Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

ULUSAL KADRO HAREKETİ

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Bir kamu hizmetinde ya da herhangi bir işin görülmesi sırasında veya gerekli görülen bir toplumsal misyonun çalışma düzeni ya da yapılması aşamasında, bu doğrultuda gerekli olan işlerin tamamlanması sürecinde, işi görecek insanların bir araya gelerek oluşturdukları birlik ve beraberlik oluşumunda ve çalışan insanların meydana getirdikleri iş görme ya da çalışma düzeninde yer alan kişilerin ya da ücretli personelin bütününe verilen isim olarak kadro kavramı, günlük yaşamda veya iş hayatında kullanılmakta olan bir kavramdır. Çok dar bir kadro ile işi yürütmek, özel olarak yetiştirilmiş insanları bir araya getirerek topluca bir plan ya da projede çalıştırmak gibi toplumsal misyonlarda bir araya getirilen ya da kendiliğinden bir araya gelen insanların oluşturdukları birliktelik gene kadro kavramı çatısı altında ifade edilebilmektedir. Bir kamu hizmetinde ya da herhangi bir girişim veya projede çalıştırılacak ilgili personelin sayısını ve özelliklerini gösteren, sosyal ve ekonomik haklarını belirleyen hukuksal statü ve bu statüde görev yapan insanların oluşturdukları çalışma düzenin de ortak hareket edenlerin meydana getirdikleri insan bütünlüğüne kadro adı verilmektedir. Kadro kavramı bir insanlar arası birlikteliği gösterdiği gibi aynı zamanda kamusal alanda gündeme gelen birlikte iş yapma ya da hizmet görme eylemleri sırasındaki ortak hareket edilmesi misyonunu da gündeme getirmektedir. Daha önceden belirlenmiş olan planların uygulamaya geçirilmesi aşamasında kullanılan insan malzemesinin bütüncül bir biçimde dile getirilmesi de, kadro kavramı ile belirlenmeye çalışılan bir durumu ifade etmektedir. Kamu düzeni açısından merkeze hukuki bağ ile bağlı olan birimlerde çalışan insanlar hukuk devleti içinde belirli bir kadroyu öne çıkarmaktadır. Siyaset bilimi açısından da kadro kavramı bir siyasal oluşum ya da, bir siyasal örgüt kurulması sırasında gündeme gelerek, bu tür girişimlerin kamuya yansıtılmasında ya da siyasal gelişmelerin sürdürülmesi önemli misyonların tamamlanması açısından yardımcı olmaktadır. Devletin çatısı altında oluşturulan kamu kurum ve işletmelerinde istihdam edilen insan unsuru, insan kaynakları açısından kadro kavramı çerçevesinde ele alınarak belirlenebilmektedir.

Kadro kelimesi bir sosyal, siyasal veya hukuksal yapılanmayı ifade ederken, aynı zamanda bir kavram olarak da etkinliğini sürdürürken bir de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında devletin resmi ideolojisini topluma yansıtabilmek için yeni bir siyasal hareketin adı olarak da kullanılmıştır. Kadro ismiyle bir aylık dergi çıkartılmış ve bu derginin yayın ve yazar kadrosu içinde bulunan isimler aracılığı ile, yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti devletine geçmişten gelen siyasal düşünce birikimi kazandıracak yeni bir resmi ideoloji oluşumu projesinin hayata geçirilmesi isteniyordu. Yeni devlet dünyanın ortasında kapitalist-sosyalist ve Müslüman dünyalar arasında merkezi bir siyasal organizasyon olarak oluşturulurken, yeni yapılanmanın kendine özgü niteliklere sahip olması ve kendi jeopolitik koşullarına uyum sağlaması beklenirken, genç Türk devletinin kendine özgü bir modele dayanması gerektiği, ulusal kurtuluş savaşının öncü kadroları tarafından dile getiriliyordu. Kapitalizm-sosyalizm ve İslam dünyası arasında dünya sahnesine çıkmakta olan yeni devletin doğu ve batılı siyasal modellerin dışında kalmasına dikkat ediliyor ve hiçbir biçimde Türkiye’yi çevreleyen bu üç devlet modelini taklit eden bir kopyalamaya gidilmesi istenmiyordu. Türk dünyasının içinden çıkan Türklerin kapitalist batı, sosyalist doğu ve Müslüman güney siyasal yapılanmalarından hiç birisine dahil olmaması hedeflenirken, yüzyıllar boyunca dünya karalarının merkezi konumundaki alanda merkezi güçlü devlet yapılanmasının öne çıkarılması isteniyordu. Bu çerçevede, her üç dünyadaki siyasal görüşler ve akımların taklit edilmesine Kuvayı Milliyeci Kemalist kadrolar karşı çıkarken, bu çizgide hareket eden siyasal toplum kesimlerinin kendi içlerinde örgütlenerek, yeni kurulmakta olan devletin ülkesiyle ve milletiyle bir bütünlük göstermesi isteniyordu. Bu açıdan devletin kuruluşu ve siyasetin yürütülmesi sırasındaki yetişmiş insan gereksinmesi kadro hareketi ile karşılanıyordu.

