BELARUS HANGİ YÖNE DÖNECEK

9 Ağustos’ta Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun yüzde 80,1 oy oranı ile önde tamamladığı seçimlerin adil ve şeffaf olmadığını ve sonuçların hileli olduğunu öne süren muhalefet, seçimlerin tekrarlanması için gösteriler ve grevler organize etmeyi sürdürüyor. Daha önce benzeri pek görülmeyen bir seviyede katılıma sahne olan Lukaşenko karşıtı gösteriler 2 gün sürdükten sonra muhalefetin en önemli adayı Svetlana Tihanovska’yanın Litvanya’ya kaçışı ve oradan yaptığı “bıraktım” açıklaması ile esas itibarıyla şiddeti azalsa da, son bulmuş değildir.

Halkın sokaklarda olduğu Belarus (Beyaz Rusya) ile, 1997 yılında “birleşme anlaşması” imzalayacak kadar yakınlaşan Rusya arasında son günlerde görülmemiş bir kriz yaşanıyor. Bilindiği gibi Belarus, SSCB’den bağımsızlığını ilan ettiği 1991’den bu yana Moskova tarafından desteklenmekteydi.

Bu arada Batılı ülkeler, muhalif gruplara giderek daha açıktan destek vermenin dozunu artırdılar. Bir yönüyle de konu bir tür “Rusya-Batı güç mücadelesine” dönüşmektedir. Ülkede yapılan ancak ülke halkının içine sinmeyen bu seçim sonuçları, ülke içi ve dışı çeşitli tepkilere ve taşların yerinden oynamasına yol yol açmaktadır.

Ana hatlarıyla bu başlıklarda yaşanan gelişmelerin arka plânının daha geniş olarak irdelenmesi ve yaşananların ülke içi ve dışı olası etkileri konusunda çıkarımlar yapmak bu çalışmamızın konusu olmuştur.

RUSYA-BELARUS İLİŞKİLERİ

SSCB’nin dağılması sonrasında bağımsız bir ülke olduğu 25 Ağustos 1991’den bu yana Rusya tarafından desteklenen Belarus ile büyük ağabey Rusya arasında patlak veren gerilim şaşırtıcı gibi görünse de,  aslında uzun bir süredir bu krizin sinyalleri gelmekteydi. Tarihsel olarak kardeş olan iki ülke halkı arasındaki gerilimin ilk işareti yeni yılın ilk günlerinde kendisini göstermişti.

Batı tarafından “Avrupa’nın son diktatörü” olarak tanımlanan[1] ve 26 yıldır ülkeyi yöneten Belarus lideri Aleksandr Lukaşenko’nun yeni yıla girerken Rusya’yı, iki ülkeyi birleşmeye zorlamaması, aksi takdirde bu ısrarın iki ülke arasında bir savaşı tetikleyebileceği konusunda uyarmasıyla krizin ilk kıvılcımı çakılmıştı.[2]

Gerçekten, 6 yıl önce Kırım’ı ilhak ederek Ukrayna’dan koparan Rusya lideri Putin bir süredir, iki ‘müttefik’ arasındaki ilişkilerin ve entegrasyonun daha da derinleştirilmesi için sürekli bastırıyordu.[3] Bu bağlamda Moskova, Minsk üzerindeki baskıyı artırmak adına, sağladığı enerji fiyatlarını yükseltti ve uyguladığı sübvansiyonları da azaltmıştı.

Diğer yandan Belarus’un konumuna Rusya yönünden baktığımızda, Rusya’nın batı sınırındaki, kuzeybatıdaki Finlandiya’yı saymazsak, komşularının hemen hepsiyle sorunlu olduğunu görürüz. Bu olgu da Rusya’nın batıdan kuşatılmasının engellenmesi yönünden Belarus’un ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Diğer taraftan Belarus; Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Ermenistan’ın dahil olduğu Avrasya Birliği üyelerinden biridir. Savunma alanında da, yine bu ülkeler ve Tacikistan’la birlikte, Kollektif Güvenlik ve Savunma Antlaşması Örgütü’nün bir üyesidir. Ancak bu bağlamda, Kremlin’in tüm ısrarlarına karşın Lukaşenko’nun ülkesinde Rus üslerinin kurulmasına izin vermediğini belirtmeden geçemeyiz.

