Bu her ne kadar politik bir yazı değilse de soracağım soru bir miktar politik olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman olacak ve olmama ihtimali var mı?
Seçimlerin ne zaman olacağı belli değil; normal şartlarda 2028 yılı, fakat 2027 yılının Kasım ayında seçim olacağı yönünde haberler dolaşmakta. Bu şartlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrar aday olamıyor. Seçimin yapılmama durumunun hangi şartlarda olabileceğine göz atacak olursak Anayasa’nın 78. maddesine göre seçimlerin ertelenmesi süreci ve şartları şöyledir:
•Sadece Savaş Nedeniyle: Anayasa, savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediği durumlarda seçimlerin ertelenmesine izin verir.
•TBMM Kararı: Seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) aittir.
•Erteleme Süresi: Erteleme kararı her defasında bir yıl ile sınırlıdır. Eğer savaş durumu devam ederse aynı usulle erteleme tekrar edilebilir.
Türkiye’de seçimlerin ertelenmesine veya geriye bırakılmasına sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) karar verebilir. Bu, üye tam sayısının beşte üçünün alacağı bir kararla mümkündür.
Son günlerde birkaç yıl içinde savaşa gireceğimize dair bir söylemin devleti idare eden üst düzey bürokratlar tarafından konuşulduğu yönünde bir dedikodu dolaşıyor. Bu doğru mu bilmiyorum fakat insan sormadan edemiyor: “Ya dedikodu değilse?”
Normalde her ülke gibi bizim de ilgili birimlerimiz yarın savaşa girecekmiş gibi hazırlıklı olmak zorunda. Bilhassa TSK bu bilinçle hareket etmektedir. “İki yıl sonra savaşa gireceğiz.” gibi bir ifade ancak bile isteye planlanan bir durum anlamına gelir. Hiç kimse “İki yıl sonra savaşa gireceğiz, hazırlık yapalım.” gibi bir ifade kullanamaz. Savaşa her an girecekmiş gibi hazır olmak gerekiyorsa böyle bir sözün ifade ediliyor olması ya mümkün değildir ya da bu sözü söyleyenlerin kafasında başka planlar vardır demektir.
Savaş durumunda ülkede seçimlerin yapılamayacak olması da seçime girme hakkı olmayan Cumhurbaşkanının veya seçimde başarılı olamayacağını düşünen bazı çevrelerin, mevcut pozisyonlarını koruyabilmek için ülkeyi bile isteye savaş durumuna götürerek seçimleri ertelemek isteyebileceği bir ihtimaldir.
Şimdi bu siyasi analizden çıkarak esas konumuza gelelim; peki, bu savaş kiminle olur, olası sonuçları nedir sorularına cevap arayalım.
Bulunduğumuz coğrafyanın her yanında bir çatışma ortamının bulunması ülkemizi adeta ateşten bir çemberin içinde bırakmıştır. Ateşin bize en yakın olduğu yer ise Suriye’deki PKK terör örgütünün uzantısı olan YPG unsurlarıdır. Her an bir gerginlik ve çatışma ihtimali mevcuttur. Bu doğrultuda başlayacak sıcak çatışmalar sonucunda TSK mutlaka galip gelecektir fakat burada önemli soru, ülkemizde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın böylesi bir çatışma ortamında ne yapacağıdır. Ben büyük oranda Kürt kökenli vatandaşlarımızın samimiyetinden şüphe etmesem de
PKK sempatizanlarının yanı sıra bir kısmı kendisini YPG’ye yakın görüp YPG’yi destekleyebilir. Bir kısmı da vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında olmayı tercih edebilir. Bilemediğimiz husus bunun oranlarının ne olacağıdır. Bunun dışında böyle bir çatışma durumunda birçok büyükşehirde terör saldırıları da baş gösterebilir. Buna bir de sığınmacıları ilave edersek oldukça endişe verici bir iç karışıklık söz konusu olmaz mı?
