Ülke gündemi adeta bugünlerde Irak ve Suriye’de yaşanan sıcak konu ve olaylar üzerine odaklanmış durumda. Suriye ile ilgili yapılan emperyalist plânlamalar ve gelecekteki belirsizlik üzerindeki tartışmalar yoğun olarak sürdürülüyor.

Ortadoğu’nun diğer devletlerinde olduğu gibi, tarihte Irak ve Suriye’nin de Syces-Picot antlaşması ile suni olarak ortaya çıkarılmış devletler olduğunu biliyoruz.

Türkiye soğuk savaş döneminde yıllardır ABD’nin Yeşil Kuşak projesi ile uyutuldu. Tüm dikkati ve enerjisi komünizm ile mücadeleye teksif edildi.

Ortadoğu’nun, özellikle Irak ve Suriye’nin Türkiye için önemi üzerinde hiç durulmadı. Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki dolayısıyla Ortadoğu’daki çıkarları hep göz ardı edildi.

Türkiye’nin Irak serüveni yaklaşık 200 yıl önce başlar ve günümüze kadar devam eder. Barzani Aşiretinin zayıflayan Osmanlıya karşı baş kaldırışı ile birlikte asıl problem başlamış ve bu günlere kadar uzanmıştır.

Türkiye’nin Irak’la ilgili temel politikasını, -kendi çıkarları çerçevesinde- Irak’ın kuzeyinde Barzani ve aşireti tarafından Kürt devleti kurulmaması, bunun için PKK gibi ortaya çıkan bölücü terör örgütlerinin bertaraf edilerek Irak’ın toprak bütünlüğün korunması, Iraktaki Türkmen varlığının muhafazası ve geliştirilmesi teşkil etmekteydi.

Ne var ki, tarihsel perspektiften bakıldığında Irak’ın kuzeyi, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren istikrarsız bir durum arz ettiği ve merkezi Irak ile tarihsel süreç içerisinde hiçbir zaman entegre olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, kuzey Irak’ın yıllardır terör odaklarına yuva ve üs konumunda olduğu da bilinmektedir. Bu durum Türkiye’nin sadece Irak’la ilgili olan çıkarlarını değil, Suriye dâhil tüm Ortadoğu’da ki çıkarlarına olumsuz yönde etki etmiştir.

Söz konusu istikrarsızlığın Türkiye’ye verdiği zarar, özellikle 1. ve 2. Körfez savaşlarından sonra daha da belirgin hale gelmiştir.

1990’da başlatılan 1.Körfez savaşı sonrasında PKK Irak’ın kuzeyinde yeniden güçlenmiştir. Saddam’ın saldırıları bahane edilerek Kürt sorunu iddiaları dünya kamuoyuna mal edilmiştir. Bilahare 1991-2002 döneminde 36. paralelin kuzeyi Saddam’a yasaklanmış, bu bölgede oluşturulan çekiç güç sayesinde PKK’ya korumalı bölge oluşturulmuş ve Kürt gruplar bağımsız bir devletin temellerini atmıştır.[1]

Irak’ın 2. Körfez savaşından sonra fiilen üçe bölündüğü bilinmektedir. Bu realitenin temelleri ne bugün, ne de dün atılmamıştır. Bu bir US’rail ve AB projesidir[2], çok daha eskiye dayanmaktadır. Çünkü emperyalist resmi anlayışa göre, önce Irak bölünmelidir ve Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesinden çok daha önemlidir. Bunun içindir ki, önce Irak’ın bölünmesi girişimi ile işe başlanmış, bilahare Suriye’ye geçilmiştir.

2003’te başlayan İkinci körfez savaşı sonrasında Türkiye kendi coğrafyasına hapsolurken, PKK çok büyük bir serbestlik kazanmış, çok miktarda silah ve malzemeye sahip olmuştur.[3]

Sonuç olarak, 2005 yılına gelindiğinde ABD’li askerler tarafından yeniden yazılan Irak Anayasası, Kürtlere otonomi hakkı tanımış ve böylece büyük Kürdistan plânının temelleri atılmıştır.[4]

ABD 2011 yılında Irak’tan çekilirken Kürtlere bağımsız olması için önü açık otonom bir bölge bıraktı. Yeni Anayasa ile Irak’ın kuzeyinde özerklik elde eden ve Kürt Yönetim Bölgesi (KYB)’yi kuran Barzani, Türkiye’ye kafa tutmaya başladı. Bugün için Irak’ın geleceği henüz belirsizdir. Bugün hâlâ kuzey Irak’a askeri operasyon ihtiyacı devam etmektedir.[5]

Türkiye ise bu dönemde yanlış adımlar atmaya devam etmiştir. 2009’da başlatılan sözde çözüm sürecinde PKK kırsaldan şehirlere inmiş ve Türkiye bunda çok büyük zarar görmüştür. 2015 yılından itibaren sözde çözüm ve müzakere süreci sona ermiş ve tekrar terörle mücadele dönemi başlamıştır.