Bu dönemde Rus radyosu Ekho Moskvy’ye konuşan Lukaşenko, Moskova’nın bu girişiminin Batı tarafından tehdit olarak algılanacağını ve Rusya’ya karşı duracağını söyledi.[4] “Rusya eğer egemenliğimizi ihlal etmeye kalkarsa, savaşın içine çekiliriz. Batı ve NATO da buna hoşgörülü bakmayacaktır” diyerek, ABD ve Batı’ya de göz kırpmış oldu.

Bu gelişme üzerine ABD, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’u Belarus’a göndererek, Washington’un bugüne kadar “düşman ülke” olarak kodladığı ülkenin lideri Lukaşenko ile görüştürdü.[5]

RUSYA ve BELARUS ARASINDA 24 YIL ÖNCE İMZALANMIŞ ANLAŞMA

1991’de bağımsızlığını kazanmış Belarus’un Rusya ile yakın ilişkileri, 1996’dan bu yana “Rusya ve Belarus Milletler Topluluğu (Commonwealth of Russia and Belarus)” adı altında yeni ve tek bir devlet için “birleşme görüşmeleriyle” daha da ilerlemiştir.

İki ülke arasındaki birleşme görüşmeleri 2 Nisan 1997 yılında imzalanan bir antlaşma ile güçlendirilmiş ve kurulacak devletin adı “Belarus ve Rusya Birliği” olarak değiştirilerek, 25 Aralık 1998 tarihinde yapılan ek antlaşmalarla politik, ekonomik ve sosyal entegrasyon hızlandırılmıştır. 8 Aralık 1999 tarihinde ise, “Rusya ve Belarus Birlik Devleti’nin Oluşturulması Antlaşması” imzalanmıştır. Anlaşmanın altında Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile Beyaz Rusya lideri Lukaşenko’nun imzası bulunmaktadır.[6]

Bu iş birliğinin amacı, Sovyetler Birliği benzeri yeni bir federasyon kurularak ortak bir dil, bayrak, anayasa, liderlik ve para birliği altında birleşmektir. Nitekim bu kararlılık, antlaşmanın 22 Aralık 1999’da Rusya Federasyonu ve 26 Ocak 2000’de Belarus Parlamentosu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmesi olgusuyla da açıkça gösterilmiştir.[7]

Birlik Antlaşması, yapılan hazırlıklara ve istikrarlı bir sekretarya çalışmasına karşın, her iki devletin de zamanla birleşmeye yönelik eski isteklerini kaybetmesiyle, giderek zayıflamaya başlamıştır. Önce Rusya ve sonra Beyaz Rusya, daha 2001 yılında ortak sınır üzerindeki gümrük kontrollerini sıkılaştırdıklarında, bir “gümrük birliğinden” söz etmek giderek anlamsızlaşmıştır. Keza, ekonomik entegrasyon çalışmaları da pek çok kez ertelenmiş ve ortak bir para değeri bir türlü hayata geçirilememiştir. Beklenenin aksine, 2008 yılında Belarus Merkez Bankası, Belarus Rublesi’nin, Rusya Rublesi yerine ABD Doları’na bağlanacağını bildirmiştir.[8]

Söz konusu Anlaşma bağlamında, 2007 başından beri Moskova ve Minsk arasındaki birlik görüşmelerinin iyi gittiğini söylemek mümkün değildir. Lukaşenko’nun ifadesiyle “Rusya, yapılan görüşmelerde bir ortaklık anlaşmasından daha çok, Belarus’un’nın Rusya’ya katılacağı bir ‘ilhak’ anlaşmasını öngörmektedir”. Lukaşenko’ya göre bu tavır, Beyaz Rusya’nın egemenliğini ve bağımsızlığını “gömmek” anlamına gelecektir. Bu durumda, birliğin bayrağı ve devlet sembolleri oluşturulmuş olsa dahi Minsk, Moskova ile farklı bakış açılarına sahip olduklarını söyleyerek, birlik projesine karşı çıkmayı sürdürmüştür.[9]

Rusya tarafında ise, özellikle ekonomik nedenlerle Belarus ile hemen bir bütünleşme sürecine girmeğe sıcak bakılmamış, Minsk’in getireceği ek mali yükü karşılamak niyetinde olmadığını göstermiştir. İlişkilerini daha çok, Belarus’un askeri ve siyasi desteğini sürdürmek amacıyla ilerletmiş, özellikle Polonya üzerinden gelen Avrupa Birliği etkisini kırmak niyetiyle “birlik” düşüncesini sürekli canlı tutmaya çalışmıştır.[10]

