Çin Kuzey Kore’nin en önemli müttefiki, en büyük ticaret ortağı ve gıda, enerji konularında temel tedarikçisidir. Bu olgunun yanında ayrıca, K.Kore lideri Kim Jong-un’un iktidarda kalması ve mevcut rejime karşı uluslararası boyuttaki sert yaptırımları önlemek için azami desteği vermektedir. Anılan desteğin başat amacı, mevcut rejimin sürmesi ve bu sayede de, iki ülke arasındaki yaklaşık 870 mil uzunluğundaki sınırdan göçmen akımına engel olmaktır.

Öte yandan K.Kore’nin 9 Eylül 2016’da, tüm uluslararası taleplere ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlılığına karşın beşinci nükleer testini gerçekleştirmesi, bu ülkeyi üçüncü ülkelerin kınamasına ve nükleersizleştirme isteklerine karşı sürekli olarak koruyan Çin’i güç durumda bırakmıştır (1). Bilindiği gibi konu, ABD Başkanı Trump ile Çin lideri arasında yapılan görüşmelerde de ele alınmış ve Trump için uyarıya konu olmuştur (2). Aşağıdaki çalışmanın amacı, Çin-K.Kore ilişkilerini ekopolitik ve jeopolitik pencereden incelemek amacına yönelik olarak ele alınması ve ilişkilerin, günümüz global dengeleri içinde geleceğini öngörme bağlamında çıkarımlar sağlama olmuştur.

K.Kore’nin Uluslararası Algısı

Bilindiği gibi K.Kore 1993 yılından bu yana, yani Nükleer Silâhlardan Arınma Anlaşması’ndan ayrıldığını duyurmasından sonra, izole edilmiş K.Kore’yi nükleerden arındırmak için uluslararası camia büyük çaba göstermiştir. Bu bağlamda, ABD, Japonya, G.Kore, Çin, Rusya ve K.Kore arasında (2003-09) yapılan ve “altlı görüşmeler” adı verilen çalışma önemli yer tutmaktadır(3).

Kuzey Kore’nin kurucu lideri Kim Song Il’in ardından ülkenin lideri oğlu Kim Jong Il oldu. Aralık 2011’de Kim Jong II’nin ani ölümünden sonra sıra mevcut lider Kim Jong un’a geldi. Bazı ekonomik ve tarımsal reformları hayata geçirmesiyle birlikte, insan hakları konusundaki uygulamaları ve muhaliflerine uyguladığı sert baskılar ile, ülkenin devam eden nükleer testleri ve füze teknolojisi geçiştirdiği yolundaki bilgiler, kendisinin uluslararası ölçekte tepki almasına yol açmıştır. Üstüne üstlük 2017 Şubat’ında üvey kardeşinin ölümünde payı olduğuna ilişkin şüpheler, Malezya’dan Çin’e kadar tüm ülkelerin endişesinin K.Kore ve liderine yönelmesine yol açmıştır. Ülkede yaşanan insan hakları konusundaki ihlâller nedeniyle Jung un’u hedef alan ilk “kişisel yaptırım” kararı, Birleşik Devletler’deki Obama yönetimi döneminde Haziran 2016’da alınmıştır (4). Doğaldır ki, K.Kore’nin bu tehdit algısını en derin hisseden ülke G.Kore ve lideri Park Geun-hye olmaktadır.

Ana Hatları ile K.Kore Ekonomisi

Emekçiler Partisi kongresini 36 yıldır ilk kez (kuruluşundan bu yana 7nci.) Mayıs 2016’da toplayan; tüm taşınmaz mülkiyeti ve büyük ölçekli ticari kuruluşların sahipliliği kamuya ait; tarıma elverişli topraklarının payı sadece yüzde 14 olan; dış ticaretinde önemli ölçüde Çin’in taraf olduğu; enerji tedarikini Rusya ve Çin’den yapan K.Kore ekonomisinin boyutlarını:

 24.8 milyon nüfus (bunu yüzde 60’ı kırsalda yaşamaktadır); 28 milyar $(satın alma gücü paritesine-SGP göre 40 milyar $) GSMH; kişi başı geliri (SGB’ne göre) 1.800 $; 4.2 milyar.$ ihracat ve 4.8 milyar $ ithalât; ağırlıklı olarak Japonya ve Çin’de yaşayan göçmen nüfusunun 100 bin’in üzerinde; işsizlik oranı yüzde 25; dış borçları 5 milyar $ olarak sıralayabiliriz.

