Avusturya’da bu yıl 15 Ekim’de, 22’ci dönem Federal Meclisi (Nationaltag) belirlemek üzere yapılan genel seçimlerde, Avusturya Halk Partisi (ÖVP) yüzde 31,6 oyla, 2002 yılından bu yana ilk kez birinci parti olmuştu. Avusturya Başbakanı Christian Kern’in liderliğini yaptığı Sosyal Demokrat Parti’ye (SPÖ) destek yüzde 26,3 olurken; önceki seçimlere göre oylarını 5,5 puan arttıran “aşırı sağcı” Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ise, yüzde 26 oy oranı ile parlamentodaki üçüncü parti konumuna yükselmişti.

_99251416_gettyimages-894716614

Katılım oranının yüzde 80 olduğu söz konusu parlamento seçimlerinin kazananları, 31 yaşında ve 4 yıldan bu yana dışişleri bakanlığı yapan ÖVP lideri Sebastian Kurz ve aşırı sağcı, göçmen karşıtı FPÖ oldu. 2015’de yaşanan mülteci krizinde Merkel’e direnerek Balkanlar’ı mülteci göçüne kapattıran ve geçtiğimiz Mayıs ayında ÖVP liderliğini devralan Kurz, SPÖ ile ortak olduğu koalisyonu sona erdirip, erken seçimin yolunu açmıştı.[1]

22KURZ3-master768

Seçim sonrası yapılan tahminlerde, seçim kampanyası sırasında yaptıkları söylem ve vaatlerinin bir kısmında benzerlikler görülen muhafazakâr ÖVP ile, aşırı sağdaki FPÖ’nün koalisyon kurması olasılığı, ilk sırada yer alıyordu. Gerçekten de, iki parti arasında yaklaşık yedi haftadır süren görüşmeler geçtiğimiz Cuma günü anlaşma ile sonuçlandı. Anlaşmayı izleyen Pazartesi günü de iki parti arasında koalisyon hükümeti kuruldu. ÖVP lideri Kurz’da, 31 yaşında Avrupa’nın en genç başbakanı oldu.[2]

ÖVP-FPÖ Koalisyon Görüşmeleri ve Yeni Hükümet

Parlamento seçimlerinin hemen ertesinde başlayan koalisyon görüşmeleri yaklaşık 55 gün sürmüştür. 160 sayfa tutan koalisyon sözleşmesinde altı çizilen en önemli konu, ülkenin AB kural ve kararlarına uyum taahhüdüne sadık kalmasıyla birlikte, ülkenin göçmen ve mülteci konularına yaklaşımının “daha da sıkılaştırılacağı” hususudur.[3]

920x920

Başbakan Sebastian Kurz, yeni hükümetin tamamen Avrupa Birliği (AB) yanlısı bir programa sahip olduğunu, Cumhurbaşkanı Van der Bellen’in özellikle bu konuda kendilerine uyarılarda bulunduğunu anımsatarak, her iki partinin AB yanlısı olduğunu ve birliğin aldığı kararları destekleyeceğini vurguladı.[4]

Kurulan koalisyon hükümetinin önemli gündem maddeleri arasında vergi reformu, doğrudan demokrasinin güçlendirilmesi ve göç politikasının sıkıştırılması (sertleştirilmesi) bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Alexander van der Bellen’in onayladığı yeni hükümette, Neo-nazi geçmişe sahip ve yıllarca seçimlerde “Viyana, İstanbul olmayacak”, “İslam yerine vatan” gibi seçim afişleriyle kampanya yapan aşırı sağcı FPÖ lideri Heinz Christian Strache başbakan yardımcısı olarak görev yapacak. Dışişleri bakanlığı ise, FPÖ’nün önerisi üzerine, bağımsız Karin Kneissi tarafından götürülecek.

Koalisyon sözleşmesinde, Türkiye ile müzakerelerin sonlandırılması için hükümetin AB ülkeleri arasında çalışma yapması karara bağlanmıştır. Yeni kurulan hükümetin ortakları muhafazakâr ve sağ popülist ÖVP ile, aşırı sağ FPÖ, Türkiye ile ortaklık “müzakerelerin sonlandırılıp”, üyelik yerine, “Türkiye-Avrupa komşuluk” çerçevesini getiren bir taslağı öneriyorlar.[5]

Viyana, kurulan yeni hükümetle birlikte, sağ-popülist yönetimlerin olduğu Macaristan, Polonya ve Türkiye gibi ülkelerin yanında, Batı Avrupa’nın aşırı sağla yönetilen tek ülkesi olma sıfatını elde etmiş bulunmaktadır.