MOSKOVA – MİNSK İLİŞKİLERİNDEKİ SON DÖNEM DÖNÜŞÜM

Belarus, Rusya ve Kazakistan, günümüzde Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönen Gümrük Birliği’nin çekirdek üyeleridir. Avrasya Ekonomik Birliği’nin ticari rakamları incelendiğinde, birlikten en kârlı çıkan ülkenin Belarus olduğu anlaşılmaktadır. Keza Belarus’un ana ticaret ortağı da Rusya’dır.[11] İki ülke ilişkileri güvenlik alanında da, daha önce belirttiğimiz gibi ahenkli bir işbirliği görülmektedir. Tüm bunlara karşın Minsk ve Moskova ilişkileri tümüyle dikensiz gül bahçesini sergilememektedir.

Aslında bu konuya yaklaşımda, “Birleşme Anlaşması”nın altına imzası olan Lukaşenko’nun, aradan geçen 24 yılda birleşme fikrinden niçin vazgeçtiği?”olgusunun irdelenmesi en önemli unsur olarak durmaktadır.

Sorunun yanıtı için önce, işin başında “birleşme fikri nereden çıktı?” sorusunu cevaplamalıyız.

Lukaşenko’nun hedefi, Yeltsin’den sonra “birleşik Rusya’nın” başına geçmekti. Ancak 2000 yılının başında Yeltsin’den sonra devlet başkanı olan Vladimir Putin, Lukaşenko’nun bu düşüncesinin gerçekleşmesini engelledi.  Kesintisiz olarak 20 yıldır bu koltukta oturan Putin’in, ülke anayasasını da değiştirerek, 2036’ya kadar ülkenin dümeninde olmasının yolunu açması sonrası, Lukaşenko’nun “birleşik Rusya”nın başına geçme hayalini de tümüyle suya düşmüş oldu.[12]

Putin, ülkesinin dünyadaki konumunu ve algısını “sarsılmaz” hale getirip ve Rusya’yı yeniden eski “güçlü” yerine yükselterek, “küresel bir aktör” haline dönüştürdü. Moskova Putin liderliğinde ekonomik, siyasi ve askeri olarak güçlendikçe, periferisinde de yeni hegemonik ilişkiler tesis etmeyi de öncelledi. Kafkasya’yı dize getiren Kremlin’in Ukrayna, Orta Asya ve Baltıklar’daki hamleleri bu konudaki kararlılığının göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Putin’in bu artan etkisi karşısında Lukaşenko da farklı bir yol arayışına girdi. Kısa bir süre öncesine kadar “birleşmeyi” savunan Belarus lideri bu kez, “Belarus’un Rusya’ya teslim olmayacağını” dile getirmeye başladı. Kendisinin artan nüfuzu, etkisi karşısında ülke içerisindeki gücü sarsılan Lukaşenko’nun farkında olması Putin’i, bu kez yeni bir tavır almaya yönlendirdi. Kesintisiz olarak Belarus’u beş dönemdir “kapalı devre” yöneten Lukaşenko karşısında Putin, kendisine yakın yeni oligark arayışına girdi.

Bu hamleyi gören ve  “üstünün çizildiğini”, konumunun zayıfladığını hisseden Lukaşenko da, karşı hamle olarak, Putin’i ve de Rusya’yı karşısına alarak, diğer cephedeki ABD ve AB’ye yeşil ışık yakmaya başladı. Aslında Belarus cephesinde şimdilerde açığa çıkan bu dönüşümün (Batı’ya yaklaşma), Rusya’nın 2007 yılından itibaren gaz fiyatlarını kademeli olarak arttırma kararı ile bozulmaya başlayan ve her geçen gün sertleşerek, giderek bir “ticaret savaşına” dönüşen Rusya ve Belarus arasındaki ekonomik ilişkiler yoluyla, “son seçimlerden de önce başladığını” söylemek yanlış olmayacaktır.

BELARUS ÖZELİNDE SON YAŞANANLARIN İRDELENMESİ

Belarus da, SSCB dağılımından sonra kurulan devletler gibi, oligarkların, para piyasasının, özel eğitimin, piyasa ekonomisinin, özetle kapitalizm kurumlarının mevcut olduğu bir ülkedir. Ancak Belarus’un bir başka özelliği de, eski SSCB coğrafyası içinde işsizlik ve gelir adaletsizliğinin en düşük oranda yaşandığı bir ülke olmasıdır.

