Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Türkiye’de Cumartesi gününün (05 Aralık 2015) ana gündemi TSK’nın Musul’da asker konuşlandırma haberiydi. İlk gelen haberlerde TSK konvoyunun 150 asker ve 20-25 civarında tanktan oluştuğu ve Peşmergeye yönelik eğit-donat kapsamında bölgeye intikal ettiği bildiriliyordu. Daha sonra asker sayısının 400 civarında olduğu konuşulmaya başlandı. Hatta daha sonra önümüzdeki hafta söz konusu kampa yeni takviyelerle kamptaki Türk askerinin sayısının 1.000’i bulacağı iddia edilmiştir. Böylece Türkiye’nin ABD ve İran’dan sonra Irak’ta en fazla asker bulunduran üçüncü ülke olacağı haberleri fısıldanmaya ve kamuoyunun milliyetçi duyguları okşanmaya başlandı.

Gelişmeye tepkiler

Haberin duyulmasıyla birlikte ilk tepki Bağdat yönetiminden geldi ve  “Irak hükümeti hiçbir bölgesel veya uluslararası taraftan kara gücü gönderilmesi talebinde bulunmadı. Herhangi bir devletten ülkemizin ulusal egemenliğini ihlal ederek ortaya atılacak böyle bir adımı kesinlikle reddediyoruz” denilerek bunu “düşmanca bir hareket” olarak gördüklerini söylenerek derhal geri çekilmesi istendi. İlerleyen saatlerde Bağdat yönetiminin konuyu BM’ye taşıyarak Türkiye’yi şikayet edeceği açıklandı. Bazı haber sitelerinde Bağdat’ın gerekirse Rusya’dan yardım isteyeceğine ilişkin haberler de yer aldı.

IŞİD karşıtı koalisyonun Amerikalı sözcüsü ise “ABD’nin TSK’nın faaliyeti hakkında bilgisi olduğunu ancak bunun koalisyonla ilgisinin olmadığını” açıkladı. Pazar günü (06 Aralık ) geç saatlerde ise Obama’nın IŞİD koordinatörü Brett McGurk twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD’nin Amerikan askeri dahil hiçbir yabancı gücün Irak hükümetinin onayı olmadan Irak’a yerleşmesini onaylamadıklarını belirti. Mesajının devamında ise Türk ve Iraklı makamların görüşmelerinin devam ettiğini ve Türk askerlerinin geri çekildiğine ilişkin bilgiler alındığını açıklıyordu.

Konuyla ilgili olarak konuşan Barzani yönetiminin sözcüsü Sefin Dizayi  “Türkiye, terör örgütü DAEŞ’le mücadele kapsamında 2014’ün sonlarında Soran ve Kalaçolan bölgelerinde Peşmerge güçlerini eğitmek üzere 2 askeri kamp kurdu. Ayrıca DAEŞ’le savaşacak Iraklı güçleri eğitmek üzere Musul yakınlarında bir askeri kamp kurdu. Türkiye buralarda askeri noktada gerekli desteği sundu. Musul’daki askeri kampın genişletilmesi amacıyla bugünlerde Türkiye’den gönderilen askeri uzmanlar ve gerekli askeri malzemeler bölgeye intikal etmiştir” ifadelerini kullandı.

Gün içinde tartışmalar devam ederken Başbakan Davutoğlu konuyla ilgili konuştu. Söz konusu Başika kampının Musul’un yaklaşık 30 kilometre kuzey doğusunda, yerel gönüllü kuvvetlerin terörle mücadelesine eğitim desteği vermek amacıyla kurulan bir eğitim kampı olduğunu ifade eden Davutoğlu, “Bu, yeni bir kamp da değildir. Neredeyse bir yıla yaklaşan zamanda burada 2 bin den fazla Musullu kardeşimize eğitim verilmiş ve Musul’un DEAŞ teröründen kurtulması için onlara katkı sağlanmıştır. Bu eğitim faaliyeti, Musul Valiliğinin talebi, Irak Savunma Bakanlığının koordinasyonu ile başlatılmıştır. Irak Ulusal Ordusunun ve Irak Polis Teşkilatının talebi istikametindeki her türlü desteği vermeye de hazırız. DEAŞ’a karşı mücadele edecek Iraklı kardeşlerimizi eğittik, eğitmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

