1.  Giriş

Sanayileşmenin teknolojiyle atılım kaydettiği süreçte; insan gücünün çok üstünde bir performans modeli yaratan robot teknolojisi, zaman içerisinde sürekli gelişim kaydeden bir ivme göstermiştir. Hemen her alanda amacına uygun kullanıldığı takdirde, insan yaşamını pozitif yönde etkileme ve oldukça etkin bir şekilde kolaylaştırma ihtimali en üst seviyede olan robotların; ne yazık ki yapısal ve kurgusal dinamiklerinde, savaş olgusunun yeni materyalleri, belki de daha ileride yeni özneleri olma ihtimalini net bir şekilde taşıdıklarına artık şüphe bulunmamaktadır.

Konumuzla ilgili kısa ve basit bir tanımlama yapmak gerekirse; robotların yeniden programlanabilen mekanik aksamlar olduğu ifade edilebilir. Robotik kavramı ise birçok mühendislik disiplinini bünyesinde bulunduran bir çalışma alanının ürünüdür. Bu disiplinler arasında makine mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, elektrik mühendisliği ve kontrol mühendisliği yer almaktadır. Robotların bir kısmı çevreyle etkileşim halinde olabilir. Bununla birlikte sahip olduğu çeşitli sensörler vasıtasıyla çevresi hakkında bilgi toplayıp bunları mikro-denetleyicilerle anlamlı hale getiren ve daha sonra harekete geçen robotlara ise otonom robotlar denmektedir. Yaptıkları söz konusu bu analizleri çok kısa zaman dilimlerinde gerçekleştirebilirler. Bu robotlar, sahip oldukları yazılımlar sayesinde ses, ışık, görüntü ve sıcaklık gibi farklı etkenlere tepki verebilecek bir tasarıma sahiptirler.[[1]]

Olumlu bir yaklaşımla değerlendirildiğinde; aslında robotlar, insanlar için her alanda muhteşem imkânlar yaratma potansiyeline sahiptirler. Tıpta, eğitimde, sanayide, ulaşımda, bilişim ve bilgi destek teknolojilerinin geliştirilmesinde ve uygulamaya geçirilmesinde, güvenlikte, her türden hizmet sektöründe, ev işlerinde ve akla gelebilecek birçok alanda; robotlar, insanoğlunun hayatına destek ve yardımcı olabilecek bir yetenek sergilemektedirler. Böylelikle hayatımıza girmeye başlamış ve sessiz sedasız hayatımızın çok farklı noktalarına entegre olmuşlardır. Artık daha hızlı düşünebilen otonom yapay zekâlara sahip ve hareket yeteneği kazandırılmış robotların varlığı söz konusudur.

Robotik gücün yapay zekâyla birleştiği aşamada robotlar, karar ve icra mekanizmaları bakımından insan beyninin müdahale oranını azaltarak daha hızlı düşünen, hata oranı daha düşük, daha hızlı karar verip düşünceyi hareketle birleştirerek icra edebilen yeni bir yeteneği, emrine sundukları insanoğlunun bitmeyen savaş hırsının da yeni oyuncakları haline gelmeye başlamışlardır.

İnsanoğlunun teknolojiyle dansı, büyük bir hızla ilerleyen yeni buluşların yapısında şekillenmektedir. Küresel güçlerin uluslararası hukuk mevzuatını kendi çıkarları yönünde yorumlayarak yaptıkları illegal fiilleri meşrulaştırma eğilimleri, artık dünya kamuoyu tarafından açık bir şekilde görülmesine rağmen bu fiillere Birleşmiş Milletler nezdinde aynı oranda yeterli tepki gösterilmemekte ve hiçbir yaptırım uygulanmamaktadır. Buna bağlı olarak gücü elinde bulunduran devletler kendi çıkarları uğruna birçok coğrafyada işgal eylemlerine devam etmekte, birçok insanı yerinden yurdundan etmekte, bir de aslında her yönüyle haksız ve hukuksuz olan tüm bu eylemlerini yine sözde hukuki gerekçelere dayandırarak savunabilmektedirler. Gelişen aşamalarda o coğrafyaların halkından görülen direniş ise bu defa terör eylemleri kategorisinde değerlendirilerek bu eylemlerine müdahalede bulunulmakta; sonuçta yaşlı, kadın ve çocuklar dâhil birçok suçsuz insanın en değerli ve en önemli hakları olan yaşam haklarının ellerinden alınmasında en küçük bir çekinme eğilimi dahi gösterilmemektedir. Bu konuda yapılan beyanlarda ise bu insanların insan hakları bağlamında sahip oldukları temel haklar hiçe sayılarak adeta -gayri resmi olsa da- insan olmadıklarına kadar varacak ifadelerin kullanılmasından bile imtina edilmemektedir. Aynı anlayış bu coğrafyalarda kullanılan askeri gücün orantısızlığı ile bu askeri gücün kullanımına sunulan yeni silahların niteliklerinde de görülebilmektedir.