İnsanlık tarihi boyunca her siyasal dönemde ya da yeni kurulan devletlerin ortaya çıkışlarında eskisinden farklı yaklaşımlar geliştirilerek, son durumu kucaklayan gelişmeleri izleyerek anlatan ve bu doğrultuda yeni devletlerin ya da hareketlerin siyasal içerik kazanmalarına, her dönemin önde gelen entelektüel toplum kesimleri ile ülkenin ya da toplumun önde gelen bilim adamları, yazarları ve sanatçıları öncülük yapmışlardır. Bu doğrultuda benzeri bir girişim, yeni kurulmakta olan insan gereksinmelerini karşılamak amacıyla, bir kadro hareketine yeni devlet kalkışmıştır. Batı dünyasının beş asırlık birikimine sosyalist dünyanın yeni oluşumları da eklenince merkezi coğrafyada eskisinden çok farklı rüzgarlar esmeye başlamıştır. İşin içine bir de orta çağ yıllarından gelen İslam düzeni ve birikimi de eklenince, bu üç dünya arasında merkezi bölgeyi ele geçirmek ya da orta dünya bölgeleri üzerinde egemen olmak üzere hegemonya kavgaları ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti daha kuruluş aşamasında üç dünya arasında çekişmenin ana konusu olarak bölgedeki komşu devletler arasında çatışma konusu yapılmaya çalışılmış ama ulusal kurtuluş savaşının önderi devletin kurucusu olarak böylesine olumsuz bir gelişmeye izin vermeyerek, güçlendirilmiş bir insiyatifi devreye sokarak, merkezi yapılanmayı devletin başkenti olarak ilan edilen Ankara kenti üzerinden bütün dünyaya resmen ilan etmiştir. Türk devletini ortaya çıkaran Kuvayı Milliye mücadelesi bu mücadelenin düşünsel boyutlarını yeni yayınlanacak olan aylık KADRO dergisi aracılığı ile, hem ülke kamu oyunda hem de dünya ülkelerinin oluşturduğu küresel yapılanmalar arasından her kesime ulaştırılıyordu. Yirminci yüzyılın başlarında tam bağımsız bir cumhuriyet olarak dünya sahnesine çıkartılan Türk devleti geçmişten gelen siyasal birikimlerden yararlanarak, yeni dünya düzenine ayak uydurabilmenin arayışı içine girerken, kuruluş aşamasında üç dünya arasında kendi sentezini yapmış bir bağımsız devlet olarak insanlığa seslenmek istiyordu. Ulusal kurtuluş ile birlikte devletin de başında kurucu önder olarak bulunan Atatürk’ün öncülüğünde yeni bir ideolojinin temelleri atılmak isteniyordu. Ülkeyi çevreleyen üç ayrı dünyanın önde gelen devletleri ile çatışmak istemeyen Atatürk, kurucu önder olarak yeni Türkiye’nin önünü açıyor ve söylevleri ile de, ülkenin kuruluş aşamasındaki siyasal ve düşünsel boşluklarını doldurmak üzere bu alanda da öncülük görevini yerine getirmeye çaba gösteriyordu.

Merkezi alanda kurulmuş olan Türk devleti yoluna devam ederek kuruluş dönemini tamamlarken, üç ayrı dünyanın önde gelen büyük devletleri ve güçleri de Ankara yönetimine baskı yaparak, devletin resmi organı konumundaki KADRO dergisindeki yazarlara, yazılara ve içeriklerine çeşitli itirazlarda bulunarak, ülkenin birlik ve beraberliğini sarsacak düzeyde sorunların çıkmasına yol açılıyordu. Özellikle Avrupa ülkeleri ile birlikte Sovyetler Birliği gibi bir büyük devletin de Türkiye’nin resmi yayın organındaki yazılara ve devletin resmi politikalarını yansıtan makalelerin dergi de yayınlanmalarına karışmaları, genç cumhuriyetin bağımsız ve tarafsızlık statüsü içinde yoluna devam etmesini önlüyordu. Sınır boyu komşu devletlerden daha çok, geleceğe dönük bir bloksal yapılanma peşinde koşan Rusya, Amerika ve Arabistan gibi büyük devletler, kendi dünyalarına dönük yazılardaki farklı görüşleri kabul edemiyor ve karşı çıkıyorlardı. Dergi sayılarının çıkışı sonrasında hemen elçilikleri devreye sokarak ve üç dünya yapılanmasının temsilcileri diğer blokların öne geçmelerine izin vermeyerek, kendi doğrultularında Türkiye Cumhuriyetine yön vermeye çaba gösteriyorlardı. Atatürk gibi tam bağımsızlıkçı bir siyasal önderin bu gibi dış müdahalelere tepki gösterdiği ve daha sonraki aşamada da üç yıllık yayın dönemini geride bırakan KADRO dergisinin kapatılmasına karar vererek, bu kararını hemen uygulama alanına aktardığı görülmüştür. Devletçilik yanlıları ile özel sektör taraftarları çekişirken, sosyalistler ile kapitalistler de merkezi devletin üzerinde etkinlik sağlayabilmek için devreye girerek, baskı ve müdahalelerini tırmandırıyorlardı. Liberal kadrolar sosyalizm ve devletçilik anlayışlarına karşı savaş açarlarken, İslamcı toplum kesimleri de dinsizlik olarak ilan ettikleri laiklik anlayışına toptan karşı çıkıyorlardı. Böylece, Türk devleti daha kuruluş aşamasını tamamlayamadan çok ciddi bir siyasal çekişme sürecinin içine doğru sürüklenmek durumunda kalıyordu.