Ülke ekonomisine daha yakından bakıldığında, 1990’lardan bu yana uluslararası bir izolasyon ve yaptırımlara muhatap olmasına karşın, hayret uyandıracak bir değişim ve canlılık işaretleri gösterdiği gözlenmektedir. Bu bağlamda, beş yıl önce yönetime gelen Kim Jong-un ve parti yetkililerinin koruma ve desteği ile tüccar ve girişimci sınıfının giderek geliştiği belirtilmektedir. Ekonomik canlılığın göstergesi olarak da, önceleri boş olan caddelerdeki araçlar ile, inşaat faaliyetlerindeki artma gösterilmektedir (5). 1990’ların ikinci yarısından bu yana yaşanan gelişmelerle, ülke ekonomisinde özel sektör payının yüzde 30-50 arasına çıktığı (bu oranın, Polonya ve Macaristan’ın Sovyet bloğunun çöküşünden hemen sonraki durumu yansıttığı); keza, 25 milyonluk nüfusun yaklaşık 1.1 milyonu, perakende satışçı veya yönetici olarak özel kesimce istihdam edilmekte olduğu tahmin edilmektedir (6).

Ülkedeki değişimin başlangıcını 1990’lara kadar götürebiliriz. Anılan başlangıç, o tarihte lider olan Kim Jin-hee’nın, sel ve su baskını, kuraklık ve dağılan SSCB’nin sona eren yardımlarının neden olduğu sıkıntılardan (bu sıkıntılar sırasında 2 milyon kişinin öldüğü bilinmektedir), öncelikle gıda konusundaki “karne “ uygulamasını kaldırmasıyla tetiklenmiştir. Söz konusu değişim/dönüşüm, sonraki lider Kim Jong-il (şimdiki liderin babası) döneminde de sürdürülmüş; 2011’den bu yana da Kim Jong-un tarafından da, daha iddialı şekilde devam ettirilmektedir. Jong-un, özel girişimcilerin büyümesine fırsat tanımakta, sosyalist sistemin G.Kore’nin kapitalist sistemine üstün geldiği yolundaki “algı yanılmasını” kırmaya çalışmaktadır. Bu tür gelişmelerin de, aylık asgari yaşam maliyetinin yaklaşık 60 $ olduğu ülkede, merkezi yönetimin toplum üzerindeki baskısını zayıflattığı çıkarımı yapılmaktadır (7).

Çin- K.Kore İlişkilerinin İncelenmesi

Çin’in K.Kore’yi desteklemesi, 1950-53 yıllarındaki Kore Savaşı’na, Çin silahlı güçlerinin Kore Yarımadası’na, yardım amaçlı girmesine kadar gitmektedir. Anılan savaştan bu yana Çin’in ekonomik ve politik desteği, liderler: Kim il-sung (1948–1994), Kim Jong-il (1994–2011), ve Kim Jong-un (2011–) dönemlerinde sürmüştür (8).

İki ülke ilişkilerinde ilk gerginlik, K.Kore’nin Ekim 2006’da nükleer silah denemesi ve bunun üzerine Çin’in, BMGK’nin 1718 sayılı kararı ile konulan yaptırımlara destek vermesi ile yaşandı (9). Böylece ilişkilerde, diplomasiden cezalandırmaya yönelik bir değişimin işaretleri gelmeye başladı. Keza aynı eleştiri, K.Kore’nin en son 9 Eylûl 2016’de gerçekleştirdiği beşinci nükleer denemeden sonra da yapıldı. Ancak bu tür “gergin” nitelikli gelişmelere karşın, Çin’in Pyongyang ile ilişkileri en geniş yelpaze içinde devam etmektedir (10).

Bunun yanında Çin, K.Kore’yi insan hakları ihlâlleri konusunda oldukça sert eleştiriler getirerek, cezalandırılmasını isteyen Şubat 2014 tarihli BM’in raporunu eleştirmiş ve uluslararası yaptırım taleplerine şiddetle karşı çıkmıştır. Bu bağlamda Çin, BMGK’inin Aralık 2014 ve 2015 tarihli toplantılarını bloke etmiştir (11).

YAZININ DEVAMI İÇİN AŞAĞIDAKİ DOSYAYA BAKINIZ.