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri kapsamında kendi varlıklarına tehdit oluşturduğu iddiasıyla müdahale edilen ya da bizzat işgal edilen coğrafyalarda; geçmişteki süreçte yeni üretilen birçok silah, mühimmat, teçhizat, malzeme ve araç kullanılmış; bu kullanımlar neticesinde birçok insan ve hatta çocuklar uzuv kaybı nedeniyle ömür boyu sakat bırakılarak acı çekmeye umarsızca mahkûm edilmişlerdir. Teknolojinin sunduğu yeni imkânlar; bir yandan insanlara faydalı olacak alanlarda hizmete sunulmakta iken, diğer yandan insanoğlunun bitip tükenmeyen savaş hırsının bir yansıması olarak savaş alanlarında ya da müdahale veya işgal edilen coğrafyalarda insanlar üzerinde denenmekte ve yeni acı hikâyelerin yaratılmasına neden olunmaktadır.

Uzaktan kumanda edilebilen insansız hava araçları (İHA), silahlı insansız hava araçları (SİHA), el yapımı patlayıcı (EYP) imha robotları ve dronlar gibi insan iradesinin hâlâ kontrolünde olan teknoloji ürünü ilk robotikler artık savaş alanlarında, işgal bölgelerinde, devletlerin sınır ve iç güvenlik ihtiyaçlarının desteklenmesinde, keşif, irtibat, sevk ve idare ya da imha vazifelerinin gerçekleştirilmesinde taktik, operatif ve hatta stratejik seviyelerde kullanılmaya başlanmıştır. Artık tartışılan yapay zekânın savaş robotları ile bir araya getirilip getirilmemesi konusudur. Fakat bu konuda da tartışmalar henüz bitmemiştir. Bir taraf savaş alanında irtibat kesilmesi halinde imha olmaktan kurtulmak ve görevin gerçekleştirilmesini sağlamak için kendi kendine düşünüp muhakeme yapabilen ve karar verebilen OTONOM ROBOTLARA ihtiyaç olduğunu savunurken; diğer taraf insanlara karşı kullanıldığında her yönüyle ölümcül olabilecek, harekete geçirildikten sonra durdurulması çok zor olması kuvvetle muhtemel OTONOM ROBOTLARIN kullanımının hem çok tehlikeli, hem de etik olmaktan uzak olduğunu savunmaktadır. Ancak görülen ve hissedilen odur ki 2020’li ya da belki de en geç bir öngörüyle 2030’lu yıllarda artık daha gelişmiş robotları veya robot askerleri savaş alanlarında görmeye başlayacağız.

Bununla birlikte belki de üzerinde durulması gereken ve karşı karşıya kalacağımız en önemli sorunlardan birisi de hayatımızın her alanında yerlerini alan ve zaman içerisinde teknolojiyle teçhiz edilmiş yeni versiyonlarıyla yer değiştirecek olan robotlar veya robotiklerin neden olacakları zararlar hakkında, hukuk bağlamında nasıl bir sorumluluğa gidileceği ve bu sorumluluğun kime yöneltileceği konusundaki bilinmezliklerdir.

Ne yazık ki pozitif hukuk, teknolojik gelişmelerin hızına eşdeğer bir yapılanma hızı gösterememektedir. Fakat akan zaman içerisinde geri kalan ve yapılamayan hukuki düzenlemeler, meydana gelen bu ve benzeri gelişmelerin hukuksuz eylemlerine açık bir alan yaratmaya devam edecektir. Teknolojinin belirli ülkelerin tekelinde kalması, diğerlerinin bu teknolojiye sadece pazar olması, bu hukuksuzluğun boyutlarını uluslararası bir noktaya taşımakta ve uluslararası hukukun bu alanda adaleti tesis edebilecek bir niteliğe kavuşabilmesi için zaman geçirmeden bir sözleşmeler manzumesi halinde iş birliğine dayalı düzenlemelerin yapılmasına öncelik verilmesi ihtiyacı her gün biraz daha artmaktadır.

