Uluslararası ilişkilerin atmosferi ve metotları hızla değişirken literatüre yeni kavramlar eklenmiştir. 21. yüzyılda uluslararası ilişkiler, iletişim ve bilgi devrimlerinin sonucunda devletlerarası ilişkiler olmaktan uzaklaşmış ve kamuoyları, gündemi ve kararları hızla etkilemeye başlamıştır. Öyle ki bazı düşünürlere göre bu yüzyıl kamuoyları yüzyılıdır. Dünya siyasetinde, ülkeler istedikleri kazanımları elde edebilme amacıyla yumuşak güç çatısı altında kamuoyundan faydalanma yolunu tercih etmiş ve başarılı olmuştur. 60’lı yıllarda gündeme gelen ve günümüzde ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırıları ardından popülerliğini arttıran bu kavram, uluslararası ilişkiler terminolojisinde public diplomacy yani kamu diplomasisi olarak geçmektedir. Basitçe bir tanımlama yapmak gerekirse kamu diplomasisi bir ülkenin amaçlarını, ilkelerini ve güncel politikalarını, yabancı ülke kamuoylarına anlatma ve kabul ettirme yoludur. Jarol Manheim kamu diplomasisi için söz konusu ülkenin, yabancı kamu sektörlerini, hedefleri doğrultusunda yönlendirebilmesine vurgu yaparken; Hans N. Tuch medyanın uluslararası ilişkilerdeki önemine vurgu yapmaktadır.

Bilgi, telekomünikasyon devrimiyle tüm dünyaya çok hızlı ve etkili bir biçimde yayılmaktadır. Ulusal çıkarların savunulmasının önemi dolayısıyla da internet teknolojisi kamu diplomasisi aracı olmaktadır. Bilginin hızlı yayılımı, sıradan vatandaşın dahil birçok konu hakkında bilgi sahibi olmasına ve hatta uluslararası ilişkilerde daha çok bilgi ve fikir sahibi olmasına vesile olmuştur. Dolayısıyla iletişim ağına ve gücüne sahip olan ülke, kamu diplomasisinin uygulama alanında da oldukça güçlü olacaktır.

Geleneksel medya sadece haberi sunmaktadır. Bu durumda kişilerin reaksiyonlarının belirtilmesi ya da durumun diyaloğunun yaşanması oldukça güçtür. Aynı zamanda tek yönlü haber yayılımı manipülasyona oldukça elverişli olduğundan kişiler zaman içerisinde dış faktörlerin de etkisiyle güvensizlik yaşamakta ve doğru bilgiyi aramakta ısrarcı olmuşlardır. Bu gereksinimi yine teknolojinin hızlı gelişimi vasıtasıyla “yeni medya” adı verilen sosyal ağlar karşılamaktadır. Çeşitli teknolojik cihazların kullanımıyla sosyal ağlarda bilginin ya da haberin doğrudan kişinin şahsi cihazına düşmesiyle artık kişiler de söz konusu durumun içinde yer almakta ve diyalogda bulunmaktadırlar.

Sosyal medyanın kullanımı ilk zamanlar yeni insanlar tanıma ve mesajlaşma olguları üzerine inşa edildiyse de 2004 yılında Facebook ve 2006 yılında Twitter adlı uygulamalar aracılığıyla farklı bir boyuta taşınmıştır. Söz konusu iki uygulama insanlara yeni arkadaşlıklar edinmenin yanı sıra organize olmayı ve etkili birleşimler yaratmayı da amaçlamaktadır. Gün geçtikçe popülerliğini hızla arttıran bu uygulamalar halk hareketlerinde oldukça önemli bir noktaya gelmiş, birçok ülkede büyük siyasi olayların ve değişimlerin yaşanmasına aracı olmuştur. Bugün Amerika’da yaşanan Trump döneminde Facebook aracılığıyla seçim kampanyaları yürütülmüş, Twitter aracılığıyla da güncel politikalar üzerinden halka en etkili şekilde ulaşılmış ve bir başarı verisi yaşanmıştır.

Bugün siyasetçiler daha çok insana ulaşabilmek, daha çok tanınabilmek ve seçmenle daha yakın temas kurabilmek amacıyla sosyal medyayı çok aktif kullanmaktadır. Hiç kuşkusuz karşılığını en iyi şekilde aldıkları bu yöntem sayesinde olumlu ya da olumsuz tüm verilerin analizi sayesinde politikalarına başarıyla şekil vermektedirler. Bir başka neden de genç kesimin sosyal ağlarda aktif olmasıyla beraber onları da siyasete ve siyasetin temel meselelerine dahil etme çabasıdır. Hiç kuşku yok ki bu da en verimli şekilde karşılık bulmaktadır.