Birinci dünya savaşı sonrasında dünyanın tam ortalarında merkezi devlet modeli olarak öne çıkan Türkiye Cumhuriyeti, kapitalist-sosyalist ve Müslüman dünyalardan gelen müdahale girişimleri ile daha işin başında bölünme ve parçalanma riski ile karşı karşıya kaldığı için, devletin kurucu önderi Mustafa Kemal’in duruma müdahale etmesi üzerine, KADRO dergisinin kapatılmasına karar verilerek, dergi üzerinden ideoloji yaratma ve ülkeyi çevreleyen üç ayrı dünyanın kendi sistemleri ve çıkarları üzerinden yeni kurulmakta olan çağdaş cumhuriyet rejiminin karışıklık ortamına sürüklenmesi önleniyordu. Kuruluş döneminin başlangıcında teorik ve siyasal çekişmelere hedef olması yüzünden, Atatürk’ün önderliğindeki cumhuriyet rejimi en hassas anda bir geri adım atarak KADRO dergisinin kapatılmasına karar verdi. Derginin çıkışından başlayarak üç yıla yaklaşan bir süre içinde yönetimi başarıyla sonuçlandıran ülkenin önde gelen yazarlarından Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyükelçisi olarak, Avrupa ile Asya kıtaları arasında bir köprü konumundaki jeopolitik konumundan yararlanılmak üzere, Arnavutluğun başkenti Tiran’da göreve başlıyordu. Kapitalist batı dünyasının en etkili merkezi olan Avrupa kıtası ile ters düşmemek üzere bir Balkan köprüsü olan Arnavutluk’tan yararlanılmak istenirken, bu ülke halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olması ve Arnavutların Osmanlı kimliğini kabül ederek her zaman için Türkiye’den yana tavır koymalarını dikkate alan Atatürk, Anadolu’da Osmanlı döneminden sonra yaşamaya başlayan Arnavutların toparlanarak eski yurtlarına dönmesi ve böylece Balkan yarımadası üzerinde Türkiye’ye düşman olabilecek büyük bir Yunan devletinin kurulmasını önlemeye çalışılıyordu. Hrıstıyan ve Bizans kalıntısı bir düşman konuma sahip olan, ayrıca Yunanistan’ın dengelenmesi için Anadolu toprakları üzerinde Pontusçuluk oynayan bir Helen devletine karşı Müslüman ve dost Arnavutluk devletini öne çıkarmayı bölge dengelerine daha uygun gören Türkiye, daha sonraki aşamada Arnavutların Balkan yarımadası üzerinde kendi devletlerini güçlü bir biçimde kurmalarına yardımcı olmuştur. Arnavutluk devletinin kurulmasıyla birlikte Balkan yarımadası üzerinde Müslüman ve Hrıstıyan halklar arasındaki siyasi denge yeniden kurulabilmiştir.

Yeni devletin içini dolduracak bir siyasal birikimin temsilcisi olarak Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Arnavut devletinin kurulmasıyla birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti Anadolu toprakları üzerinde batı emperyalizmine karşı daha sağlam duracak farklı bir jeopolitik konuma sahip oluyordu. Komşu bölgelerle siyasal müdahale krizleri yaşayan genç cumhuriyet rejimi zorlanırken, batı dünyasına önem veriliyor ve kurucu önder Atatürk’ün en yakın yoldaşlarından birisi olarak öne çıkan Yakup Kadri, Arnavutluk büyükelçisi olarak Türkiye’nin batı dünyası ile ilişkilerinin yakınlık çizgisinde yürütülmesi amacıyla görevlendiriliyordu. Nitekim daha sonraki yıllarda ikinci dünya savaşı sırasında İtalyan faşizmi Balkan bölgelerinde yayılmaya başladığı zaman Arnavutlar bu duruma karşı çıkmışlar ve Türk devleti ile yakınlaşarak, Hitler ve Mussolini rejimlerinin Balkanlar üzerinden Anadolu’ya saldırmasının önlenmesinde Türkiye’den yana bir dostluk politikası izleyerek, Bizans uzantısı Yunanistan’ın İtalya ve Almanya gibi büyük Hrıstıyan devletlerin çizgisinde, Türkiye düşmanlığı yapmaları Arnavutların destekleriyle önlenmiştir. Türkiye KADRO dergisi aracılığı ile eski Osmanlı eyaletleri olan Balkan devletleri ile birlikte ortak bir merkezi dayanışma çizgisinde geleceğe dönük adımlar atarken, Yakup Kadri’nin büyükelçiliği döneminde Türk devleti İkinci Dünya Savaşı belasını atlatıyor ve Türkiye ile Arnavutluk devletleri arasında kurulan sağlam ilişkiler sayesinde, Roma ve Bizans dönemlerinde olduğu gibi Vatikan’ın emrinde bir Hrıstıyan sömürgeciliğinin eskisi gibi Balkanları aşarak merkez ülke Türkiye’yi tehdit etmesine izin verilmiyordu. Arnavutluk Cumhuriyetinin bir sağlam Müslüman devlet olarak devreye girmesi sayesinde batıdan gelebilecek bütün askeri ve siyasi saldırılara karşı, Anadolu’daki Türk devleti güvence altına alınıyordu. Bugün Bizans artığı Pontusçu Yunanistan’ın yeni Siyonizmin Truva atı konumundaki ABD tarafından savaşa sürüklenmesiyle birlikte tarih tekrar ederken, bu kez ABD emperyalizminin Bizans artığı Pontuscular ile giriştikleri ortak saldırılara karşı, Türkiye eski komşuları ile ortak hareket ederek, üçüncü kez Balkanlar üzerinden getirilebilecek bir saldırı senaryosunu bölgedeki Müslüman toplulukların destekleriyle başarılı bir biçimde önleyebilmiştir.