Popülist ve Aşırı Sağın Koalisyon Ortaklığına Götüren Süreç

Seçildiği parti liderliğinin akabinde erken seçime giden Kurz, koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’ı erken seçime hazırlıksız yakalattı. Diğer yandan Fransa’da Macron’un kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimini yakından izleyerek, partisinde çeşitli yenilikleri hayata geçirdi. Sonuçta, 31 yaşında ve önceki hükümetin dışişleri bakanı olan Kurz, çok renkli bir seçim kampanyasının ardından birinci parti olarak sandıktan çıkmayı başarmış olmaktadır.

Kurz’un seçim kampanyası boyunca yaptığı vaatlerinden: Avrupa’ya göç yollarının kapatılması, AB’nin Avrupa’daki göçmenlere yardımlarının sınırlandırılması, siyasal İslâm’a karşı radikal önlemler, vergi yükünün azaltılması ve Beş yıl Avusturya’da yaşamamış olan yabancıların yardımlardan muaf tutulması başlıkları, Avusturya’da yabancı karşıtlığını körükleyici ve aşırı sağcı FPÖ ile koalisyon ihtimalini güçlendirici olarak değerlendirilmekteydi.[6]  

austria-election-coalition

Anılan vaat ve söylemler, seçmene yaklaşım ve iletişim kanallarını kullanım ile oluşturulan algı yönlerinden, Kanada ve Fransa’nın yeni ve genç liderlerinkilerle benzerlikler yansıtmaktadır. Değişimi çok öne çıkaran (renk olarak turkuaz) ve Avusturya Halk Partisi’ne, doğal olarak “yeni” sıfatını ekleyen Kurz’un, çeşitli yönlerden Trudeau ve Macron’dan etkilenmiş olduğu belirtilmektedir.[7]

Seçimin birinci galibi olan muhafazakâr ve popülist ÖVP’nin, seçimin bir diğer başarılısı, aşırı sağcı FPÖ ile görüşmelere başlaması ilk seçenek olarak durmaktaydı. Başlıca söylemi göçmen karşıtlığı olan FPÖ de böylece, 17 yıldır uzak kaldığı Avusturya hükümetine geri dönebilecekti. Zaten Kurz’un seçim sonrasında yaptığı konuşmalar da, bu yöndeki bir gelişmeyi işaret etmekteydi.[8]

15 Ekim seçimlerinden sonra, seçimin açık fark kazananları ÖVP ve FPÖ arasında uzun süren koalisyon görüşmeleri, beklentilere koşut olarak “hükümet kurulması” ile sonuçlanmıştır. Bir diğer ifade ile, AB üyesi 9 milyon nüfuslu Avusturya, aşırı sağın da dâhil olduğu bir sağ yolculuğa çıkmıştır.

Yeni kurulan Kurz hükümetinde içişleri ve savunma bakanlıklarının sürpriz bir şekilde aşırı sağa partiye bırakıldı. Böylesi bir yapılanma, Avusturya’da bundan böyle tüm silahlı kuvvetlerin, ordu, polis gücü ve istihbarat teşkilatının, popülist milliyetçi parti kadroları tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir.

Durum Değerlendirmesi ve Beklentiler

Avusturya siyasetinin “aşırı sağ ortaklı, muhafazakâr, milliyetçi ve popülist” nitelikli yeni dönüşümünün değerlendirilmesine kısaca değinmek istiyoruz. Varılan bu sonuçta, mülteci ve yabancı sorunları, siyasal İslâm karşıtlığını kullanan siyasî popülizmin ve değişim vaatlerinin etkisini görmekteyiz. Liderin genç ve yenilikçi olması, halkın özgüvenine yönelmesi ve önünde yaşanan Macron örneğini de, sağa yaslanan bu gelişme için zemin hazırlamış olduğunu anlamaktayız.

