Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

RUS SAVAŞ UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ: HERKES KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ!

24 Kasım sabahı saat 09.20 civarında Türkiye-Suriye sınırının Yayladağ bölgesinde sınırın hemen Suriye tarafında bir uçağın düştü haberi bütün gün gündemin ana maddesi oldu. Önce uçağın milliyeti tartışıldı. Cumhurbaşkanlığının alelacele “Rus savaş uçağı düşürdük” açıklaması büyük krizin ilk habercisi gibiydi. Sonra Genelkurmay milliyeti belli olmayan uçak diyerek krizi biraz yumuşatmaya ve ötelemeye çalıştı. Rus Savunma Bakanlığından gelen açıklama düşürülen uçağın Rus uçağı olduğunu teyit etti. Bu sefer de uçağın nasıl düşürüldüğü tartışması başladı. Rusya’ya göre uçak yerden havaya atılan bir füzeyle düşürülmüştü. Her ne kadar Genelkurmay “vurduk, düşürdük” gibi ifade kullanmayıp müdahale ettik diyerek ortamı sakinleştirmeyi tercih etmiş olsa da Türk F-16’ları vurduğu gün sonunda orta çıkacaktı. Rusya yerden havaya atılan füzeyle düşürüldü açıklamasıyla muhtemelen Rus savaş uçaklarının operasyon yaptığı bölgede sivil halkın değil Esad rejimine karşı savaşan El Kaide bağlantılı El Nusra gibi terörist grupların (ABD ve Türkiye’ye göre ise ılımlı muhalifler) olduğunu ve bu gruplara ABD liderliğindeki bazı koalisyon ülkelerinin ileri teknoloji silah sistemleri ve diğer lojistik malzemelerle desteklediği mesajı vermeyi hedeflemiş olabileceğini düşünmeliyiz. Bunda da başarılı oldukları anlaşılıyor. Bu ifadeleri özellikle Putin’in gün içindeki açıklamalarında Türkiye’nin teröristlere yardım ettiğini yönelik açıklamalarıyla birlikte ele alındığında daha anlamlı hale gelmektedir.
Nitekim bütün gün bu konu işlendikten sonra (psikolojik harekatta ilk söylenen etkili olur ve bunun yarattığı etkiyi tersine çevirmek çok zordur) akşam üzeri Putin Soçi’de Ürdün devlet başkanı ile yaptığı görüşme sonrasındaki basın toplantısında Rus savaş uçağının F-16’lardan atılan havadan-havaya füze ile vurulduğunu söyledi. Rusya ve Putin’in açıklamalarıyla düşürülen uçağın milliyeti ve nasıl düşürüldüğü kesinleştikten sonra şimdi ortada sadece Rus savaş uçağının hava sahası ihlali yapıp yapmadığı tartışması kaldı. Genelkurmay’ın yayımladığı radar iz bilgilerine göre Rus uçağının hava sahası ihlali yaptığı görünürken Ruslar uçaklarının kesinlikle hava sahası ihlali yapmadığını kanıtlayabileceklerini söylediler. Hatta Putin Rus uçağının sınırın bir km Suriye tarafındayken vurulduğunu Suriye topraklarında 4 km ileriye düştüğünü söyledi. Görünen o ki bir süre daha bu konu tartışılmaya devam edecek.
Peki bu tartışmalar devam ederken günü sonunda gelinen durum ve tarafların ve ilgili aktörlerin pozisyonu ne?
Türkiye anlamsız ve gereksiz bir şekilde bilgilendirme gerekçesiyle (Putin’in söylediği gibi sanki uçağı düşürülen Türkiye uçak düşüren Rusya gibi hareket ederek) konuyu BM ve NATO’ya taşıdı. Akşam üzeri yapılan acil NATO toplantısında NATO’dan Türkiye’nin yanındayız mesajı geldi ama bununla birlikte Türkiye’ye Rusya ile görüşerek konuyu çözüme kavuşturması tavsiye edildi ki bu. Halbuki Soğuk Savaş dönemi dahil ilk defa bir NATO üyesi bir Sovyet ya da Rus uçağını düşürüyordu ve NATO bunu Türk-Rus sorunu olarak yorumluyordu. Bu yaklaşım hiç de NATO anlaşmasının ruhuyla uyumlu değildi ve NATO’nun söz konusu Rusya olduğunda Türkiye’yi yalnız bırakabileceğinin bir emaresi olarak da notlarımız arasında yerini aldı. Benzer bir tepki de ABD’den geldi. Türkiye’nin topraklarını ve sınırını savunma hakkı olduğunu söyleyen Obama “Rusya ile Türkiye’nin bir araya gelerek tam olarak ne olduğunu bulmaları ve gerilimin düşürülmesi adına tedbirler alınmasının şu an için çok önemli olduğunu” ifade etti. Pentagon sözcüsü de “olayın koalisyonun IŞİD operasyonlarıyla ilgisinin olmadığını, Rus ve Türk hükümetleri arasında bir konu olduğunu” açıkladı.
