Egzersizin sağlığımıza olumlu katkısını yeni öğreniyor değiliz; bir bakıma yeniden öğreniyoruz. Ege’nin insanlığa armağan ettiği büyük hekimler Hipokrat ve Galen bin yıllar öncesinde sağlıklı bir ömür sürmenin spor yapmakla mümkün olduğunu bildirmişlerdi.

Savaşlarda, kıtlıklarda, salgınlar nedeniyle ortalama insan ömrünün 30 yılı pek aşamadığı yüzyıllar süren karanlık dönemler sonrasında enfeksiyonlarla başarılı mücadele, beslenmenin artması, ekonomik durumlarda düzelme ve kentleşme gibi köklü olumlu değişikliklerle birlikte yaşam sürelerimiz uzadı ve 70’li yaşlara ulaşabilmek olağan bir durum haline geldi. Ne var ki teknolojinin, makinelerin hayatımıza girmesi insan türünü yaşamını bedenini daha az çalıştırarak sürdürebilen bir varlık haline getirdi. Buna eskiye göre daha fazla kalori aldığımız, daha fazla tuz tükettiğimiz bir beslenme biçimini benimsemiş olmamız eklenince tansiyonu, şekeri, kolesterolü çok daha yüksek, şişmanlığın, yüksek tansiyonun, kalp & damar hastalıklarının, inmelerin temel toplum sağlığı sorunları ve ölüm nedenleri olduğu toplumlar haline gelmiş bulunuyoruz.

Son 50 yıl içerisinde egzersizin insan sağlığına olumlu katkısını kanıtlarıyla gözler önüne seren çalışmalar yayınlanmış bulunuyor. Fiziksel olarak daha aktif ve formunu koruyan kişilerde hareketsiz bir yaşam tarzını benimseyenlere oranla koroner kalp hastalıkları hem daha az görülüyor, hem daha ileri yaşlarda görülüyor hem de daha hafif seyrediyor. Egzersizin yararı yalnızca kalp ve damar sistemi hastalıklarıyla sınırlı değil üstelik. Şeker hastalığı, hipertansiyon, depresyon, osteoporoz ve hatta bazı bağırsak ve rahim kanserlerinin dahi düzenli egzersiz yapanlarda daha az görüldüğü bildiriliyor. Orta yaşlarına dek hareketsiz yaşam sürmüş bir kişinin hangi yaşta başlarsa başlasın egzersizden yarar göreceğini vurgulamak gerekiyor.

Düzenli egzersiz fazla kiloların atılmasına, tansiyonun düşürülmesine, kötü kolesterolün düşürülürken iyi kolesterolün arttırılmasına, şeker hastalarında vücudun insülini kullanarak kan şekerini düşürmesine yardımcı oluyor. Özellikle kalp hastalığı nedeniyle günlük yaşamlarında çabuk yorulduklarını hisseden kişiler düzenli egzersiz yapmak suretiyle normal aktivitelerini yorulmadan sürdürebiliyorlar. Kalp krizi geçiren kişiler egzersiz programlarına erken dönemde dâhil edildikleri takdirde işlerine daha erken dönebiliyor, yaşam kalitelerini düzeltebiliyor, huzursuzluk ve stresle daha kolay başa çıkabiliyorlar. Sıklıkla sorulan soru ne kadar sıklıkla, süreyle ve nasıl egzersiz yapmamız gerektiği. Yapılan çalışmalar her gün tekrarlanan, yarım saat süren enerjik bir yürüyüşle kalp & damar sistemine faydalı etkinin elde edilebileceğini kanıtlamış bulunuyor. Her gün yapılamadığı takdirde haftanın çoğu günleri prensibini izlemek gerekiyor ki bu da haftada en az dört gün anlamına geliyor. Yürüme bandı kullananlar için daha net ifade etmek gerekirse enerjik yürüyüşten kasıt saatte 5-6 km hızda yürümek. Hafif koşu, bisiklet, yüzme gibi dinamik egzersizlerle aynı faydayı görebilmemiz mümkün. Yarım saat sürenin 10’ar dakikalık egzersizlerle de tamamlanması mümkün. Her gün yapılan bu tip bir egzersizle haftada 600 1200 kalori harcanabiliyor ki bunu arttırarak 2000 kaloriye ulaşmakla şüphesiz daha büyük fayda elde edilebilir.

Egzersizin zararı olabileceği, örneğin bir kalp krizi riskini beraberinde getirebileceği yönünde çekinceler söz konusu olabiliyor. Ne var ki istatistikler bu riskin çok çok düşük olduğunu gösteriyor. Bilinen bir kalp hastalığı olmayan bir kişide bu olasılık 400.000 800.000 saatlik bir egzersiz süresinde 1 olarak ifade edilirken, kalp hastalarında dahi 62.000 saatte 1 gibi düşük bir kalp krizi ya da ritim sorunu gelişme olasılığı söz konusu. Düzenli egzersiz yapanlarda bu risk hareketsiz yaşayanlara kıyasla 50 misli daha düşük. Bu rakamlar egzersizin hem sağlıklı bireylerde hem de doktorlarının izin vermiş olduğu kalp hastalarında son derece güvenilir olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte egzersiz yaparken göğüs ağrısı, sıkışma hissi, çok çabuk yorulma, baş dönmesi şikâyetleri hisseden kişilerin bir doktora başvurmaları gerekiyor. Sigara, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, hipertansiyon, şişmanlık, birinci derece akrabalarında kalp hastalığı gibi risk faktörlerinin iki ya da daha fazlasına sahip, 45 yaşını aşmış bir birey egzersiz yapmaya başlamaya karar verdiğinde yine doktoruna danışmasında yarar var. Bunlarla birlikte şunu bilmeliyiz ki, en önemlisi başlamak; ve asla geç kalmış değilsiniz!