“Hayat Döngüsü” veya İngilizce’deki kullanımıyla “Life Cycle” (Şekil-1); yaşadığımız bu evrenin, bu boyutun, yaşam dediğimiz olgunun içerisinde bulunan tüm canlıların ve tabii ki insan oğlunun en temel gerçeğidir. Doğum, büyüme/gelişme, olgunlaşma, yaşlanma ve ölüm. Bu o kadar temel bir gerçektir ki, tüm varoluşu derinden ve özden etkiler. Kaçınılmazdır ve er-geç gelir.

 

devrim evrimi

Şekil 1 : Hayat Döngüsü

Bu, tabiri caizse, hücrelerimize, DNA’larımıza kadar işlemiş bulunan gerçek, insanoğlu’nun neredeyse yarattığı tüm sosyo-kültürel alanlarda, teknolojide, bilimde, sanatta, kısacası yaşamın her alanında da kendisini, sanki temel gerçeği hatırlatırcasına göstermiştir. İnsanoğlu ne oluşturmuş, yaratmışsa bir gün o, mutlaka yok olmuştur. Tabii ki insanın doğal yaşamından daha uzun süre hayatta kalmış birçok olgu mevcuttur. Ama onlar bile bu gerçekten kaçamamıştır veya kaçamayacaktır.

Şirketler, ürünler, teoriler, kurumlar, kanunlar, rejimler, düşünceler, felsefeler hatta bilimin kendisi bile doğar, büyür, gelişir/genişler, yaşlanır/eskir/sorgulanır ve ölür. Tıpkı doğadaki tüm canlılar ve insanoğlu gibi.

 Yok olanın yerine tabii ki, yeni doğan geçer. Bu da hayatın sürekliliğinin genel anlamdaki deviniminin bir parçasıdır. Eskisi gider, yenisi gelir. Peki yenisinin getirdikleri, eskisini tamamen unutturur mu? Belki uzun yıllar sonra evet denilebilir ama bu olguya ait sürecin kendi zamansal periyodundaki kısa zamanı için “hayır” cevabı rahatça verilebilir. Hatta bir atasözünde “Gelen gideni aratır” der. Sanki bunu desteklercesine.

Kimi zaman da bu eski-yeni döngüsüne “değişim” denmektedir. Biraz daha nazik ve yumuşak bir kelimedir ve keskinliğin getireceği ürpertiyi ortadan kaldırır. Aslında evrim kelimesi de, bu noktada, çok rahat işin içerisine sokulabilir. Evet, evrim olduğunda “eskisi” bir anlamda artık yok gibidir ama özün aynı olması nedeniyle, aslında yenisi, eskisinin bir devamı niteliğini taşıyacağı için değişim kelimesi ile kardeş kelimeler olarak anılabilmektedir.

Devrim ise, tüm bu kelimeler ve anlamlar arasında, ifade ettiği yapı itibariyle oldukça keskin bir olguyu tanımlayan yöne sahiptir. Ne değişim kelimesi kadar nazik ne de evrim kelimesi kadar kapıyı çarpıp çıkan ve arkasına bakmayan çılgın bir aşıktır.

 Devrim, birçok tanımı olmasına karşın benim açımdan, tüm nazik ve çılgın, sert veya yumuşak tanımlamaları kendi “hayat döngüsünde” barındıran ve uzun bir yaşama sahip canlı bir organizmadır.

Tabii ki devrim de temel gerçekten kaçamaz. Eninde sonunda o da nihayete erecektir. Ancak, bu süreç oldukça uzun bir süreçtir.

Sosyologlar, devrimlerin yüzyıllara yayılabilen bir hayat döngüsünün olabileceğini ifade etmektedirler. Ancak, burada hayat döngüsünü bir çan eğrisi şeklinde tanımlanması oldukça güçtür. Daha çok çan eğrisinin tersi bir yapıyla anlatılabilen çok güzel bir hikayesi vardır.

