KUZEY KUTBU VE SVALBARD ANTLAŞMASI’NIN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

Kanadalı astrofizikçi ve çevre bilimci Prof. Hubert Reeves’in çok etkileyici bir sözü var: “Doğa ile savaş içindeyiz, eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” Bu söz günümüzde küresel ısınma ve insan kaynaklı iklim değişikliğine karşı mücadelede farkındalık yaratmak için söylenebilecek en güzel sözlerden biridir. MÖ. 4 yüzyılda Akdeniz’de Marsilya’dan yola çıkıp Britanya adalarının etrafında dolaştıktan sonra şimdiki Norveç’in batı kıyıları, İzlanda ve Shetland Adaları arasında olduğu düşünülen “Thule” adındaki yerleri keşfeden Yunan denizci ve kâşif Pytheas yolculuğu esnasında kuzeye doğru çıktığında mutlaka kutup ayıları ile karşılaşmıştır. Bu karşılaşma bizlere, bugün Arktik olarak bildiğimiz kuzey kutup bölgesine verilen adın nereden kaynaklandığını açıklıyor. Bu ihtişamlı hayvanı karşısında ilk gördüğünde Yunan kâşifin dudaklarından dökülen kelime “Arctos” (Türkçe Ayı) bölgenin de ismi olmuştur. Bölgeye verilen bu isim, bizlere o coğrafyanın gerçek sahiplerinin aslında kimler olduğunu daima hatırlatmalı. Ancak ormanları yakıp yıkan, okyanusları ve atmosferi kirleten insanoğlu şimdi de geleceğini yok etme pahasına pençesini kuzeye atmış durumda. Bu nedenle bölgeye adını veren ve günümüzde sayıları 20 bine kadar düştüğü tahmin edilen kutup ayıları yaşam savaşı vermekte.

Kuzey kutup bölgesinde son yıllarda yaşanan gelişmeler birçok devlet, kurum ve kişi tarafından çok yakından izlenmekte. Bölgeye ilgi eskiden olmadığı kadar artmış durumda. 2019 yılı başında yapılan bir araştırma, bir kez daha, dünyamızda iklim değişikliğinin en fazla hissedildiği yerin kuzey kutup bölgesi olduğunu ortaya çıkardı. Bölgedeki iklim değişikliği etkilerinin artması, yeryüzünün ısı makinaları gibi çalışan atmosfer ve okyanuslardaki dengenin değişme potansiyeli ve sera gazı salınımındaki artışlar bizlere yaşadığımız yüzyılın ilk yarısına kadar çok ciddi ve tahmin edilmesi güç sonuçlar doğuracağını işaret ediyor.

Son yıllarda güney kutup bölgesi içinde yer alan dünyanın 5. büyük kıtası Antarktika‘ya yapılan 3 başarılı ulusal bilimsel seferin ardından bu yıl Temmuz ayında Arktik bölgeye ilk bilimsel sefer gerçekleştirildi. Svalbard Adaları’na istinaden 15 gün süreyle yapılan sefere 7 akademisyen katıldı. Alınan numunelerin laboratuvar çalışmaları devam ediyor.

Arktik veya Kuzey kutup bölgesi, kuzey kutup dairesinin geçtiği kabul edilen 66˚ 33́ 39´´K enlemi kuzeyinde kalan bölge olarak kabul edilmekte. Bölgenin en sıcak ayı olan Temmuz ayında sıcaklık ortalaması 10°C’den daha soğuk olan bölge veya ağaç yetişmeyen bölge de bazı kaynaklarda Arktik Bölge olarak kabul ediliyor. Kutup bölgesi içinde yaklaşık 17 milyon kilometrekarelik Arktik Okyanusu ile Alaska (ABD), Kanada, İzlanda, Grönland (Danimarka), Finlandiya, Norveç, İsveç ve Rusya’nın toprak parçaları bulunmakta. Bu devletlerden sadece Rusya, Kanada, ABD, Norveç ve Danimarka’nın okyanusa kıyısı var. Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlayan ve kutup bölgesinin yarısına yakınını oluşturan Arktik Okyanusu Uluslararası Hidrografi Teşkilatı (IHO) tarafından dünyada kabul edilen dört okyanustan birisi.

Kutuplardan bahsedip okyanuslardan söz etmemek olur mu? Okyanusları tıpkı atmosfer gibi dünyanın lokomotifi olarak görebiliriz. Dalgaların altındaki bu gizemli dünyada yaşayan milyarlarca farklı canlı mevcut. Derin karanlıkta saklı kocaman bir dünya düşünün. Derinler gezegenimizdeki en büyük canlı alanıdır. 510 milyon km²’lik dünya yüzeyinin yaklaşık %71’i suyla kaplı. Bu dev su kütlesinin kalbi muazzam bir sirkülasyonla dünyanın tüm çevresine ısı, oksijen ve besin pompalıyor. “Büyük Okyanus Taşıyıcı Kuşağı-Thermohaline” adı verilen bu sirkülasyon Atlantik’te Meksika Körfezi’nde küçük, ılık bir akıntı olarak başlar ve kuzeye doğru yüzeyde ilerler. Kuzeye ulaştığında kutup havası suyu soğutarak yoğunlaştırır ve soğuyan su dibe inerek bu kez güneye doğru ilerlemeye başlar ve tüm okyanusları dolaşır. İşte Arrktik bölgedeki ısınma deniz buzlarının erimesine ve dolayısıyla bu önemli akıntının kesilmesine veya yavaşlamasına neden olabilir. Bu da dünyamızın dengesi açısından bir felaket anlamına geliyor.

