Siyasi sınırların faraziye haline geldiği bir boyutun, çok kapsamlı bir ifadesidir küreselleşme. Ekonomik, sosyolojik, siyasal, kültürel, toplumsal ve teknolojik gelişmelerin zaman-mekân sıkışması ekseninde farklılaşarak ve farklılaştırarak[1] dünya toplumlarını dönüştürdüğü sürecin somutlaşmış bir halidir bu yönüyle. Dünya üzerinde yarattığı etkileşim, insanoğlunun neredeyse bir elli yıl öncesinde sahip olduğu hayal sınırlarını dahi zorlayarak ötesine geçmeyi başarabilen olağanüstü bir ivme kaydetmiştir çok kısa bir zaman diliminde.

         Özünde ekonomik bir niteliği barındırdığı düşünülen bu olgu, ulusal ekonomilerin kendilerine özgü stratejilerinin geçerliliğini yitirdiği ve ulusötesi şirketlerin kontrolüne tabi uluslararasılaşan piyasa güçlerinin baskısı altında[2] bir evrilmenin de genel bir tanımı haline gelmiştir. Diğer taraftan bu süreçte toplumsal sınıflar ve toplumsal katmanlar arasındaki mesafe günden güne artmaya başlamıştır.[3]

         Küreselleşen dünyada sermayenin sınır tanımayan bu hareketleri, ulus-devletlerin geleceğinin de sorgulanmasına yol açmıştır. Zira sermaye; küreselleşen dünyada sorunsuz ve sınırsız dolaşımına engel oluşturacak bir ulus-devlet yapılanmasının terkedilmesini öngörmüş, düzenleyici ve hatta sermayenin güvenliğini sağlamakla görevli bir jandarma devlet özelliği taşıyan yapıların yayılmasını içeren politikaları desteklemiş, başarılı olamadığı yerlerde ise bu politikaları en baskıcı tedbirlerle dayatmaktan da asla geri durmamıştır. Direnen ulus-devlet yapılarını bazen onları bölerek küçültmek suretiyle kontrol edilebilir bir hale getirmiş, diğer bazılarını ise daha farklı ve görece etkili yöntemlerle dize getirmeye çalışmıştır. Bu da beraberinde sürdürülebilir bir küreselleşme için istikrarlı bir güç yapısının gerekliliğini[4] savunan bir görüşü öne çıkarmıştır. Bu güç küreyi kontrol edebilecek bir güç olmalıdır. Ama yine de bu güce destek verecek ve bunun karşılığında belirli oranlarda pastadan pay verilmesini elzem kılacak müttefiklerin ve destekçilerinin varlığını da kabul etmek kaçınılmaz olmuştur. Kontrol edilmesi çeşitli zorluklar taşıyan ve kabul görmeyen devlet politikalarının savaşla kabul ettirilmesi, bazı bölgeler için hâlâ uygun görülse de bazı bölgelerde artık pek tercih yöntemi olamayacağından, farklı yöntemlerin tercih edilmesi bir zorunluluk halini almıştır: Savaşın bir yerde ikiz kardeşi gibi kullanılan terörizm gibi.

         Bu çalışmada, küreselleşme ile yaşanan bu değişim ve dönüşümde, terör-savaş ikileminin etkileri ile bir yöntem olarak küresel yapının kontrolünde nasıl kullanıldığı genel hatlarıyla incelenecektir.

 

Küreselleşmenin Dönüşümü

         Küreselleşmenin dünya genelinde yarattığı değişim ve dönüşüm neticesinde meydana gelen yeni sistem, yeni bir dünya düzeninin varlığına işaret etmektedir. Artık ulusal ve uluslararası dinamikleri etkileyen birbirinden oldukça farklı aktörler sahnedeki yerlerini almış, değişim ve dönüşümü şekillendirmeye devam etmektedirler. Bu değişim ve dönüşümün jeopolitik ve jeostratejik temelinde yer alan dinamiklerin belirlediği olguların gerçekleştirilmesinde zaman zaman başvurulan yöntemler arasında geçmişe oranla daha sınırlı düzeyde kalsa da savaş yönteminin hâlâ yerini muhafaza ettiğini görmek mümkündür. Bununla birlikte tarihsel süreçte her zaman karşılaşılması mümkün alternatif bir yöntem olan terörizm, stratejik bir tercih olma özelliğiyle öne çıkmaktadır.

