Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Dünyasının örnek aldığı kurucusu M.Kemal Atatürk’ün değerlerini gözden geçirmekle, zihnimizde hem yeni bir dünya kurmak hem de geleceğe emin adımlarla ilerlemek istiyoruz. Neden? Toplumsal kırgınlık, tembellik ve dargınlığın, yıkıcı tavırların önüne geçmek için!

Bizden biri ama büyük bir Bilge Lider, Türk Dünyasında milletimizin Aksakalı olarak bilinen Atatürk, toplumla Balkanlarda ve Ortadoğu da iç içe birlikte oldu. 57 yıllık hayatında girdiği 11 savaştan zaferle çıktı, 13 kitap yazdı ve 5 bine yakın kitap okudu. Hem devlet adamı, hem de toplum adamı olarak bağımsızlığa, hür iradeye sahipti. Fikri hür vicdanı hür gençlerin yetişmesini sağladı. Türk istiklal ve cumhuriyetinin savunulmasını, korunmasını Türk Gençliğine emanet etmişti. Türk Milleti’nin hür ve müstakil yaşamasını, insaniyet medeniyet aleminin temiz vicdanının mutlaka Türkiye ile beraber olduğunu ifade etmiş, milletin egemenliğinin bilgili, liyakatli ve dikkatli insanlarla devam ettirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Türk Dünyasındaki devletlerin, yaşayan insanların doğru yönetilmesinde istişarenin, Şura’nın, Meclisin önemli olduğunu görür ve devlet yönetiminde adaletten yoksun bir hükümet şeklini beğenmezdi. Şura’nın adaletle hükmünü icra etmesini isterdi. “Millet işlerinde haklılık, ancak milli kararlara dayanmakla, milletin genel eğilimini yansıtmakla olur. Korku üzerine hakimiyet bina edilmemeli.Kuvvetin bir olduğu ve millete ait olduğu bir yerde”, diyerek, “Milletin irade ve emeline uymayanların talihi hüsrandır, izmihlaldir.” görüşünü ortaya koyardı.Onun içindir ki genel olarak yönetimde sorumluluğu üzerine alanlar en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, elden geldiği kadar yakın bulunmalı, Ellerini taşın altına sokmalıdır! Çalışkan ve vizyon sahibi olan Bilge insanlar en önde olmalıdır tezini savunurdu.

“Bizim milletimiz esasen demokrattır. Kültürünün, geleneklerinin en derin maziye ait evreleri bunu doğrular.” diyen Atatürk, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir adım dahi geri kalmasın.” temennisinde bulunur.

Ferdi hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesinin söz konusu olmamasını savunan Atatürk, siyasi, askeri zaferlerin ekonomik zaferlerle taçlandırılmaz ise devamlı olmayacağını düşünür. Milli yasalara saygılı olmak şartıyla, yabancı sermayeye gereken teminatın verilmesinde ülkenin hazır olması gerektiğini savunurken, halka hizmet ilkelerini şöyle açıklar: “Biz teori ve laf üretme yerine, iş yapmayı tercih ettik. Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir. Teşebbüste başarı ancak süreli bir planda ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya yenileşmeye bağlıdır. Zaferler, birlik ve dayanışma sayesinde elde edilir. Hiçbir adamın, memleketine hizmet etmiş olmasına karşılık, sülalesini bir memleketin başına sarmaya hakkı yoktur. Başladığımız her işi bitirmeliyiz. Büyük işler, mühim teşebbüsler ancak müşterek mesai ile gerçekleşebilir. Her teşebbüste başarı ancak süreli bir planla ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Milli dayanışma milli uyanış böyle kazanılır.

Bir işi zamansız yapmak o işten netice almamaya neden olur. Millete efendilik yoktur, hizmetkârlık vardır. Türk Milletinin şanı, şerefi vardır, biz de şanlı ve şerefliyiz! İçinizden herhangi biri çıkar da, şan ve şeref peşinde koşar ve sadece kendisini düşünmek isterse, biliniz ki o, başınıza beladır. Millet bu gibilerine müsaade etmemelidir.

