Türk Dünyasında Kadınlar Devlet yönetiminde, toplumda barış ve huzurun sağlanmasında, eğitimde, ekonomide ticarette ve iş alanlarında daha iyi daha güçlü olmalıdır. Neden? Türk Dünyasında yaşayan toplumun yarısı, yani %50 si kadınlardan oluşmaktadır.

Türk Dünyasının ortak kültür hazinesi Kutadgu Bilig’de “Daima iyilik yap, kötülükten uzak dur. Daima iyilik yap ve kendin iyilik bul. Kötü olmasa iyi, yapacak iş bulamaz.” Felsefesiyle hareket eden bir Türk kadını sürekli bilgi üretir, çevresini aydınlatır ve geleceğe yön verir. Böyle düşüncede olan insanların yönetimde olması, toplumda hâkim olması kötü insanların ortadan kaybolacağına işarettir.

İki düşünce adamının sözleri kadınlara daha da güç verecektir. Birincisi Boch diyor ki: “Kadın işe karışmadıkça, erkek muaşeret ve maişeti güzelleştirmeye muvaffak olamaz”. İkincisi Destouches de, “Kadın, ümit ve teselli kaynağıdır. Hayata küskün olanlara yaşamak arzusu verir. İnsaniyetin ilerideki günleri ona bağlıdır”. Gerçekten kadınlar, açlığa, susuzluğa, yokluğa, sıkıntıya, acıya ve her türlü zorluğa dayanırlar ama adaletsizliğe, barış ve huzurun kaybolmasına tahammül edemezler.

Yaşadığımız 21. Yüzyılda iki paragrafta özetlediğimiz Türk Tarihindeki ve edebiyatındaki örnekler çağımızda yaşayan Türk Dünyası kadınlarının kültür zenginliğine ışık tutacaktır: Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaradılış Destanın da Yaratan’a ilham veren “Ak Ana” adındaki kadındır. Eski Türk inancına göre “Han ile Katun” gök ve yerin evlatlarıdır. Türkleri birleştirip Turan Birliğini kuran ve Turan kağanı Alp Er Tunga’nın torunu, akıl oyunlarında çok maharetli olan Tomris Katun’un kahramanlığı dillere destandır. Oğuz Boylarını yönetenler “Yedi Kızlar” dı. Onlar Sakaların Tomris Analarıydı. Kırgızların atası da “Kırk Kızlar”dı. Onlar da Orta Asya Bozkırlarının savaşçı Alp kızlarıydı. Savaşta, barışta erleri ile birlikte Türk Yurtlarına sahip çıkarlar, çadır kurarlar, keçecilikle uğraşırlar, nakış ve örgü örerler, kilim ve halı dokurlar, ipek ve pamuk üretirler ve yaşadıkları kentleri köyleri korurlardı.

Bilge Kağan kitabesinde “Sizler Anam Katun, Büyük Annelerim, Hala ve Teyzelerim, Prenseslerim” sözleriyle hitabına başlar. Orhun Kitabelerinde de “Devleti idare eden Han, Devleti bilen Hatun” birlikte anlam kazanır. Kadının yüceliği ise, Altay Dağlarının en yüksek tepesine “ Kadınbaşı” ismi verilerek yaşatılmıştır. Büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han’ın Katunu imzalamıştır. Kazan Han’ının kızı Süyün Büke Hatun’un yenilmezliği de unutulmayan Türk Kadınları arasında yerini alır. Eski bir Türk Atasözü de, “Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik iyi bir kadın” mesajını verir. Korkut Ata’nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek, iyi ata binen, iyi kılıç kullanan bir kadındı. 1236’larda Delhi Türk Sultanlığının başına geçmiş kadın hükümdar, adil, dirayetli ve cömert olan, Terken Hatun’un ve İltutmuş’un kızı Raziye Begüm’dü.