Yakup Kadri’nin öncülüğündeki KADRO dergisinin başlattığı toplumsal örgütlenme hareketi cumhuriyetin kuruluş yıllarında gündeme gelmiştir. 1932-1934 yılları arasında yayınlanan KADRO dergisi Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Şevket Süreyya AYDEMİR, İsmail Hüsrev TÖKİN, Vedat Nedim TÖR, Burhan Asaf BELGE gibi o dönemin önde gelen yazarları ve aydınları tarafından çıkartılan KADRO dergisi iki yılı aşkın bir süre yayın hayatında kalmış ama daha sonraki gelişmeler karşısında, dergi üzerinden Türk devletine müdahale etmek isteyen emperyalistlerin önünü kesmek üzere, dergi üç yıllık yayın hayatını tamamlayarak kurucu önder Atatürk’ün kararı ile kapanmıştır. İşin başından beri KADROCULAR devleti kuran partinin altı ok ile ifade edilen ve kurucu önder Mustafa Kemal tarafından belirlenen cumhuriyetçilik, laiklik, milliyetçilik, devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkelerine sıkı bir biçimde bağlı kalmışlar ve bu doğrultuda Atatürk’ün belirlediği altı ilke üzerinden yeni bir dünya görüşü geliştirmeye çaba göstermişlerdir. Batı kapitalizmi, doğu sosyalizmi ve de güneyden gelen İslamcılık ilkelerinin dışında hareket ederek, bu üç blok üzerinden merkezi teorik bir yapılanma için uğraşan cumhuriyet yönetimi ve onun içinden çıkmış olan KADRO hareketi, yirminci yüzyılın başlarında geride kalmış ideolojilerin ötesinde yeni bir devlet modelini, merkezi alandaki eski yapıları aşarak ve bunları sentezcilik üzerinden bütünleştirerek, Türkiye’nin jeopolitik yapılanmasına uygun düşen yeni bir devlet modelini, Atatürk’ün önderliğindeki Kuvayı Milliye hareketi ile geliştirmeye çalışmıştır. Savaşlar ve Devrimler çağında Türk devrimine teorik bir çerçeve oturtma girişimi hem izlenecek yolun ilkelerini, hem de bu ilkeler üzerinden ortaya çıkan siyasal birikimin sentezci bir yaklaşım ile merkezi doktrin haline dönüştürülmesini gerekli kılıyordu. Bir toplumsal hareketin ya da devrimin teorik bir çerçeveye oturtulması konusunda Atatürk ilkeleri belirleniyor, KADRO hareketi de bu milli ilkeler üzerinden yapılmakta olan devrimin teorik anlamda içeriğini oluşturuyordu. Bu çizgide Kemalist yönetim ile KADRO hareketi arasında bir paralellik sağlanmasına çalışılarak merkezi birlik arayışı sürerken, Kemalist hareketin devlet yönetimi ile KADRO hareketinin yazar kadroları arasında tam anlamıyla bir bütünlük sağlanamayarak, bölge ve ülke toprakları üzerinde tam anlamıyla bir paralellik kurulamamıştır ve bunun sonucu olarak derginin kapanmasıyla siyasal hareket durdurulmuştur.

KADRO dergilerinde Türk devriminin burjuva ve işçi sınıflarına dayanan devrimlerden çok farklı olduğu, sosyalizm ve kapitalizm arasında bir yer alan Kemalist devrimin bütünüyle Türk devleti ve ülkesinin somut koşullarına dayanan köklü bir dönüşüm olduğu, bu yüzden diğer devrimlerden fazlasıyla uzak bir hareket olduğu ve önümüzdeki dönemde Kemalizm adı altında tamamen Türk devriminin özel ve özgün durumlarına çözüm üretecek adımların atılması gerektiği vurgulanmıştır. İkinci dünya savaşı çıkartmak isteyen Siyonist çevrelerin dünya ekonomisini krize sürüklemesi yüzünden KADRO dergisi yazarları, Türkiye’ye özgü Kemalist devletçilik politikalarına yönelinmesi gerektiğini savunmuşlar ve bu yüzden batının serbest piyasa ekonomisi uygulamalarına karşı çıkarak planlı devletçilik siyasetini savunmuşlardır. Toplum içindeki sınıf farklarının ortadan kalkması için KADRO hareketi, Türkiye’nin jeopolitik konumuna uygun düşecek bir üçüncü yol siyasetini Kemalizm adına gündeme getirerek örgütlüyordu. Ulus devlet kontrolunda kamucu bir ekonomi ve siyasetin karma ekonomik düzen içinde mümkün olduğunu savunan KADRO hareketi, batılı kapitalistler ile Sovyetçi sosyalistlere karşı ulusalcı ve halkçı bir kamu düzenini üçüncü bir ayrı yol olarak ortaya koyuyordu. Geniş bir toprak reformu ile birlikte merkezi devletçiliği savunan bir makalenin o aşamada başbakanın imzası ile yayınlanması üzerine yoğun bir dış tepki gündeme gelince, Atatürk 22. Sayısında dergiyi kapatarak KADRO hareketinin önünü kesiyordu. Böylece, Kemalist devrimin içeriği teorik bir yapılanma ile değil ama uygulamalara öncelik veren ve devlet ile rejimin kurucu önderi Atatürk tarafından belirlenen, merkezi bir yapılanma ile ortaya konuyordu. Merkezi coğrafyada ulusal bir senteze dayanan Kemalist siyaset, kurucu önderin liderliğinde, bilim ve siyaset kadrolarının bu tür bir çalışma düzeni içinde yer alarak yönetime destek vereceği ulusal ve halkçı bir sentezin oluşturulması sayesinde devrimin arkasından gelerek, siyasal boşluk alanlarını dolduracağı yeni bir atılım sayesinde gerçekleştirilecekti.