         Küreselleşmenin şekillendireceği düşünülen yeni dünya düzeni, güçlü ve egemen ulus-devletlerin varlığından ziyade küresel politikaların hizmetinde, ona bağımlı ve güdümlü bir konumda olan        ulus-devlet profilini hedeflemiştir. Ancak son dönemde gelinen noktada artık ulus-devlet yapısı olmadan böyle bir düzenin devamlılığının mümkün olamayacağı kabul edilmektedir. Bu yüzden Vestfalya ilkeleriyle birlikte anılan ulus-devlet modelinin “ulusal bağımsızlık, egemen devlet, ulusal çıkar ve müdahale etmeme” [5] ilkeleri artık “yeni dünya düzeni” kavramı yerine “dünya düzeni” kavramı ile birlikte anılmaya başlanmıştır. Dünya düzeni, “bir bölge ya da uygarlığın, adil düzenlemelerin doğası ve tüm dünyaya uygulanabilir olduğu düşünülen güç dağılımı konusunda kabul ettiği[6] bir kavramı ifade etmektedir. Yine de bu aşamada küresel dönüşümün tamamlandığını ifade etmek iddialı bir yaklaşım olacaktır.

  

Küresel Gücün Savaş Alternatifi: Terör

         Terör, çatışmacı stratejiler arasında savaş gibi şiddetin kullanıldığı bir eylem türüdür. Hedef aldığı bir ülkedeki hükümet üzerinde baskı oluşturmak ve hükümet tarafından uygulanan politikaların değiştirilmesini, bu politikalardan geri adım atılmasını ya da hata yapılmasını sağlamak maksadıyla; şiddet ve tedhiş hareketlerini içeren eylemler olarak görülür. Terör, birden çok kişiyi hedef alan eylemlerle ülke halkına zarar vererek hükümetlerin baskı altına alınmasını amaç edinir. Bu noktada terörizm kavramı; yürütülen siyasi bir mücadelenin örgütlü, sistemli ve sürekli terör eylemleriyle sürdürülmesini benimseyen, ideolojik temele dayalı bir strateji olarak ifade bulur.[7] Terörist eylemlerin kapsamı artık tüm dünyayı potansiyel olarak tehdit eder bir hale gelmiştir. Bu anlamda bölgesel önemini aşarak daha ötesine geçen belirgin bir niteliğe sahip olmuştur.[8]

         Soğuk Savaş sonrasında vites büyüten küreselleşmenin tarihsel sürecinde, 11 Eylül olayları bir milât teşkil etmektedir. Terör olaylarının küresel bir niteliğe ulaştığı yönündeki tespitler de aynı döneme rast gelir. Küresel güçler; dünyayı değiştirmeyi ve dönüştürmeyi hedefleyen politikalarının önünde engel olarak gördükleri ulus-devletleri kontrol etmek, kontrol edemeyeceklerini ise bölüp parçalayarak küçültmek için başvurdukları yöntemler arasında, artık terörist eylemlere daha fazla yer vermeye başlamışlardır. Hatta bu konuda küreselleşmenin ticari dinamiklerine uygun bir pazarın oluştuğunu bile söylemek mümkündür. Karşılığı olan her tür eyleme; her tür nitelikte, her görüş ve her yapıda eylem yapma kabiliyetine sahip teröristleri temin edebilen terör taşeronları bu konuda günden güne etkinliklerini arttırmaktadırlar.  

