Korunma İhtiyacı

 

Herkese merhabalar.

Korunma ihtiyacı ilk çağlardan günümüze gelen, ilk insandan beri ihtiyaç duyulan, belki de insanların birbirleriyle iletişim ve işbirliği sağladığı ilk nedendir. İlk insan, dönemin vahşi hayvanlarından korunmayı ön planda tutarken, takip eden çağlarda insanın insandan korunması da ön plana çıkmış ve dünyanın en eski mesleklerinden olan ‘’parayla askerlik’’ ortaya çıkmıştır. Devirler ne kadar değişirse değişsin, değişmeyen tek bir şey vardır; Korunma içgüdüsü.

Nedir korunma içgüdüsü?

İnsan kaslar, kemikler, sinir sistemi ve hormonlar tarafından kontrol edilen bir bedende iki tür hareket sergiler:

1) istemli hareket,

2) istemsiz hareket.

İstemli hareketlerle istemsiz hareketlerin ortak çalıştığı nadir durumlar, genellikle insanın kendini tehlikede hissettiğinde oluşur. Ne olur; tehlikeyi beş duyu organıyla ve zihniyle algılayan canlı, bu tehlikenin geldiği yönün tersi ekseninde reaksiyon gösterir. Kimi zaman da çok kısa süren bir zihni değerlendirmeyle bu tehlikeye karşı savunma ve/veya atak yapar. Bu noktada, korunma içgüdüsü ortaya çıkar ve canlıyı o an için olabilecek en güvenli ortama en kısa sürede götürür.

Peki, koruma ve korunma bunun neresinde?

‘’Her bireyin dünyaya gelme amacı vardır. Bu amacı bulur ve bu amacı gerçekleştirerek hayatını kazanır.’’

Dünya üzerinde bazı milletler ‘’savaşçı toplum’’ olarak var olmuşlardır. Bu milletlerin bireyleri gün geçtikçe savaşçı dürtülerini biraz daha geliştirebilmişler ve bu şekilde evrilmişlerdir. Bu işi çok iyi yapan milletler, farklı vasıfları olan milletlere fiziksel koruma sağlamış; karşılığında da kendisinde olmayan maddi kazanımlar elde etmiştir. Bu da, ‘’Koruma’’ işini dünyanın en eski mesleklerinden biri yapmıştır.

‘’Bana 5 kilogram buğday verirsen, barbarlar geldiğinde seni onlara karşı korurum.’’ 

Günümüz toplum yapısı, ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik durum ve tabiî ki de maddi çıkarların her şeyden üstün geldiği bugünlerde korunma ihtiyacı herkesin dilinden düşürmediği bir durum. Aklın akıldan üstün olduğu her durumda maalesef kimse yüzde yüz güvende değildir. Yüzümüze tokat gibi çarpan bir gerçeklikle devam eden terörizm, yeri/yurdu belli olmadan, olmadık zamanlarda, en güçsüz olduğumuz anlarda bizleri vurmaktadır. Şunu anlamak gerekir: Bir birey olarak attığınız bir adım, başka bir bireyin istemediği herhangi bir durum oluşturabilir. Oluşan bu durumu karşınızdaki birey olumlu karşılamayabilir. Olumlu karşılamadığı gibi, içselleştirebilir. İçselleştirdiği an, en zayıf anınızı gözlemler ve kendi ruhani rahatsızlığını sona erdirmek adına size kötü eylemler gerçekleştirebilir.

İnsan olarak hepimizin belli kişisel özellikleri vardır. Bu özellikleri yıllar içinde bulmuş, geliştirmiş, kullanmışızdır. Üç tonluk bir Afrika filinin bir aslan kadar çevik ve atik olması mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki filin beslenme zincirinde, hareket eden canlı cisimler bulunmamaktadır.

İnsanoğlu, rekabetin en üst seviyede devam etmesinden kaynaklı oldukça yoğun bir hayat yaşamaktadır. Yaşanılan bu rekabetin getirisi olarak birbiriyle her yoldan çekişme yaşamaktadır. Kimisi sahip olduğu metelikle galip gelir, kimisi nüfusuyla galip gelir. Kimisi de bir telefonla her işini çözer. Ama bilinmelidir ki, bu rekabetçi dünyada birinin başarısı diğerinin başarısızlığıdır. Erdem yoksunu her birey, başarısızlık karşısında tekrar yenilgiye uğrar ve medeniyete uygun olmayan zorba yöntemler kullanmak ister. Bunun farkında olan insanlar, günlük hayatlarını sekteye uğratmadan korunma ve önleme yolları öğrenir, geliştirir ve uygularlar. Tekrar ediyorum, ‘’günlük hayatlarını sekteye uğratmadan’’… Bu kelimelerin anlamı koruma ve korunma olayının nasıl olması gerektiği konusuna bir örnektir. Korunacak kişinin günlük hayatında yaptığı işleri aksatmaması esastır. Koruma yapan kişinin de koruduğu kişiye baskı oluşturmaması, onun hayatında kamufle olması en etkin koruma yöntemidir.

Bu kadar kıymetli bir işin geri plana atılması ile ilgili çok yerinde bir benzetme vardır; Cam kırma çekici.

Cam kırma çekici kimsenin nerede olduğundan bile haberdar olmadığı, gören insanların da umursamadan bakıp geçtiği, otobüslerde ve toplu taşım araçlarında bulunan bir malzemedir. Ta ki, otobüs takla atana kadar. O dakikadan sonra en kıymetli malzeme olur.

Koruma ve korunma ihtiyacı da böyledir. ‘’Benim ihtiyacım yok’’ gibi düşünür insanlar. Yarattıkları toplum imajının ve kalın cüzdanın onlara her kapıyı açması, bu insanlarda özgüven oluşturur. Kimisi de nüfusuna kayıtlı onlarca vasıfsız akrabasıyla güç algısı oluşturur. Ama gerçek o dur ki kötülük, her zaman bir adım öndedir. Kötülükten de bir adım önde olan yegâne unsur, korumadır. 

Özetle meslek gurubuna bakmadan, yaşadığı hayata ve çevreye bakmadan herkesin önce kendisini ve dahası çevresindekileri korumasını öğrenmesi gerekir. Her beceride olduğu gibi korunma becerisi de zamanla geliştirilebilen, gerçeğe en yakın durumların pratiği ile tecrübe kazanmış kişilerle yapılan mülakatların kazanımıdır. Ancak bu beceriye sahip olan ve ya kendini bu yolda yetiştiren herkes çok kısa bir süre sonra çevresi ve yaşadığı dünyayla ilgili üst düzey farkındalık elde etmektedir. Başlı başına güzel bir serüven olan bu bilgi yolculuğunda kişi kendini neyden, nasıl ve hangi yollarla koruması gerektiğini öğrenir.

Çok başka hayatlar yaşayan ve kısıtlı vakti olan insanlar da, aynı o ilk çağlardaki paralı askerler gibi, koruma ve önleme esaslarını iyi bilen kişilerden hizmet alarak hayatlarını aynı akışta yaşamaya devam eder ve çok önemli bir unsur olan kişisel güvenliğe dikkat edecek bir çift göz kazanmış olur.

Güvenliğin ‘üst arama’ ve ’kimlik sorma’dan çok daha öteye geçmesi dileğiyle…

Saygılarımla

Onur ULAY