Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

İki ülke arasında bir süredir devam eden görüşmeler sonunda, nihayet Suriye’nin kuzeyinde oluşturulması gündemde olan güvenli bölge konusunda Türk ve Amerikan tarafı mutabakat sağladı.

Bu sıcak gelişme dün yaşandı. Yapılan mutabakat protokolü yazılı olarak henüz yayımlanmasa da, konu ile ilgili bazı ayrıntılar açık kaynaklara yansıdı.

Buna göre, yapılan mutabakatla ilgili ilk etapta göze çarpan hususların başında, iki ülke arasında Türkiye’de konuşlu bir  ”Müşterek Harekât Merkezi” (MHM) teşkil edilmesi, genişliği ve derinliği tam olarak belirlenmemiş, ya da belirlenmiş ancak henüz açık kaynaklara yansımamış güvenli bölgeye, Türkiye’de sayıları dört milyonu bulan, hatta aştığı söylenen Suriyeli sığınmacıların geri gönderilmesi geliyor.

Adsız

Her ne kadar ilk bakışta Amerikan tarafı ile mutabakata varılan konularda, Türk tarafının güvenlik kaygılarını gideren bazı gelişmeler olduğu görülse de, güvenli bölgenin ebadı, çapı, terkibi, en önemlisi de bölgede silahlı PYD/YPG/PKK unsularının akıbetinin ne olacağı ve daha da fazlası halen soru işareti.

Bununla birlikte yukarda adı geçen terör unsurlarının güvenli olarak adlandırılan bölgenin kaç km. güneyine gidecekleri, nerelerde veya hangi bölgelerde konuşlanacakları henüz bilinmiyor. Cevaplanması gereken diğer önemli bir soru da, bu terör unsurların ellerindeki silahların akıbeti ne olacak? Bu soruların cevabını henüz kimse bilmiyor.

Müşterek Harekât Merkezi ile ilgili düşünceler

Teşkili plânlanan söz konusu merkezin yapısı henüz bilinmemekle birlikte, bu merkezin görev tanımı, muhtemelen bölgedeki konuşlanmayı, demografik ve siyasi yapıyı kontrol altında tutacak, güvenliği ve özellikle Türkiye’nin sınır güvenliğini ön plânda tutacak ve olabilecek muhtemel tehditleri karşılayacak hâl ve yapıda olmalıdır.

Bununla birlikte, söz konusu merkezin bağlı olduğu bir üst komuta kademesinin, bölgedeki gelişmelere müdahale etme yetkisi önem arz etmektedir. Şayet güvenli bölgede güvenliği ihlal eden bir gelişme olursa kim, nasıl müdahale edecek? Bu hususlarda bir esasa bağlanmalıdır.

Taraflar birbirlerinden habersiz güvenli bölgede herhangi bir faaliyet yapmamalı ve karar almamalı, aralarındaki işbirliği ve koordinasyon üst seviyede olmalıdır.

Güvenli bölge konusunda asıl işin büyüğü kuşkusuz Türk tarafına düşmektedir. Zira burnunun hemen dibindeki gelişmelerden mutlaka önceden haberi olmalıdır. Bunun için, güvenli bölgede yeterli istihbarat yapılanmasının tesis edilmesi kaçınılmazdır.

Sığınmacıların geri dönüşleri

Türkiye’de sayıları dört milyonu aşan sığınmacının ne olacağı, güvenli bölge mutabakatının en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Bununla ilgili, Suriyeli sığınmacıların geriye dönüşleri konusunda şimdiden bir plân yapılmalıdır. Yapılacak plânda, ilk etapta nereden? Ne zaman? Nereye? Ne kadar sığınmacının gönderileceği plânlanmalıdır. Bununla birlikte, güvenli bölgede iskâna açılacak yerleşim yerleri tespit edilmelidir. İnşaat, sağlık dâhil diğer lojistik ihtiyaçların nasıl karşılanacağı önceden plânlanmalıdır. Tüm bu faaliyetler belli bir takvime bağlanmalıdır.

PYD/YPG/PKK’nın Durumu

Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge tesis edilmesinin esas amacı, Türkiye’nin güvenlik meselesidir ve bu konudaki endişe ve kaygılarının giderilmesidir. Terör unsurlarının sınırdan en az 30-40 km. uzakta tutulması sınır güvenliği için zaruridir. Ayrıca bu unsurların elindeki ağır silahların toplanması, atılması gereken önemli adımlardan biridir.

Diğer taraftan, terör unsurlarının hareketlerinin sürekli izlenmesi, takip ve kontrol altında tutulması elzemdir. Bu bakımdan bölgenin yeni demografik yapısına uygun istihbarat yapılanması gereklidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Türkiye’nin millî güvenliğinin sağlanması, “yakın çevresinde ve sınırlarının hemen dibinde ne oluyor, kim ne yapıyor?” sorularının sağlıklı olarak cevaplanması ile mümkündür.

Türkiye güvenli bölge ile ilgili her şeye vâkıf olmak zorundadır. Bu durum en tabi hakkıdır. Bunun için iyi bir istihbarat şebekesine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Türkiye olabildiğince güvenli bölgeye nüfuz etmelidir. Bu bölgeye ne kadar hâkim olursa ve içeriye ne kadar nüfuz ederse o kadar başarılı olur.

Türkiye, son 50 senedir Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de, esas olarak psikolojik ve asimetrik psikolojik tehdit ve risklerle karşı karşıyadır. Güvenli bölgenin tesisi, söz konusu bu tehdit ve risklerin kaybolacağı anlamına gelmez. Mevcut tehdit ve risklerin tam tersi daha da artacağı değerlendirilmeli ve ona göre tedbir alınmalıdır.

Güvenli bölge konusunda asıl görevin Türkiye’ye düştüğü aşikârdır. Çünkü o bölgede ABD’nin sınırı yoktur, bizim sınırımız vardır. O bakımdan Türkiye güvenli bölgede inisiyatif sahibi olmalı ve ev sahibi gibi hareket etmelidir.

M.Ö. 500 senelerinde yaşamış ünlü filozof ve komutan Sun-Tzu, istihbaratın zafer kazandırdığını sezinleyen ilk komutan olmuştur. O’nun,  ‘’hem kendinizi, hem de düşmanı bilmiyorsanız sürekli mağlup olursunuz’’ sözünü tüm istihbaratçılar ezbere bilir. Sun-Tzu’nun ”Savaş Sanatı” isimli eseri, bilinen yazılı literatürde istihbarat kavramlarıyla ilgili düşüncelere yer verilen ilk kaynaktır.

İşin aslına dönecek olursak, söz konusu mutabakat, esasında Türkiye’nin Suriye Devleti ile yapması gerekirdi. Bunun Amerikan tarafı ile yapılması işin en hazin ve acı tarafıdır. Ne var ki, baştan beri yanlış uygulanan Suriye politikalarının, işi bu noktaya getirdiği de açıktır.

Hatırlanacağı üzere Türkiye ile ABD arasında, Dışişleri Bakanları seviyesinde Haziran 2018’de Menbiç konusunda üç aşamalı bir mutabakat protokolü imzalanmıştı. Ancak, ne yazık ki bu protokole belirlenen takvime hiç uyulmadığı, sağlanan mutabakatın hiç bir işe yaramadığı ve yürürlüğe girmeden çöpe gittiği biliniyor. Şimdi güvenli bölge konusunda ABD tarafı ile yapılan mutabakatın akıbeti, Münbiç mutabakatı gibi olmamalıdır.