AB ülkeleri liderleri, göçmen krizini konuşmak için 28 Haziran’da buluştu. İki gün sürmesi beklenen zirve için AB Konseyi Başkanı Donald Tusk tarafından liderlere gönderilen davet mektubunda, öncelikli gündem maddesinin “Doğu ve Batı Akdeniz Göç Yolları ve göçün önlenmesi amacıyla üye devletler ve geçiş ülkelerine destek” olacağını belirtilmişti.[1]

Aşağıdaki satırların amacı, söz konusu zirve vesilesiyle, Avrupa’daki sağ partilerin, göçmen karşıtı uygulamaları hayata geçirme isteği ve Avrupa’daki göçmen konularını kısaca incelemek olmuştur.

Zirve Gündemi ve Türkiye

Yukarıda anılan çağrı yazısında vurgulanan ana konunun yanında, toplantının gündeminde Brexit, ABD ile ilişkiler, AB savunması ve Euro Bölgesi gibi maddeler de bulunmaktaydı. Ancak toplantıda, AB’nin genişleme süreci ve bu kapsamda Türkiye konusunda herhangi bir karar alınması beklenmiyordu ve nitekim de öyle oldu.[2]

AB Dışişleri Bakanlarından oluşan Genel İşler Konseyi tarafından 26 Haziran Salı günü alınan kararda, ilk kez Ankara ile katılım müzakerelerinin durduğuna vurguda bulunulup, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni güncellemenin gündemde olmadığı not edilmişti. Genel İşler Konseyi tarafından alınan bu kararın, AB liderler zirvesi sonuç bildirgesine yansıması beklenmekteydi. Ancak böyle olmadı. AB kaynakları, yayınlanan liderler zirvesi sonuç bildirgesine yansımamakla birlikte, Genel İşler Konseyi tarafından alınan söz konusu kararın, AB’nin Türkiye konusundaki resmi tutumunu yansıttığına işaret ediyorlar.

29 Haziran’da yayınlanan zirve “sonuç bildirgesinde”, AB topraklarında kurtarılan sığınmacılar için tüm üye ülkelerin sorumluluk alması gerektiği belirtildi. Ayrıca, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için ikinci 3 milyar Euro tutarındaki mali desteğin serbest bırakılmasına karar verildiği açıklandı. Türkiye’ye sığınmacılar konusunda verilecek yardım konusu, gelecek hafta Avrupa Parlamentosu’nun Strasbourg’da düzenlenecek genel kurul oturumlarında da gündeme gelecek.

Liderler Zirvesinde Alınan Kararlar

AB Liderler Zirvesinde İtalya’nın engeli nedeniyle sonuçlarda uzun süre anlaşma sağlayamayan liderler, yoğun müzakerelerin ardından sonuç bildirgesinde anlaşmaya vardılar. Bildirgede göç, AB’nin genişleme süreci, güvenlik, Rusya ve ticaret gibi konularda kararlara yer verildi.[3]

Savunmada Daha Fazla Sorumluluk     

Bildirgede, AB’nin kendi güvenliğini sağlamak ve savunma alanında güvenilir bir ortak olması için daha fazla sorumluluk alması gerektiği vurgulandı.[4]

Bu çerçevede NATO-AB iş birliğinin derinleştirilmesi çağrısında bulunulan bildirgede, aynı zamanda Yapılandırılmış Daimi İş Birliği’nin (PESCO) hükümlerinin yerine getirilmesi gerektiği kaydedildi.

ABD’ye Ticari Misillemeye Destek     

Bildirgede, ticari gerilimler karşısında AB’nin kurallara dayalı, çok taraflı, sistemi derinleştirmeye ve korumaya önem verdiği belirtildi.

Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ)’nün işleyişinin geliştirilmesi çağrısı yapılan bildirgede, özellikle müzakerelerdeki boşlukların doldurulması talep edildi. Keza, ticari desteklemeler, kalkınma, etkin ve şeffaf yaptırımlar gibi konuların DTÖ yapısında güncellenmesi gerektiğinin altı çizildi.

ABD’nin ithal çelik ve alüminyuma ek gümrük vergileri uygulama kararının, milli güvenlik gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceğine değinilen bildirgede, AB’nin piyasaları korumak için misilleme tedbirleri ve DTÖ’deki yasal süreci tamamen desteklendiği kaydedildi.

