“Türkiye’de anarşi, terör ve şiddet ortamının hiç bitmemesi, ülkenin derin, çok yönlü ve köklü bir psikolojik harekâta maruz kalması sonucu mağlup olduğuna delalet eder.”

Giriş …

Dünyanın en eski savaş metotlarından biri olan “Psikolojik Savaş”ın bizi doğrudan etkilemeye başlama süreci tarihsel olarak son yüzyıla dayanır. Hatta biraz geçer.

Psikolojik Savaş; klasik anlamda hasım taraf üzerinde her bakımdan sağlanan üstünlüğün devam ettirilmesinde yahut sorunların çözülmesinde, insanların ruh haline örtülü bir biçimde etki ederek sonuç almak olarak tarif ediliyor. Psikolojik savaşın örtülü olmasının nedeni, insanların bilinçaltını hedefliyor olmasındandır.

Psikolojik savaşın amacı, hasım tarafı oluşturan milleti / devleti / orduyu karşıt güç olmaktan, etkili bir engel olmaktan çıkarmak, uyumlu, zararsız, kendi halinde, güdülebilen bir hale sokmak ve nihayet bağımlı hale getirmek ve istenilen veya arzu edilen kalıba ve şekle sokmaktır.

19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı girişilen “böl-parçala-yönet” siyasetinin en önemli silahı “propaganda” olmuştur.

Propaganda, psikolojik harekâtın en önemli yöntemlerinden biridir ve bu kirli savaşın en etkili ve güçlü bir silahıdır. Propagandanın amacı, genellikle hasım gücü veya hedef unsuru insanlık dışı olarak göstermek ve ona karşı nefret duygusu uyandırmaktır. Hasım tarafın moral gücü olan maneviyatının çökmesi, ancak psikolojik harekât yöntemi olan propaganda ile mümkündür. Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı olan propaganda, bir nevi eğitim ve provokasyondur. Cephanesi ise; söz, yazı, resim, broşür ve e-posta şeklindeki bilgidir. Propagandanın bir diğer amacı da, insanları ikna etmek ve onları değiştirmektir. Yöntemi de beyin yıkamadır. Yani asıl hedef insan beynidir, insan beynine hükmetmektir.  Propaganda kavramını, “belirli fikirlerin telkin yöntemi kullanılarak insanların bilinçaltına yerleştirilmesi” şeklinde de tanımlamak mümkündür.

Batının başlattığı Psikolojik Savaş ve propaganda

Osmanlı İmparatorluğu’nu sıcak savaşla bertaraf edemeyeceğini anlayan Batı, 19. yüzyılın sonlarından itibaren taktik değiştirerek insan psikolojisi üzerinde oynanan oyunlarla, önce zihinsel olarak daha sonra da coğrafi olarak Osmanlı’yı parçalamayı başarmıştır. Değişen bu strateji doğrultusunda, İngiltere’nin başını çektiği Avrupalı devletler, “Şark Meselesi” adı ile icat ettikleri “hasta adam” sendromunu Osmanlı topraklarına yaymışlardır.

Nitekim İngiltere Başbakanı Lloyd George’un daha 1914’te, “Türkler Orta Asya’ya sürülmeli, kökleri de kazınmalıdır.” sözü hızla bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Batının Türk ve Türkiye düşmanlığı, bu söylemin etkisi altında kalarak filizlenmiştir. Bu söylem psikolojk harbin yöntemlerinden sadece biridir. Avrupa’da o dönemde geniş yankı uyandırmıştır. Ne hazindir ki, bu söylemin tesiri altında kalan küresel emperyalizmin etnik ayrıcalık güden devşirilmiş yerli işbirlikçileri tarafından da benimsenmiştir. Bugün bile söz konusu etnik, dini yıkıcılık ve bölücülük, devşirme ajanları vasıtasıyla devam ettirilmektedir.

Bununla da yetinmeyen İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da kirli propagandalarını devam ettirmişlerdir. Savaştan sonra 1919 da;

“Türkler savaşa girdikleri tüm toprakları mahvetmişlerdir. İnsanları mutsuz kılmışlardır. Türkler uygarlık niteliğinden yoksundurlar, sadece barbar ve yıkıcıdırlar.”  propagandasını etkili bir şekilde yaymışlardır.