Svalbard veya Spitsbergen, İskandinav yarımadası ile kuzey kutup noktası arasında 74° ila 81° Kuzey enlemleriyle 10° ila 35° Doğu boylamları arasında yer alan ve Barents Denizi, Grönland Denizi ve Arktik Okyanusu’na kıyıları olan çok sayıda adadan oluşan takımadalara verilen isimlerdir. Adaların kuzey kutbuna mesafesi yaklaşık 1.000 km’dir. Spitsbergen; sivri dağlar anlamı taşır. Svalbard ise soğuk kıyıları olan topraklar anlamında kullanılmıştır. Adalar, Uzakdoğuya kuzeyden bir yol arayan Hollandalı denizci ve kaşif Willem Barentsz tarafından 1596 yılında keşfedilmiştir.

Kutup bölgesi içinde Samiler, Eskimolar, Aleutlar, Atabaşkanlar vb. birçok yerli grup bulunurken bu adalarda yerli halk bulunmamaktadır. Nüfus yaklaşık olarak 2700 kişidir. Bunun 2200’ü yerleşim merkezi olan Longyearbyen’de yaşamakta ve çoğunluğunu Norveçliler oluşturmaktadır. Barentsburg’da ise 500’e yakın Rus ve Ukraynalı bulunmaktadır. Adalar 62.400 km2 yüzölçümüne sahiptir. Bu alan, Norveç ana karasının yaklaşık beşte birine, başka bir deyişle de Belçika ve Hollanda büyüklüğündeki bir alana tekabül etmektedir.

%60’ı buzullarla kaplı takımadaların en büyük adası Spitsbergen, idari merkezi Longyearbyen’dir. Barentsburg ve Ny-Alesund diğer önemli yerleşim merkezleridir.

Adalar, merkezi hükümete bağlı bir vali tarafından yönetilmektedir. İdari açıdan vali, Norveç Adalet ve Toplum Güvenliği Bakanlığı’na bağlı görev yapmakta, ancak başta Çevre Bakanlığı olmak üzere diğer bakanlıklarla da işbirliği yapılmaktadır.

17’nci yüzyıldan bu yana, farklı ülkelerden insanlar balıkçılık, balina ve mors avcılığı, madencilik, araştırma ve gezi maksatlarıyla Svalbard Adaları ile ilgilenmişlerdir. 19. yüzyıl boyunca herhangi bir devlete bağlı olmayan (terra nullius statüdeki) adalar, uluslararası anlamda herkese serbest, hiçbir kuralı, düzenlemesi ve ihtilafları çözecek mahkemesi bile bulunmayan bir yerken, 20. yüzyılın başlarında adalarda kömür maden yataklarının bulunması ve herkese açık olmayan özel alanların ortaya çıkması ile özellikle işçilerle işverenler arasında meydana gelen anlaşmazlıkların çözülebilmesi maksadıyla kanun yapma ve mahkemelerin kurulması ihtiyacı doğmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Versay Barış Antlaşması müzakereleri sırasında konu gündeme gelmiş ve 9 Şubat 1920 tarihinde Paris’te imzalanan anlaşma ile bölge ülkelerinden Norveç’e, takımadalar üzerinde tam ve mutlak egemenlik hakkı verilmiştir. Versay Konferansı sırasında antlaşmanın metni, oluşturulan “Özel Spitsberg Komisyonu” tarafından kaleme alınmış ve aynen imzalanmıştır. Komisyonda sadece ABD, Büyük Britanya, Fransa ve İtalya’dan temsilciler yer almıştır.

17 Temmuz 1925 tarihli Norveç yasası ile Svalbard’ın Norveç Krallığının bir parçası olduğu iç hukuk açısından da ortaya konmuş, antlaşma tarafların onaylamalarının ardından 14 Ağustos 1925 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bugüne kadar antlaşmaya ABD, Afganistan, Almanya, Arjantin, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çekya, Çin, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Kanada, Kuzey Kore, Letonya, Litvanya, Macaristan, Mısır, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Slovakya, Suudi Arabistan, Şili, Venezuela, Yeni Zelanda ve Yunanistan (46 devlet) imza atarak taraf olmuştur.

