S-1- Katar nasıl bir ülkedir?

C-1- Katar, Orta Doğu’nun tam ortasında, ayrıca Basra Körfezi’nin de tam merkezinde yer alan bir yarımada ülkesidir. Körfezin güney kıyısında Arabistan sınırından İran’a doğru uzanan bir jeopolitik konuma sahiptir. 22.000 kilometre kare yüzölçümüne sahip bulunan bu Arap ülkesinde dünyanın çeşitli ülkelerinden çalışmak için gelen büyük işçi topluluklarıyla birlikte beş milyona yakın insan yaşamaktadır. Doğal yapısı itibarıyla bir taş çölü yüzeyine sahip bulunan Katar ülkesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında petrol şirketlerinin bu bölgeye gelmesiyle birlikte çöl ülkesinden petrol ülkesine doğru bir değişim geçirmiştir. Katar’ın petrol ile başlayan macerası daha sonraki aşamada doğalgaz rezervleri ile birlikte devam ederken, dünyanın en küçük ülkelerinden birisi olan Katar, yirmi birinci yüzyıla girerken aynı zamanda yer kürenin en zengin ülkelerinden birisi konumuna gelmiştir. Batılı petrol şirketleriyle birlikte doğalgaz tekelleri de Katar’ın bu zenginliklerinden yararlanabilmek üzere bu ülkeye gelmişler ve Katar’ı dünyanın en zengin ülkelerinden birisi haline getirmişlerdir. İran ve Pakistan’dan gelen binlerce işçi petrol ve doğal gaz şirketlerinin kampuslarında çalışarak enerji üretimi yapmışlar ve bu sürecin sonunda bugünkü Katar devleti meydana çıkmıştır. Dünyanın en küçük devletlerinden birisi olan Katar’ın, gene dünyanın en zengin ülkelerinden birisi konumuna gelmesiyle birlikte ortaya birçok sorun çıkmış ve bugüne kadar başı dertten kurtulamamıştır. Bugün zenginler Katar’ı kıskanmakta ve önünü kesmeye çalışmaktadır.  

S-2- Katar’ın nasıl bir tarihi vardır?

C-2- Katar, eski bir Osmanlı ülkesi olmasına rağmen, merkezi coğrafyanın tarih öncesi dönemlerden gelen bölgesel tarihi içinde yer alan bir geçmişe sahip bulunmaktadır. Merkezi coğrafyada meydana gelen siyasal gelişmeler bütün bölge ülkeleriyle birlikte Katar’ı da yakından etkilemiştir. Özellikle Arap yarımadası üzerinden meydana gelen yeni siyasal yapılanmalar bu yarımadanın bir parçası konumunda olan Katar’ı da doğrudan etkilemiştir. Katar bir küçük coğrafya olarak hiçbir zaman ayrı devlet olma şansına sahip olamamıştır. Merkezi alanı kontrol altına alan bütün büyük güçler ya da emperyal devletler bölgenin diğer yerleri ile birlikte Katar’ı da bu coğrafyanın bir parçası olarak ele geçirmişlerdir. Asya ve Avrupa kökenli emperyal saldırılar bölge ile birlikte Katar’ı da içine almıştır. Orta Doğu’da Osmanlı öncesinde kurulan Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Selçuklu gibi devletlerin sınırları içinde yer alan Katar’a zaman zaman çeşitli topluluklar gelerek yerleşmiştir. Özellikle İslamiyet’in ortaya çıktığı sekizinci yüzyılda Hazar İmparatorluğundan gelen göçlerin bazı uzantıları Katar yarımadasında yerleşmişlerdir. Bu nedenle, Katar isminin Hazar kavramından ileri geldiği öne sürülmüştür. Hazar-Tatar-Macar ve Katar sözcükleri arasında tarihsel bir süreç bağlantısı olduğu, Hazar’dan yapılan göçler arasında bu yarımadaya gelen Hazar boyunun bu ülkeye Katar adını verdiği bazı kaynaklarda öne sürülmüştür. Orta Doğu’nun Arap dünyasında Filistinliler gibi Hindistan kökenli bir halk topluluğu nasıl bugünlerde de yaşıyorsa, Hazar kökenli Katar’lıların da bu çizgide bölgede var oldukları öne sürülmüştür. Hatta daha da ileri gidilerek Batı dünyasının Hazar lobileri tarafından yönetilen büyük şirketlerinin yine merkezi coğrafyaya gelirken Katar’ı üs olarak seçtikleri de dile getirilmektedir. Bir anlamda tarihten gelen bir Hazar-Katar çizgisi günümüze uzanmaktadır. Katar’ın bölgedeki devletlerden ayrılan yanı emperyal güçler tarafından bölge devletlerine karşı kullanılmıştır. İngiliz icadı olan Vahhabillik Osmanlı devletine karşı harekete geçerken Katar’ı merkez olarak seçmiştir. Osmanlılar 1913 yılında Katar üzerindeki haklarından vazgeçmiş ve bu ülke 1916 yılında İngiltere’ye doğrudan bağlanmıştır. İngiltere bölgenin haritasını çizerken, 7 kız kardeş adı verilen 7 büyük petrol şirketine Basra körfezinde ayrı ayrı şeyhlikler ve krallıklar üzerinden alanlar tahsis ederken, Katar da diğer körfez ülkeleriyle birlikte bağımsız devlet konumuna gelmiştir. 1970 yılının Mayıs ayında Katar diğer Birleşmiş Milletler üyesi devletler gibi bağımsızlığını kazanmıştır ama eski İngiliz sömürgeleri gibi “COMMON WEALTH” ülkesi konumunu da muhafaza etmiştir.

