Facebook
Facebook
Twitter
Visit Us
Google+
Google+
http://ankaenstitusu.com/suriye-meselesi-ve-surpriz-gelismeler/
YouTube
YouTube

Ülke gündemi adeta bugünlerde Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda yaşanan sıcak konu ve olaylar üzerine odaklanmış durumda. Türkiye bölgede operasyon yapacak mı? Yapacaksa bu operasyonu hangi hâl ve şartlarda, nasıl icra edecek? Sorun sadece Suriye ile ilgili değil elbette. Büyük resime bakmak lâzım.

Suriye kuzeyinin Türkiye’nin bekasına ve toprak bütünlüğüne tehdit olmaya başlaması üzerinden yedi yıldan daha fazla bir süre geçti. Peki, bu süre zarfında Türkiye ne yaptı?

Daha işin başında ABD’nin peşine takılmak ve onun çizgisini takip etmek suretiyle, Suriye rejimini ve başındaki adamı da dışlayarak atılan yanlış adımlar sebebiyle mesele bugünkü hale geldi. Şimdi ise bu işin içinde nasıl çıkarız, bu tehdidi nasıl bertaraf ederiz diye kıvranıp duruyoruz.

Türkiye, Suriye’de 2011’de başlayan olayların, bugünkü noktaya geleceğini yazık ki öngöremedi. Üstelik önünde acılarla dolu bir Irak örneği ve tecrübesi varken.

Bölgedeki gelişmelere bağlı olarak işlerin gittikçe kötüleştiğini ve tehlikeli bir hâl almaya başladığını ancak 2016 yılında görebildik. Bu arada Ruslar da bölgeye intikal etmişler ve Suriye pastasından pay alma peşine düşmüşlerdi. Artık işler iyiden iyiye karmaşık bir hâl almaya başlamıştı ki, 2014 yılından itibaren kırmızı çizgilerinin alenen ihlal edildiğini gören, bu duruma daha fazla katlanamayacağına ve izin veremeyeceğine karar veren Türkiye, 2016 Ağustosunda Fırat Kalkanı operasyonunu başlattı. Bu sayede kendi güvenliğimiz açısından bu kötüye gidişi kısmen önleyebildik. Ne var ki bu yeterli olmadı. Zira terörist unsurlar Fırat’ın batısına çoktan geçmiş Cerablus dâhil Afrin’e bile el atmışlardı. Bölgede gelişen politik-askeri durum çerçevesinde bu kez Ocak 2018’de başlatılan Zeytin Dalı Operasyonu (Afrin) ile bu tehdidi bertaraf etmeye çalıştık.

Zeytin Dalı operasyonunun icra edildiği bölge Rusya’nın kontrolünde idi. Rusya seve seve hem operasyona izin verdi, hem de hava sahasını açtı. Zira Türkiye’nin, bölgedeki baş aktör ABD ile arasının açılmasını ve NATO’dan uzaklaşmasını istiyordu.

Söz konusu operasyonun siyasi hedefleri ne idi?

  1. PYD/YPG/PKK’yı Suriye’nin kuzeyinde bertaraf ederek tehdit olmaktan çıkarmak.

2.Doğu Akdeniz’e uzanan Kürt koridoruna mani olmak.

3.Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak.

Operasyon olumsuz hava ve arazi şartlarına rağmen başarılı bir şekilde icra edildi ve iki ay sonra Afrin kontrol altına alındı. 5000 civarında terörist etkisiz hale getirildi.

Buraya kadar her şey yolundaymış gibi gözüktü. Ancak Afrin’den sonra sırada Münbiç vardı ki, bu safhada devreye baş aktör ABD girdi. Türkiye’nin daha doğuya doğru ilerlemesine karşı bazı tahditler ortaya koydu. Menbiç konusu iki ülkeyi uzun süre meşgul etti. Gerilimlerin yaşanmasına yol açtı. Nihayet iki ülke Dış İşleri Bakanı 4 Haziran 2018’de Menbiç konusunda üç aşamada gerçekleştirilecek bir mutabakata imza attı. Buna göre, 30 gün içinde PYD/YPG/PKK unsurları bölgeyi terk edecek, Menbiç’in kontrolü Türkiye ve ABD tarafından ortaklaşa sağlanacak ve Menbiç’in idaresi tespit edilecek yerel yönetimler marifetiyle gerçekleştirilecek.

Zeytin Dalı operasyonun üzerinden geçen yaklaşık 11 aylık sürede, ABD’nin bölgedeki terörist unsurlara her türlü taktik, idari ve lojistik desteği artarak devam etti. ABD’nin Türkiye’yi oyalayarak zaman kazanma taktiği artık gün yüzüne çıktı. Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusundaki yapı güçlendikçe, tehdit her geçen gün artmaya ve belirgin bir hâl almaya başladı.

Son olarak ABD Gnkur. Bşk. Joseph Dunford’un, geçtiğimiz haftalarda, ”Suriye’nin doğusunda istikrarı sağlamak için 35-40 bin civarında yerel güç unsurunun eğitileceğini, şu ana kadar bunun %20’sinin, yaklaşık sekiz bin kadarının eğitildiğini” söylemesi dikkat çekti ve açık kaynaklarda yer aldı. Yerel güç olarak tanımladıkları unsurlar YPG/PKK unsurlarıydı.

Anılan bölgede iki hava alanı ve 20 den fazla askeri üs bölgesi tesis eden ABD, bugün artık Fırat’ın doğusunu ve kuzeyini kendi toprağı gibi görüyor.