1. Dünya Savaşı’ndan hemen önce Türklere karşı başlatılan psikolojik savaş, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, soğuk savaş döneminde de devam etmiştir. 1941’de ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Winston Churchill tarafından otoriter rejimlere karşı yazılan Atlantik Bildirisi, bugünkü BOP ile eş değer nitelikler taşımaktadır. Bu yolda çok sağlam bir evlilik kuran Amerika ve İngiltere,  ortak hareket ederek dünya çapında “Tek Dünya” ideolojisi çerçevesinde oluşturdukları işbirlikçi ağıyla dünyayı kuşatmak için var güçleriyle çalışmışlardır. Sözde demokrasi ve demokratikleşme maskesi altında petrol ve silaha dayalı ekonomik hegemonya modelini öne çıkarmışlardır. Dünyada tek düşmanın komünizmle idare edilen Rusya olduğu algısını yaratarak komünizmle mücadele için din olgusundan yararlanmışlardır. Rusya’nın dinsiz bir devlet olduğu propagandası, komünizmle mücadelenin meşru gerekçesi sayılmıştır. Türkiye soğuk savaş döneminde yıllarca komünizm tehlikesi bahanesiyle geliştirilen ABD’nin “Yeşil Kuşak Projesi” ile uyutulmuştur. Tüm dikkati ve enerjisi komünizm ile mücadeleye teksif edilmiştir. Türk gençleri kamplara bölünerek birbirine kırdırılmıştır. En zor mağlup edilen insan organının beyin olduğunu bildiklerinden sadece psikolojik savaşın etkili bir silahı olan propaganda ile yetinmemişler, onun yanında sistematik zihin yönlendirme yöntemlerini de ekleyerek, bununla birlikte geniş bir işbirlikçi kadro oluşturmak suretiyle dünyayı çember içine almışlardır. Tıpkı balıkçı teknelerinin, ağlarını balık sürülerinin çevresine sererek sürüyü kuşatması gibi…

Türklerin “İslam Âleminin Lideri” konumunda olduğu ve bereketli Ortadoğu topraklarında halen sürdürülen Batı’nın bu siyaseti, etkisini kısa sürede göstermiştir. Türkiye’nin yıllarca uyutularak sadece Rus düşmanlığına ve tüm gücünü komünizmle mücadeleye yönlendirilmesine vesile olan bu bilinç değişmesi ya da değiştirilmesi ile Türkiye, Ortadoğu’daki hâkim konumundan uzaklaştırılmış, Arap Dünyası’nın Türklere ve Türkiye’ye karşı düşmanlaştırılması sağlanmış, bölge önce büyük isyanlara, akabinde de bugün bile hâlâ içinden çıkılamaz durumda olan bir kaosa sürüklenmiştir.

Bilahare 20. yüzyılın sonlarında soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte üniter devlet anlayışı ve yapısının, 21. yüzyılın ihtiyaçlarını karşılamadığını ve karşılamayacağını savunan emperyalistler, kendi çıkarları doğrultusunda BOP gibi yeni projeler üreterek göstermişlerdir. Dünyada ve Türkiye’de “millet-ulus”  kavramının reddedilerek, yerine “etnik-dinsel”  temele dayalı rejim değişikliğine bağlı yeni yönetim anlayışının hâkim kılınmaya başlanmasına söz konusu projeler vesile olmuştur. Artık ülkelerin silahla değil silahsız olarak ve hedef kitlelerin zihinlerinin fethedilmesi yolu kullanılarak etnik-dinsel temele dayalı bir yapıya dönüştürülmesi benimsenmiş ve ön plâna çıkmıştır.

Psikolojik Harp İstihbaratı

Türkiye’de etnik ve dini sorunların mütecaviz tarafından tespit ve bilahare istismar edilmesinde, öncelikli olarak psikolojik harp istihbaratından yararlanılır. Psikolojik harp istihbaratı,  doğrudan psikolojik harekât içinde yer alır ve psikolojik savaşın başarısında geniş ölçüde pay sahibidir.

Psikolojik harp istihbaratı kavramından kastedilen; bir grubun diğer grup üzerinde asimetrik bir üstünlük sağlamak amacıyla, psikolojik savaşta kullanacağı her alandaki zafiyetlerin ve hassasiyetlerin sistematik bir tarzda tespiti, tasnifi, yorumlanması ve istihbarat haline getirilmesidir.

