Geçen hafta (22 Eylül) İstanbul’da Bilgi Üniversitesi tarafından AB-Türkiye İlişkileri konusunda bir Konferans düzenlenmiştir.  Konferans; İstanbul Bilgi Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliği, Türkiye Sosyal, Ekonomik, Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES), KÜYEREL Düşünce Enstitüsü, Bilim Akademisi ve Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir.

Açılış konuşmalarının ardından AB-Türkiye İlişkilerinin 2017 sonbaharındaki durumu ve perspektifler tartışılmıştır. Konferansa Prof. Dr. Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr. Refet Gürkaynak (Bilkent Üniversitesi), Doç. Dr. Lars Nilsson (Avrupa Birliği Komisyonu), Prof. Dr. İlter Turan (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Prof. Dr. Ayhan Kaya (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Doç. Dr. Nicolas Monceau (Bordeaux Üniversitesi), Prof. Dr. Gencer Özcan (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Doç. Dr. Murat Somer (Koç Üniversitesi) ve Doç. Dr. Raffaele Marchetti (LUİSS Üniversitesi) konuşmacı olarak katılmışlardır.

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin nerdeyse kopma noktasına geldiği bir ortamda Bilgi Üniversitesi’nin bu konferansı düzenlemesi yararlı olmuştur. Özellikle AB Komisyonu’nu temsilen katılan İsveç kökenli Lars Nilsson’un sunumu dikkatimi çekmiştir. Sabahki oturumda dinlediğim Prof. Dr. Şevket Pamuk (Orhan Pamuk’un kardeşi) ve Prof. Dr. Refet Gürkaynak’ın sunumları, konuya açıklık getirmesi açısından katılanların akıllarına gelen tüm soruları aydınlatmıştır.

Sunumlar bittikten sonra sorulara geçilmiş, katılımcılar merak ettikleri konuları sunum yapanlara yöneltmişlerdir.  Süre sınırlı olduğu için oturum başkanı takriben 8-9 soru almıştır. Ben de sunum yapan hocalara şu soruyu yönelttim: 19 Ağustos 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 9 sayfasında yer alan Hedef Avrasya Gümrük Birliği manşeti ile verilen haberde Ekonomi Bakanı Zeybekçi, Türkiye’nin AB ile olan birlikten ayrılmadan Avrasya Gümrük Birliği’ne dahil olmasını hedeflediklerini belirtmiştir.

Pamukkale’de 13 Aralık 2014 tarihinde düzenlenen Serbest Bölgeler Çalıştay’ında yaptığı konuşmada da “Avrasya Gümrük Birliği, Türkiye için vazgeçilmezdir. Biz orada olmak zorundayız. Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde olmak zorundayız. Orta Afrika Birliği denen… birliğin içinde yer almak zorundayız” demiştir.

Bu durumda Ermenistan gibi Türkiye’yi sözde soykırım yapmakla suçlayan bir ülke ile aynı kuruluşta yer almamız doğru bir tercih midir?  Sorumu sunum yapanlara yönelttim. Ayrıca GATT/WTO kapsamında Türkiye’nin her iki Gümrük Birliği’nde olamayacağını söyledim. 23 Aralık 2014 tarihinde Kırgızistan ve Ermenistan, Rusya, Belarus ve Kazakistan’ın oluşturduğu ve 1 Ocak 2015’de hayata geçen Avrasya Ekonomik Birliği’ne kabul edilmiştir.  Sorum, sizi her zaman katil olmakla suçlayan bir kişi ile nasıl aynı masada oturur, nasıl sohbet eder ve nasıl iş ortaklığı yapabilirsiniz anlamındaydı.

Prof. Dr. Şevket Pamuk bu soruya dolaylı cevap vermiştir. Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ise sözde Ermeni soykırımını ağzından düşürmeyen Ermenistan ile Türkiye’nin aynı kuruluşta yer almasını mümkün olmadığını söylememden rahatsız olsa gerek ki, beni kınamıştır.  Oysa, bir gerçeğin ifade edilmesinin kınanacak bir tarafı yoktur.