KADRO hareketini yaratan oluşum Türk devrimidir. Sovyet devrimi sonrasındaki koşullarda, Kemalist devrim devrimci açılımı Rusya’dan Türkiye’ye doğru çevirmeye başladığı aşamada, Türk devrimi de Rus devrimi gibi dünya kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştır. Osmanlı devleti orta çağ uzantısı bir eski imparatorluk olarak çökerken Anadolu’nun ortalarında Ankara kentinde yeni bir devlet yönetimi kuruluyordu. Orta Çağ uzantısı imparatorluklar yeni bir çağa geçerek çöküş dönemine girerken, bu aşamada dünya güçleri yeni çağların devlet modeli olarak gündeme gelen ulus devletlerin önünü açacak düzeyde, savaşları ve benzeri kaos ve karışıklık oluşumlarını gündeme getirerek var olan devlet yapılarını zorluyorlardı. Bu gibi zorlamalar sürecinde dünyanın çeşitli yer ve bölgelerinde otorite boşlukları öne çıkarken, bu gibi bölgelerin halkları ortaya çıkan yeni koşullara uygun yeni devlet modelleri arayışlarına doğru yöneliyorlardı. Osmanlı devletinin yıkıldığı bir aşamada eski Osmanlı topraklarında otoriteye dayanan kamu düzeni de çöküşe sürüklenerek, belirli alanlarda devlet ve siyasal düzen boşlukları yaratıyorlardı. Eski devlet düzeni yıkılırken ortaya çıkan yeni devletlerin oluşum süreci siyasal gündemleri belirleyerek hem uluslaşma hem de bu doğrultuda ulus devlet oluşumlarının önünü açıyordu. Böylesine bir geçiş döneminde devrimler ve toplumsal isyanlar ortaya çıkarak, bölge halklarının geleceğinde etkin olabilecek siyasal eğilimlerin öne çıkmasını sağlıyorlardı. Birinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan bu gibi durumlar merkezi alanda da yansımalar yapınca, Osmanlı devletinin yerine Türkiye Cumhuriyetinin gelişi kendiliğinden tarih sahnesine çıkmıştır. Sosyal ve siyasal gelişmeler birbirini izlerken yaşanan olaylarda her ülke ve toplum kendi yolunu belirlemeye çalışmıştır. Bu tür oluşumlar sırasında zaman zaman ortaya karizmatik liderlerin çıktığı ve bunların devrimin başına geçerek yeni toplum ve devlet düzenlerinin oluşumunda öncü ve kurucu önder konumuna geldikleri görülmektedir. Bu tür süreçlerde bir toplumun ya da devletin karizmatik önderin öncülüğünün arkasında yer alabildikleri görülmektedir.

Türk devrimi gerçekleştirilirken toplumun ve devletin yaşanan devrime göre biçimlenmesi ya da yeni dünya düzeninde yerlerini almaları gerekmektedir. Bu tür gerçekler Türk devrimi ve ulusal kurtuluş savaşı dönemlerinde de diğerlerine benzeri bir biçimde Türkiye’de ortaya çıkmıştır. Bir yandan savaş meydanlarından ulusal kurtuluş savaşının önderi karizmatik bir lider olarak öne çıkarken, o dönemin aydınları ve bilim adamlarının içinden de KADRO hareketi gibi bir toplumsal oluşum öne çıkmıştır. Savaş koşulları altında devlet kuruluşu tamamlanmaya çalışılırken, ülkedeki aydın potansiyeli içinden farklı kadrolar ortaya çıkabilmiş ve bu nedenle de KADRO dergisi yayınları arasında birbiriyle ters düşen bazı makalelerin yayınlanması söz konusu olmuştur. Türkiye bulunduğu jeopolitik konumu gereği batıya bakınca kapitalizm, doğuya bakınca sosyalizm gibi ters ideolojilerin baskılarını yaşamıştır. Bir de çağdaş dünyaya ayak uydurulmaya çalışılırken, kuzey yarıküredeki laik düzenlere karşı güneyden gelen dinci yapılanmaların da baskıları fazlasıyla yeni devleti uğraştırmıştır. Bir küçük burjuva devrimi olan Kemalist rejim diğer ülkelerde olduğu gibi zaman içinde büyük sermaye ve büyük burjuvazinin kontrolü altına girdiği için daha sonraki aşamalarda belirli çıkar grupları, uluslararası tekelci sermaye ile birlikte şirketlerle ortak çalışan dini grupların da baskıları altına girmiştir. Ülkelerarası karşılaştırmalarda dünya ülkelerindeki büyük burjuvazinin küçük burjuva gruplarını ve aydın kamuoyunu satın alması yüzünden, devletler ve toplumlar zengin ve güçlü büyük burjuvazinin denetimi altına girmiştir. Bu gibi durumlarda aydın kamuoyunu oluşturan ve yönlendiren bilim adamı ve yazarlar iç ve dış merkezlerin baskıları altında farklı görüşleri savunarak, KADRO dergisinde olduğu gibi ters düşerek farklı görüşler peşinde toplumu karıştırabilmişlerdir. İşte bu gibi kaotik durumların ortaya çıkmaması için, ulusal kurtuluş hareketi ve savaşından gelen bir lider olarak Atatürk, öne çıkarak belirleyici olmuş ve zaman içinde benimsenen ilkeler ile bir altı ok sistemi kurarak, ulusal ve bölgesel senteze dayanan ve tamamen Türkiye’nin özel koşullarından yararlanan ayrı bir devlet modeli oluşturarak, KADRO hareketinin geliştiremediği ulusal sentezi tam bir karizmatik önder ağırlığı altında oluşturarak, toplumun her kesimine ve KADRO hareketi içinde yer alan çeşitli toplum kesimlerinin temsilcilerine de benimseterek, Türk ulus devletini kurmuştur.

