Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Bugünlerde çok fazla düşündüğüm ve araştırma yaptığım bir konu hakkında size de bilgi vermek istiyorum. Birçok genç “üniversite okuyorum ama mezun olduktan sonra ne yapacağım, hiç bilmiyorum” diye yakınıyor. Yakınıyor ama ne bir girişim var ne de bir icraat. Yalan söylemeyeceğim ben de öyleydim. Daha sonra düşündüm, araştırdım, okudum ve kendimde hiç tahmin bile edemeyeceğim yetenekler ortaya çıkardım. Elbette bunlar birden bire ortaya çıkacak şeyler değil. Zaman alıyor ve çaba gerektiriyor.

Üniversiteler aslında biz öğrencilerin kendimizi geliştirmemiz için birçok olanak sağlıyor. Okul kulüpleri, sertifika programları, teknik geziler, stajlar… “Bunlara vaktim yok, çalışıyorum ben, bizim okulun kulübünde hiçbir şey yapılmıyor.” Bu cümleler hemen hemen her öğrenci tarafından söylenmiştir. Çareler tükenmez! Öyleyse otobüste giderken kişisel gelişim kitaplarınızı okuyabilirsiniz, internette hangi konu hakkında bilgilenmek istiyorsanız o bilgisayar oyunlarını oynamak yerine sadece günlük bir saatinizi harcayarak bir şeyler öğrenmek için adım atabilirsiniz, atabiliriz. Benim öğrenmek istediğim şeye karar vermem çok vaktimi almadı. Çevremde “Yabancı dil çok önemli, bak şimdi firmalar yurt dışına gönderiyor X kişisini, ne kadar para alıyor biliyor musun!” cümlelerini çok duydum. Bu yüzden farklı bir yabancı dil öğrenmek istedim

Yabancı dil hakkında konuşacaksak ben üniversiteye başlayana kadar İngilizcem pekiyi olmadı, olamadı. Okullarda her ne kadar eğitim verilse de ben bir yabancı gördüğüm zaman konuşmaya utanırdım. Çünkü biliyordum mükemmel konuşamıyordum. Ayrıca yaşadığım bir olaydan da bahsetmek istiyorum. Ben ortaokulda dershaneye giderken İngilizce dersi vardı. Hoca sırasıyla kitapta yazılı metinleri okutur, dil bilgisi testleri getirir ve onları çözdürürdü. Sınıfta İngilizcesi çok iyi olan öğrenciler de vardı. Sıra bana gelip ben okuduğumda o kişiler benim telaffuzum ve dil bilgisi hatalarımla dalga geçerlerdi. Ee, dolayısıyla ben de konuşmak istemezdim. Böylelikle bende İngilizce fobisi oluşmaya başlamıştı. Üniversitede hazırlık okumaya başladığımda bu fobi kendini gösteriyordu. Fakat sınıfı geçmek istiyorsam konuşma yazma dinleme ve okuma sınavlarını geçmem gerektiğinin farkındaydım. Bir Türk ve bir İngiliz hocamız vardı. Biz anlamadığımız yerlerde onları her zaman konuyu Türkçe anlatmaları için zorlasak da İngilizce anlatmaya devam ederlerdi eğer hala anlamıyorsak anlayana kadar o İngilizceyi basitleştirirlerdi fakat asla Türkçe anlatmazlardı ve ben bu şekilde İngilizce korkumu yendim

Ve kendime olan güvenim yerine gelmeye başladı. Hal böyle olunca konuşmak eğlenceli olmuştu. Bir şekilde bu seviyeyi ilerletmeli diye düşünerek İngilizce diziler izlemeye, kitaplar okumaya, günlükler yazmaya başladım. Dizi izlediğimde İngilizce altyazı ile izliyordum. Bilmediğim kelimeler çıktığında durdurup kelimenin anlamını araştırır bir yere not ederdim ve bu şekilde kelime dağarcığımı da geliştirmiştim.

Fakat düşündüğüm zaman hala bir şeyler eksikti çünkü dünyada İngilizce çok yaygındı ve ben başkalarından bir adım önde olmak istiyordum. O zamanlar Kore dizileri çok popülerdi ve bağımlı bir şekilde izlerdim. Bir gün yine izlerken kendi kendime “Ben bu diziyi altyazısız izlemek ve anlamak istiyorum, konuşmak istiyorum.” Diye düşünüp hemen o gün alfabeden itibaren öğrenmeye başlamıştım. En başında çok zorlanmıştım çünkü şekillere dayanan bir alfabeydi ve bir ara vazgeçmeyi de düşündüm ama bu sadece düşünmekle kaldı…

Çok çalıştım. İnternetten kitaplar indirdim, arkadaşlar buldum, bol bol diziler izledim. Dil bilgisini halletmiştim ama daha hiç kimseyle konuşmamıştım ve ilk defa Koreli bir kişi gördüğümde ne anlıyordum ne de konuşabiliyordum. O zamanlar çok hayal kırıklığı yaşamıştım. Çünkü o kadar çok çalışmıştım ki… Çareyi yine internette buldum. Kore’den arkadaşlar edindim, onlara sesli mesajlar gönderdim, onları aradım. Ve en sonunda rahat bir şekilde konuşmaya başladım. Asla pes etmedim, ben bunu yapamam diye düşünmedim. Sonuna kadar devam ettim

Ve sonrasında dil konusunda yeteneğim olduğunu fark ettim ve yeni diller öğrenmeye başladım. Herhangi bir konuda yakınmak çok kolay fakat bundan ziyade bir şeylere bir yerden başlamak ve asla pes etmeden sonuna kadar devam etmek çok önemli. Başaramayacağını hissettiğin anda durup bir nefes almak ve kaldığın yerden devam etmekte sır.

Ben baskıdan çok nefret ederim. Ailem bana bu güne kadar “İlayda kitap oku! İlayda ders çalış! İlayda bak yabancı git yanına İngilizce konuş!” demedi. Ben kitap okumayı annemden gördüm. Çünkü annem kitap okurken kendinden geçerdi. Travmatik bir olay akışı olduğunda suratının aldığı şekil ile romantik bir roman okuduğunda annemin yüz ifadesi çok farklıydı. Ben de çok merak ederdim bu kitaplarda ne var acaba diye. Bu şekilde bir tane alıp okumaya başladığımda ikincisi geldi, üçüncüsü geldi, dördüncüsü… Ve bu şekilde kitap okuma alışkanlığımı da edinmiş oldum. Çeşitli türlerde kitaplar okuyarak hem bilgi sahibi olmuş oluyorum hem de bu şekilde kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum

Toparlamak gerekirse, gelişim konusunda hem bireyin kendisi hem de ailesi büyük rol oynuyor. Çünkü insanın kendini tanıması, neleri yapmaktan hoşlanıp hoşlanmadığının farkına varması gerekiyor. Ve aile desteği de çok önemli bir rol oynuyor. Fakat asıl önemli konu bir kişi kendisini geliştirmek istediğine karar verdiğinde ister müzik konusunda olsun ister teknoloji ister edebiyat ister spor ister bilim asla pes etmemesi gerekiyor. Başta yapmak istediğin şey olmayabilir, başaramayabilirsin ya da yeteneğin olmadığını düşünebilirsin ama bu demek değildir ki asla yapamayacaksın. Kendini geliştirmek istiyorsan sonuna kadar gitmelisin.