FRANSA TÜRKİYE’Yİ NATO’YA ŞİKÂYET ETTİ AMA 5 TEMMUZU UNUTTU MU?

Türk donanmasının, NATO görevini gerçekleştiren Fransız gemisine karşı agresif davranışlarda bulunduğunu belirten Fransa, Türkiye’yi NATO’ya şikâyet etmiştir.  Ankara’nın Libya’daki hamlelerini agresif ve NATO’dan faydalanmakla itham ettiği ifadelerinin ardından NATO Savunma Bakanları zirvesi öncesi Reuters’a konuşan bir bakanlık yetkilisi, Türk donanmasına ait gemilerin, NATO görevini yürüten Fransız savaş gemilerini taciz ettiğini öne sürmüştür. Türkiye’nin son adımları karşısında NATO’nun kafasını kuma gömemeyeceğini söyleyen yetkili, “Birlik içinde karmaşık anlar olabileceğini biliyoruz ama deve kuşu gibi davranıp ortada bir Türkiye sorunu yokmuş gibi yapamayız. Bunu görmeli, konuşmalı ve çözmeliyiz”  demiştir.

1Fransa, sözde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye’yi suçlayan ülkelerin başını çekmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel MACRON,  geçen yıl Fransa Ermeni Organizasyonları Koordinasyon Konseyi’nin resepsiyonunda 1915 olaylarını, “Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilerin acımasızca öldürülmesi” olarak değerlendirmiştir.

Yıllarca Afrika ülkelerini sömüren, Cezayir’de 1 buçuk milyon insanı katleden, Libya’daki kaotik ortamın en büyük müsebbibi olan Fransa’nın Türkiye düşmanlığının altında Ermeni seviciliği yatmaktadır.

2

Fransa, Cezayir ve Ruanda’daki soykırımları ile  yüzleşmemiştir. Gençlerini Fransa’ya savaşa gönderen Cezayir halkı 8 Mayıs 1945 tarihinde özgürlüklerini talep ettikleri yürüyüş ve sonrasında soykırıma uğramıştır. Sétif ve Guelma Katliamları, Fransız askerleri ve Pied-noir yerleşimci milisleri tarafından Sétif kasabası çevresindeki sivillere yönelik bir saldırıydı. Fransız polisi protesto gösterisinde göstericilere ateş açmış ve 102 kişi ölmüştür.  Daha sonraki saldırılar, bölgenin Müslüman nüfusu arasında 20 bin civarında olduğu düşünülen ölümlere yol açmıştır.  Soykırım, Fransa Cezayir Savaşı’na yol açmıştır.

3İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo ve Cezayir komutanı Yacef Saadi’nin “Cezayir Savaşı”  filmi (The Battle of Algiers ) 1966 yılında gösterime girdikten sonra 40 yıl Fransa’da yasaklanmıştır. (https://www.trtworld.com/opinion/as-paris-celebrates-ve-day-algerians-mourn-genocide-carried-out-by-france-36138)

Katliamının 75’nci yıldönümünde sosyal medya üzerinden katliamı hatırlatan Cezayirli aktivistler çok sayıda fotoğraf paylaşmıştır.   Fransa, sömürgesi olarak yaşayan Cezayir halkının özgürlüklerini talep ederek sokaklara çıkması üzerine 1945-1963 yıllarında 1,5 milyon Cezayirliyi katletmiştir. Bu, gerçek bir soykırımdır. (France had killed 1,5 million Algerian Muslim Arabs between 1945-1963. This was a doubtless genocide.. La France avait tué 1.5 million d’Algérien Arabes Muslim entre 1945-1963. C’était un indubitablement génocide.)

Setif, Blida, Oran, Guelma şehirleri başta olmak üzere pek çok yerde katliam yapılmıştır. Kısaca “Setif Katliamı” denen bu olaylar sırasında Fransız kaynaklarına göre 1500, Cezayir kaynaklarına göre 10 bin Cezayirli öldürülmüştü. Cezayir, 1529’dan 1830’daki Fransız işgaline kadar Osmanlıların yönetiminde kaldı. Türkiye Aralık 1958’de BM’deki Asya-Afrika ülkeleri grubunun Cezayir’in bağımsızlığının hemen tanınması yönündeki önergesine çekimser oy vermiş, önerge bir oy farkla reddedilince Cezayir’deki kanlı savaş üç yıl daha devam etmiştir. Bu karar sebebiyle Türkiye dolaylı yoldan yüzbinlerce Cezayirlinin kanına girmiştir.