S-3- Katar 20’nci Yüzyılda ne gibi gelişmeler ile karşı karşıya kaldı?

C-3- Katar devleti 1971 yılından sonra bağımsız emirlik olarak çalışmalarını sürdürdü ama Körfez de kurulan Birleşik Arap Emirlikleri federasyonunda yer almayarak Arap Birliği ve Birleşmiş Milletlere doğrudan üye olarak daha sağlam bir devlet statüsünü kazanmıştır. Katar Emiri ülkesini güçlendirirken, başbakanın kendisine karşı darbesi ile karşılaşmış batılı emperyalistlerin desteğini alan Katar başbakanı Emir’i tahttan indirerek, yerine geçerek ülkeyi modernleştirme doğrultusunda önemli adımlar atmıştır. Yeni Katar şeyhi kendisini aynı zamanda Halife ilan ederek krallık ile birlikte bir din devleti yapılanmasını da aynı zamanda tamamlamaya çalışmıştır. Petrol şirketleri bu küçük ülkenin iç işlerine karışırken önce başbakan darbesini şeyhe karşı desteklemişler, daha sonra da yeni şeyhin oğlunu babasına karşı kışkırtarak ikinci bir darbenin gerçekleşmesini de sağlamışlardır. Bu gibi dış müdahalelerden kurtulmak isteyen Katar, hem Körfez işbirliği paktına hem de Arap Birliğine üye olarak kendisini güvence altına almaya çalışmıştır. Katar daha sonraki aşamada Suudi Arabistan devleti ile de bir güvenlik antlaşması imzalayarak sınır komşusu ile çatışmaları önlemeye çaba göstermiştir. Ne var ki, bu küçük ülke topraklarından çıkartılan petrol ve doğalgaz miktarı kısa zamanda fazlasıyla artınca ortaya çıkan güvenlik sorunlarını Katar devleti Amerika Birleşik Devletleri ile bir güvenlik antlaşması imzalamakta görmüş ve ABD’ye ülke içinde büyük bir askeri üs kurma hakkı tanınarak güvenlik açığı kapatılmaya çalışılmıştır. Bahreyn ve diğer Arap şeyhlikleri ile sınır anlaşmazlıkları bulunan Katar’ın sürekli olarak güvenlik problemi olduğundan, bu küçük ülke kendi güvenliği için birçok ülke ile işbirliği antlaşmaları imzalamıştır. Bu çizgide, en son olarak Türkiye ile de bir güvenlik antlaşması imzalanarak, ABD’ye olduğu gibi Türkiye’ye de bu yarım ada üzerinde bir askeri üs bulundurma hakkı tanınmıştır.

S-4- Bu kadar fazla güvenliğe önem veren Katar, neden günümüzde büyük bir güvenlik sorunu ile karşılaşmıştır?

