Türkiye enerji zirvesine ev sahipliği yapıyor. Öncelikle bu tip organizasyonların ev sahibi olmak önemlidir. Fakat süreci yöneteceğiniz anlamına gelmez. Yani ülkemizin batı ile doğunun köprüsü olmakla, ortağı olması arasındaki fark gibi, pozisyonunuz sonuçlarda büyük sapmalar doğurur.

Kongre çerçevesinde yapılan konuşmalar var. Elbette herkes dünya enerji piyasasındaki etkinliğini arttırabilmek için ‘iyiyiz’ ya da ‘önemliyiz’ lobisi yapıyor. Buna biz de dahil…

Fakat bir gerçek var ki doğalgaz ve petrol türevi enerji bir yana, Türkiye’nin ihtiyacının ancak yüzde 10’unu karşılayacak nükleer tesislerle övünmesi, hatta bir üçüncüsünün yolda olduğunu açıklanması insanı üzüyor.

Çünkü ortaya çıkan kayıp, elde edeceğiniz kazancın yanında kat be kat fazla. Buradan bir takım jeopolitik önem kazanma peşinde koşan Türkiye’nin daha akılcı ve içten gelen çözümlere kulak vermesi gerekir.

Rüzgâr türbinleri konusunda teşvik alıp batanları ya da güneş enerjisi üreten tesisleri yok saymaktan vazgeçmesi gerekir. İzmir’deki son Küresel Isınma Kurultayı’nda bir bilim insanı ‘Van Gölü büyüklüğündeki bir alana’ kurulacak güneş enerjisi tesisiyle Türkiye’nin tüm ihtiyacının karşılanabileceğini duyurdu.

Mesela bu sese kulak verildi mi? Hiç sanmıyorum… Alternatif enerji dillere pelesenk olmuş, sakız gibi çiğnenip duruyor. Hatta Konya’da kurulacak güneş tarlasına Suudlar’ın talip olduğu konuşuluyor. Bu bile politikalarımızın ne kadar üretime yönelik ve milli olduğunu tartışılır kılmaya yeter.

Oysa bakın dünya çok farklı bir yerde. Çin’in fosil dışı yakıt payı yüzde 13,3’e çıktı. Apple Çin’de güneş enerjisinden elektrik üretmeye hazırlanıyor. Beş yıllık kalkınma planlarına alternatif enerjiler giriyor. Girmekle kalınmıyor, eyleme geçiliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre dünyada yenilenebilir enerjinin 2020 yılında payının yüzde 26’yı aşacağı vurgulanıyor. Almanya yenilenebilir enerjiden elektrik üretiminin payını aynı sene yüzde 35 olarak öngörüyor.

Türkiye’nin lafı bırakıp, biraz da samimi olması gereken bir konudan söz ediyoruz. Elbette sıfır noktasında değiliz. Ama önce alternatif enerjiyi fantezi olarak algılamaktan vazgeçmemiz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.

Hele ki son haber dünya endüstri yapılanmasının da hızla değişeceğinin göstergesi niteliğinde. Fransa, fosil yakıtla çalışan araçları 2040 yılında tamamen yasaklayacağını duyurdu. Açıklamayı da Fransa Enerji Bakanı yaptı.

Norveç ve Hollanda ise daha yakın tarihte, 2025’te bu sisteme geçeceklerini açıklamıştı. 2019 yılında tamamen hibrit araçlara geçeceğini duyuran otomotiv firmaları var. Bu nedenle otomobil çalışmasının da hibrit üzerinde yoğunlaşması doğru bir yaklaşım.

İşte bunlar hem bir taraftan endüstriyel ezberleri bozacak bir çıkış, hem de doğalgaz ve petrol lobileri açısından büyük tartışma çıkaracak bir başlık.

Sözün özü şu ki, gelecek projeksiyonunuzu doğalgaz ve petrol hatları üzerinden vazgeçilmezlik noktasında kurmaya kalkıyorsanız, hele bir de buna nükleer ilave ediyorsanız, süreci okuyamıyorsunuz demektir.

Çünkü bu sadece enerji ihtiyacı meselesi değil. Enerji yapısını geçmiş teknolojiler üzerine kuranlar, bırakın jeopolitik önemi, gelecekte dünyaya mal da satamayacak. Zira bu rekabette tarife dışı engel olarak mutlaka kullanılacaktır ve geride kalanlar yine çırak çıkacaktır.