Küreselleşme dönemi sona ererken ve bunun yerini bölgeselleşme süreci alırken, yeni dünya düzeni arayışları içerisinde, uluslararası konjonktürde gene orta dünyanın öne çıktığı ve bu bölge üzerinden bir yeni İpek yolu arayışının belirginlik kazandığı görülmektedir. Tarihin derinliklerinde kalmış bir konu olarak bilimsel araştırmalara konu olan İpek yolu oluşumunun, yirmi birinci yüzyılın ortalarına doğru yeniden dünyanın gündemine girmesi, üzerinde durulması gereken bir konu olmuştur. Eski İpek yolu tarihe mal olmuş bir konu olarak geride kalırken, bugünün dünyasında yeni bir İpek yolu oluşturma girişimlerinin arkasında yatan gerçekleri ve gerekçeleri ele alarak öncelikle tartışmak gerekmektedir. Tarihin kötü yönlerinin tekrar gündeme gelmemesi için, tarihten dersler alarak ve bunlardan faydalanarak daha iyi bir yönde yeni bir tarih çizgisinin tamamlanması, insanlık âleminin dünyanın geleceği için dikkate alması gereken bir husustur. Hiçbir siyasal gelişme ya da toplumsal olay durduk yerde tekerrür etmediği gibi, tarihsel sürecin devamı çizgisinde birbirine benzer birçok olay sırasıyla yeniden ortaya çıkabilmektedir. Bu durumun değerlendirilebilmesi için sadece tarih bilimi değil ama bütün sosyal bilimlerin ortak bir tavır içinde konuyu inceleyerek açıklamaları gerekmektedir. İpek yolu olgusu da bu doğrultuda hem bir tarihi konu hem de bir güncel oluşum olarak gündeme yeniden gelmektedir. Bu nedenle konunun her yönü ile ele alınarak tartışılması gelecekte dünya düzeni açısından kaçınılmaz bir biçimde zorunlu hale gelmiştir.

İpek yolu, tarihin ilk dönemlerinde Çin’de ipek kozasından üretilen çeşitli giyim eşyasının ve benzeri malların bir kervan yolu ile batı bölgesine taşınmasını sağlayan geçiş yolunun adı olarak konulmuştur. Akdeniz kıyılarından başlayarak Çin’e kadar bütün Avrupa ve Asya bölgelerini baştan başa kat eden kervan yoluna, tarih biliminde ve coğrafya kitaplarında İpek yolu adı verilmiştir. Hatay bölgesinden Asya kıtasına giriş yapan İpek yolu, İran ve Afganistan’ın kuzeyini geçtikten sonra Pamir bölgesine ulaşmakta ve burada kara bölgelerinin doğusu ile batısından gelen çeşitli kervanlar bir araya gelerek ipek ürünlerini takas ederek değişmekteydiler. Taş kule adı verilen bir ticari merkezde gerçekleştirilen değiş tokuş işlemleri, dünya ticaretinin önde gelen etkinlikleri olarak tarih boyunca devam edip bugünlere kadar gelmiştir. Rusya ve Türkistan toprakları ipek yolunun kuzey bölgelerini oluştururken, İran ve Hindistan ise güney bölgeleri olarak ipek yolu kervanlarının gelip geçtiği ülkeler olarak coğrafya alanlarında yerlerini alıyorlardı. Taklamakan çölü geçilemez bir bölge olarak kesişme noktaları arasındaki bağlantıları önlerken, kervanlar bu hattın kuzeyi ve güneyinden geçerek mallarını gidecek adreslere ulaştırabiliyorlardı. Batıyı uzak doğuya, Avrupa’yı Asya’ya, Hindistan’ı Çin’e, Orta Asya’yı Akdeniz’e bağlayan ipek yolu güzergâhları zaman içerisinde dünya ticaretinin ana merkezleri olarak yeryüzü haritası üzerindeki yerlerini alıyorlardı. İlk zamanlarda Çin’in Sarı ırmak bölgesinde gerçekleştirilen ipek üretimi daha sonraki aşamalarda ülkenin her bölgesine yayılınca, bu kez ipek eşya taşıyan kervanlar hem Asya’nın her bölgesine yayılıyorlar hem de güneydeki Akdeniz hattının üzerine çıkarak, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığının toprakları üzerinden, dünya ana karasının batı bölgesini oluşturan Avrupa kıtasının bütün bölgeleri ile kentlerine doğru genişleme eğilimleri gösteriyorlardı. Büyük Okyanus kıyılarından yola çıkan İpek yolu kervanları uzun mesafeleri arkada bırakarak Atlas okyanusu kıyılarına kadar ulaşabiliyorlardı. İki okyanus arasında kalan üç kıtayı sürekli olarak kat eden ipek yolu kervanları Asya ve Avrupa kıtalarını ekonomik açıdan birleştirirken, Akdeniz üzerinden Afrika kıtasının kuzey yarısındaki yerlere kadar gidebiliyorlardı.   

