Anket Çalışmaları ve Tartışmalar

Sosyal, kültürel, ticari, siyasi hayata dair cemiyet hayatının her kesimi ve olayı ile ilgili olarak ve genellikle de, doğruya yakın bilgilere erişilme amacıyla anket çalışmaları yapılır. Anketler, tabii olarak kesin neticeler verecek çalışmalar olmayıp, elde edilen sonuçlar tahmin niteliğindedir. Bir anketin başarı ölçüsü anket sonrasında gelişen/gelişecek olayla ilgili olarak doğruya en yakın bilgilere ulaşılabilme becerisi şeklinde değerlendirilebilir.

Modern, medeni, kendisi ile kavgalı olmayan, birbirini ütme ve kandırma üzerine kurulmamış toplumlarda yürütülen anket çalışmalarında daha başarılı, daha yol gösterici, ufuk açıcı neticeler alınabilmektedir. Medeni ilişkilerde geri, gerilimler üzerine kurulu, problemlerini abartmış, sıkıntılı gelişmeler ve ayak oyunlarını seven toplumlarda ise, anketler bu yapılara ayak uydurduğu için sağlıksız, şaibeli, tartışılır olabilmektedir.

Bir anketin başarısı mümkün olduğunca geniş alanda, sayıca yüksek muhatap üzerinde, doğru tercihli sorularla yapılmış olmasına bağlıdır. Eğer çalışmadan ticari, sosyal, kültürel, siyasi bir çıkar elde etmek amaçlanırsa ki, bu ısmarlayanın tercihidir, o takdirde sorular ona göre sorulur, alınacak cevaplar şekillendirilmeye çalışılır, vb. değerlendirilmeler bu yönde yapılır. Böylesi bir anket çalışma ve değerlendirmesinin sağlıklı olamayacağı açıktır. Böylesi anketler 3. dünya ülkelerinin hastalığı gibidir.

Türkiye’miz maalesef konusuyla oynanan, muhatapları tartışmalı, soruları tuhaf, neticeleri şüpheli anketlerle karşı karşıya bırakıldığı için anketlerimiz “şaibe yüklü” olmaktadır.

Peki İstatistikler ..!

Anket dünyamızın hali budur da istatistiklerde durumumuz nedir?  İstatistik, anket gibi değildir. Anket çalışmalarında veriler, sorulan sorular, soruların yöneltildiği kişiler ve cevaplar üzerinde yapılan değerlendirmeler ile ortaya çıkar. İstatistik ise bir bilimdir. Ya da bilimsel bir iştir. Rakamlar, bilgiler, veriler alt alta konulur, değerlendirilir, bunlar üzerinden de analiz yapılır. Rakamların değiştirilebileceği, ölçülerin farklılaştığı, değerlendirme sonuçlarının isteğe göre ayarlandığı çalışmaların bilimsel olma imkânı yoktur.

Konu ve yer Türkiye olunca ilimi filime çevirmede üzerimize kimse olmadığından tıpkı anketleri sulandırdığımız gibi, aslında bir ilim alanı olan istatistiği de tuhaflıklarımıza alet ediyoruz.

Mesela, ekonomiden sorumlu Bakanımız 4-5 ay önce büyüme hızının %3’lere çekildiğini söyler. Aradan geçen bu kadar kısa süreden sonra büyüme hızı rakamlarını %5-%5,5’larda açıklarız. Ne olmuştur da, 6 aydan az bir sürede ülke %2-%2,5’a varan bir ivme yakalamıştır. Bu nasıl bir istatistikî(!) bilgidir? Fert başına düşen milli gelirimizin ne olduğunu bilen var mı? Tüccar, sanayici, iş adamı, bilim adamı v.b. bu işlerle doğrudan ilgili 10-15 kişiye sorun “Türkiye’nin fert başına milli geliri nedir?” diye hepsinden birbirinden çok çok farklı rakamlar alacağınızı tahmin etmemek imkân dışıdır. 3-4 sene önce 8.000$ telaffuz edilirken şimdilerde 11,500$’dan bahsediliyor. 2-3 senelik bir zaman aralığında ne oldu, hangi rakamlar değişti de 3,000$ bir artış oldu? Üstelik bu arada 3 milyon fazladan mülteci misafiri içimize alıp, nüfusumuzu hakikatte77 milyondan 80 milyona vurdurup, gayrisafi milli hâsılayı 77 milyona değil 80 milyona bölme mecburiyeti de doğmuşken, hangi faktörlerle FBMG bu kadar artabilmiştir? Şaka gibi değil mi..? Bu iki örnek istatistiki halimizin komikliğini anlatmak için fazla bile gelir.

İzahı olabilemez işler. Ama gelin görün ki devlet adamlarımız, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız toplantılarda, televizyonlarda, odalarda, borsalarda avurtlarını şişire şişire, gerdanlarını kıra kıra, gözlerini büyüte büyüte, çoğunlukla da yüksek sesle bağırarak nasıl büyüdüğümüzü, son sürat kalkındığımızı, büyük büyük kalkınma hızı rakamlarına ulaştığımızı, fert başına düşen milli gelirimizin bir çırpıda binlerce dolar artıverdiğini söyleyebilmektedirler. Yüksek sesle, bağırarak söylenen sözler daha inandırıcı oluyor diye mi, düşünürler acaba?..