C-4- Soğuk savaş döneminde İngiltere ve Fransa ikilisinin çizmiş olduğu sınırlar içerisinde Orta Doğu devletleri belirli bir durgunluk dönemi içinde idi. Bölge devletleri batılı petrol şirketlerinin baskıları altında yollarına devam etmeye çalışırken Arap ve İslam Birliği örgütlerinin çatısı altında birbirleriyle iyi geçinmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, küreselleşme dönemi ile birlikte var olan devletlerin parçalanmaları olgusu gündeme gelince, sırasıyla Irak, Libya ve Suriye gibi orta boy merkezi devletler daha küçük devletçikler oluşturularak parçalanmaya çalışılmıştır. Bir yandan etnik ve mezhepsel çatışmalar körüklenerek toplumlar ve devletlerin parçalanması için uğraşılırken diğer yandan da şirketler aracılığı ile devletlerin ve ulusların ekonomik kaynaklarına el konulmaya devam edilmiştir. Bu gün Katar var olan devlet yapısının çok fazla ilerisinde bir ekonomik güce ulaşmış ve bu doğrultuda eline geçen parayı ülke dışında etkin bir biçimde kullanmıştır. Afrika’nın ortasındaki büyük ülke olan Kongo’da Katar bugünkü ülkesinin üç misli toprak alarak bir anlamda yeni bir Afrika ülkesi olmuştur. Ayrıca gelecekte gıda sorunu ile karşılaşmamak için, Sudan ve Somali gibi Afrika ülkelerinde de tarım arazileri satın almıştır. Uluslararası alanda on trilyon doların üzerindeki bir ekonomik gücü çeşitli yatırımlar ile siyasal güce dönüştürmüştür. Bankacılık sistemlerinde Katar büyük ülkelerin fonlarından daha büyük bir yapılanmayı Asya, Avrupa, Afrika ve Latin Amerika kıtalarında gerçekleştirdiği için batılı emperyal güçlerin ciddi bir rakibi olarak hedef haline gelmiştir. Batı sistemi petrol için verdiği paraları bu ülkelere silah satarak geri aldığından dolayı ekonomik alanda büyüyen İran, Libya, Kuveyt gibi Müslüman ülkelerin önü kesilmiştir. Şimdi sıranın Katar’a geldiği görülmektedir. Petrol ve doğalgaz zengini Katar’a bu zenginlik bırakılmak istenmemekte, kapitalist sistemin çıkmazlarının aşılmasında petro-dolarlara el konularak eski dengeler korunmak istenmektedir. Suudi Arabistan’ın ABD bankalarında bulunan iki yüz milyar dolarlık hesaplarına el konulduğu gibi, Katar’ın bankacılık sistemi içindeki fonlarına el konularak bu ülkenin daha fazla batı karşıtı çizgide dış yatırımlara yönelmesinin önü kesilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, Arap dünyasına batı tipi demokratik rejimleri getirmek isteyen İngiltere destekli Müslüman kardeşler örgütüne Katar’ın ekonomik yardımlarda bulunması, bölgedeki İsrail ve ABD planlarını bozduğu için bu ülke bugün hiç hak etmediği biçimde teröristlik ile suçlanmaktadır. Orta Doğu bölgesinde savaşı yaygınlaştırmak için silah dağıtan ve satan ABD-İsrail ikilisi açıktan terör örgütlerine destek olurken, Müslüman kardeşler gibi demokrasiyi savunan bir örgütü, terör örgütü gibi göstererek, bu örgüt üzerinden Katar’ı terör suçlusu ilan etmeleri tamamen gerçeklere ters düşen bir durumdur. Bölge devletlerine savaş açanların bu çelişkisine bütün dünya bugün karşı çıkmak durumundadır.

S-5- Katar ve Türkiye ilişkileri ne düzeyde sürdürülmektedir?