Belasus, eski Sovyet üretim altyapısını büyük ölçüde koruyarak sadece tarımda değil, sanayide de kendine yeten bir ülkedir. Bu bakımdan Lukaşenko liderliğindeki ülke, tüm eski Sovyet coğrafyasının en “sosyal devletçi” yönetimini temsil etmektedir. Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir ki, covid-19 konusunda yaptıklarından çok yapmadıkları, ülkenin yerinde sayan ekonomisi, özgürlüklere dönük kısıtlamalar ve yolsuzluklar halkın, seçim öncesinden gelen ve Lukaşenko’ya desteğini gerileten temel etmenlerdir.[13]

Belarus’ta 1994’te düzenlenen ilk cumhurbaşkanlığı seçimleriyle iktidara gelen ve sonradan giderek otoriter bir yönetim kuran Lukaşenko, Belarus’ta sosyal adalet ve refahı sağladığı için, eski yıllarda, toplumun genelinin desteğine sahipti. Fakat bu durum, Belarus ekonomisinin krizler yaşadığı son yıllarda değişmeye başladı ve Lukaşenko, toplum desteğini önemli ölçüde kaybetti.[14] Ancak Lukaşenko yükselen muhalif sesleri, tüm otokrat ve popülist liderlerin yaptığı gibi, “dış güçler Belarus’a saldırmak istiyor” iddiasıyla savuşturduğu da bilinmektedir.

Faşizme en çok kurban vermiş SSCB toprağı olan Belarus’da, örgütlü topluma izin verilmemesi nedeniyle “geniş tabanlı muhalefet oluşumlarından” söz etmek pek mümkün değildir. Ancak bir şekilde bir araya gelmiş “Anti-Lukaşenko bloğuna” bakarak, son dönemde öne çıkan figürleri ve temsil ettiklerini anlayabiliriz.

Muhalefetin en önemli yüzü, eşi tutuklanınca onun yerine başkanlık yarışına katılan Svetlana Tihanovskaya (Batıcı ve rejim küskünü oligarkların yakın dostu)’dır. Muhalefet cephesindeki diğer iki kadın da, Veronika Tsepkalo ve Mariya Kolesnikova’dır.

Muhalefeti topluca değerlendirdiğimizde,  son derece parçalı olduğunu; sokaklardaki yığınların, organize bir kalabalığı değil, “artık yeter” i temsil ettiğini görmekteyiz. Özetle, Lukaşenko karşıtı cephenin, ağırlıklı olarak daha çok özgürlüğü seslendirirken, aynı zamanda “daha çok piyasa hakimiyetini” de temsil ettiği belirtilmektedir.[15]

Ülkedeki konumu baştan beri çok sıra dışı olan Rusya’nın peşinde oldukları konusunda iz sürebilmek için,  özel güvenlik şirketi Wagner’e bağlı 33 paralı askerin durumunu değerlendirmek gerekiyor. Rusya’nın özel güvenlik şirketi Wagner’in 33 paralı askeri, seçimlerden 10 gün önce Minsk’te Lukaşenko tarafından tutuklanmışlardı. Rusya’nın Lukaşenko yerine daha piyasacı, özelleştirmeci bir alternatif, Rus oligarklarının da bu işlerden daha çok pay alabilme peşinde oldukları yaygın bir değerlendirmedir.

ABD ve AB pusuda beklerken Lukaşenko, Rusya karşısında geri adım atmamak için kararlı görünmektedir. ABD ve AB’nin, Rus paralı asker gücü Wagner Grubu’nun Libya, Suriye ve Ortadoğu’nun diğer ülkelerindeki faaliyetlerinden dolayı Moskova’yı suçladığını bilen Lukaşenko, bu kartını masaya sürerek Batılı başkentlerden destek arayışında olduğu söylenmektedir.[16] Rusya’yı Baltıklar’dan ve Doğu Avrupa üzerinden kıskaca almak isteyen ABD ve AB de, bu yolla aradığı fırsatı bulmuş görünmektedir. Batı tarafında Son olarak 19 Ağustos günü Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Belarus’taki seçimlerin sonuçlarını tanımadıklarını açıkladı.[17]