2016’da ABD Başkanlık seçimleriyle göreve gelen Donald J. Trump sosyal medyayı son yıllarda en aktif şekilde kullanan siyasetçilerden biri olmaktadır. Seçimlerden bir buçuk yıl önce başlatmış olduğu sosyal medya çalışmaları yanı sıra Facebook’un, bir analiz şirketi olan Cambridge Analytica’ya kişisel verileri satmış olmasından da faydalanarak seçim propagandalarını söz konusu şirket ile yürütmüştür. Şirketin, şahsın kişisel paylaşımları ve beğenileri sonucu ortaya koymuş olduğu psikolojik profili ortaya çıkaran algoritma sayesinde, tüm kişilik özellikler ortaya konmakta ve buna göre bir sonraki adımda ne gibi bir ruh halinde olacağınız bile tahmin edilebilmektedir. Peki tüm bu teoriler pratikte nasıl karşılık bulmaktadır? Şirketin eski başkanı Alexander Nix, Amerika’daki yetişkinlerin kişisel verilerini çıkararak ihtiyaçlarına uygun yüzlerce reklam çalışmasıyla kişileri hedef aldı. BBC’nin konu hakkındaki açıklamalarında verdiği örnek üzerinden gidilmek gerekirse; Trump’ın silah sahibi olma hakkındaki vaadiyle, bu düşünceyi savunan maceracı ve açık fikirli olanlar hedef alındı. Gergin ve sinirli psikolojik yapıya sahip profiller için de bu hakkın onları dış tehditlerden koruyacağına yönelik reklam çalışmaları gerçekleştirildi. Her kesime farklı opsiyonlarla sunulan bu reklamlar aracılığıyla düşünceyi savunanlar ve karşısında duranlar bir çatı altında başarıyla toplanmış bulunmaktaydı. Bu yönde bir çalışmayla seçimlerin kazanılabilmesi, ispatlanması zor gibi gözükse de tüm değişkenlere rağmen bugün Amerika’da yönetimde söz konusu kişi bulunmaktadır. Dolayısıyla, sosyal paylaşım ağı olan Facebook Amerika’da 2016 seçimlerinde çok önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmakta ve seçimleri büyük oranda etkilemiş olduğu hem verilerle hem de şirketin yetkili kişilerince de onaylanmaktadır.

Trump, seçimlerle başkanlığa geldikten sonra da Twitter adlı sosyal paylaşım ağı üzerinden de oldukça farklı ve etkili bir diplomasi izlemektedir. Bugün net takipçi sayısı 50.730.968 gibi yüksek bir sayıya ulaşmıştır. Bu milyonlarca kişiye aynı anda ulaşabilmesi ve etkili bir diplomasi izlemesi için oldukça elverişli bir kitleye sahip olması demektir. Ancak iletişimde en önemli denklem, ne söylediğin değil dinleyici ya da izleyicinin, söylenenlerden algıladığıyla ilgilidir.

Trump 2016 yılından itibaren Twitter’da, seçimlerde karşısında bulunan isim Hillary Clinton için atmış olduğu tweetler ile sosyal medyada ne kadar aktif olacağının sinyallerini vermekteydi. 1 Ocak 2016 tarihli “The person that Hillary Clinton least wants to run against is, by far, me. It will be the largest voter turnout ever – she will be swamped!” tweeti ile farklı üslubunu açıkça ortaya koymaktadır. Kasım 2016 tarihinde seçimlerden hemen önce “Top Clinton Aides Bemoan Campaign ‘All Tactics,’ No Vision:” şeklinde bir tweet paylaşmış ve uzantı olarak da WikiLeaks Belgelerinden bir bölüm paylaşmıştır. Bu ve buna benzer nice paylaşımlar ile rakibini oldukça küçük düşürücü tavır sergilemiştir.

Ülke içerisindeki durumlarla ilgili paylaşımlarından ziyade uluslararası durumlar için yaptığı paylaşımlar ile oldukça konuşulan Donald J. Trump, Suriye, Rusya, Kore ve birçok ülke ve hatta ülke liderleri için diplomatik dilden oldukça uzak bir dil kullanmaktadır.

1 Ekim 2017 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile görüşme gerçekleştireceği zaman Trump şahsi hesabı üzerinden “I told Rex Tillerson, our wonderful Secretary of State, that he is wasting his time trying to negotiate with Little Rocket Man…” şeklinde bir paylaşımda bulunarak bir ülke liderini küçük düşürücü tavır sergilemiştir. 13 Mart 2018 tarihinde Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın görevden alındığını şahsi hesabından paylaşmış ve ardından “Mike Pompeo, Director of the CIA, will become our new Secretary of State. He will do a fantastic job! Thank you to Rex Tillerson for his service! Gina Haspel will become the new Director of the CIA, and the first woman so chosen. Congratulations to all!!” şeklinde bir paylaşımda bulunarak da gayri resmî yollarla durumun direkt olarak halkla paylaşılmasına aracı olmuştur.