Türkiye 19 Eylül 1958’de Kahire’de kurulan Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti’ni tanımamış, Aralık 1958’de BM’de Cezayir Meselesi’nin çözümü için, tarafları görüşmeye çağıran karar metni oylanırken de çekimser oy verince, karar 35 kabul, 18 ret, 28 çekimser oyla kabul edilmiştir. Fakat kabul oyları üçte iki çoğunluğu oluşturmadığı için bağlayıcı olmamıştır. 1959 yılında Arap Birliği üyesi ülkeler, BM Siyasi Komisyonu’na Fransa’nın, esir kamplarında tuttuğu Cezayirlileri imha ettiği yolundaki haberleri soruşturmak üzere bir komisyon kurulmasını önermişlerdir.

Karar tasarısı, “Cezayir Meselesi’nin ‘kendi kaderini tayin hakkı’ çerçevesinde çözümünden üye ülkelerin memnuniyet duyacağı” şeklinde bir cümle de içeriyordu. Tasarı 26’ya karşı 35 oyla kabul edilirken, Türkiye dahil 17 ülke çekimser kalmıştır. Bu yıllarda Fransızların Cezayirlilere yaptığı sistematik işkenceleri dünya kamuoyu yine bir Fransız’dan, Fransa’nın Cezayir politikasını eleştirdiği için kendisi de bu işkencelerden nasibini alan gazeteci Henry Alleg’in “Le Question” (Sorgu) adlı kitabından öğrenmişti. Kitap, Jean Paul Sartre’ın önsözü ile Fransa’da 1958’de yayımlanmış, Türkçeye 1959’da çevrilmiştir.

Fransa 1960 yılında 360 bin askerle Cezayir’deki bağımsızlık savaşını en kanlı biçimde bastırmaya çalışmıştır. Türkiye’nin Cezayir politikası,  27 Mayıs 1960 darbesinden sonra değişmiştir. 1953’te kurulan Türk-Fransız Dostluk Grubu’nun Başkanı, Nevşehir Milletvekili Münip Hayri ÜRGÜPLÜ, görevinden istifa etmiştir. Cezayir’de 1 Temmuz 1962’de yapılan halkoylamasında 16.534 hayır oyuna karşılık 5.975.581 oyla Cezayir’in bağımsızlığı kabul edilmiştir.  İlk büyükelçi Semih GÜNVER, Temmuz 1963’te göreve başlamış, Ancak 1965’te Cezayir’in ilk cumhurbaşkanı Ben BELLA’yı kansız bir darbe ile devirerek iktidarı ele geçiren Bumedyen’in ilk açıklamalarından biri, “Türkiye’ye dargın ve kızgın olduğuna” ilişkindi. Nitekim Bumedyen döneminde (1977’ye kadar sürdü) Cezayir Türkiye’de elçilik açmamıştır.

4Cezayir, Fransa’dan katliam konusunda defalarca özür talebinde bulunmasına rağmen, Fransa bu insanlık suçunu inkâr etmiştir. “Akıllı hırsız ev sahibini bastırır” özdeyişine uygun olarak Türkiye’yi Ermenilere soykırım yapmakla suçlamaktadır.  Sözde Ermeni soykırımını kabul etmeden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmaması gerektiğini savunan önceki Cumhurbaşkanı Sarkozy, Cezayir ziyaretinde Fransa’nın katliam dolu tarihi ile ilgili olarak özür bekleyen Cezayirlilere, konuyu tarihçilerin değerlendirmesi gerektiğini hatırlatmıştır. “Nicolas Sarkozy orders new Armenian genocide law: President Nicolas Sarkozy has ordered his government to draft a new law punishing denial of the Armenian genocide after France’s top court struck it down as unconstitutional.”

(https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/armenia/9112129/Nicolas-Sarkozy-orders-new-Armenian-genocide-law.html)

Birleşmiş Milletler’deki bağımsızlık oylamasında Türkiye çekimser kalarak hata yapmıştır.  Günümüzde Fransa, Türkiye’ye düşman ülkelerin başında gelmektedir. 1920’de Fransızlar, Adana-Antep-Urfa yöresini işgal ettiklerinde, Fransız birliklerindeki Moritanyalı, Libyalı, Tunuslu ve Cezayirli askerler topluca Türk tarafına geçtiler. Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra da bu askerler Türk vatandaşlığına alındılar, kendilerine toprak verilerek Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde iskân edildiler.