Seçimlerden kısa bir süre sonra, Litvanya, Letonya, Estonya ve Polonya açıklama yaparak, Belarus’ta oyların yeniden sayılması çağrısında bulundular. Ardından da, daha radikal bir tutum takınarak, seçimlerin yenilenmesini istediler. Bu dört ülke, Doğu Avrupa’da en ABD yanlısı ve Rusya karşıtı yönetimlere sahip ülkelerdir. Polonya, Rusya’yla arasına, Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar, Rusya karşıtı yönetimlerden oluşan bir “güvenlik koridoru” olmasını istemektedir ki, bu zincirin en zayıf halkası, Rusya’yla iyi ilişkileri olan Belarus olarak durmaktadır. Bu çerçevede, Litvanya ve Polonya’nın Belarus’a yönelik tavırlarını, hem kendi bölgesel politikalarının bir parçası, hem de Batılı ülkeler adına uygulanan bir politika olarak değerlendirilebilir.[18]

SONUÇ YERİNE

9 Ağustos’ta yapılan seçimlerde mevcut Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun yüzde 80,1 oy oranıyla kazandığının açıklanması toplumda rahatsızlık yarattı ve halk sokağa döküldü. Gösterilerin 20’inci günü doldu ve artık tartışılması pek zor bazı noktalar daha net ortaya çıkmaktadır. Bunların başında “seçimlerin adil ve hür yapılmadığı” konusu gelmektedir. Lukaşenko’yu destekleyen açıklamalarda bile aksinin savunulmadığı gözlenmektedir.

Eylemlerden anlaşılan bir diğer olgu da, farklı eğilimlerden daha çok halkın sokağa çıkarak “artık yeter” ve ”değişim istiyoruz” dileklerini seslendirdikleridir. Bir diğer anlatımla, Lukaşenko’nun sosyal politikaları ve devletçilik uygulamalarıyla elde ettiği destekten daha fazla bir nüfus kesimi artık bir değişim istemektedir. Keza muhalefetin, Svetlana Tihanovskaya ya da şimdilerde daha öne çıkan Maria Kolesnikova’ya indirgenemeyecek ölçüde ve çeşitlilikte olduğu anlaşılmaktadır.

Gösterilerin ve komu oyunun verdiği bir diğer aktarım da, Lukaşenko’nun, seçim sonucunda ilân edildiği gibi yüzde 80 olmasa ve muhalefet kadar sokağı hareketlendirmese bile, yüzde 35-40 bandında bir halk desteğine sahip olduğu gerçeğidir. Lukaşenko sadece baskı aygıtı ile değil, yarattığı göreli refah düzeni ve halkta giderek öne çıkan “Ukrayna olma korkusundan” kaynaklı bir desteği halen koruduğu anlaşılmaktadır.

Protestoların ve/veya muhalefetin yukarıdaki üç maddede özetlenebilecek isteklerini tek bir talep olarak indirgenmesi halinde elde edilen: “seçimlerin özgür şartlarda yenilenmesi” olmaktadır.

Zaten, ne liberaller ne de komünistlere fırsat vermeyen; toplumun siyasallaşmasını, basının özgür faaliyet göstermesini geride bırakılan 26 yılda artan düzeyde engelleyen Lukaşenko, muhalif eylemler karşısında geri adım atmadığını gösterse de, toplumsal desteği yeniden sağlamak amacıyla yeni bir formül ortaya atmıştır. Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu bu formüle göre, bir kurul oluşturularak yeni bir anayasa belirlenecek ve bu anayasanın kabulünden belli bir süre sonra yeniden seçim yapılacak.

Gerek halkın sağduyusu, gerekse daha önce bu yolda bir yaşanmışlık olmaması, sorunun Ukrayna boyutuna yükselmeden çözülebileceği izlenimini vermektedir. Ancak bu aşamada Rusya ve Batı’nın baskıları, ülke ekonomisinin dayanma gücü ve uygulanacak stratejilerle, Lukaşenko’nun niyet ve oyun yeteneği önem kazanacaktır.