Bürokratlardan oluşan devlet ile askerlerden oluşan ordu birlikteliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda milliyetçilik akımı ile halkçılık akımlarının birlikteliğine dayanan yeni bir sentez devlet modeli ile öne çıkmaya yönelince, KADRO hareketi istenen birlik ve bütünlük görünümünü verememiş, devletin her yönü ile yönetilmesi sorun olmaya başlayınca, KADRO’nun kamuoyu oluşturma misyonu sona ermiş ve karizmatik önderin yönetimi ve söylevleri ile belirlenen bir yeni sentez devleti modeli, merkezi alanda çekişmelerin önünü kesecek derecede etkili bir biçimde uygulanmaya çalışılmıştır. Osmanlı döneminden gelme zengin toprak ağaları ile birlikte yabancı büyük şirketlerin yerli temsilcileri olarak yeni oluşturulmaya çalışılan orta burjuvazi, siyaset sahnesinin destekçileri olarak ağırlık kazanırken, dünya savaşı sürecinde emperyal ve küresel merkezlerin ülke siyasetini doğrudan etkilemeye çalıştıkları görülmüştür. İttihat Terakki partisi döneminde Avrasya milliyetçiliği yapılırken, Misakı Milli sınırları içindeki cumhuriyet devleti de ulusal sınırlar içindeki ülkenin üniter ve merkezi yapılanmasını yeni milliyetçi girişimlerle gerçekleştirmeye çaba göstermiştir. Kemalist devrim bir toprak reformu yaparak işe başlayamadığı için bunun eksikliği her dönem sorun yaratmış ve ülkedeki sınıflar arası uçurumun zamanla derinleşmesi gibi olumsuz bir süreç öne çıkmıştır. İttihatçılar Turancılık yaparken, Ulusçular memleketçilik yapmışlardır. Türk dünyasının yaygın Avrasya topraklarına dağılması, Rusya’dan göç ederek gelen Türkçü grupların Anadolu yarımadasını vatan yaparak ülkeleştirmesine giden yolu açmıştır. Türkler düzenledikleri Türkçülük Kurultayları aracılığı ile üzerinde yaşadıkları yarımadayı Türklerin merkezi anavatanı olarak ilan etmişler ve daha sonra da Avrasyacı politikalarla Türk dünyasının bütünlüğünü gerçekleştirmeye çaba göstermişlerdir. KADRO hareketi hem dışarıdaki hem de Misakı Milli sınırları içerisindeki Türkçülük akımları ile yakından ilgilenerek, onlarla ortak hareket edebilmenin yollarını aramıştır.

KADRO hareketi, emperyalist devletlerin Türkiye’yi işgalinden sonra ortaya çıkan bir tepki hareketi olan Kuvayı Milliye mücadelesinin paralelinde gündeme gelen bir düşünce eylemidir. KADRO hareketi daha sonraki yıllarda fazlasıyla ele alınarak incelenmiş bir düşünce hareketidir. O dönemin koşullarında her türlü olumsuz koşula rağmen, Ulusal kurtuluş savaşı başarıya ulaşınca, çeşitli fikir hareketleri öne çıkarak gelinen aşamadaki dünya ve Türkiye’nin konumlarını karşılıklı olarak incelemişlerdir. KADRO hareketi bunların içinde en etkili olan ve geleceğe dönük bir açılımı, Türkiye için gündeme getiren düşünce akımı olarak, yurtiçinde olduğu kadar uluslararası alanda da yeni Türk devleti ile ilgili olan bütün sorunlara bilimsel ve ulusal birikim çizgisinde eğilerek, genç Türk devleti için çıkış yolu ortaya koymaya çalışmış ama ne yazıktır ki, iç ve dış çıkar çevreleri her türlü eleştiri ile birlikte karalama ve çamur atma senaryolarına başvurarak, Türkiye’nin önünü kesmek için her yolu denemişlerdir. KADRO hareketinin içinde bulunduğu durumu ve konumunu inceleyen onlarca bilimsel çalışma yapılmış ve bunların bir kısmı yayınlanarak Türk düşünce ve bilim hayatına olumlu katkılar getirmiştir. Birinci dünya savaşından ikinci dünya savaşına doğru dünya yönlenirken, savaş koşulları önde gelen büyük ülkelerde yeni siyasal akımlar yaratarak dünyanın yeniden biçimlenmesine yol açmıştır. Rusya’da Komünizm, Almanya’da Nazizim, İtalya’da Faşizm, İspanya’da Falanjizm ve Çin’de Maoizm gibi siyasal modeller gündeme gelince, Türkiye Cumhuriyetinde de kurucu önder Atatürk’ün çizgisinde kurulan devlet ve siyasal yapılanma modeline Kemalizm adı verilmiştir. Türk sisteminin diğer devletlerden farkı, sahip olunan özel koşulların ülkeler ve siyasal rejimler arasında yaratmış olduğu ayrılıklar olarak öne çıkmıştır. Ne var ki, savaş koşullarına tepki olarak gelişen bu siyasal rejimler ve devlet yapıları daha sonraki koşullarda ele alınarak incelenirken, savaş dönemleri ürünleri olarak otoriter rejimler yeryüzünde büyük ülkelerde öne çıkmış ve bu yüzden de mukayeseli siyaset bilimi alanının başlıca çalışma alanı olmuştur. Otoriter rejimler savaş yıllarında önde gelen devletlerin yönetiminde etkin olduğu için, o dönemin koşullarını ele alan bilimsel çalışmalarda Türk siyasal sisteminin modeli olan Kemalizm akımı da Faşizm, Nazizim, Komünizm ve diğer baskıcı rejimler ile dönemsel beraberlik çerçevesinde inceleme konusu yapılmışlardır. Uluslararası kapitalist sistemin bütün dünyayı işgale yönelmesine karşılık, her büyük devlet kendi güvenlik sistemini kurmuştur.