         Küresel gücün hedeflerini gerçekleştirmede alternatif bir yöntem olarak terörizmi kullanması; uluslararası terörizm (international terorism) kavramı yanında devlet destekli terörizm (state support terorism) ve devlet terörizmi (state terorism) gibi kavramların da geliştirilmesine ve bu kavramlara farklı anlamlar atfedilerek kullanılmasına neden olmuştur. Devlet destekli uluslararası terörizm, konvansiyonel silah gücünün kullanılmasının pratik olmadığı ya da etkisinin beklenenden daha büyük olacağı durumlarda devletin amaçlarını gerçekleştirmekte başvurduğu bir araç olarak öne çıkmıştır. Konvansiyonel savaşlara göre terör örgütlerine destek verilmesi; maliyetinin düşüklüğü, savaşı kaybetme ya da uluslararası alanda saldırgan devlet konumuna düşme riski taşıması nedeniyle daha çok tercih edilmektedir. Terör örgütlerine verilen desteğin temelinde; gündemdeki bazı gelişmelere bağlı uluslararası olayların kışkırtılması, hedef ülkede korku yaratılarak halkın moralinin bozulması veya hedef devletin güvenlik harcamalarına daha çok kaynak ayırmasına yol açılarak devletin zor duruma düşürülmesi gibi nihai hedefler yer almaktadır. Dolayısıyla teröre destek veren bir devlet, kendisine hasım ya da düşman olarak gördüğü bir devletle arasında mevcut problem sahalarına ilişkin politikalarının bir aracı olarak farklı seviyelerdeki terörizm yöntemlerini destekleme yolunu tercih edebilmektedir.[9] 

 

Terörizmin Uygulamadaki Görünümleri

         Terörizmin uygulamadaki görünümleri küresel güçlerin ya da güçlü devletlerin çıkarlarının dikte ettirdiği ve bu çıkarlarını en üst düzeyde tatmin edebilecek coğrafyalara müdahalelerinin bir ifadesidir. Müdahale edilecek bir ülkede yerel görünümlü bir terör eylemi ile başlatılan bir süreç, insan hakları ya da demokrasi getirilmesi gerekçeleriyle uluslararası mevzuata uygun bir nitelik kazandırılarak askeri müdahaleye dönüştürülmekte; devamında ülkenin hem sınırları hem demografik yapısı değiştirilmektedir. Sonuçta kültürel, ekonomik, siyasal, kamusal, kısacası bir devlet ve halkı için gerekli yapısal her ne var ise umarsızca yok edilmektedir. Tablonun vahşeti, projenin ve bu projeden beklenen çıkarın büyüklüğü ile artmaktadır. Elbette sonuçta dünya genelinde bu projelere bağlı coğrafyaların ve hedef ulus-devletlerin yeniden şekillendirilmesi gibi hesaplanmış gelişmeler ile birlikte insani, siyasi, askeri, çevresel, ekonomik, demografik, göç, mülteci akını, kültürel ve sosyolojik sorunlar gibi birçok hesaplanmamış neticeler de gündeme gelebilmektedir.  