Esasen Türkiye’nin Ortadoğu politikasındaki arıza yıllar öncesine dayanmaktadır. Orta Doğu’da atılması gereken doğru adımların ters yönde atılmasına, birinci körfez savaşı sonrası çekiç güce ‘evet’ demekle başlamış, sözde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olmamıza rağmen, Irak’ın üçe bölünmesinin temelleri daha o tarihlerde böylece atılmıştır.

Ardından ikinci körfez savaşında Türkiye’nin beka ve güvenliği için elzem olan 01 Mart tezkeresine ‘evet’ yerine, ‘hayır’ denilerek tarihi hataya düşülmüştür.

Ortadoğu’da Türkiye’nin giydiği gömleğin düğmeleri en başta yanlış iliklendiğinden bunun acı sonuçları ne yazık ki bugünlere yansımıştır.

Suriye’ye gelecek olursak, Irak’ta atılması gereken doğru adımların ters yönde atılmasının neden olduğu sıkıntıların benzeri bugün Suriye meselesinde karşımıza çıkmaktadır. Suriye de baş gösteren iç savaşa karşı başlangıçta tespit edilen hatalı politikalar sayesinde halen Suriye’de söz sahibi olan uluslararası koalisyonun çıkarları Türkiye’nin aleyhine seyretmektedir.

Bölge siyasi ve askeri yönden öylesine karmaşık bir yapıdadır ki, Türkiye’nin bu bölgeye geçtiğimiz Ağustos ayında çok maksatlı bir operasyon icra etmesini zaruri kılmıştır.

Fırat Kalkanı olarak adlandırılan bu harekâtın başlangıçtaki maksadı, söz konusu bu harekâttan beklenen sonucun ifadesi olarak ön plâna çıkmıştır. Türkiye’nin maksadı; bölgeye yerleşmiş terörist unsurları temizlemek, PKK’nın Suriye’nin kuzeyindeki bölgedeki etkinliğini sekteye uğratmak, yine PKK’nın PYD/YPG ile işbirliği içinde bölgede boy göstermesini önlemek suretiyle bölgede örneği kuzey Irak’ta görülen özerk bir Kürt bölgesi tesis edilmesine mani olmak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaktır.

Operasyonun başlangıcından, başarı ile sonuçlandırılmasına kadar cereyanının tahayyülü ise, Türkiye’nin niyetini ortaya koyar. Bunun da şu şekilde tespiti mümkündür: Gelecekte Suriye’nin kuzeyinde kurulması plânlanan Kürt devletine mani olmak amacıyla, Türkiye’nin beka ve güvenliğinin teminini sağlamaktır.

Operasyonun maksadı bu operasyonun askeri hedefini, siyasi hedefini ise Türkiye’nin yukarda belirtilen niyeti teşkil eder.[6]

Ne var ki, harekâtın başlamasından bugüne kadar geçen altı aylık dönemde, IŞİD’in bölgeden temizlenmesi gibi taktik seviyedeki başarılı sayılabilecek operasyonel faaliyetler icra edilmiş olmasına rağmen, stratejik bakımdan ne yazık ki Türkiye’nin aleyhine olan gelişmelere sahne olmuştur.

Hâlihazırda sahadaki aktörlerden ABD, Rusya ve İran kendi plânlarının gerçekleşmesi peşindeler ve bölgedeki çıkarlarına göre hareket etmektedirler.

Bu safhada Türkiye için bölgede cereyan edebilecek en kötü senaryo, Kuzey Irak’ta gerçekleşen KYB gibi, Suriye’nin kuzeyinde Barzani’nin izlediği yolun bir diğer benzerini izleyerek Rakka’yı da içine alan bir PYD özerk yönetim bölgesinin hayata geçirilmesidir.

Bölgedeki siyasi ve askeri gelişmeler ne yazık ki en kötü senaryonun gerçekleşmesine yönelik bir seyir izliyor. Geçen ay Astana’da yapılan toplantılarda ABD ve Rusya’nın, Suriye’nin kuzeyinde özerk bir Kürt devleti kurulması ve Akdeniz’e çıkışının sağlanması konusunda uzlaştıkları anlaşılıyor.

Nitekim Astana Süreci sonrası Ruslar niyetlerini iyice belli ettiler, PYD’ye özerklik plânını deşifre ettiler. Zaten Aralık ve Ocak aylarında PYD ile arabuluculuk görüntüsü altında plân geliştirdiler. Rusya, PKK’yı hiçbir zaman terör örgütü olarak görmedi, PKK ve PYD’ye Moskova’da şube açtırdı. PYD’nin özerklik talebi aleyhine asla bir cümle sarf etmedi.[7] Öte yandan ABD’nin yeni başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Mike Flynn yaptığı konuşmada: ‘’Bana göre yeni bir Orta Doğu şekillenecek ve Irak ile Suriye bütünlüğünü koruyamayıp dağılacak. Orta Doğu’da üç veya dört yeni devletin doğacağı kanaatindeyim ve gelecekte bir bağımsız Kürdistan’ı göreceğimizi söyleyebiliriz.”[8] demişti.