C-5- Türkiye Cumhuriyeti bir Orta Doğu devleti olarak, bölgedeki bütün devletler ile ilişkilerini en üst düzeyde geliştirmeye çalışmıştır. Osmanlı döneminden kalma ortaklıklar güncellenerek bölgesel bir dayanışma ortamı yaratılmaya çalışılmış ama İsrail ve ABD ikilisinin bölgeye egemen olma çabaları yüzünden ilişkiler bir türlü geliştirilememiştir. Türkiye bölgede İran, Irak, Suriye ve Mısır gibi büyük devletler ile yakınlıklar oluşturmaya öncelik vermiş ve bu yüzden Körfezin küçük devletleri ile ilişkiler fazla geliştirilememiştir. Son dönemde Irak, Suriye ve Libya gibi bölge devletlerinin parçalanması ile petrol ve doğal gaz trafiği önem kazanınca, Türkiye körfez ülkelerine daha yakın durmaya çalışmıştır. Körfezin küçük devletlerinin hemen hepsi ile ekonomik ilişkiler geliştirilirken, Sünni ya da Şii kimlikli siyasetten uzak durmaya çalışan Katar, laik Türkiye cumhuriyetine diğerlerinden daha yakın gelmiştir. Katar kendi nüfusu içinde Sünni çoğunluğun yanı sıra toplumun dörtte biri oranında Şii nüfusa da sahip olduğu için olabildiğince Şii-Sünni çekişmelerinden uzak durmaya çaba göstermiştir. ABD-İsrail ikilisinin Büyük Orta Doğu ve Büyük İsrail projeleri etnik ve mezhepsel çatışmalar çıkarmaya dayandığı için, Katar sahip olduğu nüfus yapısını dikkate alarak Sünni ve Şii kamplaşmalarına karşı mesafeli durarak siyasal ve ekonomik yapısını korumaya çalışmıştır. ABD başkanı ise bölgeye gelerek Şii İran’a karşı Sünni Arabistan’a yüz milyarlarca dolarlık silah satarak bölgede İsrail’in istediği mezhep savaşının kışkırtıcılığını yapmıştır. Türkiye bir bölge ülkesi olarak bu gibi tehditlerle karşı karşıya kalınca, kendisini de kurtarmak üzere bölge devletleri ile yakınlaşmaya başlamıştır. ABD-İsrail ve İngiltere üçlüsü Türkiye’yi komşusu olan bölge devletleri ile savaştırmaya çalışırken, Türkiye Katar gibi ülkelerin güvenilir desteği ile bu gibi emperyal oyunları bozmaya çalışmıştır. Türkiye’de işbaşında uzun süre kalan ılımlı İslamcı kadro Arap ve İslam dünyası ile ters düşünce, Katar’a daha yakın durmuş ve batılı emperyalistlerin hazırladığı ekonomik tuzakları aşarken, Katar’ın maddi desteklerinden yararlanmıştır. Katar son yıllarda Türkiye’ye büyük yatırımlar yaparak bankalar, şirketler ve topraklar alarak Türkiye ekonomisinin içine girmiştir. Katar Türkiye’ye ekonomik yatırımların ve yardımlarını artırırken, Türkiye’de büyük bir devlet olarak Katar’da kurduğu askeri üs ile Katar’ın güvenliğinin sağlanmasında önde gelen bir rol üstlenmeye çaba göstermiştir. İki ülke arasında ticaret artarken geleceğe dönük bir biçimde sağlam ilişki düzeni kurulmuştur.

S-6- Katar ile ilgili olarak son kriz olayı nasıl gelişti?