KADRO hareketi hakkında bir çok araştırma yapılmasına rağmen, bu derginin makaleleri tüm yönleri ile incelenerek değerlendirilmemiş ve daha çok bu derginin yazarlarının yayınlamış olduğu kitaplar üzerinden değerlendirmeler kısa yoldan yapılmaya çalışılmıştır. Özellikle derginin kurucularından olan Şevket Süreyya AYDEMİR’in yazmış olduğu “İnkılap ve Kadro” isimli kitap KADRO hareketinin sonraki yıllara aktarılan ana kaynağı haline gelmiştir. Daha sonraki yıllarda öne çıkan Atatürkçü, Kemalist, Ulusalcı ve Cumhuriyetçi akımlar kamuoyu önüne çıkarlarken KADRO dergisini ve bu hareketten geride kalan yazılı malzemeleri esas kabul ederek bu hareket hakkında yargılama ya da değerlendirmelere gitmişlerdir. KADRO kurucusu Şevket Süreyya aynı zamanda 1920 yılında yapılan Bakü Kurultayı’na Ankara hükümeti adına katılarak ve yeni Türk devletinin “Doğu Halkları Kurultayı” içindeki konumunu da inceleyerek Azerbaycan ve Kafkasya’daki gelişmeleri gördükten sonra, Türklerin yeni başkenti olan Ankara’ya gelerek, yeni Türk devletinin kuruluşuna bir yüksek bürokrat kimliği ile katılmıştır. Derginin diğer kurucuları ve yazarlarına bakıldığı zaman da, KADRO hareketinin yeni yönetim düzeninin ve siyasal rejimin oluşturulmasında KADRO’cuların Türkiye Cumhuriyetinin üst düzey yönetimine yazı ve makaleler aracılığı ile katkı verdikleri ve daha sonraki aşamada da Sanayi, Ticaret ve Tarım Bakanlıklarında üst düzeyde görevler alarak devletin kuruluşuna bizzat önemli katkılar sağladıkları görülmüştür. İttihat ve Terakki Partisi ile Cumhuriyet Halk Fırkası gibi parti mensubu bazı siyaset adamlarının da zaman içinde KADRO dergisi ile yakından ilgilenerek makaleler yayınladıkları görülmüştür. KADRO dergisi çizgi olarak Ziya GÖKALP ya da Yusuf AKÇURA ile temsil edilen Türkçülük akımından uzak dururken, Doğu Halkları Kurultayı’nın etkisiyle KADRO’cular Sovyetler Birliği rejimine daha yakın duran görüşleri gündeme getirmişlerdir. Lenin ve arkadaşları her türlü emperyalizme karşı çıkarken, Lenin’in düşüncelerinden yararlanmışlar ama bütünüyle bir sosyalist rejim altında yaşamayı düşünmemişlerdir. KADRO’cular emperyalist sistemin çöküşü sonrasında bir sosyalist rejimi düşünmemişler ama ulusal sol bir çizgide tam anlamıyla siyasal ve ekonomik bağımsızlık düzenini savunarak, sosyal emperyalizme de karşı duran bir yol sergilemişlerdir.

KADRO’cular sosyalizm ve kapitalizm arasında tam anlamıyla bağımsızlık düzeni ve ekonomiyi savunurlarken, emperyalizme karşı sömürgeler imparatorluğunu savunan Sultangaliyev’in görüşlerine sahip çıkmışlardır. Sultangaliyev Rusya’da yaşayan Müslümanların kuracağı bir sömürgeler Enternasyonelini tam bağımsızlığın gerçek örgütlenmesi olarak öne sürerken, bütün Doğu halkları ile birlikte aynı zaman Atatürk’ün açıkça dile getirdiği Mazlum Milletler dayanışmasını sağlayacak yeni bir örgütlenmeyi, KADRO hareketi de tıpkı Sultangaliyev çizgisinde sonuna kadar savunmuştur. Batı emperyalizminin kontrolü altında bir Bolşevik akımına karşı çıkan Sultangaliyev Anadolu’da örgütlenen Kemalist hareket ile yakın ilişkiler içinde bulunmuştur. Sovyet devrimi dinsizlik çizgisini cami ve klişeleri kapatarak yaygınlaştırmaya çalışırken, Sultangaliyev antiemperyalizm çizgisinde Sömürgeler Enternasyonelinin kuruluşunun hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu. Bütün Müslüman topluluklar ile birlikte Türkiye’deki İslam potansiyelini de yakından inceleyen Galiyev, savaş sonrası yıllarda yeni devletler kurulurken, Anadolu topraklarında kendine özgü bir laik cumhuriyet kuran Kemalist hareket ile yakından ilgilenmiş ve Atatürk ile mektuplaşarak iki ülke ve Müslüman nüfuslu bölgeler arasında antiemperyalist işbirliğini savunmuştur. Zamanla Stalin diktatörlüğünün pençesine sürüklenen Sultangaliyev Hristiyan batının baskıları sonucunda idam edilerek, Müslüman Sosyalistler ya da Antiemperyalist Sömürgeler Federasyonu gibi örgütlenmelerin önü kesilmiştir. Batı emperyalizmi Müslüman toplumlara sosyalizmi yasaklarken, aynı zamanda sömürgelerin de bir üçüncü dünya yapılanmasına yönlendirilmesi gibi, dünya dengelerini yeniden oluşturacak farklı bir yapılanmanın önünü kesmeye çabalıyordu. KADRO hareketi, Rusya’dan gelen fikir adamları tarafından örgütlendiği için, Sovyetler Birliğinin Yeni Ekonomi Politik adı ile uyguladığı sınıflar ötesi eşitlikçi bir ekonomi politik ile yakından ilgilenerek, Türkiye’yi batının sömürgesi olmaktan kurtulamayan yeni ulus devletlerin çıkmazından kurtaracak Sömürgeler Enternasyonelini savunmaya başlayınca, batı blokunun önde gelen ülkeleri KADRO’nun kapatılması için harekete geçerek siyasal baskı yapmışlardır.

