BAŞKENT İSTANBUL’A TAŞINAMAZ

Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN

(Yankı Dergisi, Sayı:1034, Temmuz 2005)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa­sı’na göre, devletimizin başkenti An­kara’dır. Anayasamızın 3. maddesi açıkça Ankara’nın başkent olduğunu belirtmektedir. 4. madde ise, ilk üç maddenin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif bile edileme­yeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün birimlerinin, resmi dairelerin ve kamu kurumlarının bağ­lı bulundukları bakanlıklarla beraber, ülkemizin başkenti olan Ankara’da yer alması, anayasa hukukumuzun gereği. Bu değiştirmek, gene ana­yasamıza göre mümkün değildir ve böyle öneri teklif bile edilemez ve Meclis gündemine getirilemez.

Yirminci yüzyılın başlarına kadar bu bölgedeki devletlerin merkezi İstanbul idi. Bizans İmparatorluğu döneminden başlayarak ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de devam ederek, İstanbul bir bölgesel başkent olarak, yirminci yüzyıla kadar merkez konumunu korumuştur. Birinci Dünya Savaşı sonucunda, İstanbul’daki devlet yıkılınca, devletin sağlam unsurları bu kenti terk ederek Ana­dolu’ya geçmişler ve üç yılı aşkın bir süre ulusal kurtuluş savaşı vererek, yeni devleti Ankara’da kurmuşlardır. Çöken bir imparatorluğun sahipsiz kalan merkez topraklarında yaşayan insanlar bir ulusu kurtuluş savaşı ille tarih sahnesine ulus olarak yeniden çıkarmışlar ve Kuvayı Milliye’nin başkenti Ankara’da yepyeni bir ulus devlet kurmuşlardır.

İstanbul, Bizans döneminden bu yana barındırdığı gayrimüslim unsur­lar ve alt kimlikli yabancı nüfus nede­niyle hiçbir zaman bir Türk kenti gibi davranmamıştır. Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının kozmopolit nüfus yapısına uygun birçok kültürlü yapı içindeki İstanbul, her zaman eski Konstantinopolis gibi bir kozmopolitizmin arayışı içinde olmuştur. Bu yüz­den Anadolu ihtilaline yabancı kalmış ve ulusal kurtuluş savaşı sırasında emperyalist Hıristiyan batılı ülkelerin işbirlikçisi gibi hareket etmiştir. Bölge ekonomisinin giderek merkezi haline gelen İstanbul, sahip olduğu Hıristiyan ve Yahudi azınlıklar aracılığı ile her zaman batılı güçlerin bölgedeki karakolu gibi davranmıştır.

Ulusal kurtuluş savaşı sırasında mütareke İstanbul’u, tam bir tesli­miyetçi ve işbirlikçi gibi davranmış, Anadolu’daki ulusal kurtuluş hare­ketini küçümsemiş ve çapulculuk ile suçlamıştır. Atatürk’ü bile çapulcu ile bir eden Mütareke İstanbul’u, bir türlü Ankara’nın başkent olmasını içine sindirememiştir. Atatürk bu yüzden yıllarca İstanbul’a gitmemiş ve Yalova’yı kendisine mekan olarak seçmiştir. Atatürk’ü bile küstürecek derecede Türkiye’deki ulusal yapı­lanmaya karşı çıkan İstanbul, batı desteği ile yeniden başkent olabil­menin yollarını aramıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşü üzerine başlayan yeni dönemde, İstanbul küreselleş­me rüzgarlarının desteği ile yeniden yakın doğu bölgesinin başkentliğine soyunmuştur. Parasal güç desteği ve medyanın denetim altına alınması ile Ankara devre dışı bırakılmış ve sürekli olarak İstanbul yeni başkent olarak lanse edilmeye başlanmıştır. ABD’nin Avrasya stratejisi ve Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde yeni bir yer arayan İstanbul, yeniden baş­kent olabilmenin çabası içine girmiştir.

Önce özel bankaların genel müdürlükleri İstanbul’a taşınmıştır. Atatürk’ün ulusal sermaye ve sanayi yaratmak için kurduğu İş Bankası, bu kuruluş gerekçesine aykırı olarak İstanbul’a götürülmüştür. Daha sonra kamu bankaları özelleştirilerek, İstanbul’a taşınmak istenmiş ama uygulama bir çok sorun çıkınca, bu adım atılamamıştır. Şimdi bu süreci tamamlamak istemektedirler. Üçüncü aşama olarak, devletin elinden kopartılarak bağımsız üst kurullara bırakılan kamusal alanların yönetimi üst kurulla beraber İstanbul’a taşın­mak istenmektedir. Başta Telekomü­nikasyon Üst Kurulu olmak üzere bü­tün üst kurullarda İstanbul’a taşınma hazırlıkları başlamıştır. Bu yıl içinde Ankara’dan İstanbul’a taşınma işleri­nin tamamlanacağı söylenmektedir.

Kamu Yönetimi Reformu adı al­tında Ankara’daki devleti yarı yarıya ortadan kaldıran bir adımı gerçekleş­tiremeyenler, Yerel Yönetim Reformu adı altında Ankara’nın yetkilerini, mahalli idarelere devrederek kent merkezli yeni eyaletler yaratabilme­nin çabasına girişmişlerdir. Onbeş bakanlığın kapatılarak, yetkilerinin kent belediyelerine devredilmek istenmesi, ulusal ve üniter devle­tin tasfiye planının uygulamaya aktarılmak istenmesidir. Şimdi de bakanlık sayısını azaltma numarası ile Ankara’daki kamu yönetimi kü­çültülmek istenmektedir. Bütün bu girişimler, ABD’nin Büyük Orta Doğu ve İsrail’in Büyük Filistin projelerinin gerçekleştirilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesi planlarının uzantılarıdır.

Misakı Milli sınırları içinde bir ulusal ve üniter devlet olarak ortaya çıkmış olan Türkiye Cumhuriyeti, kendi anayasasındaki yapısını dış mihrakların emperyalist planlarına karşı korumak zorundadır. Aksi tak­dirde, Kuvayı Milliye mücadelesi ile elde edilmiş olan bütün kazanılmış hakların kaybı söz konusudur. Türk Ulusu’na sormadan, ulusal bir refe­randum kararı alınmadan ne anaya­samız değişebilir, ne de başkentimiz Ankara’dan İstanbul’a taşınabilir. Ankara’daki milli devlet, İstanbul’daki kozmopolit burjuvazinin emperyal destekli saldırısı karşısında kendisini korumak ve direnmek zorundadır. Ankara, Misakı Milli sınırları içeri­sinde kendisine inanan bütün Türk Ulusu’nu temsilcisi olduğunu bilerek hareket ederse, sorun çözülür, dış destekli İstanbul yapılanmasına kar­şı Kuvayı Milliye’nin başkenti, yirmi­birinci yüzyılda da ülkemizin merkezi olarak varlığını koruyabilir.