TEMEL jeopolitik kuramdır. Himalayalar ile Kuzey Buz Denizi arasında kalan, Batı’da Urallar, Doğu’da ise Sibirya/Pasifik ile çevrelenen alan dünyanın kalbidir (Kalpgâh-Heartland). Kuram şöyle devam eder: Kalpgâha hâkim olan dünya adasına (Asya, Avrupa, Afrika), dünya adasına hâkim olan dünyaya hâkim olur.

İkiz Kuleler Niçin Vuruldu?

ABD, 9/11 olarak bilinen, 11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin vurulmasından bir ay bile geçmeden Afganistan’a saldırdı. Bir istihbarat devleti olan ABD, onlarca dev istihbarat örgütüne rağmen bu girişimi önceden haber alamadı! Her attığı adımda “alınan dersler (lessons learnt)” diyen ABD, bu fahiş hata (!) nedeniyle tek bir görevli için bile soruşturma açmadı! ABD’nin bütün devlet ve istihbarat kuruluşları, olayı bilimsel verilerle ikna edici şekilde sorgulayan rapor ve incelemeleri, “komplo teorisi” olarak damgaladı! Teşkil edilen Özel İnceleme Komisyonu’nun raporu, ABD’nin devlet düzeyinde söylediklerinden başka bir şey değildi. Başkan Bush, neler olup bittiğinin farkında bile değildi. Ama ABD derin devleti (establishment) ne yaptığını çok iyi biliyordu. Sorulara verdiği cevaplardan Başkan Bush’un olayın tamamıyla dışında olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Bush’u uçağa bindirip Amerikan semalarında bir güzel temiz hava aldırdılar.

Jeopolitik Tertip

9/11 jeopolitik bir tertipti. ABD’nin dünyanın Kalpgâhı’na sızması için mükemmel bir gerekçe yaratıyordu. Afganistan’da köprübaşı tutulacak, daha sonra Türk Cumhuriyetleri ve Kalpgâh’daki diğer ülkelere ayar verilecekti. Çin ve Rusya için en hassas bölge olan Kalpgâh’a askeri olarak girilecekti. Proje başarılı olsaydı, bir Avrasya birliği kurmak neredeyse imkânsız hale gelecekti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. ABD hiç beklemediği ciddi bir direnişle karşılaştı. İlk şoku atlatan Çin ve Rusya, olayın ciddiyetini kavrayarak maça dâhil oldu. Çin, Rusya ve hatta İran aldıkları tedbirlerle ABD’nin Afganistan dışına çıkış yollarını ustalıkla tıkadı! Afganistan dağlarında sıkışan ABD ve müttefikleri büyük kayıplar vermelerine rağmen istedikleri sonucu bir türlü alamadı. ABD’nin 16 yıllık en uzun savaşı kalıcı bir sonuç doğurmadı.

Trump ve Jeopolitik

Başkan Trump seçim kampanyası boyunca “ABD’yi Afganistan bataklığından çekip çıkaracağını seçmenlere vadetti.” Ancak istediği adımı bir türlü atamadı. Trump, Afganistan’a müdahalenin ABD’nin temel bir jeopolitik girişimi olduğunun farkında bile değildi. Devreye yönetimdeki asker üyeler girdi. Savunma Bakanı James Mattis, Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster ve Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ağırlığını koyunca Trump geri adım atmak zorunda kaldı. Trump, 21 Ağustos 2017 günü yaptığı açıklama ile geri çekilme bir yana ilave 4 bin kadar askerin gönderilmesine onay verdi.

Niçin Yüksek Jeopolitik?

ABD, bilindiği üzere Rusya’yı sürekli olarak Taliban’a yardım etmekle suçluyordu. Bu kez Rusya bir açıklama yaparak Başkan Trump’ın yeni Afganistan kararını sert şekilde eleştirdi. Kremlin, “ABD’nin Afganistan’ın egemenliğine saygı duyması gerektiğini” vurguladı. Çin de devreye girdi. Çin Devlet Konseyi üyesi Yang Jiechi, “Afganistan’da barış ve uzlaşma süreci ile siyasi diyalogu tek çözüm yolu gördüklerini” açıkladı.

Bilindiği üzere İran, Afganistan ve Moğolistan Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) gözlemci üyeleri olarak ittifaka girmek için hazırlıklar yapıyor. Haziran 2017’de Hindistan ve Pakistan’ın ŞİÖ’ye dâhil olmasından sonra, bu üç ülke de katıldığı takdirde ABD Kalpgâh’da nefes bile alamaz! Eğer süreç kendi haline bırakılırsa, Batı’nın “Avrasya Denge Üçgeni (Almanya, Japonya, Hindistan) olarak tanımladığı proje bütünüyle çöker. Hindistan zaten düşmüştü. Avrasya’da mutlak bir bütünlük sağlanırsa, Almanya ve Japonya bundan az ya da çok etkilenir. Almanya’da Avrasya yolculuğunun artçı şokları zaten başladı. Japon halkının ABD karşıtlığında başı çeken ülkelerden birisi olması bu ülkedeki hassas dengeleri bize hatırlatıyor. Hiçbir ülke coğrafyasının dayattığı koşulları sonsuza dek reddedemez! (Devam edeceğiz.)