…
SÖMÜRGECİ BATININ DOĞU AKDENİZ’DE JEOPOLİTİK DENGEYİ DEĞİŞTİRME ADIMLARI VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİNE, KIBRIS UYUŞMAZLIĞINA ETKİLERİ
21 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan “Doğu Akdeniz Jeopolitiğinde Değişkenler ve Kıbrıs”[1] başlıklı makalemde, Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) 1997 yılından itibaren günümüze kadar, anlaşmalara aykırı olarak, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğinde zafiyet yaratacak, jeopolitik dengeyi değiştirecek şekilde attığı adımları sıralamış ve yeni bir stratejiye ihtiyaç bulunduğunu vurgulamaya çalışmıştım.
Yunanistan ve GKRY, Kıbrıs uyuşmazlığını derinleştirerek çıkmaza sokmak ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik dengesini Türkiye ve KKTC aleyhinde olacak şekilde düzenlemek maksadıyla girişimlerine halen devam etmektedir.
GKRY, bunun bir adımını, gasp ettiği bir devlet olan sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 66’ncı Bağımsızlık Günü” (Kıbrıs Cumhuriyeti’nin esas bağımsızlık günü 16 Ağustos’tur. Kıbrıs Türk halkı da eşit kurucu ortaktır) kutlamalarında atmıştır.
GKRY’nin kendi askerleri ile birlikte ABD, İngiliz, Fransız, Mısır ve Yunanistan ordusundan askerler ve üst düzey komutanlar da 1 Ekim 2026’daki askerî geçit törenine katılarak, bir kez daha Türkiye ve KKTC’yi açık hedef olarak seçtiklerini, 1959 ve 1960 Kıbrıs anlaşmalarını ve Kıbrıs Türk halkının kurucu, eşit ortak statüsünü tanımadıkların dünya kamuoyuna göstermiştir.
Tarihi gerçeklerin bir sonucu olarak, şunu tekrar ifade etmekte fayda vardır; Yunanistan-GKRY’nin Kıbrıs için esas hedefi, megali idea kapsamında enosistir. Kıbrıs uyuşmazlığında, ilk görüşmelerin başladığı 1968 yılından günümüze kadar, bir sonuca varılamamasının esas nedeni de budur. Sömürgeci batı ülkeleri de bugüne kadar Rum tarafına doğrudan destek vererek söz konusu amaca hizmet etmektedir.
Yunanistan ve GKRY; başta ABD, İngiltere ve AB olmak üzere küresel güçlerin desteğini de yanına alarak enosis hedefine ulaşıncaya ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin lehine olan jeopolitik dengeyi değiştirinceye kadar, Kıbrıs ve bölgemizde adımlar atmaktan vazgeçmeyecektir. Bu yaklaşımları çerçevesinde Kıbrıs uyuşmazlığı, ucu açık bir zaman periyodunda devam edecek, Türk tarafı masada görüşmelerle oyalanacak, her görüşme sonucunda bir taviz koparılarak cebe konulacaktır.
Oyalama taktiğinin bir örneği, son BM 81’inci Genel Kurul açılışı esnasında sergilenmiştir.
BM Genel Sekreteri, Temmuz 2026’da Ada’ya yaptığı ziyaretinde, “üç ayrı başlıkta ilerlemeler olması kaydıyla bir 5+1 toplantısına çağırmak istediğini” söylemiştir. Bunlar:
- Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) (yedi başlık),
- Geçiş noktaları,
- Mayınların temizlenmesi,
- Adadaki afetlere ortak müdahale mekanizması kurulması,
- Düzensiz göçle mücadele konusunda ortak mekanizma,
- Sivil toplum örgütleriyle (STÖ) ilgili danışma birimi kurulması,
- Spor,
- Karma evliliklerden doğan çocukların AB kimliği meselesi,
- Metodoloji,
- Öze ilişkin konulardı.
