Bakan Bülent Tüfenkçi, esnafın kredi borçlarının yeniden yapılandırılacağını açıkladı. Aslında bugünkü piyasa koşullarına baktığınızda son derece yerinde bir karar. Gecikme faizleri silinecek, icra işlemleri de sonlandırılacak.

Fakat bu bir iane, destek, teşvik ya da amiyane tabirle kıyak değil. Tamamen ihtiyaçtan ve çaresizlikten kaynaklanıyor. Zira siftahsız günler geçiren, mal satsa da vadeye yayan, sattığı harcadığını kurtarmayan bir esnaf gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Uygulamaya baktığımızda peşin öderseniz bu olanaktan yararlanıyorsunuz. 12 ay vadeyle ödemek isterseniz, yüzde 8 faiz oranıyla karşı karşıyasınız. Yani çalışanına yüzde 3 + 3 zam veren, faizden yakınan, enflasyonun düşeceğini iddia eden iktidar yüzde 8 faiz uyguluyor.

Bu tespiti yaptıktan sonra işin özüne dönersek, kimsenin bunu peşin ödeme şansı yok. Bunun için bankadan gidip kredi alması gerekiyor. Yani sonuçta bir şey değişmiyor. 2003 yılında bu hükümet ilk vergi yapılandırmasını af adı altında sunarken bir öneride bulunmuştum.

Afların günlük sorunları çözebileceğine, ama problemi ortadan kaldırmayacağına dikkat çekerek, yeni ve ödenebilir bir vergi / prim sistemi kurulmasını ardından beyaz bir sayfa açılmasını, aksi takdirde bunun bir sonraki affa ya da yapılandırmaya kadar problemi ötelemek olduğunu belirtmiştim.

Elbette dinlenmedi; gerçekten 3-4 sene sonra yeni bir af önümüze geldi. Bunu periyodik olarak çıkarılan diğer yapılandırmalar izledi. Sıcak paranın ülkeyi sardığı, tüketimin ve iş hacminin yükseldiği dönemlerdi, ama reel sektör maliyetlerine yetişemiyordu.

Bankaya gittiğinde ticari kredi bulamıyordu; kredi kartı ve ihtiyaç kredileriyle durumu kurtarmaya çalışıyordu. TESKOMB ya da Halkbank kredilerini de alıp, borcunu kapatmak ya da ayakta kalmak için çaba harcıyordu.

Yine o süreçte verdiğiniz kredinin takibini yapmaz ve size ödeneceğini bilerek buna göz yumarsanız, ülkenin de reel sektörün de sarmala gireceğini belirtmiştim. Çünkü müteşebbis krediyi ya da teşviki işini geliştirmek için alıyorsa, ortaya çıkan katma değer zaten borcu öder.

Ama bir vezneden çekip, diğer vezneye ödeme yapıyorsa sadece sorunu öteler ve daha çok borçlanır; faiz sarmalına girer. Bugünlerde bakmayın faizden yakındıklarına, kamu ödemesini alabilmek için bu sisteme göz yumdu.

Son süreçte de arka arkaya yapılandırmalara, yapılandırmanın yapılandırmasına, ‘bak bu son tarih’ deyip kısa süre sonra tekrar yapılandırmaya hep beraber şahit olmadık mı? O sürecin başlangıcında da ‘Türkiye bir yapılandırma ya da af fırtınasına giriyor’ demiş ve arka arkaya bunun yaşanacağını belirtmiştim.

Zira insanların yapılandırmaya başvururken, çözümsüzlük içinde sadece icrayı ötelemek hedefini taşıdığını, talep edilenleri ödemekten yoksun olduğunu görüyordum. Nitekim daha bir yapılandırma bitmeden, esnafa yapılandırma bilmem kaçıncı kez kapıyı tekrar çaldı.

Dediğim gibi bu bir iyilik değil, kaçınılmaz bir sondu. Sistemi düzeltmeyip, sorunu çözmedikçe, benzerlerini de yaşayacağız. Zira artık parasal sıkıntı yaşayan tek adres esnaf ya da KOBİ değil.

Alacağını tahsil edemeyen, dışarıdan yeterli kaynağı bulamayan, içte katma değer üretemeyen kamu da büyük bir finansman sorununun pençesinde kıvranıyor. Bugün Türkiye ekonomisinin durumu, dün kurban edilen kredi ya da kredi kartı borçlusu veya vergi / prim ödeyemeyen reel sektör ile aynıdır.

Bu ülkeyi yıllardır yönetenler şimdi gelinen noktayı şaşkınlıkla karşılamasınlar. Çünkü tek tek kurban ettiklerinin ortaya çıkarttığı dev sorun, kamuyu da sarmala soktu. Ne demişler? “Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da bir ülkeyi kurtarır.”

İşe o mıhı, ihmal ya da kurban ederek başlayanların, bugün ülkeyi kurtarması ise ancak hamasetle mümkün zannedilir. Zira ders almak ve sorunu gerçekten çözmek gibi bir adet ülkemize uğramıyor.