         Güce hükmeden devletler, üzerlerinde çok farklı ve çıkara dayalı stratejik hedeflerinin bulunduğu devletleri, siyasal ve ekonomik yönden baskı altına almak maksadıyla terörün her boyutunu kullanmaktan çekinmemişlerdir. Zira bu şekilde hedef devleti terörle mücadeleye kapsamlı bütçe ayırmak zorunda bırakarak hem ekonomik yönden çok büyük bir kıskaca almakta, hem gelişmesine büyük oranda sekte vurmakta, hem de silah sektörüne hükmeden üreticiler vasıtasıyla terörle mücadele eden bu devletlere yaptığı her türlü silah satışlarından büyük gelirler elde etme imkânları yakalamaktadırlar. Doğal kaynaklara sahip devletleri çeşitli gerekçelerle terörist devletler listesine alan küresel güçler, bu ülkelere dünya genelinde ekonomik, askeri ve siyasi yaptırımların destek görmesini de temin etmektedirler. En önemlisi topraklarında hammadde, petrol, doğalgaz, su veya maden gibi doğal kaynaklara sahip devletlerin bulunduğu coğrafyalarda yapay olarak çıkarılan etnik, mezhepsel ya da siyasal sorunlar gerekçe olarak öne sürülerek bu bölgelere müdahale imkânları yaratılmakta ve bu müdahalelere meşruiyet kazandırılmaktadır.[10] Üretilen silahların nitelik ve niceliğine göre nereye ve kime satılacağı konusunda, bu satışların kontrolüne ve terör örgütlerinin eline geçmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik gerek Birleşmiş Milletler nezdinde uluslararası nitelikte ve gerekse Avrupa Birliği nezdinde bölgesel nitelikte yapılan hukuki düzenlemeler veya sözleşmeler gibi birçok hukuki metin yürürlüğe konulmuştur. Örnek vermek gerekirse bunlardan 2001 yılında küçük silahlar üzerinde anlaşmaya varılan Birleşmiş Milletler Eylem programında, silahların transfer kriterlerine ilişkin düzenlemeler yapılmış ve silah transferleri uluslararası hukuka uygun olması şartıyla devletlerin iç hukuk düzenlemelerine bırakılmıştır. Bununla birlikte terör olaylarının yoğunlaştığı bölgelere büyük silah üreticileri tarafından dolaylı yollardan gerçekleştirilen silah transferleri; yapılan bütün ulusal ya da uluslararası söz konusu düzenlemelere rağmen, aslında insan varlığına büyük tehdit oluşturan bu kazanç hırsının önlenmesi henüz mümkün olamamıştır.[11] Demem o ki; kural hâlâ değişmemiş, hâlâ insan insanın kurdu olmaya devam etmektedir.

         Böylece küreselleşme sürecinde terörizmi bir araç olarak kullanan küresel güçler, elde etmek istedikleri hedeflerine ulaşmalarının yanında terör örgütleri de küreselleşmenin nimetlerinden faydalanmaktan geri kalmamışlar; teknik, taktik, silah, araç, malzeme ve teçhizat bakımından daha etkin bir yeteneğe kavuşmuşlardır. Bu özellikleriyle artık teknolojiyi ve enformatik imkânları en iyi şekilde kullanarak organize olabilmekte, sahip oldukları yeteneklerini küresel alana taşıyarak terörün daha da küreselleşmesine hizmet etmektedirler.[12]

         Küresel güçler, hedeflerine ulaşmak maksadıyla kullandıkları terör örgütlerini bir yandan çeşitli malî, askerî, lojistik, istihbarat, teknolojik ve eğitim gibi alanlarda desteklerken, bu örgütlerin ortaya çıkmasında ve güçlenmesinde geliştirdikleri çok yönlü ve kapsamlı projelerle terör canavarları yaratmakta; ancak, belirli aşamalardan sonra bu örgütlerin kontrolünü kaybederek tüm dünyanın başına belâ olmasına neden olmaktadırlar. Konu hakkında isabetli bir tespitle 2001 yılının yarattığı alternatiflerle yirminci yüzyıldan farklılaştığını savunan Immanuel Wallerstein, ABD’nin terörizmi yaratan iki temel sorunu çözümleyememesine rağmen, dünya üzerinde terörizme karşı yürütülen savaşta hâlâ liderlik yaptığını belirtmektedir. Ona göre bu sorunlardan birincisi; “baskıcı, asker-iş çevreleri bloğuna hizmet eden paramiliter (yarı-askeri) grupların, kirli savaşın geleneksel muharebe silahları dışında savaş araçlarının kullanıldığı savaşların ve düşük-yoğunluklu savaş halinin mevcudiyeti”, ikincisi ise “küreselleşen neoliberal politikalarının ürettiği ve giderek artan yoksulluk ve sömürü”dür.[13] Bu iki sorunun çözümlenebilmesi de pek öyle kolay olmayacaktır. Diğer taraftan böyle bir durumdan yararlanılıyor olması çözümsüzlüğün diğer bir sebebini teşkil ediyor olsa gerektir.