Savaş alanlarında bir tarafı insanlardan oluşan ulusal askeri güçlere karşı diğer tarafı robotlardan oluşan askeri güçlerin yapacakları muharebenin hukuki profili hakkında yeterli hiçbir düzenleme de mevcut değildir. Hukukun temel koruma öznesini teşkil eden insan haklarının, bu durumda hangi hukuk mevzuatı hükümleriyle korunmaya devam edileceği belirsizliğini korumaya devam etmektedir. Günümüze ve dünya genelindeki savaş tarihi geçmişine bakıldığında; insan hakları ihlallerinin durumu içler acısı senaryoları hâlâ uhdesinde muhafaza ederken, güce hükmedenlerin lehine, robotların yer alacağı yeni senaryoların vahametinin çok daha büyük olacağında artık şüpheye mahal kalmamış gibi gözükmektedir.

2.  Yeryüzünde belirgin hale gelen robot izleri

Çek dilinde “zorla çalıştırma” anlamına gelen “robota” kelimesini farazi kimyasal bir yapı halinde şekillendirerek ve yapay bir insan ismi olarak ilk defa “Rossum’s Universal Robots” adlı oyununda kullanan Karel CAPEK’ten bugüne kadar oldukça hızlı bir teknolojik gelişim kaydeden robotlar, her gün biraz daha insan hayatında etkili olmaya başlamışlardır.[[2]]  BM’nin bir raporunda 2007 yılının sonlarında dünya genelinde insanların evlerinde çalışan 4,1 milyon robotun (ör; elektrik süpürgesi gibi) olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmada kişisel robot endüstrisinin o dönem piyasa değerinin 17 milyar dolar olduğu ifade edilmektedir. Fabrikalarda yer alan üretim bandı robotikleri yıllık 8 milyarla ABD’de %39 hız ile büyüyen bir endüstri olarak gösterilmektedir.[[3]]

Yarattıkları bu etkiyle robotlar, günümüzdeki haliyle uzaktan ya da en azından başlama düğmesi ile hâlâ insan komutasında yönlendirilen cihazlar olarak görünseler de hızla gelişen teknolojik süreçte, kendi yapay zekâlarıyla hareket edebilme kabiliyetlerini de kazanmaya başlamış[[4]] ve otonom bir yapıya kavuşacaklarının açık işaretlerini vermişlerdir.

Robot sistemlerinin geliştirilmesinde öne sürülen temel gerekçe önceki ardıl başka sistemlerin geliştirilmesinde olduğu gibi her zaman “insanlığın yararına” savunusu olagelmiştir. Diğer teknolojik gelişmelerin genel itibariyle askeri amaçların realize edilmesi maksadıyla başlatılan araştırmaların birer neticesi olduğu göz önüne alındığında, robot sistemlerinin de geliştirilmesinde askeri sahadan gelen taleplerin önemli bir yer tuttuğu gerçeğini ihmal etmemek gerekir.

Küresel güçlerin hedeflerinin gerçekleştirilmesine hizmet ettiği birçok çevre tarafından hala yoğun bir şekilde tartışılan 11 Eylül olayları, bazı güvenlik ihtiyaçlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği öngörüsünün ardında aslında insan haklarının önemini ikinci, hatta üçüncü plana atan ve kontrol mekanizmalarının bu anlamda insanlar üzerinde daha yoğun bir şekilde kullanılmasını dayatan politikaların yürürlüğe konulmasına imkân sağlayan bir nitelik taşıdığı gerçeğini iyi anlamak gerekmektedir. Robot sistemlerinin hayata geçirilmesi de aynı mantıksal yaklaşımın bir ürünüdür. Bir yandan insanlığın hizmetine sunulmuş bir robot teknolojisi vitrine konulurken, diğer taraftan çok yüksek oranlarda insanlığı, insan haklarını, özgürlüklerini tehdit eden çalışmaların etkin bir şekilde yürütülmesine devam edilmektedir. İnsanlığın hizmetine sunulmuş şirin makinalarmış gibi gösterilse de aslında robot imajının gerisinde bir hayli farklı gerçeklerin de bulunduğu bir vakıadır. Silah kullanan, insanlara onların çok üstünde bir güç ile müdahale etmekte kullanılması planlanan, kendi düşünüp kendi karar verebilen mekanik, elektronik, bilişsel, biyolojik yapılar olarak karşımıza çok yakında yoğun bir şekilde çıkacak olan robotlar, kendilerine hayat verecek insan ırkından beyinlerin niyet ve maksatlarına göre insanlığın kaderinde önemli rol oynayacaklardır.