12.-13. Yüzyıldan bugüne kadar Kızıl Arslan’ın Hanımı Ketibe Hanım, Özbek Han’ının Hanımı Mehrican Hanım o devrin görkemli siyaset ve devlet adamları arasında sayılan kadınlardır. Çok önemli anlaşma sağlayan kadın diplomat, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın annesi Sara Hanım’dır. Şah İsmail Hatai’nin kızı Mehinbanu Sultan, Peri Hanım, Efsanevi Tuti Bike de devlet işlerine katılmıştır. Yardımseverliği ve siyaset bilgisiyle ünlü, Suşa şehrine su kemeri yaptıran Karabağ Hükümdarı Mehdigulu Han’ın kızı Natevan Hanımdır. Azerbaycan da 1920-1991 döneminde Şura veya kadınlar Şurası devri olarak geçer. Cimnaz Aslanova, 1936 Sovyet Anayasasının hazırlanmasına iştirak etmiş ve Sovyetler Birliğinde Milletler Başkan Yardımcısı olmuştur. Tahire Tahirova ise Petrol İlmi Araştırmaları Enstitü Başkanıdır.

13’üncü Yüzyılda Anadolu da Ahi Evren’in eşi Fatma Bacı’nın kurduğu “Bacıyan-ı Rum”, yani “Anadolu Kadınlar Birliği” Anadolu’da yaşayan Ahilerin kadınlar arasında kurduğu bir teşkilattır. Bu teşkilat, kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanda kalkınıp gelişmek için el sanatlarında ilerlemek hedefiyle kurulmuştur. “İşine, eşine ve aşına sahip ol” ilkesiyle hareket eden Ahilik kültürü, bireylerin hak ve özgürlüklerine büyük önem verirdi. Yaşam felsefelerinde kimsenin ayıbını, kabahatini görmemeye, yasa ve ahlak dışı işlere karışmamaya, kendilerine emanet edilen sırları kendi sırları gibi saklamaya özen gösterirlerdi.

Ahi ahlak anlayışından biri de, “Elini, yüzünü, gönlünü ve sofrasını konuklara açmak düşüncesi kadın ve erkek ahilerin yaşam tarzını oluşturmuştur. Konuklarını kardeş gibi gören ahiler, maddi ve manevi varlıklarını onlarla paylaşmışlar, yerel ekonomiye katkıda bulunmuşlar, ipek yolu üzerindeki kervanları ağırlamışlar, aynı zamanda İpek Yolu güvenliğini sağlayıcı önlemler almışlardır. Selçuklular döneminde yaşayan büyük Türk Düşünürü Mevlana’ya göre de, “Kadınlar, akıl ve gönül sahiplerine pek üstün sayılırlar, cahillere göre değil. Kadın, Tanrı nurudur, sevgili değil. Yaratıcıdır, yaratılmış değil.”

Osmanlı Türk Devleti döneminde Kadınlar, insaniyetin anasıdırlar. Yalnız siyasi otoriteleri ile değil, aynı zamanda banilikleri ile de gündeme gelirler, sosyal yaşamı etkilerler, sanat yapıtları ortaya koyarlar, hak ve güç sahibi olmak için çaba gösterirler. Hürrem Sultan, Mihrimah, Nur Banu, Kösem ve Turhan Sultanlar bu dönemde Hanedanların güçlü kadınlarıdır.

Türkiye’nin kurtuluş mücadelesi verdiği dönemde milli mücadelemizin kadın üsteğmeni Erzurumlu Kara Fatma “Artık kadın, erkek yok, Artık istiklal var!” diyerek kahraman Türk Kadınlarının rolünü belirlemiştir. Kadınlar yaralılara bakmışlar, yiyecek ve erzak hazırlamışlar, kağnılarla cepheye silah taşımışlardır. Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk Kadını, dünyanın en aydın, en ağırbaşlı kadını olmalıdır. Türk Kadınının görevi yurdu kafası ile, gücü ile, yiğitliği koruyacak ve savunacak evlatlar yetiştirmektir.”, “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim’, diyemez”  demiştir.

Sosyolog Ziya Gökalp ise, kadınlar için şu anlamlı dörtlüğü ifade etmiştir.

“Kadın insandır, insanın en büyük hakkı irfandır.

Kadın çalışmazsa, fikri yükselmez.

Tabii Size o zaman denk gelmez.

Kadın yükselmezse, alçalır vatan, samimi olamaz onsuz bir irfan.”

