S-1-  Geçen hafta yapılan Fransa cumhurbaşkanlığı seçimini nasıl görüyorsunuz?

C-1-  Küresel konjonktürün tam değişim aşamasında Fransa cumhurbaşkanlığı seçimini tamamladı. Seçimlerde hiçbir partinin adayı çoğunluğu sağlayamadı. Küresel emperyalizme teslim olan ve hiçbir biçimde emperyalizme karşı çıkış yapamayan iki büyük partinin adayları birinci turda dökülünce, ikinci tur partilerin ötesinde bir yapı kazandı. Bir tarafta partisi olmayan yeni yetme bir siyasetçi, öbür tarafta ise yılların politikacısı milliyetçi Le Pen’in kızı, birinci turda en çok oy alan iki aday olarak seçimlere girdiler ve sonunda yarım yüzyıllık milliyetçi çizginin temsilcisi olarak seçimlere giren babasının kızı tıpkı babası gibi yeni bir seçim kaybetti. İçinde bulunulan dönem açısından son derece ilginç dersler ile dolu olan Fransa seçimlerinin sonuçlarının, Türkiye Cumhuriyeti açısından da iyi değerlendirilmesi gerekmekte ve özellikle ulus devletlerin konumu açısından bu durumun bilimsel olarak tartışılması gerekmektedir. Bütün dünya ulus devletleri küreselleşme döneminde zorlanırken, ulus devlet modelinin bir devrim sonucunda ortaya çıktığı Fransa’nın geleceği açısından bu son derece kritik seçimi ulus devletten yana ulusalcılar kaybederken, küresel emperyalizmin patronu konumundaki Rothschild ailesinin yetiştirdiği genç bir politikacının yeni başkan seçilmesi, bütün devletler açısından siyasal dersler ile dolu görünmektedir. Yarım yüzyıllık Avrupa Birliğinin kaderi açısından da Fransız seçiminin anlamı büyük olmuştur. Özellikle önümüzdeki aylarda yapılacak olan Avrupa ülkelerindeki seçimleri etkileyeceği şimdiden hissedilmektedir. Demokrasinin beşiği olan Avrupa kıtasındaki seçimler komşu ülkeleri her zaman yakından etkilemiştir.

S-2- Genç yaşta Fransa cumhurbaşkanı olan Macron nasıl bir kişilik olarak görünmektedir?

C-2- Kendisinden 25 yaş büyük bir hanım ile evli bulunan yeni cumhurbaşkanı, Fransa gibi bir büyük devletin başına gelemeyecek kadar genç olmasına rağmen seçimlerde başarı elde etmesinin arkasında yatan nedenler üzerinde durmak gerekmektedir. Seçim kampanyalarında küresel kapitalizmin patronu konumundaki ailelerden Rothschild’lerin burslusu gibi yetiştirildiği ve bu ailenin temsilcisi olarak siyaset sahnesinde öne sürüldüğü fazlasıyla tartışma konusu olmuştur. Yüzyılların Fransa’sının, arkasında hiçbir siyasal parti desteği olmadan genç bir politikacının eline düşmesi, bu ülkenin geleceği açısından önemli kuşkuları gündeme getirmiştir. Eski başkan Holland’ın ekonomi bakanlığı ile ön sıralara çıkan Macron, Fransız siyasetindeki Yahudi ağırlığının etkisi ile kısa bir dönem bakanlıktan sonra hemen cumhurbaşkanlığına aday gösterilmiştir. Ekonomi ve bankacılık alanlarındaki çalışmalardan sonra, Fransa’nın başına geçen yeni cumhurbaşkanının, kendisini yetiştiren Rothschild ailesinin istekleri doğrultusunda Avrupa Birliğinin ikinci büyük ülkesini yönetecekmiş gibi görünmektedir. Yeni başkanın arkasındaki parti desteği eksikliğinin, küresel patron bir ailenin açık desteği ile giderileceği görülmektedir. Küresel emperyalizmin devletleri teslim aldığı bir yeni aşamada partiler önemini yitirirken, partilerin yerini şirketler, tarikatlar ve aileler almaktadır. Partisiz cumhurbaşkanının önümüzdeki dönemde kendisini sınırlayacak bir parti kurma yoluna gitmeyeceği, çok büyük şirketlerin ve küresel sermayenin patronu konumundaki Rothshildlerin temsilcisi olarak yoluna devam etmeye çalışacağı anlaşılmaktadır. Yeni başkanın gençliği kendisini bu konuma getiren patronlara karşı yumuşak davranacağını ortaya koymaktadır. Kendisinden çeyrek asır büyük bir hanıma sahip bulunan genç başkanın yönetiminde karısının eş başkanlık yapma yoluna gidebileceği gibi ihtimaller şimdiden tartışma konusu yapılmaktadır.

S-3-  Almanya açısından Fransız başkanlık seçimi nasıl değerlendirilebilir?