C-6- Katar’ın son yıllarda artan zenginliği ve uluslararası alanda yaptığı büyük yatırımlar hem batılı devletleri hem de Suudi Arabistan gibi bölge devletlerini rahatsız ediyordu. Bölgede mezhep savaşı çıkartmak isteyen ABD-İsrail ikilisi, Suudi Arabistan’a çok miktarda silah satarak bu büyük ülkeyi bir Sünni kamplaşmasının öncüsü yapmağa çalışmıştır. Silahları alan ve ABD desteğini yanına çeken Suudiler de İran’a yönelik bir savaş hazırlığı içine girdikleri aşamada, İran ile Arabistan arasında yer alan Katar devletine yönelik bir komplo içine girmişlerdir. Arabistan, Katar ile ilişkilerini keserek diplomatlarını geri çekmesiyle birlikte bölgedeki 8 Müslüman devlet de, Suudiler ile birlikte hareket ederek Katar ile ilişkilerini kestiklerini ileri sürmüşlerdir. ABD ve İsrail ikilisi yıkmak istedikleri devleti önce teröristlikle suçlayarak harekete geçtiği için, benzeri strateji Irak, Suriye ve Libya sonrasında Katar için de gündeme getirilmiştir. S.Arabistan, İran’a karşı bir mezhep savaşı doğrultusunda provoke edilirken, öncelik İran ile arasında yer alan Katar’a verilerek savaşa giden yolda bu ülke hedef alınarak kışkırtılmıştır. ABD terör örgütlerine dağıttığı silahların parasını Suudiler’den almış ve böylece bölgede savaşın tırmanmasının önünü açmaya çalışmıştır. Arabistan diğer İslam ülkelerini Sünni dayanışması doğrultusunda yanına çekerek, Şiiliğin merkezi görünümündeki İran’a ABD ve İsrail desteği ile meydan okumuştur. ABD başkanı Arabistan’ı ziyaret ederken, Mısır devlet başkanı da oraya gelerek üç devletin başkanı dünyayı yansıtan bir küreyi birlikte avuçlayarak ortaklıklarını tüm kamuoyuna göstermeye çalışmışlardır. Daha önceleri de İsrail’li diplomat ile Arabistan’lı bir komutan ABD başkentinde ortaklıklarını İran ve Türkiye’ye karşı açıklarken, Müslüman kardeşlere karşı Mısır’da darbe yapan bugünkü başkan Sisi’yi birlikte desteklediklerini ilan ediyorlardı.

            Çin’in öncülüğünü yaptığı yeni İpek Yolu projesinin, dünyanın ortasında yer alan bölgeden geçmesi, ABD ve İsrail’in merkezi alanı ele geçirme projelerini tehdit ettiği için merkezi alanda batılı ülkeler acilen savaş çıkartarak yeni ipek yolunun önünü kesmeye yönelmektedirler. Tam bu aşamada Amerika ve İngiltere gibi iki büyük Atlantik gücünün birçok alanda karşı karşıya gelmesi de Orta Doğu’daki gelişmeleri fazlasıyla etkilemiştir. İngiltere önceden kurmuş olduğu düzeni savunurken bir Sünni-Şii savaşına karşı çıkmaktadır çünkü hem İran’ın hem Arabistan’ın ve hem de Katar’ın devlet olmasını sağlayan İngiltere’dir. Şimdi Büyük İsrail’in orta dünyada kurulabilmesi için İran ve Arabistan arasında mezhep çatışmaları üzerinden bir büyük savaş çıkartılmaya çalışılmakta ve bu doğrultuda da ilk raunt arada kalan ülke olarak Katar üzerinden oynanmaya çalışılmaktadır. Petrol ve gaz kaynaklarının en çok bulunduğu Basra Körfezi bölgesinde mezhepler üzerinden bir dünya savaşı çıkartmak ABD ve İsrail planlarına uygundur ama bu duruma Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Hindistan gibi büyük devletler açıkça karşı çıkmaktadırlar. Kurban olarak seçilen Katar’a, savaş istemeyen ve dünya barışından yana bütün devletler destek olmaktadır.

            Türkiye, bu aşamada ilk günden itibaren Katar’ın yanında olmuş ve bu ülkenin güvenliği için yardımcı olmaya çalışmıştır. Ne var ki, Katar olayının ana amacının bir İran-Arabistan savaşı ya da bir mezhepler çatışması çıkartmak olduğu artık açıkça kesinleşmiştir. Türkiye doğu komşusu İran’a yönelik bir mezhep savaşına girmemek durumundadır. Katar son yıllarda Türk ekonomisine önemli miktarda para aktararak ve yardım yaparak Türk devletinin yanında olmuştur ama bu durum Katar üzerinden bir mezhep savaşına Türkiye’nin sürüklenmesini gerektirmez. Katar Türkiye’ye birçok maddi desteklerle katkılar sağlamıştır ama Türkiye’de bunun karşılığında Katar’a her türlü yardımı yapmaya çalışmıştır. Bundan sonrası bütün dünyayı tehdit eden ve kıyamet senaryosuna dönüşebilecek bir Orta Doğu savaşı senaryosu olduğuna göre, Türkiye böyle bir oyuna alet olmamalıdır. Katar sorunu Türkiye’yi büyük komşusu İran ile savaşa sürüklememelidir.