Psikolojik harp istihbaratının amacı, hedef kitlenin yani düşmanın hassas ve zayıf taraflarının ortaya çıkarılması ve bunun nasıl istismar edileceğine yönelik gerekli plânlamanın yapılarak uygulamanın yani icraatın gerçekleştirilmesidir. Buradan yola çıkılarak, aslında görünürde Türkiye’de etnik bir sorun olmamasına rağmen, yaratılan ayrımcılık fitnesine ve Türkiye’yi zayıf düşürmek, hatta parçalamak esasına dayalı, mütecavizin aşağıdaki temel hassasiyetleri tespit etmesi hiç de zor değildir.

  1. Türkiye’de Kürt sorunu vardır, bu hassasiyet kullanılmalıdır.
  1. Radikal dinci guruplar vardır. Türkiye’deki dinî konular hassasiyet ihtiva eder. Bu konu kullanılmalıdır.
  1. Türkiye’de mezhep ihtilafı önemli bir hassasiyettir. Alevi-Sünnî ihtilafı kullanılmalıdır.
  1. Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurulması için Pontusçuluk hareketi kullanılmalıdır.
  1. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hassasiyetleri vardır.
  1. 1915 yılındaki Ermeni katliamı bir hassasiyettir. Bu konu da kullanılmalıdır.

Mütecavizin çerçevesini çizdiği yukarıdaki hassasiyetler, bugün farklı etnik kimlikler ve özellikle Kürt vatandaşlarımız üzerinde, yine mütecaviz tarafından adeta slogan haline getirilerek aşağıdaki şekle dönüştürülmüştür.

-Türkler sizi esaret altında tutuyor.

-Türkler sizi isteyerek cahil bırakıyor.

-Türkler sizi eziyor, baskı altında tutuyor, dışlıyor, horluyor, insan ve adam yerine koymuyor.

-Türkler, Kürtlerin hep geri kalmasını ve gelişmemesini istiyor.

-Fakir kalmanızın sebebi Türklerdir.

Etnik farklılık esas alınarak yukarda işlenen temalar ve zihinsel etkilemeler sonucu, temelde Kürt vatandaşların mağdur edilmiş hissine kapılmaları ve mağduriyet psikolojisi içerisine girmeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu durum mütecaviz tarafından ustaca istismar edilmiş ve halen de edilmeye devam edilmektedir.  Zira en kolay istismar şekli yaratılan mağduriyet üzerinden yapılır. Kürtlerin Türkiye’de yaşayan ayrı bir toplum oldukları ve Türk Devleti’nden ayrı bir siyasi örgütlenme içine girmeleri gerektiği fikrini telkin yöntemi kullanılarak insanların bilinçaltına yerleştirilmesi, hep söz konusu mağduriyet psikolojisinin eseridir.

Mütecavizin psikolojik savaş ve propaganda yöntemlerini kullanarak önce Ortadoğu’da, bilahare Türkiye’de el attığı ikinci temel konu, radikal dinci siyasal örgütlenmelerdir. Psikolojik harp ajanları bölgede bu defa farklı etnik kökene sahip grupların veya toplulukların kullanılması yerine, farklı mezhep ve tarikatları kullanarak önce İslam dinini siyasallaştırdılar. Sonra Müslüman devlet / grup /toplumları birbirlerine düşürdüler. Son olarak Yemen, Libya ve Irak’ta işbaşında idiler. Şimdi de Suriye’de iş başındalar. Gelecekte de İran’da olacaklarına ve müteakiben bunu Türkiye’ye taşıma niyet ve gayreti içinde olduklarını her fırsatta verdikleri emarelerle göstermektedirler. Bunun için gerekli alt yapı ve zemin zaten ülke içerisinde vardır. Aydın kisvesi ve maskesi altındaki devşirme ajanları marifetiyle, Türkiye’de Müslümanlar arasında ibadet ve inanç farklılıkları yaratılarak Müslümanları bölme ve ayrıştırma çalışılmalarına halen bütün hızıyla devam edilmektedir. Bunun için gerekli olan ilk kırılma ya da ilk gediğin açılması,  lâik- antilâik, dinci-lâik, ulusalcı-dinci gibi kavramların ortaya çıkarılması ile ilk bölünme gerçekleştirilmiştir. Şimdi yapılacak şey, Türkiye’de mezhepleri ayrıştırarak, aralarına nifak sokarak Ortadoğu’yu saran mezhep savaşlarına Türkiye’yi bulaştırmak ve dolayısıyla Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemektir.