Konuyla ilgili bir açıklamada eski Musul valisi Etil El Nuceyfi‘den geldi. Nuceyfi (IŞİD’in Musul’un çatışmadan tüm askeri teçhizat ve silahların bırakılarak geri çekilmesi ve bankaların işgalinden suçlu görüldüğünden Bağdat yönetimince görevden alındı ve şimdi Erbil’de yaşıyor), “Türk askerinin eğitim amacıyla Musul’a gelmesinin Başbakan Hayder El İbadi ve parlamento başkanı Selim El Cuburi’nin haberi doğrultusunda gerçekleştiğini” belirtti ve “sekiz aydan beri Zelikan kampında Musullulardan oluşan gönüllü Haşd El Vatani’ye eğitim vermek için eğitmenlerini bu kampa gönderdiğini” söyledi.

Açıklamalardan çıkan sonuçlar

Bağdat yönetiminden giderek sertliği artan şekilde gelen haberler Bağdat’ın Nuceyfi’nin dediğini aksine haberinin olmadığını gösteriyor.

ABD koalisyon faaliyeti değil diyerek Türkiye’nin tek yanlı bir kararla hareket ettiğini açıklıyor ve yaşanabilecek sıkıntılarda Türkiye’nin kendi başına kalabileceğini ima ediyor. ABD Irak’ta Türkiye’nin Sünnilere yaptığını iddia ettiği eğit-donat faaliyetini koalisyon faaliyeti olarak görmüyor, çünkü eğitilenlerin seçiminde bulunmadığı, nasıl seçildiklerini bilmedikleri için eğitilerek oluşturulacak kuvvete güvenmiyor ve Musul’a yapılacağı iddia edilen ortak operasyona dahil etmesi de mümkün görülmüyor. Bu da Türkiye’nin yaptıklarının  boşa çıkarılacağı anlamına geliyor.

Barzani yönetimi Musul’un yaklaşık 20 km kuzey doğusunda Başika’daki bir kampta (her ne kadar Peşmergelerin eğitimi için kullanılmayacak olsa da) Türk askerinin yaklaşık 9 ay önce konuşlanmasına ve son intikalle takviye etmesine karşı çıkmıyor. Çünkü IŞİD’in Irak’tan kovulması adı altındaki mücadelede IŞİD’in terk ettiği yerler Peşmerge yani Barzani kontrolüne geçti. Ancak işgal edilen bu yerler Türkmen şehri olarak biline Kerkük ve çevresi başta olmak üzere Barzani’nin sahip olmak istediği Irak anayasasına göre tartışmalı olan bölgeler. Hatta şuanda Barzani yönetimi o kadar ileri gitti ki tartışmalı yerleri de aştı ve Musul’un kapısına dayandı. Zaten iki gündür tartışmaya konu olan kamp da Musul’a çok yakın. Yaklaşık bir sene önce yaptığımız değerlendirmelerde IŞİD eliyle Musul’un Peşmergeye peşkeş çekileceğini ortaya koymuştuk. İşte şimdi o aşamaya gelinmiş gözüküyor ve Türkiye yaptığı bu hareketle Barzani’ye açıkça destek veriyor ki bu Türkiye’nin beka ve çıkarına aykırı bir gelişmedir.

Görünen o ki Türkiye tek başına bir hamle yaptı. Peki bunu niye yaptı?