Beni kınayanlar, bununla yetinmeyip Türklerin 1,5 milyon Ermeni’yi katlettiğini söyleyerek bir adım öteye geçmişler, içlerinden birisi hızını alamayarak 500 bin daha ekleyerek rakamı 2 milyona çıkarmıştır. Bu ifade karşısında acaba bir açık arttırma seansında mıyım hissine kapıldım. Birinin 1,5 rakamını diğeri hemen 2 milyona çıkarmıştır. Ermenistan’ın 1,5 milyon yalanına saf Anadolu insanlarının kandığına çok ama çok üzüldüm. Çok yazık…  

Fransa, Türkiye’yi tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan yasa çıkaran dünyadaki ilk ülkedir. Ayrıca Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler tarafından 8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır.

Bu ifade Auschwitz-Birkenau toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. 1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir. (…where the Nazi’s murdered about one and a half million men, women, and children, mainly Jews from various countriess of Europe. Auschwitz  Birkenau 1940-1945) Bu yalan, uluslararası bir intihal olup, belgesi aşağıdadır.

Paris’in Sevr Ermeni soykırım anıtı ile ilgili görsel sonucu

 

Ben üzüntülerimi Asaf Hoca’ya aktardım.  Ertesi gün Asaf Hoca aşağıdaki e postayı gönderdi: “Rıdvan Bey, Uzun mesajınıza teşekkür ederim. Sizi üzmek istemezdim. Keşke toplantının geri kalan bölümünü de izleseydiniz. Yemek sırasında size bakındım ama göremedim. Konuşmaya başlarken isminizi söylemediniz, ya da ben duymadım. Neyse, kim olduğunuzu bilmiyordum. İşin ilginç tarafı, Avrasya birliğinin Türkiye için asla AB’ye alternatif olmadığı konusunda sizinle bire bir aynı görüşteyim. Ancak, ekonomik konuların tartışıldığı bir seansta aniden Ermenistan konusunu ortaya atmanızı doğrusu çok yadırgadım. Dolayısı ile müdahale gereği duydum. Soykırım konusundaki görüşlerinizi ilgili ortamlarda savunmak hiç şüphesiz sizin hakkınız. Görüşünüze katılmıyorum ama saygı duyarım. İtirazım dünkü toplantının bunun yeri olmadığını vurgulamak içindi.”

Ben de Hocaya şu cevabı verdim:

Sayın Hocam, Hiç ilgisi yok dersek, buzağının altını göremeyiz. AEB'de Ermenistan da var. Bu ülke ve diasporanın sözde Ermeni soykırımını Türkiye'ye kabul ettirmek için uğraştıkları malumunuz. En son Almanya Parlamentosu karar aldı. Avrupa Parlamentosu'nun da 4 kararı halen yürürlükte. ABD'de nerdeyse tanımayan eyalet kalmadı. Ekonomi Bakanı da iki hafta önce buraya girmemizi önerdi. Hürriyet iç sayfalarda bunu manşet haber olarak verdi. Daha öncede aynı görüşü savunmuştu. Bende sözde soykırımı tanıyın diyen bir ülke ile aynı masada nasıl oturacağız anlamında söyledim. Ayrıca, Almanya'daki toplantıya beni yer yok diye almadılar. Bunu yazımda da bahsettim. Demek ki, Türkiye'de de farklı düşünenlere söz hakkı tanınmıyor diye düşündüm ve öğleden sonraki toplantıya katılmadım. Saygılarımla. R. Karluk”

Eylül ayı başında Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam Üniversitesi Berlin’de Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları (Past in the Present European Approaches to the Armenian Genocide) konulu bir Çalıştay düzenlemiştir. Ermeni-Türk Çalışmaları Atölyesi (Workshop on Armenian-Turkish Scholarship: WATS) toplantılarına sözde Ermeni soykırımını onaylayan akademisyenler katılmaktadır. Çalıştay’a aksi düşüncede olan biri olarak ben de katılmak istedim ama kabul edilmedim. Gerekçe ise çok komikti: Yer darlığı. Bana gönderilen cevap aynen aşağıdadır:

