Dünyanın bugün itibariyle en büyük sorunlarının başında terörizm geliyor. Buna bağlantılı olarak yaşanan iç savaşlar, göç gibi unsurlar da ekonomik sıkıntıların tetikleyicisi oluyor. Fakat yapılan uygulamalara baktığınızda bunun yaratılmış terör ya da algısı olduğunu düşünmek de aklın gereği haline geliyor.

Herkesin hatırlayacağı 11 Eylül saldırısından sonra Afganistan ile başlayan süreç ve sonrasında yaşananlar kadar, yarattığı ekonomi de bariz ortada. Nitekim bunu bölgemizde yaşanan kaosun temelindeki enerji savaşlarında da görmek mümkün.

Bir tarafta büyük hesaplar, öte tarafta ana yolun yanındaki tali yollarda kazanılan paralar. İki dünya savaşının da ekonomik gerekçelerle çıktığı açık. Ama üçüncü dünya savaşında durum farklı. Şunu çok net söyleyebiliriz ki uzun süredir dünyadaki savaş, ekonomi üzerinden yapılıyor. Yani ortada iktisadi bir savaş var.

Parite savaşlarından finansal harbe kadar her enstrümanın kullanıldığı bu mücadelede, yaratılan güvenliksiz ortam ve geleceğin ekonomisinde, bağlantılı olarak siyasetindeki çekişme, bir tarafta gözyaşlarına öte tarafta servet arttırmaya sebep oluyor.

Sadece olayı terörizm bazında düşünmeyin. Bakın uçakla yolculuk yapanlar şimdi bir anonsu hatırlasın. Samsung’un bir modelinin patlama riski nedeniyle kullanılmasının yasaklandığı, uluslararası havacılık kuruluşlarının bu yöndeki kararı kapsamında duyuruluyor. Oysa o modellerde aynı sıkıntının İphone’da da olduğunu biliyoruz.

Ama güç dengeleri bakımından ağırlıklı olarak batı merkezli bu kuruluşlar güvenlik gerekçesiyle, sorunun değil, markanın üzerinde durmayı tercih ederek, algı operasyonu yapıyorlar. Oysa bir güvenlik riski varsa, o özelliklerde olaya neden olan tüm markalar için geçerlidir.

Şimdi bunun yeni bir örneğini ABD ve İngiltere’ye olan uçuşlarla ilgili yaşıyoruz. Hatırlayacaksınız bu ülkeler güvenlik gerekçesiyle bizim de aralarında olduğumuz bazı ülkelerde el bagajlarına yasaklamalar getireceklerini açıkladılar. Gerekçe terör riski idi.

İlk bakışta haklı bulan da haksız bulan da oldu. Bazıları bunu siyasi bir tavır olarak yorumladı, bazıları o ülkelerin haklı gerekçelerle kendilerini koruma altına aldığını söyledi. Fakat net olan bir şey var ki algı tamamen yerleştirildi.

Sonra bu ülkeler ‘çözümü var’ diyerek ortaya çıktılar. Onu da yeni yeni anlıyoruz. Eğer mesela dizüstü bilgisayarınızı bu özel üretilmiş tomografi cihazından geçirirseniz, yanınıza almanız mümkün olacak.

Son haber ileri teknoloji kullanılarak üretilen katı, sıvı ve tabaka patlayıcıları tespit edebilen tomografi tabanlı cihazın İstanbul Atatürk Havalimanı’nda belli kapılara konulduğu yönünde. Bununla ilgili eğitimlerin de başlayacağı ifade ediliyor. Elbette o eğitimi de üretici firma uzmanlarıyla gelip, yüksek ücretler alarak kendileri yapacaktır.

Ardından konuyu biraz daha araştırdım. Gördüm ki bu cihazların üreticisi ABD’li L3 Güvenlik Sistemleri Şirketi… Üstelik yalnız da değiliz. Cihazlar ABD’deki havalimanlarından başka Hollanda’nın Schippol, Singapur’un Changi ve Güney Afrika’nın Johannesburg havalimanlarıyla aynı anda bize de kuruluyor. Kim bunun güvencesini veriyor? ClearScan markasıyla üretilen cihazın onayını ABD Ulaşım Güvenlik Dairesi (TSA) ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı (ECAC) veriyor.

Şimdi ilk planda baktığınızda terörizm tüm dünyanın baş belası. Güvenlik için geliştirilen bir teknoloji için de şükranlarımızı sunarız. Ama üretiminden eğitimine kadar cihazların, yaptırımı uygulayanın ve terör örgütlerini PYD/YPG gibi açıktan destekleyenin menşei bir olunca fotoğrafın rengi değişiyor.

İşte biz buna acımasız ekonomi diyoruz. Sıkıntı yarat, yaptırımlar açıkla, çözümü göster ve satışı yap. Hepsinin de adresi aynı olsun. Bu fotoğrafa söylenecek tek cümle kalıyor. Güvenlik bahane, satış şahane…