Hâlbuki bir üretim aracı olması gereken robot sistemlerinin genel işlevinin insanın yerini almak yerine onun üretkenliğine pozitif yönde etki ederek arttırması gerekirken, daha önce geliştirilmiş tüm üretim araçlarından farklılaşarak insan emeğinin yerini alma yolunda hızla ilerlediği düşünülmektedir.[[5]] Zira robotların üretkenliği, bilinen istatistik saptamaların oldukça ötesine taşıyacak muazzam bir performansa sahiptir. Emeğin yerini alacak olan robotlar üretimde görülmeye başlayınca, burada çalışan işçiler işlerini bırakıp daha rahat bir hayat yaşamaya başlamayacaklar, aksine işsiz kalacak ve yoklukla karşılaşacaklardır. Kâr maksimizasyonu peşinde koşan işverenler ise 24 saat hiç sesini çıkarmadan çalışabilen, hak talep etmeyen; temin, bakım, onarım maliyeti ile amortisman giderleri dışında bir mali yük getirmeyen robotları işyerlerinde kullanmakta elbette daha gönüllü davranacaklardır.

İnsanoğlunun hayatında meydana gelen gelişmeler; hep bazı ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve teknolojik olarak meydana gelen değişimlerle hayat bulmuştur. Bu değişimler aslında insan hayatında kırılma noktalarını teşkil eden bir takım devrimler olarak görülmektedir. İnsanoğlunun birinci devrimi için 1500 yıla gereksinim duyulurken bu süre üçüncü devrimde 200 yıla kadar düşmüştür. Akıl almaz bir sürate erişen söz konusu bu gelişmelerin gerçekleşme süresi her geçen gün biraz daha kısalmaktadır. Makine üretiminin öncülerinden biri olan Almanya bu dönüşümün varacağı yeni noktayı önceden öngörerek diğer ülkelere göre bu yeni gelen devrimi ifade etmek için “Endüstri 4.0” kavramını ortaya atmıştır. Aynı süreç, Japonya tarafından “Toplum 5.0” tanımıyla sunulurken, İngiltere 4R (Dördüncü Devrim) kavramını kullanarak gelişmeleri izlemektedir. Çin küresel etkisini artıracak inovasyon liderliği programını başlatırken, ABD de akıllı fabrika ve akıllı şehir kavramları ile gelişmelerden geri kalmayacağını dünya geneline duyurmaktadır. Endüstri 4.0 dijital imalat (otomasyon, veri alışverişi, üretim teknolojileri) ile entegre iletişim ağı (nesnelerin interneti), fiziksel sistemler, akıllı fabrikalar (esneklik, hız, verimlilik) ve veriden anlamlı bilgi üretilmesi (büyük veri ve iş zekâsı) temelinde bir yapılanma öngörülmektedir. Birçok teknolojik gelişmenin bir arada kullanıldığı bu yeni endüstriyel devrim modelinde; makinelerin birbiriyle iletişim kurabildiği, mevcut sensörleriyle gerekli değerlendirmeleri yapıp mükemmel bir otonom yetkinlikle gelişen durumlar hakkında karar alabildiği ve bunu uygulamaya geçirebildiği bir durum söz konusudur.[[6]]  Kısacası üretim bantları da artık akıllanmaya başlamış, diğer devrimlerde olduğu gibi bu devrimde de yeni bir kırılmanın varlığı söz konusu olmuştur.