Belarus’un bir zamanlar birlik kurmak konusunda yola çıktığı Rusya ve lideri Putin, Minsk’i kaybetmemek ve periferisinde tutmak için elinden geleni yapacaktır. Keza mevcut koşullar (ekonomi politik, tarih, ortak kültür gibi) Moskova’nın lehine bir resim vermektedir. Diğer yandan, Belarus’un Rusya’dan koparılacak olmasının, ABD liderliğindeki Batılı ittifak için paha biçilmez bir değerde olacağı da bir gerçektir. Moskova’nın bu hamleye vereceği yanıtın oyunun seyrini değiştireceğini söyleyebiliriz.

Dileğimiz, bu ülkede yaşanacakların, Türkiye dâhil Doğu Avrupa’daki otoriter rejimlerin demokrasiye dönüşmesi için rehber ve başlangıç olmasıdır.

[1] “Pompeo offers Belarus oil in rare visit”, BBC News, 1.02.2020, https://www.bbc.com/news/world-europe-51342197 (27.08.2020)

[2] “Belarusian president says union state with Russia impossible”,Tass, 6.08.2020, https://tass.com/world/1186647 (27.08.2020)

[3] “The Kremlin is pushing Belarus to merge with Russia: Lukashenko”,Euractive, 14.02.2020, https://www.euractiv.com/section/europe-s-east/news/the-kremlin-is-pushing-belarus-to-merge-with-russia-lukashenko/ (27.08.2020)

[4] “Birleşmeye zorlamayın, savaş çıkar!”, Habernediyor.com.,25.12.2019, https://www.habernediyor.com/dunya/birlesmeye-zorlamayin-savas-cikar-h20021.html (27.08.2020)

[5]Andrei Makhovsky, “Pompeo visits Belarus as Minsk’s ties with Moscow fray”, Reuters, 01.02.2020, https://www.reuters.com/article/us-belarus-usa-pompeo/pompeo-visits-belarus-as-minsks-ties-with-moscow-fray-idUSKBN1ZV3IO (27.08.2020)

[6] Ruth Deyermond, The State of the Union:Military Success, Economic and Political Failure in the Russia–Belarus Union”, Europe-Asia Studies, December 2004, Vol. 56, No. 8., https://www.jstor.org/stable/4147402?seq=1 (28.08.2020)

[7] Deyermond, agm.

[8] Mert Gökırmak, “Beyaz Rusya’nın Denge Stratejisi ve Rus Dış Politikasına Etkisi”,Dergipark.org.tr. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84520 (29.08.2020)

[9] Gökırmak, agm.

[10] Julija Narkeviciute, “Belarusian-Russian Diplomacy: Anger, Threats and Irritation”, Eastern Europe Studies Centre, https://www.eesc.lt/uploads/Naujienos/Belarusian-%20Russian%20diplomacy.pdf (29.08.2020)

[11] Eurasian Economic Commission, http://www.eurasiancommission.org/en/Pages/default.aspx (29.08.2020)

[12] “Russians and Belarusians are tired of backwards-looking autocrats”, The Economist, 29.08.2020, https://www.economist.com/leaders/2020/08/29/russians-and-belarusians-are-tired-of-backwards-looking-autocrats (30.08.2020)

[13] Maryia Sadouskaya-Komlach, “Belarus Goes Its Own Way”, Foreign Affairs, 18.08.2020, https://www.foreignaffairs.com/articles/belarus/2020-08-18/be (30.08.2020)

[14] Andrew Higgins, “For Belarus Leader, a Fading Aura of Invincibility”, NYT, 12.08.2020, For Belarus Leader, a Fading Aura of Invincibility (30.08.2020)

[15] Hakan Güneş, “Belarus: Baskıların gölgesinde bir sosyal devlet!”, Birgün, 12.08.2020, https://www.birgun.net/haber/belarus-baskilarin-golgesinde-bir-sosyal-devlet-311 (30.08.2020)

[16] Mühdan Sağlam, “Belarus-Rusya hattında yeni pazarlık mı var?”, Gazete Duvar, 5.08.2020, https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/08/05/belarus-rusya-hattinda-yeni-pazarlik-mi-var/  (16.08.2020)

[17] Judy Dempsey, “Germany’s Role in Belarus and Russia”, Carnegie Europe, 25.08.2020, https://carnegieeurope.eu/strategiceurope/82562 (29.08.2020)

[18] Deniz Berktay, “Belarus’un Anatomisi”, Söyledik.com.,21.08.2020, http://soyledik.com/tr/makale/8102/belarusun-anatomisi–deniz-berktay.html (29.08.2020)