Bugün uluslararası güncel sorunların başında gelen Suriye meselesi ile ilgili paylaşımları da yine diplomasiyi Twitter üzerinden yürüttüğünün farklı bir kanıtıdır. Suriye’ye karşı muhalif tutumunu en son Rusya üzerinden 11 Nisan 2018 tarihinde “Russia vows to shoot down any and all missiles fired at Syria. Get ready Russia,  because they will be coming, nice and new and “smart!You shouldn’t be partners with a Gas Killing Animal who kills his people and enjoys it!” şeklinde paylaşımı ve hemen ardından 12 Nisan 2018 tarihinde “Never said when an attack on Syria would take place. Could be very soon or not so soon at all! In any event, the United States, under my Administration, has done a great job of ridding the region of ISIS. Where is our “Thank you America?”“ paylaşımıyla açık ve sert bir biçimde ortaya koymuştur. Söz konusu tweetleri ile Rusya’ya meydan okumaktan çekinmemiş ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı küçümsemekten de geri kalmamıştır.

14 Nisan 2018 tarihinde Fransa ve İngiltere ile birlikte Suriye’ye yapmış oldukları saldırı sonrası yine Twitter üzerinden yaptığı paylaşım hem ülke içinde hem de uluslararası toplumda oldukça konuşulmuştur. Söz konusu “A perfectly executed strike last night. Thank you to France and the United Kingdom for their wisdom and the power of their fine Military. Could not have had a better result. Mission Accomplished!” paylaşımında “Görev Tamamlandı” cümlesi 1 Mayıs 2003 tarihinde dönemin ABD Başkanı George Bush tarafından Irak Savaşı’ndan sonra kullanılmıştı. Trump’ın yine aynı bölgede aynı tutumla izlediği politikanın ardından bu cümleyi kullanmış olması akıllara aynı süreçlerin daha sert tutumla izleneceğini getirmektedir.

Donald J. Trump sosyal medyayı bu kadar aktif kullanarak izlemiş olduğu twitter diplomasisi ile özellikle gençlere ulaşmayı hedeflerken hem siyaseti ve diplomasiyi daha çok halka indirgeyerek işlemekte hem de Twitter ya da Facebook gibi sosyal medya devi şirketlerinin de reklamını yaparak ardında kuvvetli bir güç bulunduğunu da vurgulamaktadır.

Bugün siyaset toplumda şüphesiz her detaya dahil olmuşken her gün hızla gelişen teknoloji çağı ile kendi fikir ve gayelerini tüm uluslararası topluma iyi ya da kötü kabul ettirmektedir. 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde bu denli başarıya ulaşan bu siyasi tutum ilerleyen dönemlerde de başarı skalasını genişleterek devam ettirecektir. Bugün Cambridge Analytica gibi şirketlerin uygulayıp başarılı olduğu bu algoritmalar kısa zaman içerisinde siyasi partilerin de omurgasını oluşturan temel taşlardan olacaktır.

             Kaynakça

TURAN Yıldırım, Ahmet Karafil (2017) “Türk Dış Politikasında Yumuşak Güç Unsuru ve T.C. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü Örneği” Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi Sayı:1

SANBERK Özdem, Hakan Altınay “Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç” Kamu Diplomasisi Enstitüsü

ERHAN Çağrı (2004) “ABD’nin Orta Asya Politikaları ve 11 Eylül’ün Etkileri” Uluslararası İlişkiler Dergisi Sayı:1

ÇELİK Ümit (2016) “11 Eylül’ü Yeniden Düşünmek: Paradigma Değişimi ve Uluslararası Sistem” Uluslararası İlişkiler Portalı

YAĞMURLU Aslı (2007) “Halkla İlişkiler Yöntemi Olarak Kamu Diplomasisi”

AKÇADAĞ Emine “Dünya’da ve Türkiye’de Kamu Diplomasisi” Kamu Diplomasisi Enstitüsü

ÇİLDAN Cihan, Mustafa Ertemiz, H. Kaan Tumuçin, Evren Küçük, Duygu Albayrak “Sosyal Medyanın Politik Katılım ve Hareketlerdeki Rolü” Akademik Bilişim 2012 Konferansı 1 Şubat 2012 Ankara: Bilkent Üniversitesi

Twitter Arşivi: http://www.trumptwitterarchive.com/