Türkiye ekonomisinin kapsamlı bir yapılanmaya ihtiyacı olduğu, salma vergilerle iş götürmenin mümkün olmadığı artık neredeyse itiraf edildi. Son yıllarda başarılı ekonomi söyleminin gölgesinde sürekli çıkarılan aflar ve bundan gerçekten yararlananlar, başvuranların ortalama yüzde 10’unu geçmiyor.

Fakat tahakkuk ile tahsilât arasındaki fark bir türlü anlaşılamadığından, iktidar hem iyilik yapmış gözüküyor, hem bütçe makyajlıyor, hem de bunu seçim malzemesi olarak kullanıyor. Oysa sorun gerçekten çözülmüyor.

Son dönemde olayın boyutunun iyiden iyiye artması ve yapılandırmanın yapılandırması haline dönüşen bir uygulamanın başlaması da, piyasaların ne oranda tıkandığını, resmi çalışan kişilerin, ya da amiyane tabirle kümesteki kazların yükü kaldıramadığını haykırıyor.

Şimdi bunun da sonuna geldik. Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen kanun teklifiyle, toplu aflar yaşanmayacak. Maliye Bakanlığı’na geniş yetkiler veriliyor ve geleceğe yönelik kamu alacaklarına bile af çıkarma olanağı sunuluyor.

Mükellef, Maliye’ye başvurarak borçlarıyla ilgili geleceğe dair af isteyebilecek. Bu iyi niyetle gözükse de çok flu bir alan. Öncelikle bu yetkinin kime nasıl kullanılacağı belirsiz. Affı ya da yapılandırmayı inisiyatife bırakırsanız orada sıkıntı başlar.

Ama bunun anlattıkları var. Mesela gelecekte de alacaklar konusunda sıkıntı yaşanacağının itirafı. İkinci olarak insanların gelecekteki borçlarını bilemeyeceğinden, kazan kazanma salma yapıldığının ikrarı. Üçüncü olarak da bütçenin nasıl bir makyajla ortaya konulduğunun ispatı.

Çünkü Genel Kurul’da konuşan CHP Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun kamunun tahsil edemediği alacağının 300 milyar TL sınırına dayandığını söylemesi önemli. Bu bugünkü 3,55 dolar kurundan, 84,5 milyar dolarlık şüpheli alacak anlamına gelir.

Oysa ne gerek var bu tip ayak oyunlarına? Bunun yerine gerçekten planlı bir ekonomiye geçsek, prim ve vergileri ödenebilir seviyeye getirip, cezaları caydırıcı oranda arttırsak, her yakaladığımızdan değil, gerçekten kazanç elde edenden hakkaniyetli vergi istesek sorun çözülecek.

Çok basit bir örnek vereyim. Eğer bir ülkede mazotun litre fiyatı 4,45 TL seviyesinde iken, Nahçivan’da 80 kuruş ise ve insanlar, günlük ihtiyacını karşılamak adına sadece mazot alabilmek için bile sınır geçiyorsa durum dramatiktir.

Slogan atmayı, birbirimizi eğlendirmeyi bir kenara bırakıp önümüzdeki olanaklara bakmamız gerekmiyor mu? Bakın hükümet şimdi üretim paketi tasarısını Meclis’e getirdi. Ama arasına zeytinlikleri gerek görüldüğü takdirde başka yatırımlara açmayı sıkıştırırsanız inandırıcı olamazsınız.

Gıda fiyatlarından kaynaklı enflasyonun derdine düşer de, tarım sektörünün sorunlarını konuşmazsanız problemlerinizi aşamazsınız. Nisan ayında açılan kapanan şirket sayılarını okurken, haberleri açılan şirketlerin sayısı yüzde 4,58 arttı diyerek verdirip, kapanan şirket sayısındaki artış oranının yüzde 9,75 olduğunu görmezden gelir ve bunu sorgulamazsanız üreten ekonomi yaratamazsınız.

Bakın ihracatla ilgili çok ciddi bir pazar sıkıntısı çekiyoruz. Bırakın reklamların gölgesinde gölge oyunu oynamayı. Mesela ABD’nin çekildiği ve bizim de ısrarla içinde olmak için lobilerde yalvardığımız Trans Pasifik Ortaklığı’ndaki yeni gelişmeyi inceliyor musunuz?

Diğer 11 ülke ABD’siz yoluna devam kararı aldı ve kapılarının da açık olduğunu söyledi. Bununla ilgili Türkiye’nin girişimi oldu mu? Girersiniz ya da girmezsiniz ama bu denli pazar problemi yaşarken, en azından incelediniz mi?

Sözün özü şu.. Artık reklamları ve içi boş söylemleri terk etme zamanı. Kendimizi kandırabiliriz, ama sorunların gerçekleşmesi yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Tıpkı 84,5 milyar dolarlık şüpheli alacak gibi.

Irak bile domatesini bizden almak yerine, üretmeye yöneldiği için önümüze sorun olarak geliyorsa, hamaseti bırakıp, aklı çalıştırma zamanı çoktan geldi demektir.