Psikolojik Savaş ve Propaganda ile Toplumun Dengesi ve İnsicamı Nasıl Bozulur?

Çinli General Sun–Tzu tarafından 2500 yıl önce yazılan “Harbin Kitabı” isimli eserde, Türk devletlerinin parçalanması sürecinde kullanılan psikolojik savaş yöntemlerinden bahsetmektedir. Bu yöntemlerin bugün bile geçerliliğini sürdürdüğü değerlendirilmektedir. Sun–Tzu’nun psikolojik savaş konusunda aşağıdaki bazı önerilerine bakmak yararlı olacaktır.

  1. Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.
  1. Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmesini sağlayınız.
  1. Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.
  1. Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.
  1. Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz.

Sun–Tzu’nun psikolojik savaş konusunda yukarıdaki önerileri, gerek etnik ve gerekse dinsel temelde Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasi ve ideolojik travmaları hatırlatmaktadır. Esas itibariyle Türk toplumunun dengesini ve insicamını bozma üzerine inşa edilen travmalar ve bunun için başvurulan yöntemler, toplumun dönüşüm için hazır hale getirilmesinde kullanılıyor. Burada dönüşümden kastedilen şey, Türkiye’de üniter devlet yapısına son verilerek, mevcut rejimin küresel emperyalist politikalar doğrultusunda değişim / dönüşüme maruz bırakılmasıdır.

Söz konusu siyasi ve ideolojik travmalara dışarıdan değil, bizzat ülke içerisinde devletin yönetim kadrolarına, hatta ordusuna kadar sızmış hainler tarafından sebep olunması, mütecavizin ve dolayısıyla psikolojik harp ajanlarının işini kolaylaştırmakta ve ekmeğine yağ sürmektedir.

Bir ülkede genel iradeye ve kamu yararına aykırı olumsuz tutum ve davranışlar, özellikle gösterilen git-gel ve zikzaklar, kutuplaşma ve ayrışmalar çoğalırsa, o ülkenin ve toplumun dengesi ve insicamı bozulur, bilinçlerin dalgalanmasına ve zihinlerin bulanmasına yol açar. Bu durum yabancı psikolojik harekât operasyon plânlayıcı ve uzmanlarının çok arzu ettiği bir durumdur. Söz konusu plânlayıcıların oyunlarına alet olmak, psikolojik harbin işini kolaylaştırır, ekmeğine yağ sürer ve giderek daha vahim sonuçların doğmasına yol açar. Örneğin;

  • Türkiye’de daha evvel de “Kürt sorunu vardı” şeklinde konuya giriş yaparak ve sözde “farklı görüş ve düşüncedeki insanları bir araya getirdim” diye övünerek, nerede Türk ve Cumhuriyet düşmanı yıkıcı, bölücü, işbirlikçi varsa televizyon ekranlarına çıkarıp alenen Türk Milleti’ne, Devleti’ne ve Cumhuriyeti’ne ağız dolusu sövdürüp saydırmak, devşirme ajanları vasıtasıyla psikolojik savaşın en önemli unsuru olan dezenformasyon uygulamak,
  • Devlete ait resmi kurumların tabelalarından “T.C.” ibaresini silmek, Türk’üm doğruyum, çalışkanım diye başlayan andımızı okullardan kaldırmak, geçmişi kötülemek, karalamak, Atatürk’ün resmini yabancılara verilen devlet nişanlarından çıkarmak, Diyarbakır’da ki “Ne Mutlu Türküm Diyene” tabelasını indirmek gibi, toplumun önem verdiği yüksek ve milli değerleri hiçe saymak,
  • Kendi ordusuna kumpas kurarak ordunun vatansever subay ve generallerini fuhuşçu, casus, çeteci, darbeci olarak damgalamak, suçsuz günahsız subaylarını, generallerini zindanlara tıkmak ve orduyu pasifize etmek ve bu duruma seyirci kalmak, göz yummak, izin vermek,

gibi Türk Devleti’nin devlet adabına ve geleneğine aykırı durumlar, toplumu kararsız, şaşkın, şuursuz ve umursamaz hale getirir ve psikolojik harp ajanlarının istediği doğrultuda toplum ve kamu bilincinin tahrip edilmesine yol açar. Bunun sonucu 15 Temmuz gibi hain kalkışmaya kadar gider, iç savaş tehlikesi baş gösterir.