3.  Askeri Sahada Yerlerini Alan Robotlar

İhtiyaç duyulan genç insan kaynaklarında görülen bariz azalma ve maliyet artışının yakın gelecekte sanayi ve savaş birimlerinde insan gücüne alternatif olabilecek teknoloji ürünlerinin sahneye çıkması an meselesi haline gelmiştir. Bunda toplumların; hükümetlerine, girmeleri muhtemel görülen askeri çatışmalara girmemeleri yönünde yapacakları büyük baskıların önemli bir rol oynayacağı düşünülmektedir. Hükümetlerin bu baskılar karşısında dayanmasının pek de mümkün olmayacağı dikkate alındığında, hatırı sayılır bir bütçenin bu defa kurulacak robot ordular, robot askerler, insansız hava araçları üretimi ya da temini için harcanacağı bir gerçektir.[[7]] Ancak savaş alanında taraflardan birini robot askerlerden diğeri ise insanlardan teşkil edilen iki ordunun karşı karşıya gelmesi halinde, bu savaşın sonuçlarının nasıl bir hal alacağı[[8]] sorusu aslında nasıl bir geleceğe yürüdüğümüz konusunda da bizi düşündürmelidir.

Birçok olumsuz yönü ve insanlığın geleceğine tehdit oluşturan bir tarafı bulunsa da yapay zekâ teknolojileri ile robot sistemlerini bir araya getirecek mekanik-yapay zekâ entegrasyonu ürünü otonom robotlar, savaş alanlarında ya da insanlardan oluşan toplumlar içerisinde kolluk kuvveti olarak görev yapmaya başladıklarında, katil robotlar haline gelmeyeceklerinin hiçbir garantisi yoktur. Bunu kontrol altına alacak kayda değer hiçbir uluslararası ya da ulusal hukuki düzenlemenin mevcut olmaması gibi.

Günümüzde artık bazı bilim dergilerinde ya da internet sitelerinde göze çarpmaya başlayan robotiklere ait laboratuvar ve saha çalışmalarına ilişkin görsel ve görüntüler, bu konuda gelişmiş birçok devletin önemli bütçelerle bu konuya yatırım yaptıklarını göstermektedir. Bu konuda örneğin ABD’de iRobot, Amerikan Boston Dynamics, Qinetiq gibi firmaların DARPA (Defence Advance Research Project Agency-Savunma İleri Araştırma Kurumu) ile koordineli yürüttükleri projelere her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Robotların askeri alanlarda kullanılması, sahip olduğu gelişmiş sensörler yardımıyla savaş alanını her yönüyle değerlendirebilen, hedef tespiti, dost-düşman analizi yapabilen verdiği kararlarla bu hedefleri yok etmek için ateş altına alabilen ve daha birçok kodun gereğini yerine getirebilen robot sistemlerini ifade etmektedir.

ABD’li firmalar tarafından üretilen otonom robotlardan Petaan, Phalanx, CIWS ve C-RAM Savunma Sistemleri, Northrop Grumman X-47B; İsrail tarafından üretilen Harpy İHA’ları ve Güney Kore Samsung Firması tarafından üretilen Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki askerden arındırılmış bölgenin güvenliğinin sağlanması maksadıyla kullanılan robot sistemleri, bu konuda verilebilecek öncelikli örnekler arasında yer almaktadırlar. Bunun yanında Rusya tarafından denemeleri yapılan FEDOR isimli robot sistemi, askeri sıhhiye ya da taşıma hizmetlerinde kullanılması düşünülen Amerikan Boston Dynamics’in ürettiği 150 kg. yük taşıyabilen ve 2,5 km./sa. yürüyebilen “Büyük Köpek” isimli robot, yine aynı şirket tarafından üretilen iki ayak üzerinde yürüyebilen ve birçok aleti kullanabilme kabiliyetine sahip  “Atlas” isimli robot gibi robot sistemleri, artık beyaz perdeden fırlayıp gerçek hayata karışmış gerçek robot sistemleridir.[[9]] Türkiye’de son dönemde; Baykar Makina tarafından üretilen Bayraktar, Vestel tarafından üretilen Karayel ve TAİ tarafından üretilen Anka[[10]] gibi İHA’lar ve çeşitli EYP ve bomba imha sistemleri ile bu alanda kendi bölgesinde boy göstermektedir. Gelişen teknolojilerin pazarı ya da mağduru olmamak için Türkiye’deki AR-GE çalışmalarının daha da nitelikli hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Robot sistemleri ile yapay zekânın bir araya getirilerek öncelikle savaş alanlarında denenmesi, genel hükümler dışında hiçbir hukuki düzenlemenin bulunmadığı böyle bir dönemde her ne kadar üretici firmaların “kontrolün her zaman insanda olacağı garantisi” altındaymış gibi gösterilse de, o bitmez tükenmez hırslarının önünde sadece vitrine konulmuş süslü bir kandırmacadan başka bir şey değildir. Zira bu alanda hukuki düzenlemelerin ertelenmesini de kimlerin fısıldadığını tahmin etmek pek de zor olmasa gerektir.