C-3- Avrupa Birliğinin yarım yüzyıllık tarihinde Almanya, bütün kıtanın patronu konumuna geldiği için bu ülkenin en büyük komşusu olan Fransa’daki seçimler kendiliğinden Almanya üzerinde geniş çapta etkiler yaratmaktadır. Son yılların muhafazakar iktidarının başı konumundaki Merkel’in geleceği önümüzdeki aylarda yapılacak olan seçimlere kilitlendiği için soğuk savaş döneminden kalma yaşlı bir lider olan Merkel’in de geleceği bu seçimden olumsuz etkilenmiştir. Küreselleşmenin yeni basamağı ortaya genç liderler çıkarmaktadır. Kanada’da babasının oğlu genç bir başbakanın göreve gelmesiyle başlayan gençleştirme hareketi Yunanistan ve Fransa ile devam etmiştir. Türkiye’de de lider ya da başbakan değişimi sırası gelirken, gençleştirme hareketi çizgisinde yeni adayların gündeme geleceği görülmektedir. Önümüzdeki aylarda genel seçimlere gidecek olan Almanya’da da, Sosyal Demokrat Partinin lideri değişmiş ve küresel emperyalizmin gençleştirme politikaları doğrultusunda bu yeni liderin başbakanlık makamına gelebileceği konuşulmaya başlanmıştır. Avrupa Birliği organlarında yıllardır görev yapan yeni sosyal demokrat liderin de, Avrupa ülkelerini teslim alan liberal sol anlayışın temsilcisi olarak başbakanlık makamına geleceği ve Bavyera kökenli Rothshilds ailesinin istekleri doğrultusunda hareket ederek küreselleşme macerasına devam edeceği anlaşılmaktadır. Merkez sağ iktidarların Avrupa’nın patronu konumuna getirdiği Almanya’nın önümüzdeki dönemde sosyal demokrat görünümlü politikalara yönelerek, Avrupa tipi sosyal devlet uygulamalarını sürdürmeye çalışacağı belli olmuştur. Almanya, yeni dönemde patronluk imajını yumuşatabilecek yeni adımlar atarak kendisine karşı ortaya çıkan muhalefeti önlemeye çalışacak ama sosyal demokratlar küresel sermayenin neo-liberal politikalarına karşı çıkamayarak, Bavyera kökenli Rothschild ailesinin taleplerini yerine getirmeye öncelik vereceklerdir.

S-4- Fransa seçimini kadın aday Le Pen kazansa idi nasıl bir tablo ortaya çıkardı?

C-4- Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura katılan diğer aday Milliyetçi Parti’nin adayı olan bayan Le Pen idi. Bayan Le Pen, babasından kalan mirasın üzerine otururken, dünya sahnesine ulus devletleri kazandıran Fransız devriminin ev sahibi olarak ulusalcılık doğrultusunda bir geleneksel çizgiye sahip olması gerekirdi. Fransa’nın Akdeniz sahillerinde güçlü bir konuma sahip olan Yahudi lobilerinin, Fransa’yı Akdeniz’e çekerek İsrail ile yakınlaştırma çabalarına karşı Fransız ulusalcıları direnmiş ve Milliyetçi Partiyi güçlü bir konumda tutarak Fransız ulus devletinin ayakta kalmasını sağlamışlardır. Siyonizm Sarkozy gibi bir uluslararası Yahudi politikacısını Fransa’nın başına getirdiği aşamada Fransız ulus devleti ABD üzerinden İsrail’in kontrolü altına girmiş ama Sarkozy isimli sonradan olma politikacının hataları yüzünden, Siyonizm’in oyunları geri tepmiştir. Siyasete girerken, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine Büyük İsrail Projesi yüzünden karşı çıkan Sarkozy, daha sonra da Almanya-Fransa arasında oluşturulmuş olan Avrupa Birliğinin ana aksını kırarak Almanya’yı Fransa’dan uzaklaştırarak, Akdeniz üzerinden İsrail ile yakınlaşma arayışına girmiştir. Sarkozy’nin bu tür Siyonist politikaları yüzünden Fransa’da ulusalcılık akımları güçlenmiş ve milliyetçi parti bu aşamada eskisine oranla iki misli genişlemiştir. Normal koşullarda Le Pen’i iktidara getirecek kadar güçlü olan Fransız milliyetçiliğinin önü, küresel emperyalizmin yeni bir Siyonist oyunu ile kesilmiştir. Fransa’nın geleceğinde, Avrupa Birliği için çalışan ulusalcılar ile, İsrail ile ortaklık kurarak yeni bir Roma İmparatorluğu görünümünde Akdeniz Birliği için çalışan Siyonistler’in çekişmeleri giderek tırmanmaktadır. Le Pen kazansa idi, Avrupa Birliğinin ana aksı olan Alman ittifakını daha da güçlendirmeye yönelebilirdi. Yeni başkan Macron ise, Rotshilds’lerin kontrolü altında daha çok küresel aktör olarak hareket ederek geleceğe dönük bir Akdeniz Birliği’nin İsrail merkezli oluşumuna katkı sağlamaya patronların istekleri doğrultusunda daha yakın durabilir.

