Maliye Bakanı Naci Ağbal, Türkiye’deki vergi sistemiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Drone’lara ÖTV getirme arzusu, uçan kuştan vergi kafasının değişmediğini gösterse de, konuşmasında iki önemli başlık vardı.

Bunlardan birincisi kurumlar vergisi ile ilgili… Ağbal, yüzde 20 olarak uygulanan bu oranının OECD ortalamasında geriletildiğini, fakat rekabetin vergiler üzerinden yapıldığını gördüklerini ve burada bir indirime gidebileceklerini söyledi. Bu tamamen boş laf.

Çünkü vergi oranınızın ne yüzdede olduğundan çok, neleri vergiden düşürebildiğiniz esastır. Yani dünyanın en düşük vergi oranını uygulayıp, bizde olduğu gibi hiçbir şeyi vergiden düşebilecek harcama olarak kabul etmezseniz, yine mükellefin canına okursunuz.

Vergilerin oranından çok ödenebilir ve adil olması gerektiğini anlatırken bunun üzerinde duruyorum. Vergi dediğinde kazanç esastır ve yanında birini çalıştırmayan insanın öğle yemeğini gider kabul etmiyorsan, onun aç kalamayacağına göre kaçırmasını teşvik ediyorsun demektir.

Bakan Ağbal, bu konuda da düzenleme yapılacağını sözlerinin arasına sıkıştırdı. Ama bunu gerçekten konuşmuyorsa, uygulamaya koymuyor ve vergiyi salma yerine gelire bağlı olarak tahsil etmiyorsanız, sürekli af fırtınasından kurtulmanız mümkün değil.

Zaman zaman işadamlarıyla konuştuğumuzda ABD’deki bu sistemi öneririm. Yani tüm giderlerin vergiden düşüldüğü kalanın yarısının alındığı uygulamayı. Hepsi koşulsuz altına imza atmaya hazır olduklarını belirtirler. Maliye Bakanı’nın bu konuda laf olsun torba dolsun diye konuşmadığını ümit ederim.

İddia ediyorum bu yöntemle daha çok vergi toplanacaktır. Zira piyasada da belli bir otokontrolü yaratacaktır. Herkes giderini gösterebilmek için belge toplayacak ve doğal olarak o kişiden kaybettiğiniz vergi gelirini, harcamayı yapanın para verdiği noktadan edineceksiniz.

Adil bir sistem kurar, ödenebilir, kaçırmayı cazip kılmayan vergi oranları uygular ve cezaları da IRS sisteminde olduğu gibi fahiş noktalara çekerseniz, hem firmaları rahatlatırsınız, hem de daha çok gelir elde edersiniz.

Öte yandan kayıt dışı probleminin de mutlaka çözülmesi gerekir. Doğru ve uygulanabilir bir vergileme modelinde insanlar kayıt dışı çalışmayı, cezaları da dikkate alarak göze almazlar. Alanın da ticari hayatına mal edersiniz, olur biter. Yani Bakan’ın dediği gibi tartışmamız gereken vergide indirim değil, muafiyetler.

Maliye Bakanı’nın atıfta bulunduğu ikinci konu da dolaylı vergilerdi. Ben gelir farkı gözetmeksizin herkesten eşit ve fahiş oranlarda alındığı için dünyanın en ahlâksız vergisi olarak nitelendiriyorum bunları. Dünya ortalaması yüzde 20’lerde geçerken, bizde yüzde 70’lerde dolaylı vergi uygulanıyor. Hatta vergi gelirlerinin içindeki payı da yüzde 80. Açık söylüyorum bu bir soygundur.

Bu iki başlık da çok önemli ve verilecek amacına ulaşması mümkün gözükmeyen teşviklerden çok daha etkili olacaktır. Peki, Maliye Bakanı’nın, dolayısıyla bütçenin bu uygulamayı yapmaya gücü yeter mi? Sanmıyorum ama umarım yeter. Zira bu kafayla bu af fırtınasının devam etmesi ve sonuçsuz kalması kaçınılmaz.