         Günümüzde küreselleşme; ekonomik, sosyolojik, kültürel, toplumsal, teknolojik ve politik gelişmelerin birbirleriyle etkileşim ve hatta gerektiğinde dayanışma içerisine girerek, devletlerin tüm unsurlarını kendi çıkar ve hedefleri doğrultusunda etkileyebilen ve bu unsurlarda olumlu ya da olumsuz değişiklikler meydana getirebilen hâkim iradelerin istek ve kontrolünde, dünyanın yeniden şekillendirilmesine imkân sağlayabilecek potansiyel ayrı bir güç haline gelmiştir. Bu kapsamda, hegemonik güce sahip olan devlet veya devletler, hegemonyanın gereklerini etkin bir şekilde kullanabilmişlerdir.[14] Terörizm, küresel güçlerin hegemonik gücünün ve kapitalist sistemin sürekliliğini sağlamak maksadıyla kullanılan alternatif bir yöntemdir. Bu anlamda “terörizme karşı savaş” kavramı kapsamında yürütülen tüm faaliyetler, kapitalizmin işleyiş sürecinin ve hegemonya rekabetinin hem ürünleri hem de devamı niteliğiyle bu maksada hizmet etme görevini yerine getirmektedir.[15] Hegemonik gücün dünya üzerindeki etkilerinin farklılaşması, küreselleşmenin de farklı etki boyutlarında yansımalarına neden olmuştur. 

         11 Eylül olaylarından sonra bir tedbir niteliği atfedilerek ABD Başkanı Bush tarafından ortaya atılan “Önleyici Savaş Doktrini”, Eylül 2002’de açıklanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisinin ana çatısını teşkil etmiştir. Yine aynı döneme has önemli belgelerden birini teşkil eden 16 Temmuz 2002 tarihli “Yurt Güvenliği İçin Ulusal Strateji” dokümanıyla savunma stratejilerinde yapılan değişikliklerin 1947 yılında yayımlanan Ulusal Güvenlik Belgesinden o güne kadar yapılan en kapsamlı değişiklikleri içerdiği belirtilmiş ve “en iyi savunmanın saldırı olduğunun farkında olarak, ABD’nin yurt güvenliğini olası bir saldırıya karşı güçlendiriyoruz” ifadesi kullanılmıştır.[16] Öngörülere dayalı böyle bir tehdit analizi, tehdidin geleceğe ilişkin profilini bu şekilde belirlerken; aslında üzerinde stratejik çıkar hesapları yapılan hedef başka bir ülkenin kaderi, kendilerince meşru sayılarak verilen bu onay ile belki de belirlenmiş oluyordu.

         Diğer taraftan çoğunlukla 2. Dünya Savaşı sonrası işsiz kalan birçok askerin çalışanı haline geldiği Özel Askeri Şirketler ya da küçük gruplar veya bireysel faaliyet gösteren paralı askerler, ücretlerini ödeyen her küresel güç sahibine istenilen her türlü askeri müdahale içerikli hizmeti verebilmektedirler. Özünde terörizme hizmet eden bir faaliyet ortaklığı olsa da ticari bir ilişki olarak ifade edilecek askeri odaklı bu hizmetler, bir başka unsur olarak küreselleşmenin dönüşümünde savaş-terör ikileminin uygulamadaki görünümleri arasında sayılmalıdır. Elbette bunlar genel kamuoyunun haberdar olmasının mümkün olmadığı bir gizlilikte icra edilen faaliyetlerdir.

 

Sonuç

          Küreselleşmenin getirdiği birçok olumlu gelişmenin yanında, ne yazık ki terörizmin sebep olduğu böylesine insanlık dışı eylemleri de görme ihtimali oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmış durumdadır. Daha önce ağırlıklı olarak Ortadoğu ekseninde tanık olduğumuz terör eylemlerini son dönemde dünyanın her yerinde yoğun bir şekilde görüyor olmamız, küreselleşmenin dönüşüm boyutunda küresel güçlerin savaşla gerçekleştiremeyecekleri hedeflerini, alternatif bir yöntem olarak terörizmle hayata geçirdiklerinin açık ve net bir kanıtıdır.  

