Geçen hafta Almanya ve Hollanda ile yaşadığımız kriz acaba hem bu ülkelerin hem de Türkiye’nin iç siyasetlerine yönelik popülist bir hareket miydi?
Öncelikle dış politika nedir ve nasıl yapılır ona bakmak faydalı olacaktır.
Ülkelerin iç politikasının bir uzantısı olan dış politika, toplumun tamamını ilgilendiren bir karaktere sahip olduğu için, hükümetlerin izlemiş olduğu dış politikanın ortaya çıkardığı gelişmeler ve sonuçlar, toplumun tamamını ilgilendiren bir etki ortaya çıkarmaktadır.
Dış politika, bir ülkenin sınırları içinde gelişmediği için hükümetlerin, hangi devletlerin ne gibi çıkarlar peşinde koşmakta olduğuna yönelik uluslararası güç merkezlerini çok iyi tanıması gerekir. Bu duruma, Hollanda’da seçimlerin Türkiye’de de referandum sürecinin olduğu dönemde her iki devlet arasındaki gerginlik örnek verilebilir. Bu gelişmelerde önemli ölçüde kamuoyunun hassasiyetinin olduğu olaylar üzerinden gidildiği görülmektedir. Çünkü, kamuoyu, iç politikayı olduğu gibi dış politikayı da etkilemekte ve şekillendirmektedir. Ancak yine de kamuoyunun rolü, radikal kararlar alınabilecek kadar çok ve güçlü değildir.
Bu gerginlikten kim başarı ile çıkmıştır sorusuna cevap ararken de dış politikanın başarıya ulaşmasının aynı zamanda o politikayı takip eden devletin dünyadaki itibarı ile de yakından ilgili olduğunu görmekteyiz.
Köklü bir devlet geleneği ve anlayışı, Osmanlı’dan edinilen zengin bir diplomasi deneyimi, Türk dış politikasının ana çizgilerinin oluşmasında etkili olmuştur. Ancak, Türk kamuoyu dış politikayla ilgili konularda yeterince bilgi sahibi olmamakla birlikte ilgisizlik de söz konusudur. Toplum yeterince ve doğru bilinçlendirilmediği sürece milli davalarda etkili olamaz.
Dış politikanın hareket noktası milli menfaat ve muhatabın da yabancılar olduğu düşünüldüğünde dış politikada yapılan hatanın düzeltilmesi de zor hale gelmektedir. Çünkü vatandaştaki anlayış yabancıdan beklenemez.
Dış politikaya yön veren bazı belirleyiciler vardır ancak son yaşanan gerginliklere baktığımızda bu belirleyicilerin liderler olduğunu görmekteyiz.
Bir dış politikanın oluşumunda dikkat edilmesi gereken önemli nokta, uluslar arası sistemdeki güç dengeleri ve bu dengelerin meydana getirdiği ittifaklar, bloklaşmalar, çatışmalar ve gerginliklerdir. Hükümetler dış politika yaparken, uluslar arası ilişkilerdeki mevcut çıkar çatışmaları ve güç dengelerini dikkate almak durumundadır.
Günümüzde, iç siyaset ve uluslararası siyaset arasındaki sınırlar o kadar iç içe bir hal almıştır ki, sorunlar ve bunlara yönelik üretilen politikalar milli sınırları aşmış durumdadır. Uluslararası ortamda oluşan sorunlara, yapılan açıklamalara iç politikanın önemli bir konusu gibi tepki verilmekle birlikte iç siyasi meselelere de uluslararası politikanın konularıymış gibi tepki verilmektedir. Bazen de hükümetler iç siyasetteki amaçlara yönelik olarak dış politika konularını iç siyasetin gerekleri ve dönemsel ihtiyaçlarını düşünerek iç politika gerilimlerini ve sorunlarını dış politika üzerinden yönetmeye çalıştıkları görülmektedir.
Bu bahisten sonra Türkiye’nin geçen haftadan beri Almanya ve Hollanda ile yaşadığı gerilimi anlamak kolaylaşmıştır sanırım.
Avrupa’da ki tepkinin nedeni bana göre aslında Türkiye karşıtlığı değildir, yabancı karşıtlığıdır. Yani Müslümanlar. Çünkü son yıllarda yaşanan İslami temelli terör saldırıları karşısında bir tepki var. Toplumu korkutan bu unsurlar iç politikada popülist bir araç olarak kullanılmaktadır.
Hükümetler arasında bir takım gerginlikler olabilir ancak unutulmayacak önemli noktalar vardır:
İç politika kısa vadeli, dış politika ise uzun vadelidir.
Hollanda, NATO’da müttefikimiz olduğu gibi Avrupa Birliği sürecinde bize destek veren ve yatırımlar yapan bir ülkedir. Yine 2012 yılında Türkiye’nin, Suriye sınırına yerleştirilmek üzere NATO’dan talep ettiği Patriot hava savunma sistemini Almanya ve Hollanda göndermiştir.
Ticaret ve turizm açısında Almanya ile Türkiye arasındaki önemli ilişkiler de göz ardı edilemez.
Sonuç olarak, devletler arasında sorunlar çıkar ama önemli olan sonrasında özür dilemek zorunda kalmamak…