S-5- İki büyük parti olarak Sosyalistler ve Cumhuriyetçiler neden seçimlerde kaybettiler?

C-5- Yahudi lobilerinin küresel emperyalizmden yana bir tutum içine girmeleriyle birlikte gerçek anlamda cumhuriyetçilik ya da sosyalizm uygulamalarına yönelme şansı ortadan kalkmıştır. Toplumculuğu esas alan sosyalizm ile devletçiliği esas alan cumhuriyetçilik, küresel emperyalizmin neo-liberal dayatmaları yüzünden etkinliklerini yitirmiştir. Sermayenin liberal politikalarına teslim olan solcular ve cumhuriyetçiler bireysel çıkarlara öncelik vermeye başladıkları noktada halk kitlelerinden uzaklaşarak küçülmüşlerdir. Teslimiyetçi politikalar ile sermayenin dümen suyunda giden sosyalistler ve cumhuriyetçiler Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda varlık gösterememiş ve ikinci turda temsilcilerini kalıcı aday yapamamışlardır. Emperyalizm küresel dönemde bir avuç insanı zengin ederek büyük halk kitlelerini açlığa, işsizliğe ve haksızlıklara mahkûm ederken, patronların dizinin dibinde liberalcilik oynayan cumhuriyetçiler ile sosyalistler halk kitlelerinden koparak boylarının ölçüsünü almak durumunda kalmışlardır. Zenginlerin ve üst tabakaların çıkarlarına öncelik veren ve bu doğrultuda neo-liberalizme teslim olan sosyalistler ve cumhuriyetçilerin halkçı ve toplumcu politikalara öncelik vermeleri gerekirken, kolay yola giderek teslim olmaları yüzünden, Fransa gibi devrimlerin öncüsü bir ülkede sermayenin yeni yetme çocukları cumhurbaşkanlığı makamına gelebilmektedirler. Gerçek anlamda cumhurun temsilcisi olması gereken bu makamda sermayenin ve patronların temsilcisinin yer alması gelecek açısından son derece tehlikeli gelişmelerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Küresel anlamda adalet, barış ve eşitlik peşinde koşan platformlara sosyalistlerin ve cumhuriyetçilerin uzak durmaları yüzünden para babaları bugün bile dünya halklarının geleceğine hükmedebilmektedir.

S-6- Yürüyüş hareketi kurarak cumhurbaşkanlığına aday olmak ne anlama gelmektedir?

C-6- Emmanuel Macron, siyasal partiler dışında bağımsız olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olurken, küresel sermayenin desteği ve örgütlemesi ile bu siyasal boşluğu doldurmak üzere “Yürüyüş Hareketi “ adı altında bir sivil toplum yapılanmasını öne çıkararak siyasal partilere karşı kendisine bir sosyal taban oluşturabilmenin çabası içinde olmuştur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde normal olarak halk kitlelerinin iktidara doğru yürüyüşe geçmesi beklenirken, Fransa seçimlerinde Rothschild’lerin çocuğu sermayenin iktidara yönelmesinde kilit rol oynamıştır. Holland hükümetinde bakan olana kadar kimsenin tanımadığı bu genç siyasetçinin birden cumhurbaşkanlığı makamına oturması, Avrupa Birliği çatısı altında önemli sarsıntılara yol açabilecektir. Makyavel gibi bir filozof üzerinde yüksek lisans tezi hazırlayan yeni cumhurbaşkanı, umarız Makyavelizmin katı uygulamalarını kendi ülkesinde gündeme getirerek, kendisine oy veren halk kitlelerine yeni acılar yaşatmaz. Patronların kesin desteğini arkasına alan genç politikacıya tanrının” yürü ya kulum “dediği anlaşılmakta ve bu doğrultuda yürüyüş hareketinin siyasallaşması tartışma konusu olmaktadır. Emek, özgürlük, sadakat ve açılım kavramları üzerine dayanan bir yürüyüş hareketi sonucunda Fransa cumhurbaşkanlığına getirilen fazlasıyla genç bir politikacının bankacılık ve Makyavelizm gibi alanlarda yetiştikten sonra açılımlara kalkışmasının ne anlamlara geldiği önümüzdeki aylarda ortaya çıkacaktır. Küreselci patronların çizgisinde ulus devlete karşı politikaları benimseyen Macron ‘a seçim kazandırmak için sermayenin, Fransız Milliyetçi Partisini sürekli olarak aşırı sağ biçiminde kötüleyerek Le Pen’in seçim zaferini engelledikleri ortaya çıkmıştır. Küresel sermayenin medya ve basın organlarını diğer adayların aleyhine kullanmasıyla sermayenin çocuğu iktidara getirilmiştir. Daha şimdiden sermayenin şişme bebeği adı takılan genç cumhurbaşkanını gelecekte çok zor günler beklemektedir. Ulus devletin ve cumhuriyet rejiminin beşiği ve kurucusu olan Fransa’nın, küresel sermayenin seçim oyunlarından kurtulup kurtulamayacağı ya da direnebileceği önümüzdeki günlerde görülecektir.