4.  Robot teknolojisinin hukuksal boyutu

Robot teknolojisinde meydana gelen gelişmelerin kritik bir aşamasını oluşturan yapay zekânın robot mekaniği ile entegre edilmesi projeleri, yakın geleceğin savaş alanlarına ait dinamiklerin beklenmeyen bir kaosa sürüklenmesine neden olacağı kaygısı; bu konuda değerlendirmeler yapan bilim insanlarının, düşünürlerin ve yakından uzaktan ilgisi olan herkesin öngördüğü bir noktaya ulaşmış durumdadır. SpaceX ve Tesla gibi büyük teknoloji devi şirketlerin sahibi olan Elon MUSK, yapay zekânın 3. Dünya Savaşı’nı çıkartabileceği endişesiyle yapay zekâ teknolojisinin silahlarda kullanılmasının engellenmesi için yasak konması talebiyle Birleşmiş Milletlere yazılan açık mektupta imzası bulunan 116 kişiden biri olmuştur. Bu mektupta; “insandan bağımsız olarak devreye giren ölümcül silahlar bir kez geliştirildiğinde, savaşları çok daha büyük bir ölçeğe ve insanların kavrayabileceğinden çok daha büyük bir hıza eriştirecek” olmasından duyulan kaygı belirtilmekte ve devamında “Bunlar despot yönetimlerin ve teröristleri masum insanlara karşı kullanabileceği, ayrıca istenmeyen şeyler yapması için hacklenebilecek silahlar. Harekete geçmek için çok az zamanımız var. Pandora’nın kutusu bir kez açıldı mı kapatılması çok zor olacak”[[11]] denilmiştir.

Isaac Asimov’un  robotların yaratılmasındaki temel amacın insanlığa hizmet olduğu yaklaşımını kendi ifadeleriyle normlaştırdığı 3 Robot Yasasında;

         “0- Bir robot insanlığa zarar veremez veya hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez. (Bu yasa, sonradan “Sıfırıncı Yasa” olarak eklenmiştir.)

         1- Bir robot, 0. kuralla çelişmediği sürece, hiçbir şekilde insanoğluna zarar veremez veya pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez.

         2- Bir robot, 0. ve 1. kurallarla çelişmediği sürece, kendisine insanlar tarafından verilen komutlara itaat etmek zorundadır.

      3- Bir robot, 0., 1. ve 2. kurallarla çelişmediği sürece, kendi varlığını korumak zorundadır.” şeklinde belirlenen Isaac Asimov’a ait kurallar dışında, insanla robot arasındaki hukuki ve etik ilişkiyi normlara bağlayan[[12]] kabul görmüş ve uygulamaya girmiş uluslararası bir düzenleme neredeyse hiç yoktur.

BM İnsan Hakları Konseyi’nin 2013 yı­lında robotların kullanımı hakkında ya­yımladığı bir raporda, “Ölümcül Otonom Robotlar” olarak adlandırılan yeni nesil silahlara dikkat çekilerek, uluslararası kamuoyundan bu robotların üretim ve kullanımı konusunda gerekli yasal dü­zenlemeleri bir an önce yapmaları istenmiş ve bu robotların kullanımının insan hayatı için yeni bir tehlike olduğu ifade edilerek insan öldürmenin do­ğurduğu yasal ve ahlaki sorumluluklara değinilmiş ve bu robotların geliştirilmesi­ne katkıda bulunan tüm kurum ve kuru­luşlar, kararlarının sonuçlarını etraflıca düşünmeye davet edilmiştir. İnsansız hava araçları gibi başlangıçta silahsız olan robotların, düşman karşı­sında avantaj sağlamaları durumunda silahlandırılarak askeri amaçlar için kullanılabileceğine dikkat çekilmiş[[13]] olsa da bu konudaki uluslararası ya da bu teknolojiye sahip devletlerin ulusal hukuk düzenlemelerinin, robot teknolojisinin kaydettiği gelişim hızıyla aynı ivmeyi yakalama ihtimali neredeyse hiç yoktur ya da bu düzenlemelerin yapılması zaten istenmemektedir.