Dış İlişkiler   

Bildirgede, AB’nin Yunanistan ve Makedonya arasında isim sorununa çözüm bulan anlaşmayı desteklediği de belirtilirken, Genel İşler Konseyi’nin genişlemeye ilişkin sonuç bildirgesinin onaylandığı bildirildi.

Malezya Havayolları’na ait MH17 sefer sayılı yolcu uçağının düşürülmesinde Rusya’ya “sorumluluğu kabul etmesi” çağrısında bulunan bildirgede, Rusya’nın gerçeği ortaya çıkarmak için iş birliği yapması gerektiği vurgulandı.

“Avrupa Para Fonu” Kurulması

Zirvenin ikinci gününün gündeminde “Avrupa İstikrar Mekanizması” bulunmaktaydı. Ancak, “ekonomik reform” gereksinimi için top Aralık’ta yapılacak toplantıya atıldı. Bu bağlamda, Avrupa İstikrar Mekanizması ve kapsamındaki, “Avrupa Para Fonu” gibi düzenlemelerin, ön hazırlıklar yapılarak Aralık zirvesinde ele alınacağı belirtildi.

Almanya ve Fransa arasında görüş farklılıklarının olduğu, IMF benzeri bir rol üstlenecek Avrupa Para Fonu’nun kaynağı ve yönetimi konusunda, bugünkü dengeler üzerinden anlaşma sağlanması kolay görünmüyor.

Mülteciler, Sığınmacılar ve Göçmenler Sorunu

Bildirgede, zirvenin ana gündem maddesini oluşturan sığınmacılar hakkında alınan önlemler sayesinde AB’ye yasa dışı göçün yüzde 95 oranında azaltıldığına dikkat çekilerek, Doğu ve Batı Akdeniz rotalarındaki sığınmacı akınında artış olduğuna işaret edildi.

Sığınmacılar İçin “Bölgesel Tahliye Merkezleri” Ne Yeşil Işık     

Sığınmacıların AB’ye girdiği İtalya gibi “cephe” ülkeler ile dayanışma gösterilmeye devam edileceği aktarılan bildirgede, denizde kurtarılan sığınmacıların üye ülke topraklarının dışında “bölgesel tahliye merkezleri”nde toplanması fikrinin, üçüncü ülkelerle yakın iş birliğiyle araştırılması kararı alındı.

Açıklanan kararlarda, AB topraklarında kurtarılan sığınmacılar için tüm üye ülkelerin sorumluluk alması gerektiği; tüm üye ülkelerin dış sınırları güçlü şekilde koruması; yasa dışı sığınmacıların iadesi konusunda ise çalışmaları artırması gerektiği kaydedildi.

Merkel’e Zeytin Dalı     

Almanya Başbakanı Angela Merkel’i iç siyasette zorlayan “ikincil sığınmacı hareketlerine”, yani bir AB ülkesinde önceden kayıt altına alınan ve başka bir AB ülkesinde iltica talebinde bulunan sığınmacılara ilişkin ise bildirgede şu ifadelere yer verildi:

“Üye ülkeler arasındaki ikincil sığınmacı hareketleri Ortak Avrupa İltica Sistemi’ni ve Schengen müktesebatını tehlikeye atıyor. Bu hareketleri engellemek için üye ülkeler ulusal mevzuatlarında gerekli tüm önlemleri almalı ve iş birliği yürütmeli.”

Açıklanan kararlarda, birçok üye ülkenin güncellenmesini istediği Dublin Sözleşmesi hakkında ise sonuca varılamazken, çalışmaların devam edeceği belirtildi.[5] Anılan Sözleşme, sığınmacıların iltica başvuru süreçlerinin AB’ye giriş yaptıkları ülkede başlatılmasını öngörmektedir.

