Dünya üzerindeki Türklerin, nerede olurlarsa olsunlar anavatanları Türkiye’dir. Sorunca bunu gururla söylerler. Yurt dışında yaşayan Türkler için bu tanımı kimin çıkardığını ve edebiyatımıza, konuşma dilimize kimin kattığını bulmak mümkün değil. Yurtdışında yaşayan her Türk bu kelimeyi daha doğarken öğrenir. İçgüdüseldir bu tanım.

Yavruvatan ise sadece ve sadece bir tane.

Tek bir yeri temsil eder “Yavruvatan” kelimesi. O da Kıbrıs adasıdır.

Türkiye dışında birçok ülkede Türkler, yüzyıllardır yaşamını sürdürmektedir. Bunlara “Evlad-ı Fatihan denmekte, yani fethedenlerin çocukları. Ama onların yaşadıkları yerlerin hiçbiri Yavruvatan deyimi ile tanımlanmıyor. Ne Balkanları, ne Batı Trakya’yı, ne Kerkük’ü ne de Musul’u tanımlar bu güzel “Yavruvatan” kelimesi.

Kıbrıs tarihini, özellikle de Kıbrıs Türk tarihine merak duymaya ve araştırmaya başladığımdan beridir neredeyse yüzlerce kitap okudum, Kıbrıs Türk tarihi ile ilgili. Neredeyse 1905’den sonra Kıbrıslı Türkler tarafından yayınlamış tüm gazeteleri satır satır ezberledim, eski Türkçe olanları rahmetlik Harid Fedai ağabeyimizin yaptığı çevirilerden takip ettim, bulabildiğim kadarı ile.

Anavatan-Yavruvatan tanımlaması ilk kez 1948 yılında konuşmalara girmeye, nutuklarda yer almaya ve gazetelere düşmeye başlamış. Başlamasına başlamış ama ilk kez kimin beyninde oluştuğu ve ağzından sözlere döküldüğü ortada yok. Yıllarca yazılı basında aradım ve bulamadım. Rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş beye, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muavini Dr. Fazıl Küçük’e, Harid Fedai Ağabeye, Tremeşeli’ye, Sadi Togan’a, Eczacı Münir Beye, Eczacı Küfi Beye, yılların gazete ithalatçısı ve bayii Hazım Remzi’ye, eşi Emine Hanıma, Ali Nesim Ağabeye, Özker Yaşın’a (Mustafa Özker), Nevzat Karagil’e ve 1940’lı ve 50’li yılları yaşamış kişilere sormuş ama hiç doyurucu yanıt alamamıştım. Hepsi de 1940’lı ve 50’li yılları işaret ediyorlardı, ilk kez bu dönemde duyduklarını söylüyorlardı ama bir türlü nokta atışı yapamıyorlardı.

İstiklal Gazetesi sahibi ve İstiklal Partisi Genel Başkanı Rahmetlik Necati Özkan’la 1970 yılında vefat etmiş olması nedeni ile tanışma ve sorma fırsatım hiç olmadı. Bir dönemin politik önderleri olan Dr. Pertev Zühtü, Turgut Avkıran, Mustafa Şevki, Avukat Fadıl Niyazi Korkut, Faiz Kaymak, Hasan Şaşmaz ve Şafi Alper’i ise sadece gazetelerden tanıyabildim. Kıbrıs Türk edebiyatına katkıları yadsınamayacak, müthiş yaratıcı ve doğurgan edebi bir beyne sahip, edebiyatımızın duayenlerinden Hikmet Afif Mapolar ağabeye hayatta iken sormak ise hiç aklıma gelmedi. O zamanlar romanlarını nasıl yazdığını, nelerden esinlendiğini, İstiklal gazetesini nasıl çıkardıklarını, o günkü olanaklarla böylesi mükemmel bir gazeteyi nasıl çıkarabildiklerini, Dr. Fazıl Küçük ve Başkanı olduğu Kıbrıs Türktür Partisi (Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi) ve KATAK ile yaptıkları siyasi mücadeleyi sormuştum hep. Hâlbuki sorumun yanıtı, nokta atışı şeklinde ondaydı. Afif ağabeye “Anavatan-Yavruvatan” deyimini ilk önce kimin dile getirdiğini sorabilseydim, yıllarca boşuna canımı yemezdim bu güzel tanımlamayı kimin dilimize soktuğunu, edebiyatımıza ve siyasetimize kazandırdığını…

Neyse ki kıymetli dostum Ahmet Necati Özkan’ın yayına hazırladığı “Aslar: Bir Devre Adını Yazanlar -1987” adlı kitabın 314’ncü sayfasının son paragrafında yıllardır aradığım sorunun yanıtını buldum.

28 Kasım 1948 günü ve Lefkoşa’da Selimiye Camisinin Batı tarafındaki meydanda, ilk kez bu denli kalabalık olduğu yazılmış görkemli bir miting yapılmış. Bu mitingin 4 tane özelliği var bana göre.

  • Rumların Enosis isteklerine adada Türklerin de bulunduğu yanıtını vermesi ve adada sadece Rumların var olduğu iddiasını çürütmesi.
  • Rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın ilk kez bu mitingde Kıbrıs Türk halkına hitap ederek siyasete adım atması. (1 Kasım 1947 yılında Meşveret Meclisine, İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından atandığı için siyasi olarak addetmedim.)
  • Nazif Denizer’in “Anavatan ve Yavruvatan” kelimelerini kullandığı hitabını yapması.
  • Bu mitingden sonra Ankara’ya gönderilen telgraf metinlerinin değişmesi ve Yavruvatan kelimesinin sıklıkla kullanılması.

Diş Doktoru Nazif Denizer halka hitabında “…. Biz Türkiye’ye ‘Anavatan’ diyoruz. Türkiye de bizi gerçek ‘Yavruvatan’ olarak kabul ediyorsa, ‘Ana’nın, ‘Yavru’ya karşı birçok vazifeleri vardır …” diyerek Anavatandan beklentileri olduğunu dile getiriyor. Bu deyim o denli çok beğenilip benimseniyor ki, Ankara’ya, Türkiye Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Dışişlerine ayrı ayrı göndermek üzere daha evvelden hazırlanmış ve miting sonrası hemen gönderilecek olan Telgrafların içeriği hemen “…. Yavruvatan yıllardır anasız olduğundan öksüzdür….” cümlesi ile başlayacak şekilde değiştiriliyor.

1983 yılında bizleri KKTC’ye taşımış olan tarihimiz, gururlarla dolu; tabi bizi bırakmayan, her koşulda destekleyen, yemeyip yediren Anavatanımız sayesinde…