BM 81’inci Genel Kurul öncesi, KKTC Cumhurbaşkanı ile GKRY yönetimi lideri arasında yapılan son toplantıda, Rum lider, sanki o yedi madde hiç yokmuş gibi, 19 maddelik yeni öneriyi masaya getirmiş, BM Genel Sekreterinin iki tarafa sunduğu üç başlık konusunu bir tarafa bırakarak uzlaşmaz tutumunu devam ettirmiştir. Bununla birlikte, sanki görüşmelerde ilerleme varmış gibi BM Genel Kurul esnasında, New York’ta, “toplantı talep ettiğini, Türk tarafının bu talebi reddettiğini” söylemiş, yine uzlaşmaz tutum sergileyerek dünya kamuoyunu yanıltma alışkanlığını devam ettirmiştir.
Yukarıda belirtilen gelişmeleri de dikkate aldığımızda, Yunanistan-GKRY’nin, Kıbrıs konusunda 58 yıldan beri devam eden uzlaşmadan uzak tutumunun devam edeceği gerçeğini artık kabul etmemiz gerekir. Çünkü, Yunanistan-Rum tarafı, “uzlaşmama stratejisini” sürdürerek jeopolitik kazanımlarını pekiştirmek, Doğu Akdeniz’de kendisine ait bir güvenlik mimarisi oluşturmak hedefindedir. Söz konusu hedef, küresel güçlerin maksatlarıyla da tam olarak örtüşmektedir.
ABD-İsrail-İran arasında devam eden savaş bir kez daha göstermiştir ki, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs adası, sadece askeri harekatın ihtiyaç duyduğu bir coğrafya değil, aynı zamanda, küresel ticarette tedarik zincirinin de önemli olduğu bir düğüm noktasıdır. Dolayısıyla, emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda dünyanın en önemli stratejik bölgesinden vazgeçmeleri mümkün değildir.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1959, 1960 Kuruluş ve İttifak Anlaşmalarının açık hükümlerine rağmen küresel gücü elinde bulunduran devletler, Türkiye ve KKTC’yi hedef alarak, bölgede jeopolitik üstünlük kurmak için Yunanistan, Rum yönetimi ile iş birliğine gitmektedir. ABD makamlarınca, Rum yönetiminin 1 Ekim kutlamalarına ilişkin yaptıkları açıklamalar da açıkça bunu göstermektedir.
ABD Dışişleri Bakanı Marco RUBİO, Kıbrıs Anlaşmaları ile iki kurucu, eşit ortaktan bir olan Kıbrıs Türk halkını hiçe sayarak, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 66’ncı kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda,
- ABD ile Güney Kıbrıs arasındaki savunma, enerji, ekonomi ve eğitim alanlarındaki iş birliğinin güçlendiğini,
- ABD’nin, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, Kıbrıslılar tarafından yürütülecek bir çözümü desteklemeyi sürdürdüğünü, adanın BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda iki toplumlu, iki bölgeli federasyon temelinde yeniden birleşmesini desteklediklerini ifade etmiştir.[2]
Söz konusu açıklama oldukça manidar ve dikkat çekicidir. ABD’nin, Yunanistan-Türkiye arasında bu zamana kadar yürüttüğü denge politikasını artık terk ettiği, bölgede çıkar merkezli politikasının bir gereği olarak Yunanistan-GKRY ile birlikte bölgedeki güvenlik yapılanmasını yeniden kurmakta olduğu, kendine göre şekillendirdiği bir gerçektir.
Bu açıklamalar ile son dönemdeki gelişmeler, uluslararası güçlerin, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yeni bir jeopolitik denge kurduğunu, bölge hakimiyetini oluşturmada Yunan, Rum tarafını bir kalkan olarak kullandığını, bölgenin sabit uçak gemisi konumunda bulunan Ada’nın stratejik öneminden faydalanmaya odaklandığını ortaya koymaktadır.