29 Ocak 2012 tarihli Taraf gazetesine göre 1985’de Cezayir’i ziyaret eden dönemin Başbakanı Turgut Özal 1950’li yıllarda BM oylamalarında Türkiye’nin takındığı tutum için Cezayir’den özür diledikten sonra Türkiye-Cezayir ilişkileri normalleşmeye başlamıştır. Fransa devletinin aksine bazı Fransız aydınları aksi görüştedirler.  2000 yılında “Le Question” kitabının yazarı Henri ALLEG‘in öncülüğünde 12 Fransız aydını Fransa tarafından yapılan işkencelerin kabul edilmesini ve kınanmasını isteyen bir bildiri yayınlanmıştır. 1955-1957 döneminde Cezayir’de görev yapan General Paul AUSSARESSES, “Services Speciaux Algérie 1955-1957” kitabında Fransız ordusunun Cezayir’de işlediği suçları itiraf etmiştir.

5Türkiye’de ‘‘Ermeni soykırımı” kavramına karşı çıkışıyla tanınan İngiliz asıllı Amerikalı tarihçi Bernard LEWİS, 1993 yılında Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte 1915 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından öldürülmesinin bir “soykırım” olmadığını, “savaşın bir yan ürünü” olduğunu söylemiştir. (Yves Ternon, Freedom and Responsibility of the Historian: The Lewis Affair,  Richard G. Hovannisian, ed., Remembrance and Denial: The Case of the Armenian Genocide, Detroit: Wayne State University Press, 1999, s. 243.

Lewis, Ermenilerin bağımsızlık hareketlerinin diğer azınlıkların bağımsızlık hareketleriyle karşılaştırıldığında Osmanlı Devleti için ciddi tehdit olduğunu açıklamıştır. Lewis’e göre “Türkler, fethettikleri Sırp, Bulgar, Arnavut ve Rum ülkelerinden isteksiz de olsa vazgeçebiliyorlar ve devletin sınırlarını kendi evlerine yaklaştırıyorlardı. Ermeniler ise, Türklerin anavatanlarının üzerinde yaşıyorlardı. Bu topraklardan vazgeçmek, devleti küçültmek ile değil, devletin parçalanması ile eşanlamlıydı.”

Lewis’in görüşü 1966 tarihli “The Emergence of Modern Turkey” (Modern Türkiye’nin Doğuşu)  kitabının ilk baskısında yer almıştır. Kitabın 2002 baskısında  “holokost” yerine “slaughter” (katliam) ve “1,5 milyon Ermeni ölümü” yerine “1 milyondan fazla Ermeni ve bilinmeyen sayıda Türk öldü”  ifadesini kullanmıştır. 1993 yılında Le Monde gazetesine verdiği röportajda, aynı vatan için iki halk arasında süren kavganın soykırım ile bittiğinin kuşkulu olduğunu söylemiştir.

Lewis, Ermenileri yok etmek için bir plan olmadığını, Osmanlı belgelerinin Ermenileri kovmak / zorunlu yer değiştirmek (expulsion) niyetini ispatladığını ancak kökten yok etmek (extermination) niyetini ispatlamadığını açıklamıştır. 1 Ocak 1994 tarihinde de “Osmanlı hükümetinin Ermenileri yok etme niyeti olduğuna dair güvenilir kaynaktan hiçbir delil yok demiştir. 1993 yılında basına verdiği demeçte 1915’te yaşanan olayların İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımıyla bir tutulamayacağını söylediği için kendisine dava açılmış ve 1 Frank tazminata mahkûm edilmiştir. Lewis, Osmanlı’da Ermenilerin şiddete olaylarına başvurmalarına dikkati çekerek, Osmanlının Ermenileri ortadan kaldırmak gibi bir niyeti olmadığı sonucuna varmıştır.