Bu tür rakamların doğru olmadığını anlamak ve öyle düşünmek için; ülkeye, kendi insanlarımıza ve dünyaya doğru söylememekte olduğumuza inanmak için iktisatçı olmaya, matematik bilmeye ihtiyaç yoktur, azıcık akıl ve mantık sahibi her insan işin doğrusunu fark eder. Ama siyasetçiye “iman” ölçeğinde bağlı iseniz büyüme hızı %6-%8’de olur, FBMG 15,000$’da… İnanırsınız ve avunursunuz….

Anket ve İstatistikler ile Yaşamak

Ayrıca anket ve istatistik neticelerini değerlendirmelerini yorumlama hususunda hastalıklı bir hal sahibiyiz. Aynı anket sonuçlarının değerlendirildiği bir ortamda, televizyon programında ortada sonuç olarak farklı yorumlamamaya çok derecede “kesin/aritmetik” neticeleri olan bir bilgi etrafında yürütülen tartışmalarda bile farklı düşünce, inanç, akıl, mantık yapısına dâhil olmuş kişilerin farklılık arz eden teşhis, tespit, analizlerini dehşetle izliyoruz.

Elde aynı anda, aynı konularda yayınlanmış ekonomik istatistik verilerinin bulunmasına rağmen yine aynı gün veya mekânda, ayrı televizyon kanallarında hatta aynı televizyon programlarında birbirinden farklı Türkiye’ler dinleyebiliyoruz.

Rakamlar ortadadır, veriler açıktır, Türkiye’ye “pozitif” -ki oldukça zor bir durum- ya da “negatif” haldedir. Ama biz aynı olayı/veriyi pozitif de negatif de anlatabiliriz.

“Rakamlar, gerçekler böyle ise biz perişan olduk. Ama adam bakın ne güzel bir Türkiye anlatıyor“; ya da, “rakamlar, gerçekler bu da adam niye böyle kötümser tablo çiziyor, Türkiye mahvoldu demeye getiriyor“…

Gelin ve böyle bir Türkiye’yi çözün, bu Türkiye’nin içinden çıkın, zor iş, çok zor…

Stratejik Yanlış-Doğru

Haller böyle olunca ülke ve millet hayatıyla ilgili olarak ileriye doğru atacağınız adımlarda, alacağınız kararlarda ve tespit edeceğiniz stratejilerde bir birlik, beraberlik söz konusu olamaz. Nitekim öyle de değil mi..?

Kalkınıyor muyuz? Büyüyor muyuz? Kalkınma/büyüme hızımız yeterli mi?

Dünyanın bütün ülkeleri zaman içinde az veya çok kalkınır. Sahra Altı Afrika’sı denilen kuşaktaki ülkelerde görülen zaman zaman gerileme örnekleri veya savaşlar sonrası yıkıntı dönemleri ya da yaşanan iç savaş felaketleri gibi örnekler ve büyük mali kriz halleri dışında ülkeler az ya da çok kalkınır, büyür. Herkesin az ya da çok kalkındığı/büyüdüğü bir dünyada ölçü sizin size göre büyümeniz/kalkınmanız değildir. Dünyanın diğer ülkelerine göre hangi ölçüde büyüdüğünüz/kalkındığınız asıl ölçüdür. Batı Avrupa ve Japonya, Güney Kore ve Pasifik Havzası Ülkeleri, Kuzey Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda vb. ülkelerle bir kıyas büyümenin bir ölçüsü olabilir. Ne kadar hızlı kalkındığımıza, yabancıların kalkınmamızı kıskanarak izlediklerine dair attığımız siyasi nutukların “fakirleşmekte olan bir ülke” olduğumuz gerçeğini değiştirmeyeceği çok açıktır. Herkesin iyi, kötü kalkındığı, milli gelirini arttırdığı bir dünyada önemli olan sizin kalkınıp kalkınmadığınız, dünyanın geri kalanına göre hangi ölçüde kalkınıp, milli gelirimizi hangi ülkelere göre hangi seviyeye getirebildiğinizdir.

şe_ya_gö

Yukarıdaki grafik, 1970-2016 yılları arasında fert başına milli gelirde Türkiye’yi ve OECD ortalamasını gösterir. İki çizgiden üstte olanı (turuncu), OECD ortalamasıdır. Alttaki Mavi çizgi Türkiye’yi gösteriyor. Bu grafikte görülen hal, 1998 yılına kadar bir eğilim tutturduğu gözlenen Türkiye’nin bu tarihten sonra her halde yaşanan mali krizler sebebiyle iyice alt seviyelerde kaldığını OECD ülkeleri ile aramızda açılan makasın kapanmayıp büyüdüğünü göstermektedir. Uçtuk, kaçtık, beşe katladık, on büyüdük sözleri ile bu grafiğin gösterdiği sonuç tamamen farklıdır.

Önce ne halde olduğumuzun tespitini doğru olarak yapmaya mecburuz. Ne halde olduğu hususunda anlaşamamış bir toplum, halin sebebini tartışıp, bunların nasıl ortadan kaldırılabileceği hususunu hiç mi hiç tartışamaz…