Avrupa’da Mülteciler, Sığınmacılar ve Göçmenler Sorununa Daha Yakından Bakış

Bilindiği gibi AB ülkeleri, krizin yönetimi konusunda aralarında anlaşamamaktadır. Aşırı sağcıların koalisyon ortağı olduğu İtalya ve Avusturya ile Orta Avrupa ülkeleri, AB topraklarına giriş yapan sığınmacıların mevcut şartlarda paylaşımına karşı çıkıyorlar. İtalya’nın aşırı sağcı İçişleri Bakanı Matteo Salvini, uluslararası denizcilik hukukunu da çiğneyerek, İtalyan limanlarına yanaşmak isteyen göçmen teknelerini geri püskürtüyor. İtalya ve Yunanistan göçmen krizine karşı AB’den yeterince dayanışma görmedikleri ve yalnız bırakıldıklarını söylemekteler.[6]

1 Temmuz 2018 tarihinde altı aylığına AB dönem başkanlığını devralan Avusturya, sığınmacıların AB toprakları yerine Kuzey Afrika ve AB üyesi olmayan Balkan ülkelerinde, kimi çevreler tarafından “toplama kampları” olarak adlandırılan özel merkezlerde toplanıp, dosyalarının orada incelenmesini savunmaktadır. Söz konusu önerinin gerçekleşmesi, Afrika ülkelerinin sıcak bakmaması nedeniyle, zor görünmektedir. İnsan hakları savunucuları da, bu tür merkezlerin sorunu çözmeyeceğini, göçmenleri daha tehlikeli yollara sürükleyeceğini ve insan kaçakçılığı mafyasını güçlendireceğini söylüyorlar. Bu merkezlerin hangi bayrak altında ve hangi hukuksal statüyle işletileceği de bir başka sorun olarak gösterilmektedir.

Ara çözüm arayışında olan Fransa ve İspanya ise, bu tür merkezlerin AB topraklarında açılmasını öneriyor. Ancak merkezlerin hangi AB kentlerinde açılacağı konusunda görüş birliği sağlanamamaktadır. Ayrıca, sağlansa dahi Orta ve Kuzey Avrupa ülkeleri AB’nin Akdeniz limanlarına yanaşan gemi ve teknelerdeki göçmenleri kota sistemine göre ülkelerine almaya sıcak bakmamaktadır.  Kısaca Visegrad ülkeleri olarak anılan ve sağ popülist yöneticilerin hâkim olduğu Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, göçmen ve özellikle de “Müslüman göçmen” istemiyor. Romanya da son zamanlarda bu gruba destek çıkmaktadır. Ayrımcı politikaları ile bilinen Macar lider Viktor Orban her fırsatta “İslam Avrupa medeniyetinin parçası olamaz” demektedir.[7]

Almanya ve Fransa’da Durum

AB’nin lokomotif gücü olan Almanya ve Fransa’da da, iktidardaki parti ve liderler iç siyasette aşırı sağcı ve milliyetçi partilerin baskısı altında bir konumdadırlar. Almanya’da koalisyon ortağı olan Hıristiyan Demokrat Parti (CSU)’nun lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Başbakan Angela Merkel’in “cömert” olduğunu söylediği sığınmacı politikasına karşı çıkmakta ve hükümeti düşürmekle tehdit etmektedir. Bu nedenle AB zirvesinden çıkan ve yukarıda özetlediğimiz sonuç, her şeye rağmen Merkel’in elini güçlendirici niteliktedir.[8]

Diğer yandan Fransa’da, Mayıs 2017’de AB yanlısı ve liberal bir program temelinde seçilen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, Fransız sağı ve aşırı sağının baskısı altındadır. Macron bir yandan İtalya’yı göçmenler konusunda “Avrupalı” davranmamakla suçlarken, Fransız Parlamentosu da, geçtiğimiz günlerde göç ve iltica yasasını sağ, aşırı sağ ve popülistlerin istediği yönde olağanüstü sertleştiren yeni bir yasayı kabul etmiştir.

İtalya, Yunanistan, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri

İtalya ve Yunanistan, Avrupa’ya gelen göçmenlere karşı yalnız bırakılmaktan şikâyet etmekteler. Kuzeydeki ülkeler ise onları, denizlerde yeterli devriye faaliyeti yürütmemek ve göçmenlerin karadan kuzey ülkelerine gitmesine izin vermekle suçlamaktalar.