İnsanlık tarihinin en bilinen devrimi, herkesin takdir edeceği gibi 1789 Fransız Devrimi’dir. Bu tarihten sonra insanlık devrimler ve küresel savaşlar çağına girmiştir. Sonrasında özellikle 19. Yüzyılda devrimlerin yaygınlığı ve yoğunluğu göze çarpmaktadır. Birçok toplum, kendi varoluş süreçlerinde bundan nasibini az ya da çok almıştır. Fransızlar, Ruslar, Türkler, Çinliler, İranlılar, İspanyollar, Güney Amerika halkları, Afrika halkları, hatta Amerika dahi rahatlıkla nasibini alanlar arasında sayılır.

Bu halklar arasında içeriği ve literatüre olan derin katkıları nedeniyle Rusları ve teorisyenlerinden Lenin’den bahsetmeden geçmek olmaz.

Foti Benlisoy’un BİA Haber Merkezi için 13 Şubat 2012 tarihinde yayınladığı makalesinde çok güzel özetlediği gibi;

“Lenin için bir devrim, yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmek istemediği bir kriz zamanında geniş kitlelerin eyleme geçmesiyle gündeme gelir” açıklaması, devrimlerle ilgili yapılmış en kısa ve güzel tanımlamalardan biri olarak dikkate alınmalıdır.

Bu tanımlama eşliğinde devrimlerin yarattığı değişimlere bakıldığında, çan eğrisini tam tersine çevirmek gerektiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü devrimlerin, hayat döngüsünün tarif ettiği gibi doğup, büyüme ve ölme süresini şeklen gösteren çan eğrisi ile tanımlanması, anlatımda boşluk yaratacaktır. Oysa devrimlerin, yarım küre şeklindeki çanağa atılan demir bilyenin, çanak içerisinde yer alan iki zıt kenardaki salınım ile açıklanması daha doyurucu bir tanımlama olacaktır.

Devrimler, toplumlarda sadece eski yönetim biçimini ortadan kaldırmakla kalmayabilir. Aynı zamanda toplumun tüm yaşam biçimini de alışkanlıklarını da hatta geçmişe dayalı örf ve adetlerini de ortadan kaldırabilir veya en azından derinlemesine değişime zorlayabilir.  Rus, Türk, Çin ve İran devrimlerini bu kategoride sayabiliriz. Tüm bu devrimlerde, sadece yönetim biçimi değişmemiştir. Yaşam biçimleri, tüm kurumsal yapılar, kanunlar değişmiştir. Hatta Türk devriminde kullanılan yazı karakterleri de harf devrimi ile değişmiştir. Bu oldukça zor bir süreçtir ve Türk halkı da buna uyum göstermiştir.

Ancak, bu tür kökensel değişimler, yüzyıllardır o toplumlarda var olan alışkanlıkların bir çırpıda ortadan kalmasına, tüm yaşanan değişimlerin tamamen özümsenmesine sebep olmaz. Mutlaka eskinin etkileri bünyede vardır ve eğer fırsatını bulur ise ortaya çıkmaya veya hortlamaya çaba gösterir.

Bu durumu bir tek, çanağın içerisinde bir köşeden bırakılan demir bilyenin salınımıyla anlatmak mümkündür. Demir bilye, çanağın bir köşesinden aşağıya bırakıldığında, çanağın A yüzeyine sürtmek vasıtasıyla yerçekimi kanununca hızla çanağın ortasına doğru aşağıya doğru yönelir. Çanağın ortasına geldiğinde ise hızla çanağın B yüzeyine göre tırmanışa geçer. Bu tırmanışın sonunda bilye B kenarına ve çanağın sınırına kadar yükselir ama B kenarından çanağı terk edemez. Bunun iki sebebi vardır;

1) Yerçekimi (çünkü yerçekimine karşı hareket halindedir)

2) Diğer kenardan bu kenara olan yolcuğunda çanağın yüzeyine sürtünmek durumunda kaldığı için kaybettiği hız.