Atatürk diyor ki: “İnsanları mesut edeceğim diye, onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzülecek bir sistemdir.”

1922 de“ Memleket işlerinde, millet işlerinde, hakiki işlerde duygulara, hatıra, dostluğa bakılmaz.” 1923 de “Benim havarilerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder ve hizmet liyakat ve kudretini gösterir ise havari onlardır.”

“Asla hatırdan çıkarmamalısınız: “ bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de yarında, dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir.”

1923 de “İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insana, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede meclis, sizin arzularınızı yapmaya, layık olduğunuz refahı temin kudretine malik olacaktır.”

1925 de “Bizim ilham kaynağımız, doğrudan doğruya büyük Türk Milleti’nin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün harareti verimi, kuvveti milli vicdandan aldıkça, bütün teşebbüslerimizde milletin sağduyusunu rehber saydıkça, bundan sonra da milleti doğru hedeflere eriştireceğimize imanımız tamdır.

1931 de “Yapmak iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu, oyalayıcı sözlerle, yaparız diyerek, millete karşı, gündelik siyaset takip etmek prensibimiz değildir. Onun için, milletimizin acil ihtiyaçlarına çare bulacak bir programa dayanmaya yenileşme teşebbüsleri, şahsi ve keyfi olmaktan kurtulamaz. Özellikle birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz. Felaket de, saadet de getirse, iyi de fena da olsa, hakikatlerden ayrılmayacağız.”

Atatürk, her Türk’ün kültürlü olmasını savunur, isterdi. O,”kültürü, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkarmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmek” şeklinde tarif ederdi; ilim yapılacaksa, bunun tercüme ile değil, tetkikle yapılır, derdi. Atatürk, Türk Gençliğinin milli ülkülerle, yetişmesini ister ve gençliğe önem verirdi: Memleketle ilgili Milli şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için de dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz görüşünü ileri sürerdi. Ona göre dünyada her şey için, medeniyet ve hayat için, başarı için “en hakiki mürşit ilim yapmaktır”. Cumhuriyet rejiminin ahlaki fazilete ve Türk kültürüne dayanan bir idare olduğunun farkında olan Atatürk, istikbalin göklerde olduğunu toplumda sanatçılara ve sanata önem verilmesini isterdi. “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” derdi. O “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır.” der, milli ülkülerin, milli iradenin yalnız bir şahsın düşüncesinden değil, bütün millet fertlerinin, arzularının, emellerinin birleşmesinden ibaret olup, milletin kültür ordusuna sahip olmasını tercih ederdi.

Siyasi kavgaların neticesiz olduğunu dile getirir, toplumsal çalışmanın verimli olduğunu, aydınların yol gösterici olmalarına imkan verilmesini, Türklerin tarihte yaşadığı her yeri tanımaları gerektiğini, Türk Dili’nin yabancı dillerin boyunduruğundan  kurtarılmasını, ordu ve milletin sevk ve idaresinde ilim ve fen ilkelerini rehber tutmanın önemine işaret ederdi.

Uluslararası Savunma alanında milletler mücadelesindeki siyaset de ancak çıkarların ön planda olduğunu dile getiren Atatürk, milli kültürümüzün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarılmasını, uygar olmanın faydalarını en kötü ihtimale karşı bile önlem almanın zorunlu olduğunu, birbirimizi her konuda uyarmak gerektiğini, azami tasarruf etmenin milli amaç olmasının karşı görüşlere de değer verilmesini şöyle ifade ederdi. “Samimi ve meşru olmak şartıyla, her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir.” “Hiçbir kanaati değersiz görmemek lazımdır.” derdi.

