Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK(/KCK/PYD/YPG) ve DEAŞ(IŞİD)’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, 20 Ocak 2018 saat 17.00’den itibaren “Zeytin Dalı Harekâtı” başlatılmıştır.

Harekat, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi(BMGK)’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan “Meşru Müdafaa Hakkı” çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak başarıyla icra edilmektedir. Harekatın planlama ve icrasında sadece teröristler ve bunlara ait barınak, sığınak, mevzii, silah, araç ve gereçler hedef alınmakta olup, sivil/masum kişilerin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmektedir. “Zeytin Dalı Harekâtı” kapsamında şu ana kadar bölgeden elde edilen bilgilere göre; en az 343 PKK ve DEAŞ terör örgütü mensubunun etkisiz hale getirildiği tespit edilmiştir.

Afrin’deki terör unsurlarına yönelik harekât sürerken ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, Türkiye’nin 5 yıl önce önerdiği güvenli hattı teklif etmiştir. Tillerson, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na “Suriye sınırı boyunca 30 kilometrelik güvenli hat” önerisini yapmıştır. ABD her zaman olduğu gibi bu teklifinde de samimi değildir. TSK ve ÖSO Harekatının Suriye’de bulunan PKK unsurları aleyhine geliştiğini görünce, besleyip büyüttüğü, terör örgütünü korumayı amaçlamaktadır.

Bilindiği gibi, I. Körfez Savaşı’ndan sonra 1991 yılında ABD’nin ve Türkiye’nin etkisiyle, BMGK’nin 688 sayılı kararıyla Irak’ta oluşturulan Güvenli Bölge nedeniyle Türkmenler, iki ayrı bölgede iki ayrı dram yaşamışlardır. Türkiye’nin desteğiyle oluşturulan güvenli bölge, Irak’ın kuzeyinde Özerk bir Kürt oluşumuna sebep olmuştur. PKK terör örgütü de bu bölgede yerel Kürt unsurları ve ABD’nin ve yandaşlarının desteğiyle daha güçlü hale gelmiştir. Türkiye, aynı hataya tekrar düşmemelidir.
ABD, Suriye’deki PKK terör örgütü unsurlarıyla ilgili PYD/YPG/KCK gibi farklı isimlendirmeler kullanarak farklı algı yaratmaya çalışmaktadır. PYD, PKK’nın Suriye unsurlarını temsil etmektedir. YPG, PYD’nin silahlı unsurudur. Sözde “Halk Savunma Gücü” anlamına gelmektedir. YPG, bazı medya organlarında yer aldığı gibi, Suriye’de sonradan ortaya çıkmamıştır.

Kandil’de PKK tarafından 2003 yılında kurulmuş ve başına Kandil’deki Suriye kökenli terörist Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin getirilmiştir. KCK, sözde “Kürdistan topluluklar Birliği” anlamına gelmektedir. PKK’nın şehir yapılanmasına verilen isimdir. 2005 yılında kurulmuştur. KCK’nın başında Kandil’de PKK’lı terörist Cemil Bayık bulunmaktadır. Bütün bu terörist unsurlar PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’a bağlıdır. Yani PYD/YPG/KCK=PKK’dır. Bu konuda devlet yetkililerini ve medya organlarını “Suriye’deki PKK terör örgütü unsurları” şeklinde açıklamalar yapmaya davet ediyorum.

ABD, Suriye’deki PKK unsurlarından öncelikle özerk ve sonraki aşamada bağımsız bir Kürdistan oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu amacını gerçekleştirmek için Suriye’nin kuzeyindeki PKK kontrolünde oluşturulan kantonlarda, 22 Eylül 2017’den itibaren üç aşamalı seçim takvimi kapsamında seçimler yaptırmış, sözde yerel PKK meclislerini oluşturmuştur. ABD’nin desteklediği bu terörist oluşum, Türkiye’nin güney sınırını tehdit etmektedir. Türkiye’nin bu planı bozmak için Suriye rejimi ile de vakit geçirmeden iş birliği yapması kaçınılmazdır. “Zeytin Dalı Harekâtı”, sadece Afrin bölgesiyle sınırlı kalmamalı, son terörist öldürülünceye kadar operasyon devam etmeli, Fırat Nehri’nin doğusu ve batısı tamamen teröristlerden arındırılmalıdır.

Dünyada çok az ülkenin başarabileceği bu harekatta destanlar yazan, Kahraman Ordumuzun, yiğit Mehmetçiklerimizin Allah yar ve yardımcısı olsun!