Son dönemde yaşanan ve “popülizmin yükselişi” olarak isimlendirebileceğimiz bu sürecin özünde, merkez liberal siyasetin geniş kitlelerin gözünde yaşadığı itibar kaybı yatmaktadır. Özellikle 2008 ekonomik krizinin yarattığı kurumlara ve kurallara olan güvensizlik; uzmanlar, akademisyenler ve teknokratlar nezdindeki itibar kaybı; küresel düzeyde terörizmin yükselişi; yabancı düşmanlığı ve evrensel değerlerden uzaklaşma gibi gelişmeler, farklı coğrafyalardaki geniş toplum kesimlerinin geleceğe dair umutlarının tükenmesine eşlik etmektedir.[9]

Söz konusu sürecin ürünü olarak karşımıza, ekonomik eşitsizliklerden, bunların beslediği sosyal korku ve geleceğe güvensizlikten türeyen ve karşılıklı olarak birbirini besleyen “yükselen milliyetçilik” olgusu çıkmaktadır. Bu siyasi kısır döngü, siyasi seçenekleri daraltarak, seçmenleri sağ ile faşist sağ arasında seçim yapmaya zorladığı izlenmektedir. Bir diğer ifade ile, 2008 krizi sonrasında neoliberal düzenin siyasi temsilcisi olan “merkez” siyasetin dünya genelinde çökmesi sonrasında, mevcut ekonomi politikaları sürdürmek, daha “sağ” siyasi çizgilerin iktidarı ile mümkün olabilmektedir. Daha doğrusu böylesi bir çözüm dayatılmaktadır.

Sağa yönelik anılan gelişmenin geleceğine baktığımızda, ekonomi politikalarındaki değişmezliğin, siyasi dengenin giderek daha sağda kurulmasına yol açması gibi bir dönüşümün, mevcut siyasi krizi daha da derinleştirdiğini görmekteyiz. Daha da kötüsü, kendini besleyen bu kriz, sağ popülizmi doğuran nedenleri ortadan kaldırmadan çözülebilecek gibi durmamaktadır.

Bu konuda yapabileceğimiz bir diğer çıkarım da, Almanya ve Avusturya’da yaşanan bu gelişmelerin, sağ popülizmin sürmesi ve neoliberalizmin, mevcut ekonomik politikalarında köklü değişime gidilmemesi halinde “Avrupa’da yayılacağı” şeklindedir. Keza bu tür bir dönüşüm, diğer ülkelerde de bu yönde yönetim değişikliğini tetiklemesi güçlü bir olasılıktır.. Doğaldır ki, böylesi bir gelişme zinciri en çok AB’yi ve değerlerini zorlayacaktır.

AB konusu, yeni Avusturya hükümetinin de en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Ancak Kurz, AB’nin Avusturya için vazgeçilmez olduğu kanısındadır. Bu nedenle de yeni başbakan, AB faaliyetlerini FPÖ idaresindeki dışişlerinden ayırıp, başbakanlığa bağlamıştır. Bir diğer ifade ile Brexit’in ardından Auxit beklenmemektedir.[10]

Kurz’un FPÖ ile hükümet kurması, Avrupa’da köklü değişimlere yol açabilir. Avusturya daha sağa kayarken, diğer Avrupa ülkelerinde yerleşik partilerin aşırı sağ partilerle koalisyon kurmaları için bir örnek oluşturabilir. Keza, AB üyesi ve 9 milyon nüfuslu ülkede görülen sağa doğru kayış, İngiltere’nin Brexit kararı ile Almanya, Hollanda ve Polonya gibi ülkelerde milliyetçiliğin yükselişinin ardından, Brüksel’in başını daha da ağrıtabilecektir.

İç politika yönünden olası gelişmelere baktığımızda da, hükümet programının, madde madde mültecilerin hareket imkânlarının ve haklarının nasıl kısıtlanacağını ele aldığını görmekteyiz. Buna göre;

*Avusturya’ya iltica başvurusu yapan mültecilerin cep telefonlarına ve üzerlerindeki paraya el konulacak. El konulan para, mültecilerin daha sonraki harcamaları için kullanılacak. Telefonlarından ise şimdiye dek kimlerle ilişkide oldukları araştırılacak.

*Mültecilere yapılan parasal yardımlar iyice azaltılacak. Mültecilere aylık 300 Euro civarında bir yardımda bulunulacak. Gıda ve giysi gideri para olarak değil, aynî yardım şeklinde yapılacak, yani mülteciye para yerine gıda maddesi ve kıyafet verilecek.