Türkiye’de CB Erdoğan liderliğindeki iktidarın Suriye’deki bütün öngörüleri yanlış çıktı, hiçbir talebi gerçekleşmedi ve Suriye politikası tam bir çıkmaza girdi. Son olarak Rusya ile yaşanan uçak düşürme krizi nedeniyle Rusya’nın da dolaylı destek olmasıyla Suriye sınırında Cerablus-Azez hattının güneyinde uçuşa yasak saha ve güvenli bölgenin olmayacağı ve söz konusu bölgenin PYD/YPG’ye teslim edileceği ortaya çıktı. Ayrıca ABD’nin gündeme getirdiği 98 km.lik sınırın Türkiye tarafında ABD ile ortak operasyonla yapılacağının, bunun için binlerce (daha önce yaptığımız incelemelerde bunun 13.000 ile 18.000 arasında olacağını değerlendirmiştik) yabancı askerin Türkiye’de karada konuşlanacağı anlaşıldı. Ayrıca IŞİD’ten bahsedip Rus tehdidi gerekçe gösterilerek NATO’nun da Türk topraklarında ve Doğu Akdeniz’de yığınak yapmasının önü açıldı.

Böylece hem IŞİD’le mücadele hem de Rus tehdidine karşı koymak maksadıyla Türkiye’deki yabancı asker yığınaklanmasında, Türk toprakları kullanılarak yapılacak operasyonlarda inisiyatif tamamen Türkiye’nin elinden çıktı. Türkiye inisiyatifi öylesine kaybetti ki IŞİD’le mücadelenin ilerleyen safhalarında Suriye’nin kuzeyinde Kürt koridorunun tamamen ortaya çıkmasıyla birlikte Türkiye’nin PKK teröründen kaynaklanan sorununun çözümü kapsamında Türkiye’de konuşlanmış ABD/NATO gücünün bizzat Türkiye’ye karşı kullanılması bile söz konusu olabilecektir.

İşte iktidar böyle bir ortamda kamuoyunun dikkatini başka bir yöne çevirmek istemiş olacak ki 9 ay önce gönderirken kimseye duyurmadığı intikalin şimdi görüntülere desteklenmiş bilgilerde kamuoyuna duyurma ihtiyacı hissediyor. Aslında Türkiye PKK terör örgütüyle mücadele kapsamında Irak kuzeyinde sınıra yakın bölgelerde Türk askeri bulunduruyor ve bunların sayısı yaklaşık 1.400 civarında. Ama Türk kamuoyun Musul-Kerkük’e yönelik geçmişten gelen hassasiyeti ortadayken, şimdi TSK’nın gönderildiği yazıya konu olan bölgenin Musul vilayetinde olmasının ve intikalin medyada geniş bir şekilde duyurulmasının iktidarın özellikle Suriye bağlamında dış politikada zorda ve çıkmazda kaldığı bir döneme denk gelmesi ise oldukça manidar. Bu manidarlık gelişmenin iç politika hesaplarıyla yapıldığı izlenimini güçlendirmektedir.

Bu hareketle diğer bir mesaj da ABD’yedir. ABD’ye “sen benim Suriye’de desteklediğim grupların (ÖSO, Türkmenler) eğit-donata dahil edilerek Cerablus-Azez hattındaki bölgesinde kontrolü ele geçirmesinin önünü açmadın, ben de Irak’ta tek başıma hareket ediyorum ve Sünni grupları eğitip donatacağım, gerekirse onların kendi bölgelerini oluşturmasını destekleyeceği” mesajı vermek istediğini görüyoruz.

Türkiye’deki iktidar bu hareketiyle Barzani yönetimine de destek mesajı vermiş, Barzani’nin işgal ettiği toprakların (Kerkük dahil tüm Türkmeneli) Barzani yönetimi altında kalmasına yani mevcut de facto yapıyı tanıdığını, kabul ettiğini göstermiştir. Halbuki bu gelişme Türkiye’nin hep savunduğu Irak’ın toprak bütünlüğünü de yıkmak demektir. Zaten Irak anayasasına aykırı olarak Barzani yönetiminin Türkiye üzerinde petrol satışına izin verip Barzani’nin Bağdat’tan ayrılmasının önünü açan Türkiye bu son hareketiyle bu ayrılmayı iyice derinleştirecek bir hamle yapmıştır.