Diğer taraftan 28 Ocak 2017’de, İsrail İstihbarat Servisi MOSSAD’a yakın bir sitede, Suriye’de oluşturulacak güvenli bölgelerin haritası yayımlandı.

ABD, Rusya, İsrail ve Suudi Arabistan’ın anlaştığı düşünülen bu haritada; ABD, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de oluşturacakları güvenli bölgeler yer alıyor. İkinci adımda, güvenli bölgenin korunması için ¨uçuşa yasak bölge¨ ilân edilecek.[9] Tüm bu gelişmeler bize kuzey Irak’ta daha önce uygulanan senaryoyu hatırlatıyor.

Bugün Suriye haritasına bakıldığında ülkenin resmi olmasa da fiilen dörde bölündüğü görülüyor. Kuzeyde PYD/YPG, Fırat’ın doğusunda Suriye Ordusu,  Hatay sınırındaki İdlib ve çevresinde El Nusra ve diğer muhalif gruplar, daha doğuda IŞİD yerleşmiş durumda. Halep-Hama- Humus- Şam hattının batısındaki Suriye ise Esad’ın kontrolünde.[10]

Türkiye yakın tarihinde Irak’ta izlediği yanlış politikalar ve attığı yanlış adımlar sayesine kendi beka ve milli güvenliği bakımından zararlı çıkmıştır. Benzer durum Suriye için de söz konusudur. Irak’ta olanları Suriye’de yaşamamak için, bölge ülkeleri ile işbirliğine gidilerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak ve Şam’la irtibat ve diyalog sürecine girecek yeni politikalar geliştirmelidir. Türkiye tüm dikkat, güç ve enerjisini PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde özerk bir bölge tesis etmesini önlemeye teksif etmelidir.

Halen sürdürülen harekâtta elde edilen taktik başarıların yeterli ve Türkiye’nin bu bölgedeki siyasi ve nihai hedefini gerçekleştirecek nitelikte olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, Irak’ta tesis edilen çekiç güç benzeri güvenli bölge/uçuşa yasak bölge gibi plânlamalara müdahil olunmamalı ve buna izin verilmemelidir.

Suriye için gelecekte çeşitli alternatif modeller düşünülmekle birlikte, Esad’lı veya Esad’sız Suriye’ye de ortaya çıkacak resmin nasıl olacağı da henüz belli değildir. Esad ister kalsın ister gitsin, Suriye’nin eski Suriye olmayacağı muhakkaktır. Uzmanlar tarafından, Suriye Türkmenlerini de içine alan ve demokratik açıdan gelişmiş, güçlenmiş Federal bir Suriye modelinin gelecekte Suriye için uygun bir model olacağından söz edilmektedir.

Suriye’de artık Irak benzeri bir bölünme sürecine girilmiştir. Bu açıdan Türkiye milli menfaatlerini, bekasını ve güvenliğini koruyacak ve idame ettirecek şekilde hareket etmek zorundadır.

KAYNAKLAR

 [1](https://www.academia.edu/29649905/Irakta_neler_oldu_Neler_olacak)Doç.Dr.S.Yılmaz

[2] ABD’ye US’rail denmesinin nedeni, ABD’nin Orta Doğu’da ki çıkarları için İsrail ile olan işbirliği ve yakınlığıdır. ABD’nin Başkanları asla İsrail ile çatışmaz ve karşı çıkacak sözlerde bulunamaz. Herhangi bir ABD Başkanı hasbelkader yanılıp İsrail’e ve Yahudilere karşı söylenmemesi gereken lâflar ederse, onun siyasi hayatı biter. (Türkiye ve Orta Doğu Üzerine Oynanan Oyunlar- Mahmut Rışvanoğlu, Ekim 2012)

[3] (https://www.academia.edu/29649905/Irakta_neler_oldu_Neler_olacak) Doç.Dr.S.Yılmaz

[4] A.g.e

[5] A.g.e.

[6]http://ankaenstitusu.com/firat-kalkani-operasyonu/O.N.Ararat

[7]https://www.academia.edu/31086500/Astana Sürecinin gerçek_yüzü Doç.Dr.S.Yılmaz

[8]http://www.gercekgundem.com/yazarlar/naim-baburoglu/4043/suriye-kac-parcaya-bolunecek-turkiyeyi-bolme-anlasmasi

[9]http://www.gercekgundem.co]m/yazarlar/naim-baburoglu/4059/suriyede-guvenli-bolge-mi-sakin-ha

[10]http://www.gercekgundem.com/yazarlar/naim-baburoglu/4043/suriye-kac-parcaya-bolunecek-turkiyeyi-bolme-anlasmasi