Habertürk’ten Eren Güler çok önemli bir habere imza attı. Türkiye’nin iktisadi tarihinde 100 yılı deviren firmaların kısa öykülerinden oluşan bir araştırmayı ortaya koydu.

Buna göre ülkemizde en genci 103, en olgunu 240 yaşında gıdadan tekstile, ilaçtan taşımacılığa 62 şirketimiz bulunuyor. Öncelikle kendisini bu gazetecilik başarısından dolayı kutluyorum. Fakat bu mesele burada kalmamalı…

Devlet olarak mutlaka bu 62 şirkete önem vermeli, incelemeye almalıyız. Hatta onları bir kuluçka dönemine sokup, dünya çapında markalar haline dönüşmemelerinin nedenini bulmalı, katma değer yaratacak ölçüde yeniden yapılanmalarını sağlamalı, desteklemeli ve bunu devlet politikası olarak yapmalıyız.

Zira biz Sümerbank, Merinos gibi, bugün dünya çapında marka olanlardan önce kurulanları özelleştirme adı altında tüm varlıklarıyla yok etme utancına erişmiş haldeyiz. Hiç olmazsa elimizdeki değerleri geliştirelim.

Bu firmaların orijinal hallerini bozmadan, ihtiyaç duydukları noktalarda açılımlarını, kurumsallaşmalarını ve bazıları yabancılarla ortak olduğundan ya yerlileşmelerini ya da ortaklık yapısındaki güçlerinin yerli sermaye lehine arttırmalarını sağlamalıyız.

Atatürk zamanındaki Karadeniz Vapuru gibi, mesela Savarona’yı dünyaya açılacak şekilde, bu firmaların dünya çapında lansmanlarını yine tek tek limanları dolaşarak, ‘Atatürk’ün gemisi asırlık Türk ürünleri ile geliyor’ sloganıyla yapmalıyız. Bunun hem 62 firmanın bilinirliği, hem Türk üretiminin reklamı açısından çok faydası olacaktır.

Meselenin firmalara sağlanacak destek boyutu bu. Bir de bu madalyonun tersi var. Yani firmalardan elde edilecek fayda. En genci asırlık olan bu firmaların neticede bir kültürleri söz konusu.

Her ne kadar birçoğu dünya çapında markalar haline gelememişse de, varlığını onlarca yıl sürdüren özellikleriyle kıymetliler… 81 ildeki ticaret ve sanayi odalarında gerçekleşecek organizasyonlarla karma sektörlerin temsilcilerinden bu firmaların uzanılabilen en eski ve yeni kuşağını birlikte götürmeli, tecrübe paylaşımını aktarmalıyız.

Uzmanlık alanlarına göre bu firmalarla işbirliği yapacak olanları, destek ya da yan sanayi gibi buluşturmalı, teknolojik ya da ürünsel bazda gelişimlerine hibe krediler sunmalı, ardından da konularındaki uluslararası fuarlarda ‘bu asırlık çınarın arkasında Türkiye Cumhuriyeti vardır’ ibaresiyle temsillerini sağlamalıyız.

Bunların hiçbiri elbette tek başına yetmez. Bir planlamaya, bilime dayalı, hedefleri belli olan katma değer yaratan bir yapıyı oluşturan üretim ekonomisi kurmalıyız. Tarımda da sanayi de de…

Fakat asırlık firmaların oluşturacağı algı, yaratacağınız katma değerden vereceğiniz fiyata, yapacağınız anlaşmadan ülke kredibilitesine kadar her şeyi olumlu yönde etkiler. Bir düşünün derim…