Bugün KKTC’nin 34’üncü kuruluş yıldönümü. Büyük Türk Milleti’ne kutlu olsun. Varoluş Mücadelemizin Lideri rahmetli Dr. Fazıl Küçük ile devletimizin kurucusu rahmetli Rauf Denktaş ve dava arkadaşlarından, biz Kıbrıs Türklerini her şartta destekleyen, can veren, kan veren Anadolu’daki kardeşlerimizden Allah bin kere razı olsun. KKTC’yi yaşatmak ve uluslararası toplumda hak ettiği yerini almasını sağlamak bizlerin en büyük görevi ve sorumluluğudur. 34’üncü kuruluş yıldönümünde KKTC yıkılmak, yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Rumların anladığı ve yorumladığı şekliyle “federal çözüm” Kıbrıs Türkünün adada ikinci sınıf vatandaş seviyesine düşürülerek, Rumun kölesi olarak, zaman içerisinde yok edilmesini öngörmektedir. Bu sinsi planı kurgulayan emperyalist batı, Kıbrıs’ı tamamen Hıristiyanlaştırmak istemektedir. Bu nedenle ilk etapta Anavatan Türkiye’nin, kahraman silahlı kuvvetlerimizin, adadan gitmeleri talep edilmektedir. 1959-60 Londra-Zürih anlaşmaları ile elde edilen ve o tarihte Kıbrıs Anayasası’nın 182. maddesi ile de güvence altına alınan Türkiye’nin garantörlük hakkı ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Rum-Yunan ikilisinin Enosis hedefinden vazgeçmediği ortadadır. Rum Meclisi ardı ardına aldığı ve Kıbrıs Türklerinin varlığını tehdit eden kararlarıyla Enosis’i yeniden hortlatırken, Türkiye’nin garantörlük hakkını da tek yanlı bir şekilde yok edebileceği gibi bir hayale kapılmıştır. Bu hayal adada 1963’ten günümüze, hatta geçtiğimiz asrın önemli bir bölümünde, Kıbrıs halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir. Rum-Yunan ikilisinin ENOSİS ve Megali İdea ülkülerini gerçekleştirmek üzere kurduğu EOKA terör örgütü adayı kan gölüne çevirmiştir. Rum tarafı her yıl milyonlarca avroyu silahlanmak için harcamakta, ordusunu (RMMO) güçlendirerek yeni düşmanlık tohumları ekmeye devam etmektedir. Rum tarafı bölge ve üyesi olduğu AB ülkeleri ile askeri işbirliği anlaşmaları imzalayarak Türkiye ve Kıbrıs Türklerine karşı cephe oluşturmaktan çekinmemektedir. Türkiye’nin AB üyesi olmaması için emperyalist batının taşeronluğunu da başarıyla yürütmekte, her fırsatta tahrikkar eylemlerle batının güvenini ve takdirini sağlamak üzere tehlikeli adımlar atmaktadır. Türk düşmanlığı kilise ayinlerinden eksik değildir. Kilise olası bir anlaşmanın gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmaktadır.

Köhnemiş Rum zihniyetinin ve Türk düşmanlığının, ENOSİS ülküsünün, federal bir düzenin gerçekleşmesi için en önemli engel olduğu gerçeğini göremeyen bizi yönetenler maalesef geçmiş deneyimleri unutarak hala daha federasyon, federasyon diye Rumun peşinde koşmaktadır. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ve ekibinin, Mont Pelerin, Crans Montana ve Cenevre süreçlerindeki Rum-Yunan ikilisinin uzlaşmaz tutumuna rağmen hala daha masaya dönmek için yeni yollar aramaları oldukça düşündürücüdür. 7 Temmuz’da çöken Cenevre 5’li Konferansı’ndan da gerekli dersler alınamamıştır. Türk tarafının tüm iyi niyetine, gayretine rağmen Rum-Yunan ikilisinin olumsuz tavrı maalesef unutulmuş gibidir. Cumhurbaşkanı Akıncı “neslinin son fırsatı-son denemesi” olarak nitelediği sürecin ardından hala daha hayal görmekte ve kapalı kapılar ardında bir kez daha yeni bir sürecin başlatılması için temaslar yürütmektedir. Rum tarafına verilen tüm tavizlere rağmen anlaşma-uzlaşma olmamasının ne manaya geldiğinin anlaşılmamış olması ve başka hesaplar yapılması manidardır.

Rum Meclisinin 13 Ekim’de aldığı “garantilerin sona erdirilmesi ve Adanın askerden arındırılması” konusundaki kararına KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde ivedilikle alınması gereken karşı kararın henüz alınamaması, böyle önemli milli bir meselede Meclis’in ortak bir metin üretememesi inanılır gibi değildir. 7 Ocak’ta KKTC Milletvekili Genel Seçimi yapılacaktır. Rum tarafında ise Cumhurbaşkanlığı seçimi vardır. Bu seçimlerden önce Türk tarafı olarak, gerek KKTC ve gerekse de Türkiye hükümet yetkililerinin defalarca açıkladıkları,mevcut BM parametreleri çerçevesinde müzakerelerin devam edemeyeceği, ileriki aşamada olası görüşmelerin iki devlet arasında yapılması gerektiğini açıkça ortaya koyan kararlar vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Bütün bu gelişmeler ışığında devletimiz KKTC’ye dört elle sarılmamız, gelişmesi ve uluslararası toplum içerisinde çoktan hak ettiği yerini alması, tanınması, için çalışmamızın şart olduğunu bilmem artık kavrayabilecek miyiz? Tek yolun KKTC olduğunu anlamak bu kadar zor mudur? Kuruluşunun 34’üncü yıldönümünde KKTC’nin ilelebet yaşayacağı gerçeğinin artık uluslararası toplum tarafından kabul görmesinin zamanı gelmemiş midir?

(Sayın Hüseyin Macit Yusuf’un izniyle yayımlanmıştır.)

Kaynak: Ne mutlu devletimiz KKTC’miz var… – Hüseyin Macit YUSUF