KADRO hareketi bir ulus devletin kuruluş aşamasında içinden çıkan bir hareket olduğu için hem her türlü emperyalizme karşı çıkmış hem de bu doğrultuda her türlü ulusal politikayı Türkiye Cumhuriyetinin ulusal çıkarları doğrultusunda sonuna kadar savunmuştur. Sultangaliyev, Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik konumu yerinde değerlendirerek işgalci ve saldırgan batı emperyalizmine karşı üçüncü bir dünya oluşumu adına Sömürgeler Enternasyonel’ini Atatürk ile işbirliği yaparak siyasal gündeme getirmek için, çok çalışmış ama onun bu tür girişimleri Atatürk’e yazdığı mektuplar aracılığı ile ortaya çıkınca, Stalin yönetimindeki Sovyet rejimi Müslümanlar için ayrı bir Enternasyonel’in önünü kesmek amacıyla Sultangaliyev’i idam etmiştir. Müslümanların Hrıstıyanlara karşı yeni bir İslam sosyalist düzeni kurmasını engelleyerek Türkiye Müslümanlarının Sovyet Müslümanları ile antiemperyalist çizgide bir İslam Enternasyoneli oluşturmasına batılı emperyalistler izin vermemiş ve emperyalistlerin baskıları ile bu proje önlenmiştir. Sultangaliyev gibi tam bağımsızlık peşinde koşan KADRO’cular, bu hedef doğrultusunda ağır sanayi ve ticaret sisteminin kurulmasını ve böylece büyük sermayeye karşı bağımsız sanayileşme yolundan denge sağlanarak, emperyal sömürü düzeninin önlenmesini, ayrıca doğu halklarının yeni kurulan ulus devletleri aracılığı ile oluşturacakları bağımsız devletler topluluğunun dünya dengelerinde üçüncü dünya oluşumunun kapitalist ve sosyalist bloklara karşı bir denge oluşturmasını, ısrarlı bir biçimde sonuna kadar mücadele ederek savunmuşlardır.

İmparatorluklar çağını geride bırakarak ulus devletler çağına doğru yönelirken, Türk dünyası hem bir uluslararası yapılanma hem de bir ulus devlet kurma gibi iki zıt gelişme karşısında kalmıştır. KADRO hareketi böylesine bir tarihsel dönemeç katedilirken içeride ulus devlet olgusu, evrensel düzeyde ise ulus devletlerin kendi hegemonyalarını oluşturarak, uluslar arası rekabet sürecinde daha üst düzeyde yer alabilmenin savaşları sürdürülmüştür. Milli devletlerin tarih sahnesine çıkışı ile birlikte, sosyalizmin savunduğu sınıf mücadeleleri geride kalmış ve bunların yerini uluslar arası savaşlar almıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus devlet olarak yüzüncü yılı kutlanırken, bu ulus devletin içinden ortaya çıkan KADRO hareketinin yüz yıllık birikim açısından yeniden ele alınarak değerlendirilmesine ciddi bir gereksinme vardır. KADRO hareketine yüz yıl sonra bakarken dünyanın çok değiştiği ama bazı önemli gerçeklerin de devam ettiği anlaşılmaktadır. KADRO’cular uluslaşmayı ve ulusalcılığı benimseyen bir yayın çizgisi ile öne çıkarken, bölgesel anlamda bir siyasal model olarak sosyal anlamda ulusalcılığı savunmuşlardır. Sovyetler Birliği sosyal anlamda bir sömürgeciliği savunurken, KADRO hareketi de Türkiye’de üçüncü dünya ülkelerine örnek olacak düzeyde bir sosyal ulusçuluk savunmasını dergilerdeki yazılar aracılığı ile Türk kamuoyuna getirmişlerdir. Antiemperyalist ulusçuluk savunulurken, ulusal toplum içindeki sınıf çatışmaları önlenmeye çalışılmıştır. Ulusal toplukların ulus devletlere yönelmesiyle birlikte, ulus savaşları sınıf çatışmalarının yerini almışlardır. Bugün gelinen aşamada küresel kapitalizm yeni emperyalist düzen kurarken, ulusal çekişmelerinin yerini şirket emperyalizmi almaya başlamıştır. Şirketler arası rekabet KADRO’cuların ulusal sol yaklaşımı ile aşılarak sentezci barış düzenine ulaşılabilecektir.