Atatürk, her tehlike karşısında soğukkanlılığını, dengesini kaybetmez, gözünü budaktan sakınmaz, durumu olduğu gibi apaçık görür, geleceği keşfeder, hedefine doğru azim ve kararlılıkla yürürdü. Çalışmaya, çalışkanlığa büyük önem verir ve “Yalnız, tek bir şeye ihtiyacımız vardır. Çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi, refah ve saadet, yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.” şeklinde izah eder, fakirlikten gerilemekten çalışkanlık sayesinde kurtuluşa varacağımızı gösterirdi. Çalışkanlık önemli bir değer ölçüsüydü Atatürk için! Dünya tarihi ve oluşum kurallarına dayalı olanı” tatbik eden, icra eden karar verenden daima daha kuvvetlidir” tezini ileri sürerdi. Türk kadınının, dünyanın en münevver, en faziletli, vakur bir kadın olarak en iyi nesilleri yetiştirmesini ister, toplumsal hayatın başlangıcı olan aile hayatına önem verirdi. Ailenin küçük bir devlet olduğunun bilincindeydi. İyi bir Türk Milliyetçisiydi: “Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icaplarını tanırız.” görüşündeydi. Bu görüş Türk Dünyası Devletlerinde yaşayan farklı kökenden gelen milliyetlere de kılavuzdur.

Atatürk’ün davranışlarından biri de, insanları yüzleştirmekti. Samimiyetin ifade edilemeyeceğini, onun gözlerden ve alınlardan anlaşılabileceğini, gözyaşlarının zaaf alameti olduğunu bilir ve şöyle düşünürdü: ”Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra döğünmenin kimseye faydası yoktur.” diyen Atatürk, çok dikkatli bir insandı, etrafa göz attığında, bütün eksiklikleri görür ve düzeltirdi. Çok vefalıydı. Yakınlığını ve yardımlarını gördüğü kimseleri aratır, buldurur ve onlara unutmadığını gösterirdi. Kalpleri kırarak değil, kazanarak insanların gönüllerine giren liyakat aşığı büyük bir liderdi. Millet hayati tehlikeye maruz kalmadıkça savaşların bir cinayet olduğuna inanır ve yurtta barış, dünyada barışı temsil ederdi. İnsanların daima yüksek, necip ve mukaddes hedeflere yürümesini önerir, fedakârlık yapan insanların yükseleceğini düşünürdü. Bunun içindir ki dünyada birçok yöneticiler gibi, Azerbaycan da Haydar Aliyev, Kazakistan da Nursultan Nazarbayev gibi liderler Atatürk’ü örnek almışlardı. Çünkü Atatürk, kendi milletimizin öz değerlerini tanımayı teşvik eder, Türk Milleti’nin sinesinin en büyük korunma yeri ve menfaat kaynağı olduğunu ileri sürerdi. O, nasıl başaracağını düşünmez, o işe neler mani olur diye düşünür, o engelleri kaldırmaya çalışır ve işler kendi kendine yürürdü; Sadece emir vermez, verdiği emirlerden emin olmak için gerçekleşene kadar değişen sonuçları takip ederdi. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamayacağını düşündüğü için, her bireyin istediğini düşünmek istediğine inanmak, hatta kendine özgü siyasi bir fikre sahip olmasını, sanayileşmenin en büyük milli davalar arasında yer aldığını her gelişme ve kurtuluşun anasının hürriyet olduğunu cesaretle söylerdi. “Sağlam kafa sağlam vücutta” olan atalar sözünü uygulardı.

Türk Dünyasının geleceğine yönelik yenileşme adımlarının atılacağı 21. Yüzyıla ortak değerimiz Atatürk’ümüzün temel değer ölçülerinden ilham almak ümidiyle Özbekistan da, Kırgızistan da, Türkmenistan da Balkan ülkelerinde, Temeli Yüksek Türk Kültürü ve Türk Kahramanlığına dayanan Anavatan Türkiye’mizde Atatürk’ü örnek alan gençlerimiz çoğaldıkça milletimizin istikbali emniyettedir.

“Türk Oğlu, Atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için gereken gücü kendi içinde bulacaktır.”

Bilgelikten, Alplikten, Düzgünlükten uzaklaşmamak dileğiyle akıl ile bilim yolundan gitmek Atatürk yoludur!