B kenarındaki sınıra yaklaştığında yer çekiminin tersine hareketle yavaşlar, yavaşlar ve en nihayet B kenarında bir müddet durur. Sonra yeniden terse bir hareketle, A kenarına doğru geriye gidişe geçer.

A kenarına doğru gerçekleşen bu 2. salınımda, bilye hiçbir zaman ilk bırakıldığı seviyeye gelemez. Çünkü hem sürtünme kuvvetinden hem de yer çekiminden dolayısıyla ilk salınımındaki gücü artık yoktur. Bu salınımlar ilerleyen zaman içerisinde daha sık ama daha kısa mesafeli olarak gerçekleşir ve sonuçta demir bilye çanağın ortasında dengeye kavuşarak salınımı tamamlar ve durur…

Bu sürecin, derin değişimlerde 250 yılı bulabileceği ifade edilmektedir. Bence zamanımızdaki gelişim ve değişimler, bilim ve teknolojik gelişmeler, bu süreci daha da kısalmıştır. Özellikle global iletişimdeki gelinen seviye, internet ve arama motorları sayesinde her tülü doğru/yanlış bilgiye hızla ulaşım, süreci kısaltmıştır. Ancak, yine de bir sürecin varlığı devam etmektedir.

Eğer, devrimleri, demir bilye ve çanak olgusu ile tanımlamak ister ve tamamen bu süreci yaşamış bir devrim örneği ararsak, en azından siyasal yönetim biçimi olarak monarşiyi ortadan kaldırıp yerine bir nevi cumhuriyeti kurmuş ama sonrasında tekrar monarşiye dönüş yapmış olan Fransız devrimini bulabiliriz. Hatta 5. cumhuriyetlerini yaşamaları nedeniyle, çanak içerisindeki salınımların birkaçını gerçekleştirmiş olduklarını bile iddia edebiliriz.

İlk salınımını tamamlamış devrimler arasında ise kuşkusuz birinci sırayı Rus komünist devrimi alır. Onlar şu an B kenarında seyir halinde bulunmaktalar. Komünist rejimle yönetilen bir ülke şu an kapitalizmin görünür nimetlerini yaşamakta. Çin ve İran devrimleri için ise ilk salınımda olduklarını söylemek yanlış olmaz.

Bizim devrimimize gelindiğinde ise, eskiye, eski yaşam tarzına (ancak şu an sadece kıyafet açısından popülist bir denemeye) hatta eski yazıya bile olan vurgulamalara bakılacak olursa, evet, Türk devrimi de çanağın B kenarında hızla yol almaktadır. Bu teoreme göre, yönetim biçiminin dahi sorgulanabileceği, bazı devrim parçacıkları yaşanan süreç içerisindeki değişimler ve teknolojik adaptasyon neticesinde, ya da daha basit şekilde anlatacak olursa, demir bilyenin sürtünme kuvveti nedeniyle tamamen eski haline geri dönmese bile, birçoğunun eski halinin tekrardan ortaya çıkacağı bir süreç yaşanabilir. Buna hazırlıklı olmak gerekir.

Ancak, yukarıda maddeler halinde yazdığımız nedenlerden dolayı, yani yerçekimi ve sürtünme kuvvetinden dolayı hız ile ivme kaybedecek olan bilye, elbet B kenarında bir yerde duracak ve aynı hızla geri gelecektir.

Sürtünme kuvveti ile, topluma devrim olarak sunulan bazı köklü değişimlerin artık özümsenmiş olmasını, yerçekimi ile de toplumsal vicdanı özdeşleştirebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu yüce önder Atatürk’ün gençliğe hitabesinin son cümlesinde sakladığı ve benim “toplumsal vicdan” olarak tanımladığımız değerlere rahatsız edici dokunuşların ve dürtmelerin artması, yani yerçekimi, elbet doğal görevini yapacak ve bir gün gelecek geriye gidişi durduracaktır.

İşte o günün ne zaman olduğunun kararı yakın zaman içerisinde mutlaka toplumun gündeminde yer alacaktır.