Emperyalist güçlerin ve GKRY’nin bakış açısı, hedefi ve attıkları adımlar, 1959-1960 Kıbrıs Anlaşmaları ile tesis edilen statüye oldukça uzaktır. Kıbrıs’ın güneyinde deniz ve hava üssü anlaşmaları yapmaları, Rum kesiminin anlaşmalara aykırı biçimde AB’ye tam üye olması, ekonomik, askeri güvenlik konularında iş birliği eylemleri bu konuda birer örnektir.
Dolayısıyla, Türkiye ve KKTC için bölge merkezli jeopolitik durum değişmiştir. Kıbrıs uyuşmazlığına ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bu açıdan bakmak ve bunun bir gereği olarak yeni bir “Stratejik Eylem Planı”nı hayata geçirmek zorunluluğu vardır.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan ERHÜRMAN, “siyasi eşitlik temelinde bir ortaklığa” vurgu yapan çözüm vizyonu ortaya koyarken, Türkiye, 2017 yılından itibaren, “egemen eşit iki devlet, eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonu” tezini ortaya koymuş, bundan ödün vermeyeceğini ilan etmiştir.
KKTC Dışişleri Bakanı, Tahsin ERTUĞRULOĞLU ise, “Kıbrıs’ta federasyon ve yeni bir ortaklık modelinin gündemlerinde olmadığını dış politikada artık gelinen noktanın son olduğunu, iki egemen eşit devlet, eşit uluslararası statü politikası geçerli olduğunu, Rumlarla yeni bir ortaklık kurma diye bir seçeneğin bulunmadığını” ifade etmiştir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, KKTC Cumhurbaşkanı ile Dışişleri Bakanı arasında bir görüş birliği yoktur.
İki ülke yetkililerinin ortaya koyduğu tezler arasında soru işaretleri bulunmakta, anlayış birliği bulunmadığı izlenimi yaratmaktadır. Bu nedenle Türk kamuoyu nezdinde, fikir ayrılığı izlenimi ortadan kaldırılmalı, durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
Küresel güçlerin Doğu Akdeniz’deki yürüttüğü faaliyetler ve Kıbrıs konusundaki siyasi, ekonomik ve askeri alanlardaki yaklaşımları, Türk tarafının siyasi bakış açısından ve tezinden her geçen gün gittikçe ayrışmakta, Doğu Akdeniz’de ve Ada’da, Türkiye ve KKTC’nin aleyhinde bir jeopolitik denge oluşturmaktadır.
ABD, İngiltere, Yunanistan ve diğer AB ülkeleri ile İsrail, Mısır, BAE gibi ülkeler, aynı jeopolitik planın esasları kapsamında, birlikte hareket ederek, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta, siyasi, ekonomik ve askeri güç unsurlarını kullanarak jeopolitik güç alanı tesis etmekte, bu coğrafi bölgeyi Avrasya harekât alanı için bir yığınaklanma, üs sahası (deniz ve hava üsleri) olarak yapılandırmaktadır.
Emperyalist Batı, tarihi süreç içinde, Türkiye’yi, batıda Ege’den tamamen soyutlayarak Anadolu’ya hapsetme gayretinde olmuştur. Aynı stratejik hedefinin bir gereği olarak, güneyde Doğu Akdeniz’de de gerçekleştirmek suretiyle Türkiye’yi Anadolu’ya hapsederek ülkemizi “denizi olmayan yarımada devleti” durumuna düşürmeye çalışmaktadır.
Türkiye, küresel güçlerin söz konusu girişimlerine dur demek ve bölgesinde tesis ettiği jeopolitik dengenin değişimine izin vermeden ulusal hak ve menfaatlerini korumak, Kıbrıs Türk halkının geleceğini, güvenliğini garanti altına almak durumundadır.