Birçok kişinin dillendirdiği üzere, İsrail’in YPG’ye destek amaçlı atabileceği bir balistik füze, Türkiye’nin İsrail ile savaşa girmesine neden olabilir. Her ne kadar yüksek yoğunluklu bir çatışmaya dönüşmese bile alınacak savaş kararı ile seferberlik ilanı söz konusu olabilir. Bu şartlarda da seçim olmaz ve ertelenir. Böylece mevcut Cumhurbaşkanı görev süresini bir yıl daha uzatmış olacaktır.
Bunlara bir de Türkiye’de konuşlanacağı söylentileri çıkan NATO karargâhını ilave edecek olursak bulmacanın parçaları birleşmiş gibi duruyor. 1 Mart Tezkeresi’nin Meclisten geçmemesi sayesinde, başta ABD olmak üzere NATO birliklerinin ülkemizde konuşlanmasının önüne geçilmişti. 2014 yılının Kasım ayından itibaren çıkan tezkerelerin son maddesinde yabancı ülke askerlerinin ülkemizde bulunmasına yönelik yetkinin verilmesi de sonuç vermemişti. Şimdi NATO karargâhı bahanesiyle bunu başarmayı planlamaktadırlar.
Türkiye’nin İsrail ve onun tetikçisi YPG ile savaşa girmesini, Adana gibi bir yerde kurulması planlanan NATO karargâhı ile konsolide edebileceklerdir. Eğer varsa kurulmak istenen bu karargâhın ülkemize nasıl bir katkı sağlayacağı net olarak anlatılmalıdır. Türkiye’nin NATO’ya ne katkı sağlayacağı değil, NATO’nun ülkemize ne katkı sağlayacağı anlatılmalıdır. Ülkemiz adına ortaya çıkacak olası riklerin ne olacağı da anlatılmalıdır.
NATO’nun ya da başka güç odaklarının çıkarları yerine Türkiye’nin çıkarları ön planda tutularak karar alınmalıdır. Bu vesileyle mantıklı bir gerekçesini bulamadığım. Bahse konu NATO karargâhının kurulmasının, ülkemizin içine yerleştirilecek bir bombadan farkı olmayacağını değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum.
Bu her ne kadar politik bir yazı değilse de soracağım soru bir miktar politik olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman olacak ve olmama ihtimali var mı?
Seçimlerin ne zaman olacağı belli değil; normal şartlarda 2028 yılı, fakat 2027 yılının Kasım ayında seçim olacağı yönünde haberler dolaşmakta. Bu şartlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrar aday olamıyor. Seçimin yapılmama durumunun hangi şartlarda olabileceğine göz atacak olursak Anayasa’nın 78. maddesine göre seçimlerin ertelenmesi süreci ve şartları şöyledir:
•Sadece Savaş Nedeniyle: Anayasa, savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediği durumlarda seçimlerin ertelenmesine izin verir.
•TBMM Kararı: Seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) aittir.
•Erteleme Süresi: Erteleme kararı her defasında bir yıl ile sınırlıdır. Eğer savaş durumu devam ederse aynı usulle erteleme tekrar edilebilir.
Türkiye’de seçimlerin ertelenmesine veya geriye bırakılmasına sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) karar verebilir. Bu, üye tam sayısının beşte üçünün alacağı bir kararla mümkündür.
Son günlerde birkaç yıl içinde savaşa gireceğimize dair bir söylemin devleti idare eden üst düzey bürokratlar tarafından konuşulduğu yönünde bir dedikodu dolaşıyor. Bu doğru mu bilmiyorum fakat insan sormadan edemiyor: “Ya dedikodu değilse?”
Normalde her ülke gibi bizim de ilgili birimlerimiz yarın savaşa girecekmiş gibi hazırlıklı olmak zorunda. Bilhassa TSK bu bilinçle hareket etmektedir. “İki yıl sonra savaşa gireceğiz.” gibi bir ifade ancak bile isteye planlanan bir durum anlamına gelir. Hiç kimse “İki yıl sonra savaşa gireceğiz, hazırlık yapalım.” gibi bir ifade kullanamaz. Savaşa her an girecekmiş gibi hazır olmak gerekiyorsa böyle bir sözün ifade ediliyor olması ya mümkün değildir ya da bu sözü söyleyenlerin kafasında başka planlar vardır demektir.
