ile halkın parasını sorunlu bölgedeki bir yatırıma dönüştürmelerine onay alamadıkları için somut bir sonuca gidilememekte ve var olduğu iddia edilen doğalgaz çıkarılamamaktadır.

AB üyesi olan GKRY’nin ve Türkiye’nin üst üste çakın Münhasır Ekonomik Bölgeleri içinde yer alan doğalgaza AB’nin çok gereksinimi olması nedeni ile Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulmak gerekliliği ortaya çıkmış ve son 56 yıldır sürmekte olan müzakereleri kalıcı bir şekilde sonlandırmak için Avrupa Birliği, GKRY üzerine baskı kurmaya başlamıştır. Bu hedefe ulaşmak için de Türkiye-AB görüşmelerinin kapısı tekrar aralanırken, GKRY-KKTC Kıbrıs sorununa çözüm bulmak müzakereleri de farklı bir zemin ve hedefte önümüzdeki aylarda tekrar başlatılmak istenmektedir.

KIBRISLI TÜRKLER ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR

KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Türkleri Rum egemenliği altına sokmak için 17 yıl önce senaryosu yazılmış ve sonra da uygulamaya konulmuş, uzun vadeli sinsi bir plan, istikrarlı bir şekilde yürütülmektedir.

Planın amacı Kıbrıs Türk halkını bölmek, Türkiye ve Türk halkı ile olan milli, dini, edebi, kültürel ve ırksal bağlarını koparmak ve Kıbrıs adasını, KKTC toprakları dahil olmak üzere tümü ile birlikte Avrupa Birliği, diğer bir deyimle de Hıristiyan dünyasının egemenliği altına sokmak, sonra da adanın yer altı zenginliklerine el koymak ve de coğrafi konumunu Hristiyan dünyasının çıkarlarının hizmetine sokmak.

Türkiye’yi Kıbrıs adasından çıkartmak için bu güne değin gerçekleştirilen yaptırımlar, konulan ambargolar, AB’ye girişi önüne çıkarılan engeller ve ekonomik yaptırımlara rağmen başarılı olunamayınca, çare Kıbrıs Türk halkını Türkiye’ye karşı kışkırtmak ve uzun vadede Türkiye’ye karşı hasmane ve düşmanca duygular beslemelerini sağlayarak tere yağdan kıl çekercesine Türkiye’den kopartmak.

Son 17 yıl içinde, 2002 yılından beridir, Kıbrıslı Türkleri parçalamak, birbirine düşürmek ve anavatan Türkiye düşmanı haline getirmek için sinsice aşağıdaki uygulamalar yürürlüğe konmuş ve devam ettirilmektedir.

  • Orta Eğitimde Kıbrıs Türk Mücadele tarihinin ders kitaplarından çıkarılması,
  • Türkiyeli Türk, Kıbrıslı Türk ayırımının körüklenmesi,
  • Türkiye düşmanlığının yaratılması ve canlı tutulması,
  • Kıbrıslı Türklerde benlik ve aidiyet sorununun yaratılmaya çalışılması,
  • Bazı kesimlerce PPK terör örgütüne destek verilmesi,
  • Bazı kesimlerce Dini İnanç düşmanlığının ortaya atılması ve körüklenmesi,
  • Askerlik süresi, Vicdani ret gibi konuların bilinçli bir şekilde gündeme sokularak Güvenlik Kuvvetlerimizin ve savunma sistemimizin yıpratılması,
  • Rumlar için kuzeye yerleşimin kapısını açacak olan “Maronit’lerin KKTC’ye geri dönüşleri”nin gündeme sokulması,
  • 450 yıllık Vakıflar İdaremizin çeşitli dedikodularla yıpratılmaya çalışılması, Rumların çeşitli evrakta usulsüzlük yaparak geçmişte el koydukları toprakların sahipliliğini meşrulaştırmak,
  • Bazı çevrelerin kayıtsız şartsız Rum egemenliği altına girmenin adaya barış getireceği propagandasının yapılması,
  • KKTC toprakları üzerindeki kiliselerde, her yıl sayısı ve yeri artacak şekilde ayinlere izin verilmesi,
  • Türkiye’den su ve elektriğin gelmesine bilinçli bir şekilde karşı çıkılması,
  • Bazı kesimlerce sürekli olarak Türk Askerinin adadan gitmesinin talep edilmesi ve dile getirilmesi,
  • Bazı sendikaların KKTC’yi içten zayıflatıcı girişimlerde bulunması,
  • Müzakerelerde Türkiye’nin garantörlüğü ile TSK’nın adadaki varlığının tartışmaya açılması,
  • Sanki Avrupa Birliği KKTC’yi üye devlet veya eyalet olarak kabul edecekmiş varsayımıyla AB ile KKTC yasalarının uyum çalışmalarının başlatılması,
  • WRI örgütü tarafından, Lefkoşa’da BM’nin ara bölgedeki tesislerinde düzenlenen “Akdeniz Vicdani Ret Buluşması” toplantısında, “Rumların Kuzey’den sürüldükleri, KKTC’nin şiddet tekeli ile oluşturulduğu, Kuzey’in işgal altında, Türk askerinin ise işgalci olduğu” iddialarının ortaya atılarak basında ve medya da yer almasının sağlanması,

KKTC’de yaşamlarını sürdüren ve ataları 16’ncı yüzyılda adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden başlayarak günümüze kadar Anadolu’dan göç etmiş olan Kıbrıs Türk halkının bu büyük resmi görememesi ve uygulamada olan planın farkına varamaması için küçük küçük, dilimler halinde büyük planın parçalarını piyasaya sürülmekte, nifak tohumları ekilmekte, akıllar ve duygular bulandırılmakta ve bu halkımızı parçalamaya yönelik fikirler, güncel olayların üstüne bindirilerek veya da olayların içlerine sokularak kalıcı olmaları sağlanmaktadır.

Çok dikkate edilmesi gereken bir dönem içine girildiği kesindir.

Dört koldan KKTC topraklarını ve Kıbrıslı Türkleri direkt veya endirekt olarak Rum egemenliği altına sokmak için organize bir şekilde Kıbrıs Türk halkı üzerinde oynanan bu oyunlara hep birlikte karşı koyulması gerekmektedir.