Sigara kullanımının yaygın olduğu, yağlı gıdalar tüketmeyi seven Fransız toplumunda koroner damar hastalığına diğer toplumlardan daha az rastlandığı anlaşıldığında bu sürpriz durum Fransız paradoksu olarak adlandırıldı.

Başlarda bu fayda kırmızı şarabın kalp damarlarını damar sertliğinden koruyucu antioksidan ve pıhtı oluşumunu önleyici etkileriyle açıklanmış olsa da daha sonra yapılan araştırmalar başka alkollü içkilerle de, başka toplumlarda da benzer bulgularla sonuçlandı.

Günümüzde bilimsel olarak kabul gören şudur ki haftada 3-9 ölçü alkollü içki ki buradaki ölçü bir kadeh şarap, bir bardak bira ya da bir tek ölçü rakı anlamına geliyor tüketenlerde kalp krizi, felç gibi damar setliğinin neden olduğu hastalıklara ve ölümlere biraz daha nadir rastlanıyor.

Bu yararlı etki gençlerden ziyade orta ve ileri yaşlarda görülüyor. Alkolün “iyi kolesterol” olarak bilinen HDL kolesterolü arttırıcı, pıhtı oluşumunu geciktirici, antioksidan, damar cidarında inflamasyonu önleyici etkileri biliniyor ve söz konusu faydasının bunların bir araya gelmesiyle oluştuğuna inanılıyor.

Ne var ki az miktarda alkol alımında görülen bu yararlı etkiden yola çıkarak alkolün kalbe yararlı olduğu yargısını zihinlere yerleştirmek, insanlara reçete eder gibi alkol almalarını öğütlemek pek çok önemli riski içinde barındıran, şuursuz bir yaklaşım.

Yasal, kolay ulaşılabilir ürünler olan alkollü içecekler önemli ölçüde bağımlılık potansiyeli taşımaktalar. Alkol alışkanlığının artması tüm dünyada tedirgin edici bir gelişme olarak görülüyor. Ülkemizde 15 yaş üzerinde her 4-5 kişiden biri alkol kullanıyor ve kişi başına yıllık alkollü içki tüketimi son 10 yılda artış göstererek 20 litreyi aşmış bulunuyor. Bununla kalmayarak alkole başlama yaşının 11’e düştüğü bildiriliyor.

Makul bir dozu aşan alkol kullanımının yarattığı sosyal ve psikolojik sorunların, düşük doğum ağırlığından ağır karaciğer hastalıklarına, bağışıklık sistemi bozukluklarından kanserlere varana dek pek çok sağlık problemlerinin yanı sıra fazla miktarda alkol tüketiminin kalbimiz ve damarlarımız için çok yönlü zararları olduğunu vurgulamamız gerekiyor.

Alkol ve alkolün vücutta dönüştüğü asetaldehit, asetat gibi maddeler kalbin kanı pompalayan kas dokusu için birer zehir niteliğindeler. Bazı alkollü içkilerde bulunan kurşun, kobalt gibi maddeler yine kalp kasının işlevlerini olumsuz etkiliyorlar. Hiç bir şikâyeti olmayan, az miktarda alkol kullananlarda dahi kalbin ekokardiyografiyle görüntülemesinde kalp kasının pompa yapma ve gevşeme fonksiyonlarının baskılandığı tespit edilebiliyor. Uzun süreli, düzenli, çok miktarda alkol kullananlarda ise kalp kası bu zehirin etkisiyle işlevlerini büyük ölçüde yitirebiliyor ve sonuç ağır bir kalp yetersizliği olabiliyor.

Alkol kullananlarda yüksek tansiyona daha sık rastlandığı gibi bir hipertansiyon hastası alkol kullanıyorsa tedavi güçleşiyor. Alkol karaciğere etkisiyle kanda damar sertliği riski oluşturabilecek bazı yağları arttırıyor. Kalp ritmini olumsuz etkileyerek bazı ritim hastalıklarının sebebi olabiliyor.

Nihayet alkollü içeceklerin kalorileri bir hayli yüksek ve fazla kilonun, şişmanlığın kalp damar hastalıklarına, hipertansiyona, şeker hastalığına zemin hazırladığı bir gerçek.

Kalbimize, dolaşım sistemimize ve tüm diğer vücut hücrelerine zehir etkisi yapan, alışkanlık yapma potansiyeli yüksek bir madde olan alkolün hiç kullanmayanlar için bir ilaçmış gibi önerilmesi asla doğru değil.

Uzun süreli kullanımda zararlı olmayacağı sınır erkekler için haftada 14, kadınlar için 9 ölçü olarak kabul edilse de bu bilgiyi tüketilen alkol miktarının sınırlandırılması amacıyla kullanmak daha doğru.