Savaş durumunda ülkede seçimlerin yapılamayacak olması da seçime girme hakkı olmayan Cumhurbaşkanının veya seçimde başarılı olamayacağını düşünen bazı çevrelerin, mevcut pozisyonlarını koruyabilmek için ülkeyi bile isteye savaş durumuna götürerek seçimleri ertelemek isteyebileceği bir ihtimaldir.
Şimdi bu siyasi analizden çıkarak esas konumuza gelelim; peki, bu savaş kiminle olur, olası sonuçları nedir sorularına cevap arayalım.
Bulunduğumuz coğrafyanın her yanında bir çatışma ortamının bulunması ülkemizi adeta ateşten bir çemberin içinde bırakmıştır. Ateşin bize en yakın olduğu yer ise Suriye’deki PKK terör örgütünün uzantısı olan YPG unsurlarıdır. Her an bir gerginlik ve çatışma ihtimali mevcuttur. Bu doğrultuda başlayacak sıcak çatışmalar sonucunda TSK mutlaka galip gelecektir fakat burada önemli soru, ülkemizde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın böylesi bir çatışma ortamında ne yapacağıdır. Bunu öngörmek mümkün olmasa da ihtimalleri düşünecek olursak PKK sempatizanlarının yanı sıra kendisini YPG’ye yakın gören vatandaşlarımızın bir kısmı YPG’yi destekleyebilir. Ya da tam tersi; vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında olmayı tercih edebilir. Burada Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunluğunun ne yapacağını hiç kimse öngöremez; bu ancak yaşanarak öğrenilecek bir durumdur. Bunun dışında böyle bir çatışma durumunda birçok büyükşehirde terör saldırıları da baş gösterebilir. Buna bir de sığınmacıları ilave edersek oldukça endişe verici bir iç karışıklık söz konusu olmaz mı?
Birçok kişinin dillendirdiği üzere, İsrail’in YPG’ye destek amaçlı atabileceği bir balistik füze, Türkiye’nin İsrail ile savaşa girmesine neden olabilir. Her ne kadar yüksek yoğunluklu bir çatışmaya dönüşmese bile alınacak savaş kararı ile seferberlik ilanı söz konusu olabilir. Bu şartlarda da seçim olmaz ve ertelenir. Böylece mevcut Cumhurbaşkanı görev süresini bir yıl daha uzatmış olacaktır.
Bunlara bir de Türkiye’de konuşlanacağı söylentileri çıkan NATO karargâhını ilave edecek olursak bulmacanın parçaları birleşmiş gibi duruyor. 1 Mart Tezkeresi’nin Meclisten geçmemesi sayesinde, başta ABD olmak üzere NATO birliklerinin ülkemizde konuşlanmasının önüne geçilmişti. 2014 yılının Kasım ayından itibaren çıkan tezkerelerin son maddesinde yabancı ülke askerlerinin ülkemizde bulunmasına yönelik yetkinin verilmesi de sonuç vermemişti. Şimdi NATO karargâhı bahanesiyle bunu başarmayı planlamaktadırlar.
Türkiye’nin İsrail ve onun tetikçisi YPG ile savaşa girmesini, Adana gibi bir yerde kurulması planlanan NATO karargâhı ile konsolide edebileceklerdir. Eğer varsa kurulmak istenen bu karargâhın ülkemize nasıl bir katkı sağlayacağı net olarak anlatılmalıdır. Türkiye’nin NATO’ya ne katkı sağlayacağı değil, NATO’nun ülkemize ne katkı sağlayacağı anlatılmalıdır. Ülkemiz adına ortaya çıkacak olası riklerin ne olacağı da anlatılmalıdır.
NATO’nun ya da başka güç odaklarının çıkarları yerine Türkiye’nin çıkarları ön planda tutularak karar alınmalıdır. Bu vesileyle mantıklı bir gerekçesini bulamadığım. Bahse konu NATO karargâhının kurulmasının, ülkemizin içine yerleştirilecek bir bombadan farkı olmayacağını değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum.
- SEÇİM VE SAVAŞ, YA DEDİKODU DEĞİLSE? - 1 Mayıs 2026