Rusya, başta imzalamadığı antlaşmaya 1935 yılında taraf olmuş, bölge ülkelerinden İzlanda 1994 yılında, Çekya 2006’da, Güney Kore 2012’de, Litvanya 2013’te, Letonya ve Kuzey Kore 2016’da, Slovakya ise 2017 yılında antlaşmayı imzalamıştır. Görüleceği üzere büyük devletlerin neredeyse tamamı bu antlaşmaya taraf olmuş durumdadır. Şöyle ki; G-20 üyesi devletlerden antlaşmaya Türkiye dışında Brezilya, Endonezya ve Meksika taraf değil iken Avrupa Birliği üyesi devletlerden ise sadece; Lüksemburg, Slovakya, Slovenya, Malta ve GKRY antlaşmayı imzalamamıştır.

Kuzey kutup bölgesinde bulunan takımadaların statüsünü belirleyen bu antlaşmanın içeriğine göz attığımızda; Norveç’in takımadalar ve karasuları üzerinde tam ve mutlak bir egemenlik hakkı olduğunu görürüz. Bununla birlikte, antlaşmaya taraf olan devletlerin vatandaşlarına yine antlaşmada belirtilen alanlarda eşit haklar sağlanmıştır. Bu alanlar;

  1. Svalbard takımadalarına, karasularına, fiyortlarına ve limanlarına giriş ve adalarda oturma hakkı,
  2. Balıkçılık ve avlanma hakkı,
  3. Denizcilik, endüstriyel, madencilik ve ticari alanlarda faaliyetlerde bulunma hakkı,
  4. Mal-mülk ve madencilik ile ilgili hakların edinilmesi ve kullanımı hakkıdır.

Diğer alanlarda olduğu gibi yukarıda belirtilen alanlarda da tüm faaliyetleri düzenleme yetkisi Norveç’e verilmiştir. Örneğin, Norveç faaliyetleri yasaklayabilir veya şartları belirleyebilir, ancak bunları yaparken milliyetleri nedeniyle kimseye farklı muamelede bulunamaz.

Antlaşmanın 8. maddesi gereğince toplanan tüm vergi ve harçlar sadece Svalbard yararına kullanılabilir. Norveç’in Svalbard’ın idaresi için gerekli olanın üzerinde gelir toplamak için yetki kullanmasına izin verilmemiştir. Diğer bir şekilde açıklanacak olursa, Svalbard’daki gelir vergisi Norveç ana karasında uygulanan gelir vergiden daha azdır. KDV veya devlet hazinesine ait başka bir çeşit vergi uygulanmamaktadır. Tüm gelir ve giderler “Svalbard Bütçesi” olarak adlandırılan ayrı bir bütçe altında muhafaza edilmektedir.

Antlaşmanın 9. maddesine göre; Norveç adalarda hiçbir deniz üssü kuramayacak ve istihkâm yapamayacaktır. Svalbard kesinlikle savaş ile ilgili bir maksatla kullanılamaz. Adalardaki Norveç askeri faaliyetleri çok düşük seviyede kalacak, sahil güvenlik keşif karakol ve gözetleme faaliyetleri ile sınırlı olacaktır. Yabancı askeri faaliyetler hoş karşılanmamaktadır.

1920’lerden bu yana Norveç’in Svalbard politikasının ana maksadı, takımadaları büyük güçlerin çatışmalarından uzak tutmak ve güvenli bir şekilde yönetmeyi sağlamak şeklinde belirlenmiştir. Bu hedef, antlaşmanın şartlarına tutarlı bir şekilde bağlı kalarak ve adadaki, başta kömür madenciliği olan tüm faaliyetlerde sürdürülen politikalar ile başarılmıştır.

Svalbard Antlaşması 100 yıl önce imzalanıp hâlâ yürürlükte olan nadir antlaşmalardan biridir. I. Dünya Savaşı’nın ardından büyük güçler arasındaki denge nedeniyle, daha önce sahibi bulunmayan adalar grubu, bazı özel şartlarla Norveç’e verilmiştir. Antlaşmaya taraf olmak isteyen devletler depozitör devlet olan Fransa’ya başvurması yeterli.

Antlaşmayı imzalamakla Türk vatandaşları, kuzey kutbuna sadece 1000 kilometre mesafede yer alan Norveç’e ait bu takımadalarda oturma ve avlanma hakkı elde edecek; dileyen şirketlerimiz denizcilik, endüstriyel, madencilik ve ticari alanlarda faaliyette bulunabilecek; bilim insanlarımız kuracakları istasyonlarla bilimsel araştırma yapma, öğrencilerimiz adadaki üniversitede eğitim alma imkanına erişecek. Ve aslında en önemlisi Türkiye kuzey kutbuna yönelik ilgisini tüm dünya nezdinde somutlaştırılmış olacak ve halen Arktik Konseyi’nde gözlemci statüsündeki 13 devletin arasına girme şansını artıracaktır.

07Unutulmamalıdır ki, bugün kutuplarda yaşanan gelişmelerin sonuçları sadece bölgeyle sınırlı kalmayacak ve dünyamızın tamamını etkileyecek özelliktedir. Türkiye, küresel ısınma ve iklim değişikliğine yönelik yapılan bilimsel mücadelede dünyayla birlikte olduğunu ve dünyayı önemsediğini göstermeli ve bir asır sonra da olsa, Svalbard Antlaşması’nı imzalamalıdır.