Toplumun Dengesi Bozulur ve İnsicamı Kaybolursa Ne Olur?

Toplumun dengesi bozulur ve insicamı kaybolursa, M.Ö. 400’lerde Atina’da yaşamış olan filozof Sokrates’in nitelik üzerine söylediği aşağıdaki şu sözler akıllara gelir:

“Toplumumuz giderek niteliksizleşmektedir. Bunun en önemli nedeni toplumun içinde bulunduğu ekonomik ve psikolojik bunalımdır. Toplum psikolojisinin bunalıma düştüğü dönemlerde nitelik ile niteliksizlik arasındaki fark en aza iner ve hatta kimi zaman hiçbir fark kalmaz. Böylesi toplumlar sömürüye açık olurlar. Kolay kandırılır ve kolay yönlendirilir. Çünkü toplum zihnini reflekslerine ve duyularına terk etmiştir. Devinimleri şiddete dönmeye başlar. Değer yargıları çöküntü içindedir. Parasal değerler ön plana geçmiş ve ahlâk da alınıp satılır olmaya başlamıştır. Bu bir çöküntünün başlangıcıdır. Adalet ve yargı, tüm zihinsel düşün sistemi alınır satılır durumda işlem görmeye başlar. Böylesi niteliksizlikler yığınına biz yozlaşma süreci diyoruz.”

Bununla birlikte, tüm veçheleriyle psikolojik savaşın acımasız ağına düşmüş ve hastalığına düçar olmuş bir toplumun dengesi, psikolojisi bozulur ve insicamı kaybolursa ayrıca şu olumsuzluklar meydana gelir:

Yargı erki etki altına alınarak, yapılan tüm haksız ve hukuksuz uygulamalar meşru hale getirilir ve bir süre sonra öyle görünmeye başlar. Kimse kimseden hesap soramaz hale gelir. Toplum ahlâken çökertilir. Hırsızlık, yolsuzluk olayları ve haberleri mübah sayılır. Halk, büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır. Yalan bilgi ve haberler ne kadar çok ve yeteri kadar sıklıkla tekrarlanırsa, halk önünde sonunda inanır. “Acaba?” demeye başlar. Adalet duygusu zedelenir. Toplumda güvensizlik baş gösterir.

Devletin yasama ve yürütme yetkilerini kullanarak,  milli egemenlik doktrini ve irade kavramının, kötü niyetli, haksız, hukuka aykırı karar ve tedbirlerin millet iradesiyle meşrulaştırılması, doğru ve adil olarak gösterilmesi söz konusu olmaya başlar. Bu durum terör ve şiddeti tetikler. İnsanlar zihinsel etki altına alınarak ve çeşitli vaatlerle kandırılarak bir çıkış yolu olarak FETÖ gibi ihanet şebekelerine sevk edilir. Arkasını terör örgütlerine dayayanlar ortaya çıkar, bu söylemlerini fütursuzca kullanırlar ve kamu otoritesinin sarsılmasına yol açarlar.

Halkın dini duygularını istismar eden yeni yeni tarikat ve cemaatler ortaya çıkar. Bunlar kullanılarak halk dinden soğutulur. Kadına şiddet ve çocuk tecavüzlerinde artışlar görülür.

Bölücü terör örgütü başının bulunduğu yerden gönderdiği mesajlar, Dolmabahçe Sarayı’nda hükümet edenlerle beraber okunur ve itibar görür.  Örgütün istek ve talepleri meşru hale getirilir. Eli kanlı bir terör örgütü elebaşısının mesajları Diyarbakır meydanlarında okunur.

Daha önce yapılan tüm yıkıcı ve bölücü hareket ve eylemler unutturulur. Üstüne set çekilir. Olay sadece “ezilen ve mağdur edilen Kürt” söylemine indirgenir. Yurdun bir bölgesi eşkıyaya teslim edilir. Dış orijinli çözüm süreci gibi projeler zarar görmesin diye kimse buna ses çıkaramaz. “Zaten halk nasıl olsa balık hafızalıdır, yurttaşlık bilinci gelişmemiştir” anlayışıyla hareket edilir. İşlenen alçakça cinayetler işlenmemiş sayılır.