Halbuki aynı ABD ve NATO Rus savaş uçaklarının Kasım ayı başındaki hava sahası ihlalleri sonrasında konuyu tahrik edip Türk hava sahasını NATO hava sahası olarak tanımlamışlar, gerekirse çatışmaya gidilebilir ortamı yaratmışlardı. İşte bu ortamın etkisiyle de Türkiye ABD’den hava sahasının korunması için talep de bulunmuş, ABD de 6 adet F-15C ve sonrasında 6 adet F15E uçağını İncirlik’e konuşlandırmıştı. Böylece Türkiye hava sahasının korunması gibi devletin egemenliğiyle ilgili bir konuyu yabancı bir ülkeyle paylaşmak / devretmek gibi egemen bir ülkenin yapmayacağı bir karar almıştı.
Anlaşılan o ki ABD /NATO bu sefer çok sert tepki göstermeseler de Türkiye’nin ABD / NATO’dan yeni korunma taleplerinde bulunabileceğinden ya da ABD /NATO’nun kendiliğinden Türkiye’ye önerebileceği askeri destek tedbirlerini (Türkiye’de ilave hava gücü ve kara gücü konuşlandırmak) kabul edeceğinden çok emin gözüküyor.
Nitekim Rusya’nın Su-24 savaş uçağının düşürülmesine yönelik çok sert tepkisi Türkiye-NATO (ABD) ilişkilerinin bu yönde gelişmek zorunda bırakacağını gösteriyor. Rusya Putin’in ağzından savaş uçağının düşürülmesini “teröristleri destekleyenler tarafından sırtımızdan hançerlendik, teröristlerin elindeki petrolün Türkiye’ye gittiğini biliyoruz (G-20’deki açıklamasında IŞİD’e destek veren ülkeler arasında G-20 üyelerinden bazılarının da olduğunu söylemişti), bunun Türkiye-Rusya ilişkilerinde ciddi sonuçları olacaktır, ABD ile Rusya arasında bu tür olayların olmamasına yönelik anlaşma yapılmışken Türkiye’nin uçağı düşürmesi kabul edilebilir değil” gibi çok sert bir şekilde ve tehdit kokan eleştirilerde bulundu. Bunun yanında Dışişleri Bakanı Lavrov’un 25 Kasım’daki Türkiye ziyaretini iptal etmesi, Türkiye’ye NOTA verilerek askeri ilişkilerin dondurulma kararının alınması, Türkiye ile tüm hükümetler arası ilişkilerin durdurulması konusunun gündeme alınması, Rus turistlerin Türkiye’ye gitmemelerinin istenmesi, Türk savaş uçaklarının Suriye hava sahasını ihlal ettiğinin iddia edilmesi, bundan sonra benzeri olaylara karşı nasıl tepiki verileceğine ilişkin bir paket hazırlanacağının açıklanması, Rusya’nın Türkiye başta olmak üzere ABD liderliğindeki koalisyon ülkelerine sıfır toleransla yaklaşacağının işaretleri olarak ortaya çıktı.