Bölgedeki politik-askeri durumun giderek zorlaştığını gören ve mevcut taktik resmin artık başlı başına kendisine yönelik bir tehdit unsuru olduğunu değerlendiren Türkiye, geçtiğimiz günlerde karar alıcıları tarafından, askeri teamül ve prensiplere tezat teşkil edecek tarzda, Fırat’ın doğusuna operasyon yapılacağı açıklandı. Açık kaynaklarda bir haftadır operasyona yönelik bilgi ve belgeler yer alıyor. Yani harp prensipleri açısından yapılmaması, yazılmaması ve dillendirilmemesi gereken ne varsa yazılıp, çizilip dillendiriliyor. Gerçekle ilgisi olmayan hayali senaryolar üretiliyor.

Türkiye Fırat Kalkanı ve Afrin Operasyonu ile açılması düşünülen Kürt koridorunu kesmiş, uzamasını engellemiş, ancak ABD’nin bölgedeki varlığı ve etkinliği yüzünden koridorun ana merkezini teşkil eden Fırat’ın doğusuna el atamamıştı.

Türk Ordusu şimdi bu yılın 20 Ocak tarihinde başlattığı Zeytin Dalı Operasyonunun devamı niteliğinde bir operasyona hazırlanıyor.

On iki ayrı yerde gözlem noktası kurarak faaliyete geçirmiş ABD’nin kontrolü altındaki bir bölgede, ona rağmen bu kadar belirsizliği, güvensizliği ve müphemiyeti bünyesinde taşıyan bir operasyonun başarılı olma şansı var mı? Bilinmiyor.

Söz buraya gelmişken, Fırat’ın doğusunda plânlanan operasyonun icra edilmesine engel teşkil eden bazı kritik gelişmeleri de belirtmek ve gözden uzak tutmamak gerekiyor.

Birinci konu, S-400 füzelerinin Rusya’dan tedariki konusu gündemde iken, ABD yönetimi Patriot füze sisteminin Türkiye’ye satışını yeni onayladı. Bu durum başlı başına operasyonun yapılmasına etki edebilir.

İkincisi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin milli çıkarlarına halel getirebilecek gelişmeler.

Üçüncüsü ortaya çıkabilecek diğer sürpriz gelişmeler. Örneğin açık kaynaklarda yer alan, ABD’nin Suriye’nin kuzeyine Irak peşmegelerini yerleştirme plânı, Fetönün iade edilmesinin konuşulmaya başlanması, Türkiye’nin Esad ve yönetimiyle diyaloğa girilebileceği gibi konular.

Görünen o ki, Suriye meselesi Türkiye’nin bugün de, gelecekte de başını bir hayli ağrıtacağa benziyor. Türkiye için asıl tehdit, Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin himayesinde varlığını sürdüren YPG/PKK’nın silahlı gücünün varlığıdır. Bunun ortadan kaldırılması sağlanmadıkça mesele çözümlenemez. Evet, taktik seviyede başarılı sonuçlar alındı ama stratejik seviyede YPG/PKK bölgeden atılmadı, yok edilmedi.

Bu satırların yazıldığı sırada bölgedeki sürpriz gelişmelere bir yenisi eklendi. ABD askerlerini Suriye’den çekeceği açıklamasını yaptı. Bu açıklama,  mevcut durumun, ev sahibi Suriye dâhil, bölgede boy gösteren tüm aktörlerce yeniden değerlendirileceğine işaret eder.

”Durum Değerlendirmesi” aşamasında Türkiye şüphesiz ki, bu yeni gelişen politik-askeri durumu yeniden tahlil edecek, inceleyecek ve yorumlayacaktır.

Bu kapsamda, Suriye’de ki terörist unsurlar (YPG/PKK) açısından:

1.YPG/PKK’nın gelişen durum içerisindeki zafiyetleri ve hassasiyetleri neler olabilir?

2.YPG/PKK’nın niyeti ve maksadı ve bundan sonraki hareket tarzları neler olabilir?

  1. ABD’nin çekileceği bölgelere başka unsurlar gelebilir mi?

4.ABD’nin terörist unsurlara verdiği silah ve teçhizatın akıbeti ne olacak?

Türkiye açısından:

1.Gelişen durum içerisinde, yeni hareket tarzlarının belirlenmesi.

2.Yeni durum çerçevesinde kazanılan üstünlükler, yaratılan ve doğan yeni fırsatların değerlendirilmesi.

  1. Müteakip operasyonlar için yeni tasavvurların ortaya konulması.

Bölgedeki diğer aktörler açısından:

1.Rusya ve İran’ın tutumu ne olacak?

2.Ev sahibi Suriye’nin izleyeceği politika sahaya nasıl yansıyacak?

3.İsrail’in tutumu ve ABD-İsrail ilişkileri nasıl bir seyir izleyecek?

Sonuç olarak, dünyada büyük yankı uyandıran ABD’nin Suriye’den askerlerini çekme kararı, şüphesiz bölgedeki dengeleri değiştirecek ve Ankara’yı yeni kararlar alma sürecine itecektir. Ankara acele etmemeli, ”bekle-gör”  stratejisi izlemeli, bölgedeki gelişmeleri dikkatle takip ederek temkinli davranmalıdır.

Gelinen bu aşamada Türkiye, yukarda belirtilen ”Durum Değerlendirmesi” çerçevesinde ve başlangıçta Zeytin Dalı Operasyonunda tespit edilen ve halen geçerliliğini koruyan siyasi hedeflerinin tahakkukunu sağlayacak yeni tasavvurlar ortaya koymalıdır.