Günümüzde endüstriyel alanda çok kapsamlı kullanım alanı bulan robot sistemlerinden artık güvenlik alanında da oldukça etkin bir şekilde faydalanılmaktadır. Bunların en önde gelenlerinden olan İHA ve Dronlar; sınır güvenliği, keşif, kontrol ve gözetleme, terörle mücadele, uyuşturucu trafiğinin takip ve kontrolü, her türlü suç eylemlerinin tespit ve teşhisi ile bu eylemlere müdahale edilmesi gibi birçok güvenlik, emniyet ve asayiş konularında faydalanılan robot sistemleri haline gelmişlerdir. Önlenemeyen bir gelişim hızı gösteren robot teknolojisi, robot sistemlerinin gelecekteki savaş stratejilerinin temel süjesi haline geleceğinin de açık ve net işaretlerini vermektedir. Bu sistemlerin öncülleri durumundaki İHA ve Dronların üretimini gerçekleştiren firmaların, gelecekte savaş meydanlarında görülme beklentisi yüksek olan robot sistemlerinin de üreticisi olma potansiyeli taşıdıklarından şüphe duyulmamaktadır. Konu kazanca dayalı bir üretim olunca bu firmaların, kendi üretim trendlerini etkileyeceği kaygısıyla yasama organlarınca yapılacak gerekli hukuki düzenlemelerin olabildiğince ertelenmesini isteyecekleri aşikârdır.[[14]]

Hal böyle olunca, bu sistemlerin proje aşamalarından, laboratuvar denemeleri ve üretim bandına konulmaları aşamalarına kadar her safhası genel hükümler dışında aslında olması gereken özel hukuki düzenlemelerin konusu olmaktan kasıtlı olarak uzak tutulmaktadır. Aynı yaklaşım doğal olarak uluslararası hukuk normlarının oluşturulmasında, ilgili uluslararası örgütlerin de yine kasıtlı bir erteleme prosedürü içinde ağırdan bir hareket sergilemesine neden olmaktadır. Sonuçta hukuki düzende karşılığı olmadığı gibi hukuki kontrol, kısıtlama ve cezalandırma normlarının olmadığı bir uluslararası düzende bu sistemleri kendi çıkarları için kötü niyetli olarak kullanmaktan kaçınmayan devletler, birçok masum hayatın yok olmasında birincil etken rol oynamaktan bir an bile çekince göstermemektedirler.

Robot teknolojilerinin artık Yapay Zekâ ile entegrasyonunun karar arifesine getirildiği günümüz teknolojik tartışmalarında, hukuki boyuta ilişkin önemli bir gelişme mevcut değildir. Gerek savaş alanlarında gerek teknolojide ve gerekse insanların günlük yaşamlarında sayı olarak insanlardan belki de daha fazla bir rakama ulaşması muhtemel olan robotların, insan hayatının muhafaza edilmesinde nasıl bir hukuki kontrol yaratılacağına ve bu hususların nasıl düzenleneceğine dair ses getiren bir çalışma da ne yazık ki mevcut değildir. Isaac Asimov’un 3 Robot Yasası kadar bir düzenlemeyi bile göremeyeceğimiz ihtimal dâhilindedir.

5.  Sonuç:

Küreselleşmenin ardından dünya üzerinde yeni bir sistemin ve yeni bir dönemin arayışları artık emarelerini meydana gelen gelişmelerin ana fikrinde göstermeye başlamıştır. Meydana gelen ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal, demografik, iklimsel, biyolojik, teknik, bilişsel ve askeri gelişme ve değişimler için dünya kamuoyu öncelikle sosyal medya imkânları ve toplum mühendisliği teknikleri kullanılarak hazırlanmakta, daha sonra yaratılan krizler belirli bir aşamadan sonra dengeye getirilerek yeni sistemler yürürlüğe konulmaktadır. Kriz dönemleri geçiş dönemleri olma niteliklerini hâlâ muhafaza etmektedir.

Robot sistemleri, robotikler ve otonom robotlar da bu geçişin unsurlarından sadece biri ya da bir kaçıdır. İnsanların kontrolü ve yönetimi için geliştirilen tüm politik sistemlerin sonuncusu bu defa yapacağı hırsa bağlı küçük bir hatayla insan ırkının sonuyla yüzleşmesine neden olabilecek kararlar alabilir. Tamamen insanlığın ve insan geleceğinin yararına kullanılması mümkün olan robot sistemleri, bir anda çok tehlikeli bir noktaya getirilip insanlığın varlığı için en büyük tehdit oluşturacak seviyelere ulaştırılabilir. Bu nedenle robot sistemlerinin geliştirilmesi kontrollü olarak desteklenirken, üretim ve kullanım alanlarının kontrolünü de kapsayacak şekilde uluslararası hukuki düzenlemeler yapılması büyük bir hayati zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. İNSANLIK NAMINA!