Ordusu yıllar yılı NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak lanse edilir. Caydırıcı bir bölgesel güç olma özelliğine sahiptir. Komşu ve bölge ülkelerinin ordularıyla mukayese edildiğinde muharebe müessiriyeti fevkalâde yüksektir. Dünyanın pek çok riskli bölgesinde barışı korumak ve istikrara katkı sağlamak için fedakârca görev yapar.  Yurt içinde yapılan büyük çaplı tatbikat ve manevralarda, beka, ateş gücü ve manevra yeteneği görsel ve yazılı medyada ballandıra ballandıra anlatılır. Konya Ovası’nda sanal düşmana karşı icra edilen gösteri ve tatbikatlar parmak ısırtır. Dosta güven, düşmana korku salması en önemli düsturudur.  Deniz Kuvvetleri’nin denizlere hâkimiyetinden sitayişle bahsedilir.  Gece görüş kabiliyeti ile bölgesinde en güçlü hava kuvvetlerine sahip olduğu vurgusu yapılır. Jandarması göklere çıkarılır. Sonra da, 2225 yıllık şan ve şeref dolu mazisi ile kahramanlığı tartışma götürmeyen ordusu, iç ve dış kaynaklı psikolojik ve asimetrik psikolojik harekât operasyonları ile meflûç (felç edilmiş) olur. Ne acıdır ki, sonunda FETÖ isimli bir ihanet şebekesinin ağına düşürülür. Ordu içerisine sızmış ve yetkili makamlara kadar yükseltilmiş sözde askerleri kullanılarak kendi halkına kurşun sıkacak ve kendi meclisini bombalayacak hale getirilir.

Değerlendirme ve Sonuç

Türkiye’nin bulunduğu kritik coğrafyada güçlü bir ülke olmasının engellenmesi için mütecavizin başvuracağı öncelikli ve en etkili metot psikolojik savaştır. Türkiye, cumhuriyetin kuruluş dönemlerinden başlamak üzere sinsi, kirli ve kalleş yanı ile kendini gösteren bu savaşa maruz bırakılmıştır.

Psikolojik savaşın hedefi, doğrudan doğruya insanların zihninin ve ruhunun etkilenmesidir. Bu kapsamda, Türk toplumu küresel psikolojik harekât tehdidi ile karşı karşıya bırakılarak millî kültürü, yüksek değerleri, maneviyatı, hisleri, duygu ve düşünceleri hedef alınmış, dengesi bozularak tepkisiz, ruhsuz, şuursuz, heyecansız, bir toplum haline dönüştürülmüştür.

Güneydoğu’da yıllardır yaşanan ve sorunun temel niteliğini teşkil eden mağduriyet psikolojisi, örgütlenmiş toplulukları silahlı propagandaya yöneltmiştir. Zira psikolojik savaş ile propaganda her zaman iç içedir. Bu sayede mevcut tehdit bir süre sonra asimetrik tehdide dönüşerek, terör ve şiddet olarak karşımıza çıkmıştır.

Türk Güvenlik Güçleri, bölücü terör örgütü ile 35 yıldır sürdürülen terörle mücadelede başarılı olmuştur. Örgütü taktik sahada kesin ve ağır bir biçimde mağlubiyete uğratmış, uğratmaya da devam etmektedir. Ne var ki, aynı başarı psikolojik savaşta gösterilememiş, güvenlik güçleri dâhil, devletin tüm kurum ve kuruluşları, mütecavizin yoğun olarak uyguladığı psikolojik savaş ve propaganda karşısında gerekli tedbirleri alamamış ve yenilmiştir.

Türkiye’de anarşi, terör ve şiddet ortamının hiç bitmemesi, ülkenin derin, çok yönlü ve köklü bir psikolojik harekâta maruz kalması sonucu mağlup olduğuna delalet eder.

Öyle ise ne yapılmalı? Ne gibi önlemler almalı?