Fransa’nın sözde Ermeni soykırımına sahip çıkmasının sebebi, yakın geçmişte Ruanda soykırımındaki sorumluluğunun üstünü örtme çabasıdır. Fransa; Antep’te, Cezayir’de ve Ruanda’da yaptıklarının hesabını vermeden Türkiye Cumhuriyetini suçlayamaz: Hutu hükümetinin müttefikleri olan Fransızlar, vatandaşlarını tahliye etmek için özel bir güç gönderdiler ve daha sonra sözde güvenli bir bölge kurdular, ancak o bölgede katliamı durdurmak için yeterli çaba göstermemekle suçlandılar.”

6Ekim 1994’te, Tanzanya’da bulunan Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR), 1945’teki Nurnberg davalarından bu yana ilk uluslararası mahkeme olan Lahey’deki eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICTY)   devamı olarak kurulmuştur. Duruşmalar, üç eski üst düzey Ruanda askeri yetkilisinin soykırımı örgütleme hakkındaki 2008 mahkûmiyetini de içeren davada iki başlıca örgütleyicisini (Ngirumpatse ve Edouard KAREMARA Ruanda’nın eski iktidar partisinin üst düzey iki yöneticisi) ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. 1994 yılında 100 günde yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu öldürülmüştü.

Ruanda Başkanı Paul KAGAME, Fransa’yı katliamları gerçekleştirenleri desteklemekle suçlamıştır.The French, who were allies of the Hutu government, sent a special force to evacuate their citizens and later set up a supposedly safe zone but were accused of not doing enough to stop the slaughter in that area. Paul Kagame, Rwanda’s current president, has accused France of backing those who carried out the massacres – a charge denied by Paris.” (https://www.bbc.com/news/world-africa-26875506)

7

8“Hotel Ruanda”  bir filmdir ama gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır. Film 1994 yılında Tutsi’nin soykırımı sırasında otelde gerçekleşen iddialara dayanmaktadır. (Hotel Rwanda a true story? Hotel Rwanda – without the Hollywood ending. If true, the story of Paul Rusesabagina, as told in the 2004 film Hotel Rwanda, would be truly inspirational.  The film is based on events that purportedly took place at the hotel during the genocide of the Tutsi in 1994.)

Paris’te 1985-1990 yılları arasında 5 yıl görev yaptım. O dönemde Ermeni asıllı Patrick DEVECİYAN isimli bir avukat vardı. COVID-19 sebebiyle   75 yaşında Fransa’da 29 Mart’ta vefat etmiştir. Deveciyan, 1981 yılında Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu’nu basıp güvenlik görevlisi Cemal Özen’i öldüren ve Muavin konsolos Kaya İnal’ı yaralayan Ermeni terör örgütü ASALA’nın avukatlığını üstlenmişti. Fransa’da Türkiye kökenli olup vefat eden Charles AZNAVOUR ve Patrick DEVECİYAN gibi kamuoyunu doğru bilgilendirecek tanınmış kişiler olmadığı sürece Türkiye’nin bu ülkede etkin olması mümkün değildir.

9Fransa’nın İngilizce yayın yapan kanalı France 24,  6 Şubat 2019 akşam haberlerinde Macron’un sözde Ermeni soykırım konusundaki açıklamasına Türkiye’nin cevap verdiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafını ekrana yansıtarak haberleştirmiştir. Alt yazıda da yargı kararı olmamasına rağmen “Ermeni soykırımı”  ifadesini kullanılmıştır: “France: Turkey condemns Macron’s plan for national day marking ARMENIAN GENOCIDE.”  Tarafımdan kayıt altına alınan France 24’ün haberi yukarıdadır.

Fransa geçmişine bakmadan, Cezayir ve Ruanda soykırımlarının hesabını vermeden Türkiye’yi NATO’ya şikâyet ederek, sözde Ermeni soykırımını devamlı gündeme getirerek, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda referandum yapacağını açıklayarak bir yere varamaz. Önce şu soruya cevap vermelidir. Sömürgeci Fransa,  Antep’in, Maraş’ın işgalinin hesabını vermeden, kendi geçmişine bakmadan Türkiye’yi NATO’ya üstelik belgesi olmadan şikâyet edemez. Atalarımız  “akıllı hırsız ev sahibini bastırır” demişler ama bu Fransa için geçerli değildir.

10

Bugün 5 Temmuz.  

Hatay’ın Anavatana katılışının 81’nci yıldönümü.

Fransa ve taşeronları tarihten ders almamakta ısrarlılar.