Tarihi İpek yolu geride kalırken, bugünün dünyasında bir de yeni İpek yolu oluşumunun ortaya çıkması, küreselleşme sonrası dönemde dünya bir bölgeselleşme oluşumuna doğru giderken güncellik kazanmıştır. Özellikle yüz yıllardır kendi içine kapanmış ve sırtını batı dünyasına dönmüş bir biçimde yaşayan Çin gibi bir büyük dev ülkenin bütün dünyaya açılımı sırasında, yeni İpek yolu tartışmalarının önem kazanarak öne çıktığı artık yadsınamaz bir biçimde evrensel kamuoyunda yer etmiştir. Tek bir yol olmayan İpek yolu, kervanların geçip gittiği bölgelerin zaman içindeki genel adı haline gelmiştir. Doğu yarıkürenin büyük bölümünü kapsayan ticari rotalardan oluşan İpek yolu aynı zamanda bir ulaşım kanalları ağı konumunda idi. Dağlık bölgeler ile ovaları, platolar ile denizleri bir araya getirerek kaynaştıran İpek yolu havzası, geçen yüzyıllarda olduğu gibi yirmi birinci yüzyılda da dünya ticaretinin ana havzası olarak etkinlik kazanmaktadır. Resimlerde gösterilmeye çalışıldığı gibi aslında İpek yolu bir deve yolu değildi. O dünya ticaretinin küreselleşmesi süreci içinde bu oluşumun prototipi olarak gerçeklik kazanıyordu. Milat sonrası dönemlerde dünya üretiminin ana merkezi olan Çin bölgesi, yüzyıllarca İpek yolu üzerinden batı pazarlarına açılarak mallarını gönderebiliyordu. Ticaretin devam ettiği barış dönemlerinde bu ticari yolun kavşakları mal değişimi sayesinde canlanırken, savaş dönemlerinde bu gibi hareketlenmelerin durakladığı görülmüştür. Birbirine bağlı bir yollar şebekesi olarak gerçeklik kazanan İpek yolu güzergâhı, birbirini izleyen dönemler içinde yeni ve eski devlet düzenleri doğrultusunda değişimler geçirerek farklı yapılanmalara sürüklenmiştir. Asya kıtasının sonsuz steplerinde kurulan imparatorluklar, birbirini izleyen bir sıra içinde etkinlik kazanırken, ticareti denetimleri altında tutan para ve sermaye sahibi toplum kesimlerinin tercihleri doğrultusunda çeşitli yönelimler, İpek yolu üzerinden Avrupa ve Asya kıtalarının farklı bölgelerine doğru yansımalar gösteriyordu. İsa’dan önce ikinci yüzyılda başlayan İpek yolu ticareti, modern çağın batı merkezli su yolu ticaret düzeninin kurulduğu on beşinci yüzyıla kadar devam edip gelmiştir.