Kaynakça:

[1]. KARTAL, Çetin Küreselleşme Sürecinde Devlet ve Ordu İlişkileri, Galeati Yayıncılık, Ankara, 2018.

[2]. KORAY, Semih, “Yapay Zekanın İnsanlığın Önünde Açtığı Yeni Ufuklar”, Teori Dergisi, Yılmaz Basımevi, İstanbul, 2018.

[3]. NILSSON, Nils J., YAPAY ZEKÂ-Gelmişi ve Geleceği, Çev.: Mehmet DOĞAN, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2018.

[4]. ÖZTEMEL, Ercan,” Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka”,  Bilim ve Teknik Dergisi, PROMAT Basım Yayın, Ankara, Haziran 2018.

[5]. PASSIG, David, 2050-İki Bin Elli-Çev.:Nita Kurant,, Koton Kitap, İstanbul, 2010.

[6]. SINGER,  P.W., Robotik Savaş-21. Yüzyıldaki Robotik Devrim,  Çev.:Murat Erdemir-Tüba Erem Erdemir, Buzdağı Yayınevi, Ankara, 2015.

[7]. BBC, “Yapay Zekâ 3. Dünya Savaşını Çıkartabilir”, Turque Diplomatique, Eylül 2017.

[8]. http://yapbenzet.kocaeli.edu.tr/otonom-robotlar-giris/

[9]. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/24/alemsumul-suni-adamlarin-savasi/

[10]. http://t24.com.tr/yazarlar/metin-gurcan/robot-cagi-jeopolitigi-ve-robotik-askeri-devrim,18183

[11]. https://www.mepanews.com/savaslarda-yeni-ve-olumcul-bir-esik-katil-robotlar-geliyor- 5683h.htm

[12]. http://gizemlervebilinmeyenler.com/robotlarin-yukselisi-insan-ve-robot-savaslari-basliyor/

[1] http://yapbenzet.kocaeli.edu.tr/otonom-robotlar-giris/

[2] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/24/alemsumul-suni-adamlarin-savasi/

[3] P.W.SINGER, Robotik Savaş-21. Yüzyıldaki Robotik Devrim,  Çev.:Murat Erdemir-Tüba Erem Erdemir, Buzdağı Yayınevi, Ankara, 2015, s.19.

[4] Nils J. NILSSON, YAPAY ZEKÂ-Gelmişi ve Geleceği, Çev.: Mehmet DOĞAN, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2018, s.613.

[5] Semih KORAY, “Yapay Zekanın İnsanlığın Önünde Açtığı Yeni Ufuklar”, Teori Dergisi, Yılmaz Basımevi, İstanbul, 2018, s.15.

[6] Ercan ÖZTEMEL,” Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka”,  Bilim ve Teknik Dergisi, PROMAT Basım Yayın, Ankara, Haziran 2018,  s.80-81.

[7] David PASSİG, 2050-İki Bin Elli-Çev.:Nita Kurant,, Koton Kitap, İstanbul, 2010, s.102.

[8] Çetin KARTAL, Küreselleşme Sürecinde Devlet ve Ordu İlişkileri, Galeati Yayıncılık, Ankara, 2018, s.97.

[9] http://t24.com.tr/yazarlar/metin-gurcan/robot-cagi-jeopolitigi-ve-robotik-askeri-devrim,18183

[10] https://www.mepanews.com/savaslarda-yeni-ve-olumcul-bir-esik-katil-robotlar-geliyor-5683h.htm

[11] BBC, “Yapay Zekâ 3. Dünya Savaşını Çıkartabilir”, Turque Diplomatique, Eylül 2017.

[12] http://gizemlervebilinmeyenler.com/robotlarin-yukselisi-insan-ve-robot-savaslari-basliyor/

[13] https://www.mepanews.com/savaslarda-yeni-ve-olumcul-bir-esik-katil-robotlar-geliyor-5683h.htm

[14] https://www.mepanews.com/savaslarda-yeni-ve-olumcul-bir-esik-katil-robotlar-geliyor-5683h.htm