Ahmet Hikmet Müftüoğlu da Çağlayanlar adlı eserinde

“Ey Türk Kadını! Irkında ne icazkar bir feyz vardır ki, hem mevte asker yetiştirir, hem ebediyete hüner yetiştirirsin!”

diyerek Türk Kadının asker millet marifetli vasıflı insan yetiştirmesi gerektiğini ve yetiştirdiğini ifade eder.

Kazakistan nüfusunun yarısından fazlası hatta %70 i kadındır. Kamuda çalışan kadın oranı ise % 65 civarındadır. Kazakistan da “Kadın Liderliği ve Girişimciliği Özgüveni ve Kendini Geliştirme” konulu Kadınlar Forumu büyük ilgi gördü. Astana Kadınlar kulübüne üye olan 12 bin kadının kurucu üyesi Aliya Jolbddina’yı kutlamak gerekir. Kadınların motive edilmesi, ertelenen projelerin gerçekleşmesi hedeflerine doğru hızla ilerlemektedirler. Tursunov ise, “Kadın reklam ve ticaret malzemesi olarak görülmemelidir.” Diyerek, aile kurumunun zarar görmemesi gerektiğini de her platformda vurgular.

Özbekistan da ise, Zebunisa, Uvaysiy, Nadire, Anbar Otin ve Taşkent de heykeli dikilen ünlü Özbek Şair ve Yazar Zülfiya kadınların akıllarından çıkarmayacağı isimlerdir. Özbekistan Kadınlar Komitesi 3 milyondan fazla üyesiyle faaliyetini sürdürmekte olup, Kadınların durumunu iyileştirme, rolünü yükseltme, statüde değişim, sosyal hak ve hukuklarının korunması, ekonomik ve manevi menfaatlerini elde etmeleri için kadın kadro kaynakları bulunması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Özbekistan, Ayrıca “Mehr”(Merhamet) Birliği oluşturarak, uluslararası kadın hareketinde tek konuma sahip olan bir ülkedir. 2012 yılında “Aile Yılı” ilan edilmesi ve küçük boyutlu işletmelerde %23 oranında kadınların etkinleştirilme faaliyeti önem arz etmektedir.

Elbette Türkiye Cumhuriyeti içinde Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Kadın Dayanışma Vakıfları, Anneler Derneği, Kadın Adayları Destekleme Derneği vb. gibi Kadınların sosyal durumlarıyla ilgilenen birçok kuruluş faaliyetlerine devam etmektedir. Türk Dünyası Kadın Birliği Platformu son olarak İstanbul da toplanarak girişim ve iş sahibi olan kadınların faaliyetlerini değerlendirmek ve yeni yöntemler bulmak için her yıl İstanbul’da toplanma kararı almış olmaları da önemli bir gelişmedir. Azerbaycan da 1995 yılında Sayın Haydar Aliyev’in Fermanıyla kurulan “Azerbaycan Kadınları Milli Komitesi” de faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Neftçi, İşgüzar Kadınlar Teşkilatları da güzel faaliyetler yapmaktadır.

Sonuç olarak, Türk Cumhuriyetleri Kadınları sadece bir platform etrafında değil, her yıl bir Türk Cumhuriyetin de etkinlik göstermelidir. Her ülke iç ve dış tehditlere ve örtülü psikolojik sosyolojik faaliyetlere karşı da “iyi insan, iyi kadın, iyi vatandaş” parolasıyla standartların yükseltilmesine, gençlerin iyi yetiştirilmesine, toplumda liyakatli, çalışkan, dürüst adaletli ve vatanına içten bağlı kişilerin korunmasına savunulmasına, en büyük güç olan bilgi toplumu oluşturulmasına çalışmalıdır.

Türk Dünyası Girişimci Kadınlar Hareketi Birliğini tarihi bir bütünlük içinde düşünmek ve çağımızda yaşanılan sorunlara çözüm üretmek açısından bilgilendirmek, yetiştirmek Türk kadınlarının yaşadığı her bölgede gerekli çalışmaları yapmak her sorumlu kişinin ve kadının görevidir.