Terörle Mücadelenin psikolojik boyutu, bölücü örgütün en çok önem verdiği ve değer atfettiği güç kaynaklarından biridir. Örgüt bunun için her türlü yola başvurmakta ve bu konuda yoğun gayret göstermektedir. Bunun için medya gücünü bir silah olarak kullanmaktadır. Zira medya onlar için paha biçilmez bir propaganda kaynağıdır. Teröristbaşı ilk yakalandığında verdiği ifadeler arasında, “bizi gereğinden fazla abarttınız, gözünüzde çok fazla büyüttünüz” şeklindeki sözleri dikkat çekmiştir. Türkiye burada stratejik hata yapmıştır. PKK’yı gereğinden fazla abartarak bölücü örgütün eline koz vermiştir. Bunun tabi neticesi, PKK kendisine muhatap olarak milli gücün bir parçası olan askeri gücü, yani TSK’yı görmeye başlamıştır. TSK’nın en önemli işinin PKK olduğu algısı oluşturulmuştur. Algı böyle oluşunca, TSK tüm şimşekleri üzerine çekmiş ve maksatlı çevreler tarafından teröre karşı verilen mücadelede başarısız olduğu yönünde yalan haberler üretilerek psikolojik operasyonlara maruz bırakılmış ve hedef tahtası haline getirilmek istenmiştir. PKK’nın asıl muhatabı TSK değildir ve olmamalıdır. Asıl muhatabının terörle mücadele için teşkil edilecek yeterli sayıda nitelikli ve özel birliklerden oluşan, sadece iç güvenlikten sorumlu makamlar olmalıdır.

Psikolojik savaş tehdidinin önlemenin yollarından birisi de, toplumu muhtemel saldırılara karşı mütecavizin uyguladığı temel taktik esasları, uygulama usul ve metotları hakkında bilgilendirmek, bilinçlendirmek,  uyarmak, hazır hale getirmek ve böylelikle psikolojik saldırı tehdidine karşı kamu bilincini geliştirmek ve güçlendirmek olmalıdır.

Bir toplumun en değerli serveti ya da hazinesi, o toplumun insanlarının zihin gücü, zekâ yetenekleri, insan davranışları ve en önemlisi de kültürüdür.  Türk kültürünün önemli bir propaganda kaynağı olarak, kitle iletişim araçları vasıtasıyla kullanılması ve işlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ünlü bir savaş tarihçisi olan John Keegan kültürün savaşın doğasını belirleyen en önemli etken olduğunu belirtmektedir. Türk toplumu, binlerce yıllık kültür birikimine sahiptir. Bu bizim en güçlü yanımızdır. Burada halkımızın binlerce yıllık bilgi birikimi ve kültür kazanımları olduğu dikkate alınarak, Türk kültürünü, plânlanacak eğitim programları ile propaganda haline dönüştürmenin uygun olacağı değerlendirilmektedir. ABD’nin kendi kültürünü esas alan el ilânları ve radyo yayınları, Irak savaşında kullandığı başlıca ve en etkili propaganda vasıtası olmuştur.

Psikolojik savaş tehdidinin hedefi, insanların duygu, düşünce, inançları, davranışları ve tutumlarıdır. Söz konusu tehdit, kişileri hedef aldığı gibi, grup, kitle, topluluk ve devletleri de hedef alabilir. Söz konusu bu tehdide karşı en iyi metot, karşı koyma metodudur.  Karşı koyma metodunun esasını, saldırgan tarafın saldırı mesajlarını önceden tespit edip çürüterek ve karşı mesajlarla hedef kitlenin beyinleri ve zihinlerinde gedik açılmadan onlara doğruyu gösterme işlemi teşkil eder. Bir başka ifade ile psikolojik tehditten korunmanın yegâne yolu, mütecavizin uyguladığı aynı usul ve yöntemleri kullanarak bilinçli, plânlı ve programlı olarak karşı psikolojik harekât icra etmektir. Tıpkı karşı istihbarat gibi

