Kemalizm Eskidi Mi?

Kemalizmin 1920’ler Türkiyesini çağa taşıyan temelleri attığına kuşku yok. Ama acaba, dünya ve Türkiye 70 yıllık bir değişim geçirdikten sonra da, yeni bir yüzyıla girerken geçerliliğini koruyor mu? Hiç değilse bazı ilkelerinden vazgeçmek zamanı gelmiş midir? Kemalist ulusçuluk, ulusların eşitliğini ve özgürlüğünü savunur. Ulus kavramına ne ırk ne de din öğelerini sokmuştur; ulusu, “ortak geçmiş, ortak dil ve ortalı kültür”e dayalı bir olgu olarak tanımlamıştır. Etnik milliyetçiliğin yarattığı vahşetlerin ve ıstıraplı bölünmelerin yaşandığı; aynı ırktan ve aynı dilden insanların, din ya da mezhep farklarından dolayı birbirlerini öldürdükleri bir dünyada .. ve üzerinde 17 dilin konuşulduğu, 28 uygarlığın mirasçısı bir Türkiye’de.

Acaba Kemalist “Ulusçuluk” eskimiş midir?

Kemalist Cumhuriyetçilik, özgürlükçü, sivil toplumcu, katılımcı bir demokrasi anlayışını içerir. Baskı rejimlerinin yıkıldığı, en ileri toplumların katı­lımcı demokrasi ile yönetildikleri bir dünyada… Ve Atatürk’ün 70 yıl önce oluşturduğu sivil toplum örgütlenmelerinin devletleştirildiği, demokratik kültürün gerilediği, katılımın zorlaştırıldığı bir Türkiye’de…

Acaba Kemalist “Cumhuriyetçilik” eskimiş midir?

Kemalist laiklik, dine saygılı, ama dinin siyasete karıştı­rılmasına karşıdır. Aklın ve bilimin ışığında sorunlara çö­züm arayan bir toplum; akla ve bilime dayalı bir “milli eğitim” öngörür. Bazı kuşakların demokrasinin, bazı kuşakların ise bir din devletinin gereklerine göre yetiştirilmesine karşıdır.

Aklın ve bilimin ışığında ilerleyen toplumların geliştiği, kökten dinciliğin tutsağı olanların karanlıkta kaldığı bir dünyada… Ve bir din devleti kurmak, toplumu yeniden Ortaçağ karanlığına çekmek isteyenlerin giderek seslerini yükselttikleri; laik eğitim gören kuşakların karşısına şeriatçı kuşakların çıkarıldığı; milli eğitimden içişlerine kadar, devletin şeriatçı işgaline uğramaya başladığı bir Türkiye’de …

Acaba Kemalist “Laiklik” eskimiş midir?

Kemalist halkçılık, sınıfsal ayrıcalıkları reddeden, seç­kinciliğe karşı çıkan, toplumsal düzende emeğe öncelik tanıyan bir toplumculuk anlayışını yansıtır.

Demokrasilerin emek-sermaye dengesine dayandığı; demokratik toplumcuların emeği en yüce değer ilan ettikleri bir dünyada… Ve emeğin -anayasa zoru ile- siyaset meydanının dışında bırakılmaya çalışıldığı bir Türkiye’de…

Acaba Kemalist “Halkçılık” eskimiş midir?

Kemalist devletçilik ekonomide özel kesime karşı olmayan, hatta destek olan, ama toplum yararının gerektirdiği durumlarda devletin devreye girmesini ve kıt kaynakların akılcı kullanımını devletin gözetmesini öngören bir temel üzerine oturtulmuştur.

Acımasız bir ekonomik rekabetin yürürlükte olduğu, bazı büyük devletlerin bile -ulusal ekonomiyi korumak için- teknoloji üretimine doğrudan destek vermek gereğini duyduğu bir dünyada… Ve bölgeler arası gelişmişlik farklarının ulusal düzeyde yaşamsal sorunlar yarattığı, dünyada gelir dağılımı en bozuk on ülke arasında yer alan bir Türkiye’de …

Acaba Kemalist “Devletçilik” varlık nedenini yitirmiş midir?

Kemalist devrimcilik, eskimiş kurumları değiştirip, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturma gereksinmesinden doğmuştur. Koşullar değiştikçe, aklın ve bilimin ışığında sürekli yenilenmeyi, en ileri çözümleri bulup uygulamayı öngören bir sürekli devrim anlayışına sahiptir.

Koşulların çok hızlı değişip, kurumların hızla eskidikleri bir dünyada … Ve son kırk yılını Kemalizme karşı olan, Atatürk’ün adını ağızlarından düşürmeden Atatürk’e ihanet eden iktidarların egemenliğinde geçiren; bazı kurumlarına egemen olan zihniyette 1930’ların bile gerisine düşen bir Türkiye’de.

Acaba Kemalist “Devrimcilik” eskimiş midir?

Her sorunun yanıtını, teker teker, herkes kendi vicdanında vermelidir!