“[WATS 2017- Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide] Registration Roy Knocke [knocke@lepsiushaus-potsdam.de]  05 Eylül 2017 Salı 10:2 Dear Sir or Madam, Unfortunately, due to some space problems and therefore limited number of participants, the WATS-organizing committee cannot enable your registration. We apologize for the inconvenience and refer to the video captured presentations of the panels. Kind regards, Roy Knocke, Wissenschaftlicher Mitarbeiter Lepsiushaus Potsdam,Große Weinmeisterstraße 45 14469 Potsdam, Telefon: 0331 – 58164511 und 0176 – 76527624Fax: 0331 – 58164519, Email: knocke@lepsiushaus-potsdam.de Web: http://www.lepsiushaus-potsdam.de/index.php?page=roy-knocke.”

Bu süreçte ABD’den 15 Eylül 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’a ve diğer yekililere Çalıştay ile ilgili olarak Beth Baron (MESA President Professor, City University of New York) ve Amy W. Newhall (MESA Executive Director) imzalı bir mektup gönderilmiştir. Türkiye’yi eleştiri yağmuruna tutan mektubun ilgili paragrafı  şöyledir: 

“As a member state of the Council of Europe and a signatory of the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms, Turkey is required to protect freedom of thought, expression and assembly.  Turkey is also a signatory to the Universal Declaration of Human Rights, the International Covenant on Civil and Political Rights, and the Final Act of the Conference on Security and Cooperation in Europe (OSCE), all of which protect the rights to freedom of expression and association, which are at the heart of academic freedom. Moreover, the rights being trampled in these actions are enshrined in articles 25-27 of the Turkish Constitution. We urge your government to take all necessary steps to reverse the decision taken by YÖK and restore the right of Turkish academics to travel to the Berlin conference and other international scholarly meetings to present their findings.”

Yukarıdaki paragrafın Türkçe özeti şudur: “Bu konferansa planlı katılımı için akademisyenlerin özel ve kamusal tacizi konusunda şiddetle kınıyoruz ve YÖK'e, akademisyenlerin konferansa katılmak için Türkiye'den gelmesini önleme politikasını derhal tersine çevirmeye çağırıyoruz. Bağımsız araştırmaların yürütülmesi ve akademik toplantılarda araştırma bulgularının sunulması elbette akademik özgürlüğün temel taşıdır.”

Mektupta açıklanan akademik özgürlük soykırımı savunan akademisyenler için geçerlidir de Türk üniversitelerinde sözde Ermeni soykırımı yoktur diyenler için akademik özgürlük acaba var mıdır? Bence yoktur. Çünkü yoktur dediğiniz için en hafifinden kınanıyorsunuz.

ABD’li hocalar Beth Baron ve Amy W. Newhall akademik özgürlükten bahsediyorlar ama Türkiye’de Ermeni soykırımı yoktur diyenler bu akademik özgürlükten yararlanamıyorlar.

BM’nin 72’nci Genel Kurulu’nda (20 Eylül) konuşan Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Ekim 2009 Zürih Protokollerini 2018 baharından önce feshedeceklerini ve 2019 yılında yeni bir girişim başlatacaklarını açıklamıştır.  Bu yeni girişim Lozan Anlaşması ile tarihe gömülen Sevr Anlaşması’nda yer alan Ermenilere söz verilen topraklar mı olacaktır? Bekleyip göreceğiz.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında mağlup Osmanlı devleti ile imzalanan Sevr Anlaşması ile (Md.88-93) Osmanlı Devleti Ermenistan Cumhuriyeti'ni tanıyacak, Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecekti. Dönemin ABD Başkanı W. Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a vermişti.