Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Geçtiğimiz Cuma günü Yeni Zelanda’da iki ayrı camide meydana gelen alçak saldırının, Türklere karşı Avrupa’da duyulan geleneksel kin, nefret ve husumetin ürünü olduğu aşikâr. Saldırıyı gerçekleştiren canilerin yayınladıkları 70 sayfalık manifestoya bakılırsa, Türkleri Avrupa’dan atmayı ve Asya’ya sürmeyi hedef alan çok sayıdaki projenin bir parçası olduğunu söylemek mümkün.

Söz konusu manifestonun içeriğinin, I.Murat’ı Kosova savaş meydanını gezerken hançerleyip öldüren Miloş’tan başlayıp, İkinci Viyana kuşatmasına hatta Osmanlı ordusunu mağlup etmiş, donanmasını yakmış komutanlara kadar uzaması buna işaret ediyor.[1]

Anılan manifestoda Türkiye’nin adının geçmesi, olayla doğrudan ilgili olduğunu gösteriyor. Gösterilen çeşitli tepkilere bakılırsa olay İslamofobi ideolojisine dayandırılıyor ama meselenin özü ve esası başka, daha derin anlam içeriyor.

Hâl böyle olunca, tarihsel süreç içerisinde ‘’Doğu Sorunu’’nun, ‘’Türklerin Avrupa’ya girmesiyle’’ başladığı, buna karşılık, ‘’Türkleri Avrupa’dan atarak, Asya’ya sürmek için çok çeşitli plân ve projelerin yapıldığı’’ gerçeği bir kez daha ortaya çıkıyor.[2]

Kökeninde, Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bulunan amansız düşmanlık duygularının yattığı bilinen söz konusu projelerin, 19’uncu yüzyıldan itibaren artan milliyetçilik hareketleri nedeniyle, Osmanlı Devleti’nin fethettiği Avrupa topraklarından yaklaşık iki yüz yıl süren geri çekilmesini hızlandırarak bugünlere taşıdığını biliyoruz.

Yeni Zelanda’da iki camide katliam yapılması ve hemen ardından Türklerin Avrupa’dan atılması projesinin propagandasına girişilmesi, çok yönlü bir istihbarat operasyonudur.[3]

Türkiye ve Türk toplumu üzerinde, dünyanın önemli güç odakları tarafından, birbiriyle eşgüdümlü veya birbirinden bağımsız psikolojik harekâtlar uygulanmaktadır. Bu çerçevede AB temsilcisi Karen Fogg’un “Türk tarihinin hakkından gelmek lâzım” dediğini unutmamak gerekir.[4]

Yine bu kapsamda, 2003 yılı başında, İzmir’de İsveç Büyükelçiliği’nin düzenlediği toplantıda “Türk Milleti diye bir millet yoktur” konulu ve İsveç Başbakanı Göran Persson imzalı bildiriler dağıtıldığını da hatırlamak gerekir. [5]

Yeni Zelanda saldırısı, çok iyi plânlanmış, arka plânında tarih bilinci ve ciddi bir strateji olan, profesyonel eğitim verilmiş bir ekibin işidir. Hepsinin ortak hedefi, “Türk tarihinin hakkından gelmek”tir.[6]

2017 yılında, Avrupa’da ki Türk düşmanlığının yüzyıllar öncesine dayandığını belgeleriyle ortaya koyan çok önemli bir eser yayınlandı. Özgün adı: ‘’CENTPROJETS DE PARTAGE DE LA TURQUIE (1281-1913)’’  ‘’Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913)’’ İki Ek ve sonuna konulan 18 harita olmak üzere toplam 563 sayfadan oluşan kitap, son derece yararlı ve tarihe ışık tutacak belgeler de ortaya koyuyor. Bununla da kalmıyor, 13. yüzyıldan itibaren tarih boyunca Türkleri tarih sahnesinden silmenin plân ve programlarını gözler önüne seriyor.[7]

Eser, Romanyalı bir diplomat olan Trandafir G. Djuvara tarafından 1914’te Paris’te yayımlanmış. Djuvara, Türkleri tarih sahnesinden silinmesini öngören projeleri belgeleriyle birlikte ortaya koyması, ders çıkarılması bakımından önemlidir.