Hun İmparatorluğundan Han İmparatorluğuna dönüşen Çin devleti, Roma imparatorluğu döneminde, batı ülkelerinin mal gereksinmelerinin karşılanmasında önde gelen bir rol oynayarak, İpek yolu üzerinden Asya-Avrupa hattının oluşumuna giden yolu açıyordu. Normal karayollarının yapımından yüzyıllar önce oluşturulan İpek yolu, bozkır ve dağlık alanlar üzerinden ülkeleri birbirine bağlıyordu. Birbirine bağlanan ülkeler üzerinden geçip giden İpek yolu alanında kervansaraylar kurulurken, yerel pazarlar da İpek yolu ticaretinin destekleri ile önem kazanıyordu. Ankara –İstanbul hattı üzerinde Samanpazarı-Beypazarı-Adapazarı gibi üç büyük pazarın birbirine bağlı bir sıra çizgisi içinde gerçeklik kazanması, İpek yolunun ortaya çıkardığı pazarlar arasındaki yol bağlantısı ekonomi üzerinden bir küreselleşme sürecinin gerçeklik kazanmasına giden yolu açıyordu. Pazarlar arasında gidip gelen ipek kervanlarının gittikleri bölgelere hareketlilik getirmesi, bu coğrafya üzerinde kurulmuş olan yeni devletler ile imparatorlukların zenginleşmesine katkıda bulunuyordu. Bu yoldan zenginleşen devletler de sahip oldukları ekonomik zenginlikler sayesinde daha geniş alanlara yayılarak imparatorluklara dönüşüyorlardı. İpek yolunun geniş dağıtım şebekesinin sayesinde bin bir çeşit mal develerin sırtlarında ülkeden ülkeye taşınıyordu. Altın, gümüş gibi kıymetli madenler bu yollarda taşınırken Çin barutu ile Venedik camı, Semerkand kağıdı ile Çin porselenleri dünyanın çeşitli ülkelerinde satılma şansı elde ediyorlardı. Selçuklu devletini yıkan Moğollar Kırım’a gelince veba mikrobundan kırılarak yok olma noktasına gelirken, İpek yolunun çıkmazına saplanıp kalıyorlardı. Ay ışığında tiril tiril titreyen bir kumaş türü olarak ipek ürünleri her zaman için dünya ticaretinin önde gelen malı konumunu İpek yolu sayesinde koruyordu. Orta Asya stepleri İpek yolu sayesinde yaşam kazanırken, üç büyük kıtanın bozkırları da aynı doğrultuda yeni bir jeopolitik önem kazanıyorlardı. Asya topraklarında petrol ve diğer madenler çıkana kadar, ülke ve bölgelerin önem kazanmaları, İpek yolu hatlarına dayanılarak elde ediliyordu.

Petrol yatakları ile birlikte yeraltı maden sahaları da önem kazanırken, gene İpek yollarının kavşakları üzerinden tüccarlar dünya pazarlarına çıkabiliyorlardı. Çin gibi Asya ülkelerinin geniş sahalar ile var olduğu kıtasal topraklar üzerinde, ticaret sayesinde canlı bir yaşam düzeni kurulurken, kuş uçmaz kervan geçmez bozkırlar geride kalıyordu. Büyük devletler sahip oldukları emperyal düzen üzerinden İpek yolu sahalarına egemen olmaya çalışmışlar ama bölge halklarının direnmesi yüzünden istedikleri bağımlı düzenleri kuramamışlardır. Orta Asya’nın Türk devletleri platolar üzerinde geçirdikleri eski durgun dönemlerden zamanla uzaklaşırlarken, dünya ticaretinin yeni merkezleri konumuna gelmişlerdir. Çöl alanda tarım yapan halklar, elde ettikleri ürünlerini dünya pazarlarına ulaştırırlarken, İpek yolu yapılanmalarından olabildiğince yararlanmışlardır. Petrol alanları sarı altın yaratırken, pamuk tarlaları da beyaz altın olarak kabul edilmişlerdir. Bölge halkları kendi toprakları üzerinden kazandıklarını İpek yolu kanallarından giderek dünya ticaretine yansıtmaya çaba göstermişlerdir. Bu düzen Milat yıllarından başlayarak on beşinci yüzyıla kadar devam edip gelmiştir. Ne var ki, iki büyük cihan savaşının gerçekleştiği yirminci yüzyılda imparatorluklar dağıtılırken, ulus devletlere giden yollar açılmış ve bu nedenle de İpek yolu hatlarının geçtiği alanlarda sınırlar yeniden çizilerek eskisinden farklı devlet yapılarının ortaya çıkması sağlanmıştır. Yeni dönemde devletler imparatorluktan ulusal yapılara dönüşürken, İpek yolu farklı bir yola girmiştir. Bir yandan yeni başkentler İpek yolu ticaretinde hegemonya kurmaya çalışırken eski ticaret kentleri de konumlarını koruyarak yeni dönemde ulus devletlerin başkentleri ile rekabet şansını kullanmaya çalışmışlardır.