Mütecaviz, hedef kitlenin eğitim ve kültür seviyesi başta olmak üzere, duygu ve düşüncelerini, ruh hallerini, duyarlılıklarını, olaylar karşısında gösterilen reaksiyonlarını, ihtiyaç, istek ve arzularını, örf-adet gelenek ve göreneklerini, kuvvetli ve zayıf taraflarını, maneviyatını, sevinçleri ve üzüntülerinin adeta tomografisini çekerek bunu mağduriyet psikoloji ile ilişkilendirir ve bu yönde kullanır. Bunu önlemek için imaj değişikliğine dayalı propaganda uygulanmalıdır. Yapılacak propagandanın odak noktasını, mağduriyet psikolojisinin çehresini değiştirecek yeni imaj farklılıkları oluşturmalıdır. Örneğin, Türkiye’nin batısında yaşayan Kürt kökenli vatandaşların günlük yaşam biçimlerini, düzeylerini,  sahip oldukları varlıkları ve bunların çekilen film, fotoğraf ve görüntülerini, yine devlette özellikle devletin güvenlik güçleri içerisinde önemli mevki ve makamlarda görev alan Kürt kökenli vatandaşların görev fonksiyonları ile ilgili haber ve resimlerini çeşitli yollardan yayarak mağduriyet psikolojisi imajını değiştirmek hedef alınmalıdır.

Devletin her kademesinde yapılan istihbarat plânları ve çalışmaları, psikolojik harekât plânları ile desteklenmelidir.  Terör örgütü / örgütleri üretilen yalan haber ve bilgilerle aldatılarak, kendi belirleyeceğimiz sahte olay ve faaliyetlere inandırılmalı, nasıl reaksiyon gösterdikleri ortaya çıkarılmalı ve buna göre uygulanacak karşı hareket tarzları oluşturulmalıdır.

Bölücü terör örgütünün içyüzünü anlatan aktif bir dezenformasyon programları plânlanmalı, tarihten çeşitli örnekler vererek ve hakkında olumsuz hikâyeler yayarak seçilen halk kesimi hedef alınmalı, tarafsız ya da taraf olma konusunda kafası karışık olan bölge halkı kendi tarafımıza çekilmelidir.

Psikolojik harekât planlayıcıları doğrudan insanla, insan davranışlarıyla ve bu davranışlarda yapılacak tutum değişiklikleriyle uğraşır. Bu nedenle psikolojik savaşla mücadelede önemli olan, bu mücadeleyi usulüne ve ruhuna uygun yürütecek, sürdürecek teşkilât ve yapılanmanın tesis edilmesidir. Türkiye gibi kritik bir coğrafyada, psikolojik ve asimetrik psikolojik saldırıların odağında bulunan bir ülkenin, her şeyden önce bu saldırıları önleyecek ve kıracak çapta içinde uzmanlaşmış psikolojik harekât ve insan istihbaratı timlerinin yer aldığı geliştirilmiş milli bir istihbarat yapılanmasına ihtiyacı vardır. Zira Günümüzde modern istihbarat teknik ve metotlarının başında insan istihbaratı (HUMINT) gelmektedir.  Bölücü terör örgütü halk desteğine büyük önem verir. Anılan desteği kaybettiğinde mücadeleyi de kaybedeceğini bilir. Bu maksatla insan istihbaratı özellikle psikolojik ve asimetrik tehdide karşı ön plânda tutulmalıdır.

Diğer taraftan, Türkiye terörle mücadelede medyanın gücünü kontrol etmede yetersiz kalmaktadır. Mütecavizin öncelikli olarak milli kültürümüzü, milli ve manevi değerlerimizi hedef aldığı bilinmektedir. Bunun için televizyonlardaki içerik olarak tamamen hile, desise, entrika ve düzene dayalı toplum ahlâkını zayıflatıcı nitelikteki dizi filmlerine bakmak yeterlidir. Psikolojik savaşta medyanın tartışılmaz gücü adeta bölücü örgütün lehine çalışmaktadır. Türkiye’de basın ve yayın stratejisi ve buna bağlı yayıncılık ilkesi olmadığından ne yazık ki, bu ve benzeri olaylarda medyanın fütursuzca hareket etmesi önlenememektedir. Buna karşı, devletin Türkiye’deki basın ve yayın stratejisinin belirlenmesinde ve özellikle terörle mücadelede yayın ilkeleri konusunda etkin tedbirler almak zorundadır.

Sonuç olarak psikolojik savaşla mücadelede başarılı olmanın yolu, psikolojik harp unsurlarıyla desteklenmiş milli bir istihbarat yapılanmasına sahip olmak, sürpriz yapmak, taktik örtü ve aldatma programları plânlamak ve uygulamak, akıllı davranmak, iyi sevk ve idare etmek, daima aktif ve oynak olmaktan geçer.