Trandafir G. Djuvara 1887-1925 yılları arasında Romanya hariciyesinde üst düzey görevlerde bulunmuş ünlü bir diplomattır. Romanya Kralı I. Karol tarafından 1896 yılında ‘’dünyanın en güzel yeri’’ olarak nitelediği İstanbul’a elçi olarak tayin edilmiş, dört yıl süreyle 1900 yılına kadar bu görevi yapmıştır. Romanya sarayına yakın ve tarihe ilgi duyan bir diplomat olarak bilinmektedir.

Büyükelçi Djuvara’nın, söz konusu plan ve projelerin kronolojik bir sıra dahilinde envanterini çıkararak, Osmanlı Devleti’nin taksimine ilişkin olanlarını bir araya getirmek suretiyle, bir bütün halinde mukayeseli olarak incelenmesine imkân sağladığı görülüyor.

Yeri gelmişken yazarın, kitabın sonuç bölümünde önemle vurguladığı bir hususu burada belirtmek gerekir: ‘’Hıristiyan ülkeler, daha Türkler Avrupa’ya ayak basmadan önce, onları Asya derinliklerine sürebilmek amacıyla aralarında anlaşmışlardı. Haçlı tarihçileri doğunun paylaşılmasını öneriyorlardı. Doğrusunu söylemek ve tarafsız olmak gerekirse, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman dostça olmadığını belirtmek lazım; kabul edelim ki modern hoşgörü anlayışına rağmen bu milletler arasında, bugün de özellikle Hıristiyanlardan kaynaklanan bir hınç alma duygusu bulunmaktadır.’’ [8]

Türklere karşı Avrupa’da duyulan geleneksel kin ve nefret ve husumetin ve daha sonra onları Asya’ya sürme konusundaki kararlılığın göstergesi olan çok sayıdaki projenin kökeninde, Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bulunan amansız düşmanlık duygularının yattığını bugün de biliyor ve görüyoruz. Nitekim, Osmanlı Devleti’ni 1’inci Dünya Savaşı sonunda imzalanan ve Osmanlının sonunu hazırlayan ‘’Sevr’’e götürmesi, bunun tezahürü.

Sonuç olarak, Türkiye ve Türk toplumu için Batı tarafından geliştirilen projelerin tamamının, Hıristiyanların varlıklarını sürdürebilmeleri için ‘’Türkleri yok etmek gerek’’ tezine dayalı olduğunu ve bu amaçla hazırlanan projelerin topyekûnluk arzettiğini vurgulamak gerekiyor.

Bugüne dönecek olursak, Yeni Zelanda’da yapılan vahşet iki şeyi akla getiriyor. Birincisi: halen güncelliğini muhafaza eden PKK, IŞİD ve FETÖ gibi bölücü ve yıkıcı terör örgütlerin varlığının, yukarda belirtilen plân ve projelerin devamı niteliğinde olduğu, ikincisi de: Türkiye’yi Avrupa Birliğine almamakta ısrarcı olmalarının temelinde, yine yukarda belirtilen Türklere karşı Avrupa’da duyulan geleneksel kin, nefret ve husumet duygusunun yattığı, kökeninin ise Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bulunan, amansız düşmanlığa dayandığı şeklinde değerlendirme yapmak mümkündür.

KAYNAKÇA :

[1] Yeni Zelanda’dan Viyana kuşatmasına!-Arslan BULUT, Yeniçağ

[2]Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913) – Trandafir G. Djuvara,  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları-(Haziran 2017)

[3] Yeni Zelanda’dan Viyana kuşatmasına!-Arslan BULUT, Yeniçağ

[4], [5, [6] a.g.m.

[7]Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913) – Trandafir G. Djuvara,  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları-( Haziran 2017)

[8] a.g.e.S.451.