Klasik askeri bilimin bir parçası olan “Savaş Ekonomisi” ile modern istihbarat biliminin bir parçası olan “Ekonomik Savaş” araştırıldığında bir birileri ile bir çok ortak ve farklı yönlerinin olduğu görülmektedir. Ancak bu iki dalın daha iyi anlaşılabilmesi için aynı anda ele alınması ve bir düzlem içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir ülkenin ayakta kalabilmesi, kalkınabilmesi ve gelişebilmesi için ekonominin çok yönlü biçimde ilerlemesi ve korunması gerekmektedir. Ülkenin topyekün her şeyini dış güçlerden korumakla yükümlü olan silahlı kuvvetlerin gücü o ülkenin tam egemen ve tam bağımsız ulusal ekonomik gücüne bağlıdır. Yani, devletin güvenliğini sağlayan silahlı kuvvetlerin gücünü oluşturan savunma sanayi ve diğerlerinin gelişebilmesi için genel ekonomik durumun iyi ve sürdürülebilir olması ön koşuldur. İşte silahlı kuvvetlerin gücünü oluşturan savunma sanayi ve diğerleri bilimsel araştırmalar zamanı savaş ekonomisi kapsamına girerken, genel ekonomik durumun korunması, güvenliği, ülke çıkarları için ekonomik saldırılarda bulunabilmesi ve saldırılara karşılık verebilmesi ve etkin gücü ile ilgilenen diğer alan ise ekonomik savaş kapsamına girmektedir.

Savaş anlam itibari ile karşı çıkış, saldırı ve atak anlamına gelmesine karşın, aynı zamanda bir anlama savunmanın başka bir biçimi anlamına geldiği de unutulmamalıdır. Savunma sanayinin geliştirilmesi savaş isteklisi anlamına gelmediği gibi, ekonomik savaş yöntemlerinin kullanılması da savaşseverlik anlamı taşımamalıdır. Ayrıca, her bir ülkenin kendine özgü silahlı kuvvetler kurumunun, savunma bakanlığının, istihbarat örgütüne bağlı ekonomik güvenlik ve ekonomik istihbarat/karşı istihbarat birimlerinin ve diğer ilgili yapılanmaların olduğu da açık ve doğal bir olgudur. Bir ülkenin gelişmesinin, kalkınmasının ve ilerlemesinin önündeki tüm tehdit edici engelleri ortadan kaldırmak, yok etmek, etkisiz hale getirmek, caydırmak ve tüm gerekli diğer önlemleri almak o devletin yasal hakkı ve aynı zamanda yurttaşlarına karşı borcudur.

İster tarih sayfalarına karışmış eski çağları isterse de günümüz dünyasında süren olayları incelediğimiz zaman görülmektedir ki, neredeyse tüm savaşların nedeni ekonomiktir ve aynı zamanda bu savaşların başlatılması, sürdürülmesi, sonlandırılması ve hatta sonraki aşaması bile kendilerine özgü bir ekonomik duruma bağlıdırlar. İşte bundan dolayıdır ki devletin stratejik ekonomik gereksinimleri ve birikimleri, ülkenin stratejik konumu ve etki alanı, stratejik ekonomik hedefleri, askeri gücü, savunma planlaması ve savunma sanayisi, savunma sistemleri ve kontrol araçları, silah ve diğer askeri lojistik yedeği, askeri personal yetiştirme ve eğitme kapasitesi, savaş hazırlıkları veya önleme dönemi etkinlikleri, savaş dönemi etkinlikleri ve savaş sonrası dönem etkinlikleri gibi ekonomik yapı ve durumlar ile ilgili araştırmalar Savaş Ekonomisi kapsamına girmektedir. Ancak var olan bu durum ve kavramlarla birlikte, bir de küreselleşme, sömürgecilik, ekonomik egemenlik, ekonomik güvenlik, ekonomik istihbarat ve istihbarata karşı koyma; silah ticareti, uyuşturucu ticareti, insan ticareti, vergi kaçakçılığı, mal kaçakçılığı, ihalelere fesat karıştırma, kara para aklama, kara borsa, gasp etme ve haraç alma, yasadışı işletmecilik, rüşvet ve yolsuzluk gibi kriminal ekonomi; dini, etnik, ayrılıkçı ve ideolojik siyasal şidddet örgütlerinin finanse edilmesi ve yapılandırılması gibi terör ekonomisi türünden konularda araştırmalar yapılmalıdır ki bunlar da Ekonomik Savaş alanını kapsamaktadır.

İşte görüldüğü gibi tüm bunlarla beraber savaş dönemlerinde – savaş öncesi hazırlık, savaş süren zaman ve savaş bitimi sonrası – toplumu kökünden etkileyen bir takım ciddi sorunlar da ortaya çıkmaktadır veya bir takım olumsuz olaylar tetiklenmektedir. Ne yazık ki, savaş ekonomisi alanına giren sıcak savaş dönemlerinin genel durumuna bakıldığında ve karşılaştırılmalı analizi yapıldığında, sıcak savaşın topluma vurduğu zararlardan çok, barış zamanında veya soğuk savaş zamanında ekonomik savaş yöntemleri ile açıkça, yarı gizlice ve tam gizlice-örtülü biçimde topluma daha çok zararlar verilmekte olduğu gerçeği görülmektedir. Nitekim sıcak savaşların çıkma nedenleri de barış zamanında ekonomik savaşların aralıksız sürdürülmesi ve çözüm yollarının tamamen kapatılmasıdır.

Dikkate değer diğer bir olgu ise, Ekonomik Savaş kapsamına ait faaliyetler sıcak savaş dönemlerinde daha rahat biçimde suiistimal olanaklarından yararlanarak yapılmakta ve topluma veya dünyaya çok ciddi zararlar verilmektedir. Ancak bu durum çok da umursanmamaktadır. Genel olarak incelendiğimizde görüyoruz ki “Savaş Ekonomisi ve Ekonomik Savaş bir birilerini kısır döngü ile takip etmektedirler”. Yine dünya deneyimine bakıldığında görülmektedir ki bazı uzmanlar veya ilgililer yanlışlıklara da düşebilmekte veya yanlış önlemler almaktadırlar. Bu bağlamda sadece savaş ekonomisine yoğun ilgi göstermekte ve bu sayede ülkenin iç ve dış düşman güçlerden korunacağını ve her an tüm saldırılara karşı savunma yapabileceğini sanmaktadırlar. Oysa sadece savaş ekonomisine verilen destek bir ülkenin askeri gücünü sağlamlaştırırken, aynı zamanda diğer ekonomik bölümlere az önem verilmesi ile genel ekonomik durumu sekteye uğratmaktadır. Bunun için ülkenin askeri gücünü oluşturan savaş ekonomisi ile beraber ülkenin genel ekonomik durumunun güvenliğini sağlayan ekonomik savaşa da çok ciddi bir biçimde özen ve ilgi gösterilmelidir ki yalnızca böyle bir yolla art amaçlı iç ve dış güçlere karşı koyulabilir ve genel ekonomik durumun sürdürebilir kalkındırılması sağlanabilir, yurttaşlara da güvenilir bir gelecek sunulabilir.

Yani kısaca özetlersek, bizce, “Savaş Ekonomisi Savaşın Özü/Olmazsa Olmazı, Ekonomik Savaş İse Genel Ekonominin Özüdür/Olmazsa Olmazıdır”.