Nitekim Rus Genelkurmay Başkanlığı, S-300’e benzer hava savunma sistemine sahip Fort ile donatılan ‘Moskova’ isimli kruvazörün, Suriye’nin Lazkiye limanı açıklarına gönderileceğini ve Rus savaş uçakları için potansiyel tehdit oluşturan tüm hedeflerin vurulacağını açıkladı. Bu durum özellikle Hatay çevresinde ve doğu Akdeniz’de yeni krizlerin habercisi gibi gözüküyor ve en çok da Türkiye’yi etkileyeceği anlaşıyor. Bu gelişmeyle birlikte Rusya’nın “Rus değil Türk savaş uçakları Suriye hava sahasını ihlal etti” açıklamasını birlikte değerlendirdiğimizde Hatay ve Doğu Akdeniz bölgelerinde Rusya’nın her an havada Türk savaş uçaklarına karada da sınır hattında bir karşılık vermesi olasılığı yükselmiştir. Çünkü Rusya Suriye devletinin talebi üzerine Suriye’de bulunduğunu, ABD liderliğindeki koalisyon ülkelerinin Suriye üzerindeki operasyonlarının meşru olmadığını söylemekte (ki bunda haklıdır) ve Suriye adına Suriye’nin karşılaştığı terör tehdidi ile sınır ve hava sahasını korumakla yükümlü olduğunu belirtmekte, bunun gereğini yapacağını ima etmektedir.
Peki Rus savaş uçağının düşürüldüğü bölgede gerilim neden arttı ve böyle bir sıcak çatışma yaşandı? Şunu hatırlatmakta fayda var ki Suriye’deki krize siyasi çözüm bulmak bağlamında yaptıkları görüşmelerde ve Viyana sürecinde perde arkasında Rusya ve ABD’nin bir anlaşma içinde olduklarına dair bir izlenim uluslararası kamuoyunda genel kabul görmektedir. Bunun da Suriye’nin batısının (denize açılan bütün kıyı hattı dahil) Rus nüfuz alanı, Suriye’nin kuzeyinin (Kürt koridoru denen bölge Cezire-Kobani-Afrin hattı) ABD nüfuz alanı olarak tezahür ettiğini, her iki ülkenin kendi nüfuz alanında kontrolü düzeni sağladıktan sonra Rakka merkezli IŞİD üzerine birlikte gidilmesinin planladığı konuşuluyordu. ABD IŞİDe karşı geniş kapsamlı bir harekattan önce kendi nüfuz bölgesinde tam kontrolü sağlamak ve IŞİD’i buradan çıkarmak için hemen harekete geçtiğini biliyoruz. PYD/YPG ve bir kısım Arap silahlı gruplara tonlarca silah ve mühimmat yardımı göndermesi, özel kuvvetlerini bu gruplara ilişiklendirmesi, Türkiye’ye 98 km.lik sınır hattının (Cerablus-Azez) IŞİD’e kapatılmasını istemesi bunların başlıcalarıydı. Benzer şekilde Rusya da kendi nüfuz alanında benzer girişimleri başlattı. Bunlardan birisi de Lazkiye kuzeyinde Hatay’ın güneyinde Esad rejimine karşı savaşan grupların bulunduğu bölge idi. Ancak bu bölge aynı zamanda Bayırbucak Türkmenlerinin yaşadığı bölgeydi. İşte Rusya burada operasyonlara başlayınca Türkiye Türkmenlere yönelik katliam yapılıyor çıkışını yaptı. Rusya ise bölgede cihatçı terörist grupların olduğunu iddia ediyordu. Bu konuda tartışmalı bilgiler olsa da 4 yıldan fazladır devam eden savaşta Türkmenlerin çoğunun bölgeyi terk ettiği bilinmekte bununla birlikte bir kısmının köylerinde yaşamaya devam ettiği biliniyor ama El Kaide bağlantılı El Nusra gibi cihatçı grupların ise bu bölgede yerleştiği ve Esad’a karşı savaştığı da bilinmektedir. Türkiye’nin de bazı Körfez ülkeleriyle birlikte bu cihatçı gruplara destek verdiği artık herkse tarafından bilinen bir sırdır.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Kasım akşamı konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Türkiye, Suriye’de zalim rejime karşı kendi kurtuluş savaşlarını veren muhalif grupları samimiyetle destekliyor” açıklamasıyla adeta bu husus teyit ediyordu. Benzer bir açıklamayı 24 Kasım’da Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile görüşmesi sonrası açıklama yapan Obama yapıyordu. Obama Rusya’nın operasyon yaptığı ılımlı muhaliflerin sadece Türkiye değil diğer bazı koalisyon ülkelerince desteklenmekte olduğunu belirtiyordu. (İşin ilginç yanı Obama’nın ılımlı muhaliflere destek verenler arasında ABD’nin adını saymamasıdır. Halbuki sözde ılımlı muhaliflere verilen askeri malzemeler (örneğin tanksavar silahları) ABD menşeilidir ve ABD’den izin alınmadan başkasına verilememektedir). Obama aynı açıklamasında yine Türk medyasına yansıman bazı sözler de söylüyordu. Obama IŞİD tarafından öldürülen Rus vatandaşı olduğunu, cihatçı gruplar içinde savaşmak üzere Suriye’ye gelen çok sayıda Rus’un olduğunu ve bunların geri dönmesinin Rusya’nın güvenliği için tehdit olduğunu belirterek bir nevi Rusya’nın cihatçı terör gruplarındaki Rusya’dan gelen teröristlerle de mücadele ettiğini ifade ederek Rusya’nın bölgedeki operasyonlarının haklı olduğunu ima ediyordu. Obama’nın bu her iki ifadesi aslında Türkiye’yi dışlayan, zora sokacak açıklamalardır.