Eski İpek yolu Çin’de üretilen ipek malı giyim eşyalarının batı pazarlarına eriştirilmesine dönük bir hedef doğrultusunda oluşturulmaya çalışılmıştır. Ne var ki, yirmi birinci yüzyılda uluslararası konjonktürün değişmesi üzerine, ikinci kez siyasal gündeme gelmiş olan yeni İpek yolu ise bu kez bir süper güç ve endüstri devi konumuna gelen Çin Halk Cumhuriyetinin dünya piyasalarına açılması gibi bir amaç çizgisinde ortaya çıkmıştır. Yirminci yüzyıla kadar kapitalizm batı merkezli olarak gelişirken, Asya kıtasının tamamı batılı emperyal ülkelerin işgali altına girmiş ve bu doğrultuda Çin, Hindistan ve Endonezya gibi büyük ülkeler sömürgeci batı emperyalizminin dominyonları konumuna düşmüşlerdir. Birinci ve İkinci dünya savaşı sonrasında yerküre yeniden düzenlenirken, Çin Afyon savaşından kurtarılarak komünist bir devlet biçimine dönüştürülmüş, Hindistan ise İngiliz emperyalizminin Asya kıtasındaki ana merkezi konumuna gelmiştir. İngilizler on beşinci yüzyıl sonrasında Birleşik Krallık adı altında bir dünya devleti kurmaya yöneldiklerinde, Çin ve Hindistan’a özel önem vermişler ve bu iki büyük ülkenin kendi hegemonyaları altında kalmasını istemişlerdir. Çin bir afyon savaşına mahkûm edildiği aşamada uyanıp kalkınabilmek için en az yüzyıllık bir zaman kaybına uğramıştır. Hindistan ise daha yoksul ve geri bir ülke konumundan kurtulamadığı için İngiliz emperyalizminin elinde bir deneme tahtası olarak kullanılmıştır. Batı emperyalizmi, Akdeniz üzerinden doğu sularına girerek Orta Doğu’ya egemen olmaya çalışırken eski İpek yolunun merkezi konumundaki kentlere de el koymuştur. Böylece, eskiden doğudan batıya doğru yönlendirilen dünya ticareti bu aşamadan sonra yön değiştirerek tamamen ters bir biçimde batıdan doğuya doğru yönlendirilmeye başlanmıştır. İngiliz kumaşları Asya pazarlarında en ön planda yer almaya başlarken, Çin malı ipek eşyaların bu pazarlardaki eski yerlerini kaybettikleri görülmüştür. “Asılacaksan İngiliz sicimi ile asıl” biçimindeki sözler ile İngiliz mallarının sağlamlığının reklamı yapılmış ama Çin işi ipek eşyalar zamanla önemini yitirmiştir. Böylesine bir emperyal dönüşüm sonrasında, İpek yolu eskisi gibi çalışamamış, savaşlar sonrasında  imparatorlukların dağılması ve yeni devletlerin kurulmasıyla birlikte doğu bölgesi ve Orta Doğu pazarlarında gerileme ve durgunluk dönemlerine sürüklenilmiştir. Emperyalizmin bölgeye gelmesiyle birlikte batılı ürünler doğunun pazarlarında geniş yer almıştır.

