Kıbrıs Rum Yönetimi eski başkanı Glafkos Klerides’in 1992 yılında niye Avrupa Birliğine üyelik için başvurduğu, 29 Ağustos Salı günü Rum Avrupa Parlamentosu Kıbrıs (Rum) Milletvekili Neoklis Silikiotis’ın yaptığı açıklama ile bir kez daha gözler önüne serildi.

Silikiotis’in açıklamasını okuyunca aklıma Yunanistan’ın bağımsızlığını nasıl kazandığı, Girit adasının elimizden nasıl gasp edilerek Yunanistan’a hediye edildiğinin tarihsel süreci ve o dönemde yaşanan politik düzenbazlıklar ve sahtekârlıklar geldi.

19. Yüzyılın ikinci çeyreği içinde İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müştereken ve kendi çıkarları doğrultusunda da münferiden Osmanlı Devletine yaptıkları baskılar, kendi aralarındaki danışıklı döğüş sonucunda Osmanlı Devletine birkaç cephede açtıkları savaş ve Büyükelçilerini aynı gün İstanbul’dan çekmelerinden sonra Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın sınırsız desteği altında 24 Nisan 1830 tarihinde Osmanlı Devleti, Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etti, Bavyera Kralı Louis'in oğlu Otto da Yunanistan Kralı oldu. Yunanistan tek bir kurşun atmadan, Osmanlı Devleti ile savaşmadan, hamileri olan İngiltere, Fransa, Rusya ve Bavyera krallığı (1806-1918 yılları arasındaki 2. Büyük Alman devleti) sayesinde bağımsızlığını kazandı.

Girit ise bu dörtlünün aradan geçen 70 yıldan sonra sahneye koyduğu bir başka düzenbazlıkla Yunanistan’a verildi. Dönemin batılı ülkeleri, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya ve Rusya, Girit meselesini bir “Avrupa meselesi “haline getirdiler. 1897 yılında yaşanan Türk – Yunan Savaşı’nda yenilen ve ülkenin yansından fazlası Türk ordusunun hâkimiyeti altında kalan Yunanistan’ın, bu Avrupalı çete tarafından desteklenmesi sonucunda Girit, gerçekleştirilen sözde barış konferanslarından sonra altın tepsi içinde  Yunanistan’a hediye edildi.  

Geçen asrın başında yaşanan olaylar aynen Kıbrıs sorununun geçmişini ve gidişatını hatırlatmakta bana. Günümüz Batı ülkelerinin Kıbrıs meselesini “Avrupa meselesi” olarak gösterme çabalarının aynısı yüzyıl önce tamı tamına, kelimesi kelimesine Girit’te de yaşanmıştı. Zaten günümüzde de çete aynı çete, düzenbazlar aynı düzenbazlar. Bütün istedikleri Girit’te oynadıkları oyunun aynısını Kıbrıs’ta da oynamak.

Yakın tarihimize bakıyorum, Makarios 1950 yılında şaibeli bir seçimle Başpiskopos seçildikten sonra, Girit’te hangi senaryo sahneye konmuşsa, aynısını yapmış. Tiyatronun sahipleri günümüzdeki adı “Avrupa Birliği” olan aynı çete olduğundan, hiç çekinmeden adım, adım aynı yoldan gitmiş, acımasız katliamlar yapmış ve adayı Türklerden temizlemek planını uygulamaya koymuş.

Şimdi de Güney Kıbrıs’taki komünist partisi AKEL’in Avrupa Parlamentosu milletvekili Neoklis Silikiotis, Avrupa Birliğine, Avrupa Parlamentosu kanalı ile başvuru yaparak Türkiye’nin KKTC’de yeni oldubittiler yaratma yolunda gittiğini iddia etmiş ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan, yani Avrupa Birliği bakanlar Kurulundan müdahale etmesini istemiş.

Gerekçe olarak da Türkiye’nin KKTC’de yeni koşullar yaratma eylemleri gerçekleştirdiğini,  son yıllarda KKTC’deki nüfus yapısını değiştirdiğini, yeni camiler inşa ettiğini, adayı İslamlaştırma yoluna gittiğini ve Kıbrıslı Türklerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduklarını öne sürerek Avrupa Birliği Komisyonu’nu, yani Yunanistan’ın ve Girit’in hamileri olan aynı devletleri göreve çağırmış ve bu gelişmeleri önlemeleri için harekete geçmeleri çağrısında bulunmuş. (Tabi bu cürette en büyük pay, bizdeki nesebi bozukların açıklamalarında!)

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin niye Avrupa Birliğine girdiği açık ve net olarak ortada.  

Umarım aramızdaki Rum hayranları ve sözde barış havarileri de anlar nedenini.