Göç sadece kuzey güney ekseninde değil, doğu batı ekseninde de gerilime yol açmaktadır. Orta ve Doğu Avrupalı yeni üyeler, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batı Avrupa’daki “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” fikrinin hiçbir zaman yanında durmadılar. AB içi dayanışma veya sorumluluk alma gerektiğinde bu üyeler karşı tutum etrafında birleşmekteler. İtalya ve Almanya göçmenleri kotalarla AB üyelerine dağıtmak istediğinde, söz konusu ülkelerin sert tepkileriyle karşılaşmışlardı.

Siyasi Yaklaşım ve Rakamların Dili

Göç krizi adı altında yaşananların, temelde bir “siyasi krizi” yansıttığı görülmektedir. Aşırı sağcı, milliyetçi, popülist ve AB karşıtı siyasi hareketlerin yükselişte ve hatta iktidar veya iktidar ortağı olmasıyla “liberal ve liberal olmayan demokrasiler” şeklinde ikiye bölünen AB’nin, göçmen kriziyle mücadele konusunda anlaşabildiği tek somut noktanın AB sınır polisi “FRONTEX”in elindeki olanakların giderek güçlendirilmesi olmaktadır.

Rakamlara bakıldığında ise daha farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Göçmen krizinin doruğa yükseldiği sonbahar 2015’ten bu yana, büyük ölçüde Türkiye ile varılan anlaşma sayesinde, AB sınırlarına kaçak giriş oranında yüzde 95 düşüş kaydedilmiştir.[9] Uluslararası Göç Ofisi’ne göre 2018’in ilk 16 haftasında AB’ye denizden sadece 18 bin 939 göçmen ulaşabildi. Bu rakam 2016’da 205 bin 613, 2017’de ise 44 bin olarak görülmektedir.

[1] “Invitation letter by President Donald Tusk to the members of the European Council ahead of their meetings on 28 and 29 June 2018”, European Council Council of the European Union, 27.06.2018, http://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2018/06/27/invitation-letter-by-president-donald-tusk-to-the-members-of-the-european-council-ahead-of-their-meetings-on-28-and-29-june-2018/ (28.06.2018)

[2] “AB’de gündem değişti: Genişleme değil, göç krizi önemli”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 28.06.2018, http://www.sde.org.tr/kuresel-sorunlar/abde-gundem-degisti-genisleme-degil-goc-krizi-onemli-haberi-5451 (29.06.2018)

[3] “European Council conclusions, 28 June 2018”, Council of the European Union, 29.06.2018, http://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2018/06/29/20180628-euco-conclusions-final/  (30.06.2018)

[4] “European Council, 28-29/06/2018”,Council of EU, 29.06.2018, http://www.consilium.europa.eu/en/meetings/european-council/2018/06/28-29/ (30.06.2018); DAVID M. HERSZENHORN, JACOPO BARIGAZZI ANDve MAÏA DE LA BAUME, “EU leaders clinch migration deal in marathon summit”, Politico, 29.06.2018, https://www.politico.eu/article/eu-leaders-reach-consensus-on-migration-at-summit-angela-merkel/ (30.06.2018)

[5] Anılan Sözleşme, sığınmacıların iltica başvuru süreçlerinin AB’ye giriş yaptıkları ülkede başlatılmasını öngörmektedir.

[6] Gerald Knaus ve John Dalhuisen, “Europe’s migration problem isn’t over yet”, Politico, 29.06.2018, https://www.politico.eu/article/europe-summit-migration-problem-isnt-over-yet-angela-merkel/ (30.06.2018)

[7] “EU migration crisis: what are the key issues?”, The Guardian, 27.06.2018, https://www.theguardian.com/world/2018/jun/27/eu-migration-crisis-what-are-the-issues (28.06.2018); “Göç Avrupa’da popülizmi tırmandırıyor”, DW, 19.06.2018, https://www.dw.com/tr/g%C3%B6%C3%A7-avrupada-pop%C3%BClizmi-t%C4%B1rmand%C4%B1r%C4%B1yor/a-44286027 (28.06.2018)

[8] Atika Shubert, “Merkel is saved for now, but Europe hasn’t solved its migration problem”,CNN,29.06.2018, https://edition.cnn.com/2018/06/29/europe/angela-merkel-migration-deal-shubert-intl/index.html (1.07.2018)

[9]“Migration Data Portal”, International Organization for Migration, https://migrationdataportal.org/?i=stock_abs_&t=2017 (1.07.2018)