*Mülteci akımının durdurulması ve azaltılması için önlemler alınacak, sınırlar güçlendirilecek.[11]

Avusturya sol ve liberal yanlıları, radikal sağ politika ve hükümet kademelerine getirilen bazı kadroların geçmişteki Neo Nazi bağlantıları ve güçlü Rusya ilişkileri nedeniyle, Cumhurbaşkanı’ndan daha aktif bir politika beklemekteler. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Alexander Van de Bellen iki bakan adayını veto etmesi, bu konuda aktif olacağının işaretleri olarak değerlendirilebilir.

Viyana’da kurulan yeni hükümetin bir diğer etkisi de, Ankara’nın AB üyelik sürecinde, öncesinden daha ağır derecede hissedileceği kesin gibidir. Başbakanı Sebastian Kurz, başbakan seçildikten sonra Bild’e verdiği ilk geniş kapsamlı röportajda, Türkiye’nin AB’de yeri olmadığı vurgulayan sözleri, bu konudaki “zorluk” öngörümüzü teyit etmektedir.[12]

[1] Ersin Dedekoca, “Sağa Yaslanan Almanya ve Şimdi Avusturya”, Söyledik.com.,20.10.2017, http://soyledik.com/tr/makale/6533/saga-yaslanan-almanya-ve-simdi-avusturya–ersin-dedekoca.html

[2] “Austrian president approves far-right Freedom party joining coalition government”, Independent, The Guardian, 18.12.2017, https://www.theguardian.com/world/2017/dec/16/austrian-president-approves-far-right-freedom-party-role-in-coalition-government; “Coalition government with far-right party takes power in Austria”,CNN International, 18.12.2017, http://edition.cnn.com/2017/12/18/europe/austria-government-intl/index.html

[3] “New Austrian government pledges pro-EU approach, more poliçe”, Plainview, 16.12.2017, http://www.myplainview.com/news/world/article/Austrian-coalition-deal-on-new-gov-t-presented-to-12435558.php#photo-14712226

[4] “Avusturya’da aşırı sağ koalisyon hükümeti göreve başladı”,CNN Türk, 18.12.2017, https://www.cnnturk.com/dunya/avusturyada-asiri-sag-koalisyon-hukumeti-goreve-basladi

[5] CNN International, agy.

[6] “Conservative Sebastian Kurz on track to become Austria’s next leader”, The Guardian, 15.10.2017, https://www.theguardian.com/world/2017/oct/15/sebastian-kurz-on-track-to-become-austrias-next-leader-projections-show (18.10.2017) 

[7] Vanessa Friedman,” How to Dress to Win an Election: The Sebastian Kurz Primer”,NYT, 19.10.2017, https://www.nytimes.com/2017/10/19/style/sebastian-kurz-austria-branding-style.html (20.10.2017)

[8] “Sebastian Kurz is flirting with the far-right Freedom Party”,The Economist, 19.10.2017, https://www.economist.com/news/europe/21730444-will-austrias-political-wunderkind-bring-xenophobes-government-sebastian-kurz-flirting (20.10.2017)

[9] Ümit Akçay,”Popülizm,faşist sağ ve liberaller”, Gazete Duvar, 25.09.2017, https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/09/25/populizm-fasist-sag-ve-liberaller/ (15.10.2017) 

[10] “Avusturya’da yeni hükümete aşırı sağ damga: Mültecilerin İslami örgütlerle bağlantıları soruşturulacak”, BBC Türkçe, 18.12.2017, http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42394719 (23.12.2017)

[11] “Austria’s new far-right/conservative government to impose ‘sanctions’ on immigrants who keep their own culture”,Independent, 20.12.2017, http://www.independent.co.uk/news/world/europe/austrian-government-far-right-strache-kurz-immigration-eu-a8116371.html (23.12.2017); “Far-right Freedom party enters Austrian government”, FT, 17.12.2017, https://www.ft.com/content/4608e324-e26a-11e7-97e2-916d4fbac0da (24.12.2017)

[12]“Yeni başbakan ısrarlı: Türkiye’nin AB’de yeri yok”, Hürriyet, 25.12.2017, s.27