ABD’nin koalisyon içinde görmediği bu eğit-donat girişimi sonunda oluşacak Sünni Araplar’dan oluşacak kuvvetin kampta görev alan az sayıdaki Türk askerinin kontrolünde Musul’da IŞİD’e karşı bir operasyon yapması ise askeri açıdan mümkün değildir. Diğer taraftan kampın kurulmasını ve Sünni Arapların eğitilmesini destekleyen Nuceyfi’nin IŞİD’i Sünnilerin hak arayışının ayaklanması olarak gören Irak eski Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi’nin adamı olması, ayrıca her iki ismin Bağdat yönetimince suçlu ilan edilmesi kampta eğitilenlerin niteliği hakkında şüpheleri artırmaktır. ABD de muhtemelen bu yüzden Türkiye’nin bu projesine destek vermemektedir. Ayrıca geçmiş yıllarda PKK terör örgütüne yönelik TSK’nın sınır ötesi kara harekatlarına şiddetle karşı çıkan ABD’nin Türkiye’nin binlerce askerle Irak kuzeyinde yerleşmesine izin vermesi beklenemez.

Peki ABD Türkiye’nin göstere göstere yaptığı hareketi niye engellemedi? ABD muhtemelen Türkiye’nin bu hareketinin çok yönlü düşünülmüş, sonuçları hesaplanmış bir hareket olmadığını ve Türkiye’nin ilişkilerin ve sorunların bu kadar içiçe olduğu bir harekat ortamında tek başına yapacağı bu hareketin Türkiye’yi zor durumda bırakacağını gördü. Ve şimdi olup bitenleri seyretmeyi bekliyor olabilir.

Peki ne olur da Türkiye daha da zor da kalabilir? 

Pazar (06 Aralık) akşamı Başbakan Davutoğlu’nun Irak Başbakanına bir mektup yazarak Irak hükümetinin hassasiyetleri giderilinceye kadar Başika’ya kuvvet intikali gerçekleştirilmeyeceğini bildirdiği açıklandı. Bu mektup Bağdat yönetimini tatmin eder mi (şuanda kampta olan TSK personeli geri çekilmezse) bilinmez ama eğer Irak konuyu BM’ye taşırsa Türkiye resmen işgalci konuma düşebilir.  Bunun yanında eğer kriz tırmanmaya devam eder ve Bağdat dediği gibi Rusya’dan yardım isterse olay daha karmaşık bir hale gelebilir.

Hatırlanacağı üzere Rus uçağının düşürülmesi üzerine Rusya hava savunma tedbirlerini artırmış, S-400’leri konuşlandırmış, arkasına Rus desteğini iyice alan Suriye de hava sahasını ihlal eden uçakları düşüreceğini açıklamıştı. Benzeri şimdi Irak’ta neden olmasın ve Türk askerinin bulunduğu Başika’daki kampa yönelik bir Irak, Rus ya da belki de İran müdahalesi neden olmasın!

Ayrıca Bağdat’tan Rusya’ya gelecek bir yardım talebi Rusya’nın arayıp da bulamayacağı bir fırsat olacaktır. Bağdat daha önce de Rusya’nın Irak’ta da IŞİD’e karşı operasyon yapması davete hazırlanırken ABD’nin tehdidi ile bundan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Eğer Bağdat bu sefer bunu yaparsa Rusya için İran-Irak-Suriye koridorunu güvence altına almak için uygun bir ortam da oluşacaktır. Ayrıca Irak, İran veya Rusya’nın bölgede TSK’nın varlığı nedeniyle yapacağı bir askeri operasyon petrol ve doğal gaz fiyatlarında da bir artışa neden olması söz konusudur ki bu da Rusya’nın lehinedir.

Bu arada PKK’nın da “kampa saldırı yapacağız” şeklinde bir açıklama yaptığını belirtelim. PKK oradaki TSK unsurlarına yönelik bir terör saldırısı yapmasa da Türkiye’nin uçak krizi nedeniyle Rusya’nın gazı kesmesine karşı bulduğu alternatiflerden biri olan Kuzey Irak gazı ve geçmişte defalarca yaptığı gibi Kerkük-Yumurtalık boru hattına yönelik sabotajları söz konusu olabilecektir. Böyle bir gelişmenin de Rusya’nın lehine olacağını not edelim.