Küresel güç merkezlerinin, Yunanistan, GKRY ile yaptıkları anlaşmalar ve iş birliği faaliyetleri ile Doğu Akdeniz’deki siyasi, ekonomik ve askeri girişimlerinin, önümüzdeki süreçte de artarak devam edeceği değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, bütün bu gelişmeler çerçevesinde Türkiye ve KKTC;
- Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda, milli anlayışla ortak bir tezde buluşmalı,
- Küresel güçlerin bölge merkezli siyaset değişikliğini dikkate alarak yeni bir siyasi, ekonomik, askeri stratejik konsept ortaya koyarak belirlediği “Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Stratejik Planı”nı uygulamaya başlamalı,
- “Egemen eşit iki devlet, eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonu” tezinden geri adım atmadan KKTC’nin devlet olarak uluslararası alanda tanınmasını sağlayacak adımları gecikmeksizin atmalı,
- KKTC’nin egemen bir devlet olarak dünyada tanınması girişimlerine ağırlık verirken aynı zamanda siyasi, ekonomik ve güvenlik alanları başta olmak üzere çeşitli konularda entegrasyona gitmeli,
- İç kamuoyundaki görüş farklılıklarını mümkün olduğu kadar gidermeli, Türk kamuoyunda Kıbrıs konusunu milli bir dava olarak yeniden canlandırmalı, halkın sahiplenmesini, benimsemesini sağlamalı,
- Doğu Akdeniz’de, ilgili devletlerle görüşerek kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesini bir bütün olarak ivedilikle ilan etmeli (KKTC ile 21 Eylül 2011 tarihinde Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzalamıştır),
- Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarında (KKTC’nin dahil) hidrokarbon sahalarında yeniden arama ve sondaj faaliyetlerine başlamalı,
- Ada’da, geçici ve daimî kullanım imkanını sağlayacak askeri deniz ve hava üsleri kurmalı,
- Uluslararası antlaşmalardan doğan haklarının bir sonucu olarak, Ada’da bulunan askeri unsurlarının konuş ve kuruluşlarını ihtiyaca göre güncellemeli, kışlalarını birer üs anlayışıyla yenilemeli, yapılandırmalıdır.
Em. Tümgeneral Taci KURUL
Ankara/ 6.10.2026
Kaynakça:
[1] https://ankaenstitusu.com/dogu-akdeniz-jeopolitiginde-degiskenler-ve-kibris/
[2] https://www.flaskibris.com/haber/abd-disisleri-bakani-rubio-dan-1-ekim-mesaji-federasyon-temelinde-cozum-destegi-yinelendi?fbclid=IwY2xjawUxvP9leHRuA2FlbQIxMABwZG9mBWJyaWQRMUsyemw2cnJVM3d5bXVTcVBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEePqP7vjI7S14chHo7M7BTPrAIi_lIM7R00o2DFcxMzt5vr5aMPgNKcqjV5gk_aem_aWxkhdgEWsIS4v2s0U0x0w (E.T.:6.102026)
- SÖMÜRGECİ BATININ DOĞU AKDENİZ’DE JEOPOLİTİK DENGEYİ DEĞİŞTİRME ADIMLARI VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİNE, KIBRIS UYUŞMAZLIĞINA ETKİLERİ - 8 Ekim 2026
- DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE DEĞİŞKENLER VE KIBRIS - 21 Eylül 2026
- TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ NİÇİN GEREKLİ? - 1 Temmuz 2026
- KIBRIS’TA BU DEFA FARKLI OLACAK MI? - 11 Haziran 2026
- BALKANLAR ÜŞÜTSE KAFKASLAR HAPŞIRIR; BALKANLAR, ARNAVUTLUK VE TÜRKİYE - 8 Haziran 2026
- DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE DEĞİŞİMLER, RİSKLER VE KIBRIS - 1 Mayıs 2026
- FIRSATÇI EMPERYALİST ÜLKELERİN, İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN KIBRIS MERKEZLİ DOĞU AKDENİZ’DE YIĞINAKLANMASI - 15 Mart 2026
- KÜRESEL EMPERYALİSTLERİN EN BÜYÜK YALANI; DEMOKRASİ, BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK - 7 Mart 2026
- KIBRIS KONUSUNDA FİKİR AYRILIĞI MI VAR? - 22 Şubat 2026
- KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - 26 Ekim 2025