Yirminci yüzyılda Rusya ve Çin sosyalist rejimlere yönelirken, batılı kapitalist ülkeler ile ekonomik rekabet şansını elde edememişler ve bu yüzden yoksul kalmışlardır. Çin’de eskisi gibi dış pazarlara yönelen bir ekonomi olmadığı için İpek yolu üzerinden ticaretin dünya pazarlarına açılışı yapılamamıştır. Sosyalist rejimler içe dönük üretime yöneldiği için dış ticaret gerilemiş ve bu durum da İpek yolu ticaretinin durgunlaşmasına neden olmuştur. İngilizler Orta Doğu’ya gelirken aynı zamanda Afrika’nın güney ucu olan Kap burnundan deniz yolu açarak, doğu batı ticaretini kendi sömürgeleri aracılığı ile kontrol etmeye çalışmış ve böylece İpek yolunun gerilemesinden doğan ticaretteki durgunluğu aşabilme yolunda yeni bir alternatifi devreye sokmuşlardır. Aynı dönemlerde Mısır’daki Süveyş kanalının açılması da doğu-batı ticaretini hızlandıran önemli bir gelişme olmuş ve böylece eski İpek yolu ticaretinin yerini Süveyş kanalı ile Kap burnu yolları almıştır. Dünya savaşları sırasında bu bölgelerde de karışıklıklar öne çıktığı için ticaret yollarındaki güvenlik ortadan kalkmış ve bu aşamadan sonra gene eski İpek yolu aranmaya başlanmıştır. Sosyalist sistemin çöküşü sonrasında devreye girmiş olan küreselleşme olgusu dünya ticaretini her yönü ile geliştirirken, İpek yolu arayışları yeniden önem kazanmıştır. Batılı ülkelerin malları bütün dünya ülkelerinde piyasa ekonomisi üzerinden yaygınlık kazanırken, sosyalist Çin de yeni dünya düzeninde dış ticarete açılmıştır. Çin’e Hong Kong gibi bir İngiliz sömürgesinin devredilmesi dönüm noktası olmuş, bu aşamadan sonra Çin’in batı bölgesinde Şangay merkezli bir ekonomik üretim merkezi kurulmuştur. Çin, Pekin merkezli devlet yapısında sosyalist sistemi korurken, dünya ülkeleri ile piyasada rekabete girmek için Şangay merkezli ikinci bir Çin düzenini kapitalizm uygulaması ile yaratarak, dünya ekonomisinde başa güreşmeye doğru yol almıştır.

Çin’in yeni dönemde bir ekonomik dev olarak piyasalara yönelmesi ile birlikte, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında ekonomik büyüklük yarışı başlamış ve küreselleşme döneminin çeyrek asırlık dönemi geride bırakılırken, Çin Şangay düzeni ile kurduğu ekonomik devlet yapılanması ile dünyanın bir numaralı ekonomisi konumuna gelmiştir. Çin kendisinden beklenen bu gelişmeye on yıl önceden ulaşarak, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde bu aşamaya gelirken Amerika Birleşik Devletleri gibi bir Atlantik devini resmen geride bırakmıştır. ABD ekonomisinin bütün değerli kağıtlarını ele geçiren Çin, sahip olduğu bu ekonomik gücü giderek artan üretim gücü ile de destekleyince, haklı olarak dünyanın yeni süper gücü konumuna gelmiştir. Çin bugün gelmiş olduğu yeni aşamada, giderek dünyanın geleceğini belirleme şansını daha fazla kullanabilmekte ve batılı emperyalist devletleri geride bırakmaktadır. Asya kıtasının en büyük devleti olan Çin Halk Cumhuriyeti ticarette önceliği Asyalı komşusu olan ülkelere verirken, eskisi gibi İpek yolu güzergâhlarından yararlanmakta ve bu yol aracılığı ile son dönemlerde geliştirdiği üretim fazlası malları Asya’nın yoksul ülkelerine öncelikli olarak ulaştırmaya çalışmaktadır. Pekin’deki sosyalist rejim eskisi gibi yoksul ülkelere öncelik tanırken, Şangay’daki kapitalist Çin’de batının önde gelen ekonomik devleri ile her alanda yarışarak küresel bir ekonomik hegemonya oluşumunu dikkatli bir biçimde gündeme getirmektedir. Sosyalist Çin’in sesini daha da yükselterek dünya siyasetine müdahale etmesini isteyen çevreler kadar, Şangay’daki kapitalist Çin’in gelişmekte olan ülkelere daha fazla ekonomik yardım yapmasını isteyenler de öne çıkarak Çin’e baskı yapmaya çalışmaktadırlar. Küreselleşme döneminde inisiyatif tekelci şirketlerin eline geçerken, devletler eski güçlerini kaybetme noktasına gelmiştir. Böylesine bir gerileme süreci içine giren ulus devletlerin batılı kapitalist emperyalistlerin altında kalmamak üzere, Çin önderliğinde yeni bir ekonomik düzen arayışına gittikleri son zamanlarda görülmektedir. Sosyalist düzenini koruyarak kapitalizme yönelen Çin, hem doğu-batı ilişkilerinde hem de sosyalizm-kapitalizm tartışmalarında giderek öne çıkmakta ve dünyanın yeni önderi konumu ile bütün devletlere ve halklara yön gösterebilmektedir.