         Küreselleşme sürecinde meydana gelen dönüşüm bağlamında; politikanın devamı olarak ifade edilen savaş yönteminin, hem mali yönden ve hem de uluslararası alanda saldırgan devlet durumuna düşme tehlikesi bakımından tercih edilmemesi neticesinde, çıkara dayalı stratejik hedeflerin gerçekleştirilmesi maksadıyla bir yöntem olarak terörizmin kullanılması söz konusu olabilmektedir. Ancak bu şekilde küreselleşmenin vaatlerinden biri olan küresel güvenliğin günden güne daha fazla zarar görmesi, küreselleşmenin olumlu etkilerine olan inancı kaybettirmekte; alınacak yeni güvenlik tedbirleri, her gün biraz daha insan hakları ve özgürlüklerine darbe vurmaktadır. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta ise terörü bir yöntem olarak her kim veya her hangi ülke kullanıyorsa, bir gün mutlaka bu yöntemin bumerang etkisinin hedefinde olacağıdır.    

 

Makale ilk olarak ANKA Strateji Dergisi’nde yayımlanmıştır:

Çetin KARTAL, Küreselleşmenin dönüşüm boyutunda terör-savaş ikilemi, ANKA Strateji Dergisi, Sayı 2, Ankara, 2017, s.4-7.

 

KAYNAKLAR

[1] Zygmunt BAUMAN, Küreselleşme-Toplumsal Sonuçları, Çev: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2010, s.8.

[2] Paul HİRST-Grahame THOMPSON, Küreselleşme Sorgulanıyor, Dost Kitabevi, Ankara, 2000, s.26.

[3] Çetin YETKİN, Adalet Hiç Var Olmadı-Adalet Kavramı Üzerine Kötümser Bir Deneme, Kilit Yayınları, Ankara, 2015, s.343.

[4] Thomas FRİEDMAN, Lexus ve Zeytin Ağacı-Küreselleşmenin Geleceği, Çev: Elif Özsayar, Boyner Yayınları, İstanbul, 2003, s.459.

[5] Henry KISSENGER, Dünya Düzeni, Çev: Sinem Sultan Gül, İstanbul, 2016, s.17.

[6] Henry KISSENGER, a.g.e., s.19.

[7] Beril DEDEOĞLU, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul, 2014, s.168-169.

[8] Gianfranco POGGİ, Devlet, Çev: Aysun Babacan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2008, s.242.

[9]   Umut KEDİKLİ, Uluslararası Terörizm ve Devlet Sorumluluğu, Nobel Yayıncılık, Ankara, 2013, s.121-123.

[10] Ünal ACAR, A’da Z’ye Terörizm, Kripto Yayınları, Ankara, 2012, s.71.

[11] Hasan KÖNİ, Kaos-Batı Hakimiyetinin Çöküşü, Wizart Yayınları, 2016, İstanbul, s. 155-161.

[12] Murat ERCAN, “Küreselleşmenin Terör Boyutu”, Murat Ercan (Ed.), Küreselleşme ve Türkiye’ye Etkileri, içinde, Nobel Yayınevi, Ankara, 2010, s.160.

[13] Immanuel WALLERSTEİN, Modern Küresel Sistem, Çev: M.Kürşat Atalar, Pınar Yayınları, İstanbul, 2005, s.137.

[14] Çetin KARTAL, Küreselleşme Sürecinde Devlet ve Ordu İlişkileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstiütüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2015, s.33-34.

[15] Ekin Oyan ALTUNTAŞ, Terörizme Karşı Savaş Stratejisi, İmge Yayınları, Ankara, 2009, s.170.

[16] Evren Balta PAKER, Küresel Güvenlik Kompleksi-Uluslararası Siyaset ve Güvenlik, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012,  s.113.