Sonuç olarak;

Bölgeyi karıştırmak bu arada Türkiye’yi de zorda bırakmak için bu kadar çok aktörün sahada olduğu, yapılacak bir saldırının kimden geldiğinin tespitinin bile zor yapılacağı bir ortamda  Türkiye’nin dış politikadan çok iç politika hedefli bir hareketi yurtdışında yapması olması anlaşılır değildir. Bu hareket aynı Rus uçağının düşürülmesinde olduğu gibi sonuçları ve etkileri iyi düşünülmeden yapılmış bir harekettir.

Türkiye, halihazırda ABD tarafından 98 km.lik sınır hattının güvenliğini sağlayamamakla itham edilmekte, PKK terör örgütünün güneydoğuda şehirleri ele geçirme ve özerklik ilan etmeye yönelik terör saldırılarını önleyememekte, sınırlarının ve hava sahasının korunması için NATO’nun Türk topraklarında yığınak yapmasına seyirci kalmaktadır. Asker yığınaklanmasının yanında Türkiye Batı kaynaklı silah ve sistemleri almaya ve kullanmaya mecbur da bırakılmaktadır. Musul yakınlarındaki Başika’daki kampa Bağdat’a rağmen asker konuşlandırma nedeniyle yukarıda belirtilen sorunlarla karşılaşabilecek Türkiye, NATO’nun desteğine daha da muhtaç bir duruma gelecektir ki mevcut askeri yığınaklanmanın daha da artmasına yol açacak böyle bir gelişme Türkiye’nin egemenliğini ve bağımsızlığını da ortadan kaldıracaktır. Türkiye sonuçları itibariyle adeta yeni bir Mondros Ateşkes anlaşması imzalamış gibi bir pozisyona düşecektir.

İşte böyle bir ortamda, yani Türkiye’nin bekasına yönelik daha hayati sorunlar varken, böyle günlük kaygılara dayalı olduğu izlenimi veren bir kararın (Irak merkezi yönetiminin kontrolündeki bölgenin işgal edilmesiyle Peşmerge kontrolüne geçen bir bölgedeki kampta Sünni silahlı grupların eğitilmesi maksadıyla toprağın asıl sahibi Bağdat yönetiminden izni alınmadan Türk askeri konuşlandırılması)  Türkiye’ye hiç bir katkısı olmayacağı gibi aksine uluslararası arenada çok zor durumda kalacak ve belki de askeri bir karşılığa maruz kalarak onarılması zor bir zayiata yol açacaktır.  

 Bununla birlikte bu faaliyetten en karlı çıkan ise Barzani olacaktır. Çünkü Türkiye’nin bu hareketinin başkanlığı kaybetmiş, yönetimi bölünmeye başlamış (KDP ve KYB bölgesi olarak) ve şuanda adeta gasp ederek koltuğunda oturan, PKK terör örgütünün hamisi Barzani’nin toprak ve petrol sahalarını işgalini resmen tanımaktan ve ona destek çıkmış olmaktan başka somut bir sonucu olmayacaktır. Bu da bir ABD-İsrail senaryosu olan büyük Kürdistan projesinin önünü açmaktır.

Bütün bu tespitlere rağmen gerek Başbakan Davutoğlu’nun mektubundaki ifadelerden gerekse Obama’nın IŞİD koordinatörünün twitter mesajlarından anlıyoruz ki Türkiye hesapsızca yaptığı bir harekette geri adım atmak üzeredir ve askerlerini geri çekecektir. Bu durum yani ABD’nin araya girdiği anlaşılan gelişmelerle Türkiye önemli bir prestij  ve güvenilirlik kaybı yaşayacak olsa da yukarıda belirttiğimiz daha büyük olumsuzlukların önüne geçilebilecektir.