Aynı görüşmede Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın bir sözü ABD’nin peşinde olduğu ama Türk kamuoyunun dikkatinden kaçırılmaya çalışılan bir konuyu hatırlattı. Hollande, IŞİD tehdidinin bertaraf edilebilmesi için ilk yapılması gerekenlerden birinin Türkiye-Suriye sınırının IŞİD’e kapatılması olduğunu söyledi. Bundan kastının ABD’nin G-20 sürecinde dile getirdiği 98 km.lik sınır hattı olduğu anlaşılıyor. Nitekim ABD genelkurmay İkinci Başkanın bugün başlayan Ankara ziyaretinin tek gündem maddesinin bu olduğu ve 98 km.lik hattın (Cerablus-Azez) Türkiye tarafına NATO (Yani Amerikan) askeri konuşlandırılması karara bağlanacaktır. Türkiye’nin egemenliğiyle ilgili bu hususun kamuoyunun gözünden kaçırılması bağlamında Rus savaşa uçağının düşürülme olayının gerçekleşmesi ise manidardır.
Rusya her ne kadar bir savaş uçağını ve hemen sonrasında arama kurtarma görevi yapan bir helikopterini kaybetmesine rağmen önemli bir psikolojik üstünlük sağlamış, Suriye’de daha sert operasyonlar yapma konusunda hareket serbestisi kazanmıştır. Rusya askeri bir karşılık verse de haklı konumda olacağına dair bir algı yaratmıştır. Türkiye ise artık Bayırbucak Türkmenlerini bahane olarak kullanma şansını kaybetmiştir. Rusya’nın teröristlere destek veren ülke konumuna soktuğu Türkiye bundan sonra Suriye’de cihatçı gruplara yönelik desteğinde ve hatta Suriye hava sahasında yapacağı hava operasyonlarında hiç de rahat hareket edemeyecektir. ABD ve NATO ise Türkiye’den beklentilerini karşılamış olmanın ve Türkiye’nin kendi savunmasında ve korumasında NATO (ABD)’ya muhtaç halde olduğunun ortaya konmasının (en ufak bir sınır hava sahası sorununda konunun NATO’ya taşınması, hava sahasının korunması için Amerikan savaş uçaklarının çağrılması, yüksek irtifa hava savunmasında ABD’nin füze kalkanı projesine dahil olmak zorunda kalınması vb) rahatlığıyla gerektiğinde Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya bırakabileceklerini göstermişlerdir.
Sonuç olarak; Uluslararası hukukla uyumlu olmayan bir angajman kuralı çerçevesinde Türkiye Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında bir Sovyet ve Rus uçağı düşüren ilk NATO üyesi olmuş ama günün sonunda olayın sıcaklığının üzerinden 24 saatin geçtiği bir ortamda ortaya çıkan resimde gerçekte kaybeden ülke olmuştur. Rusya’nın adı yaptırım olarak belirtilmese de Türkiye’ye yönelik başlatacağı siyasi, ekonomik, askeri yaptırımlar da dikkate alındığında (Medvedev’in son açıklamalarına dikkat) bu kayıpların kapsamı daha da büyüyecek gözükmektedir. Rusya ise bu krizden daha kuvvetli, hareket serbestisi daha geniş olarak çıkmaktadır. Krizin diğer kazananları (NATO ve ABD) ise krizin kendilerden teğet geçmesini ve bölgeye yönelik perde arkası planlarının işleyişini seyretmektedir.