Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Arzın merkezi konumundaki Anadolu’nun, çağlar boyunca çeşitli ırk ve soya mensup insan topluluklarına ve uygarlıklara ev sahipliği yaptığı bilinmektedir.

Anadolu’da kurulan son Türk Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, dünyada yaşadığı dönemdeki hem batılı, hem de doğulu ülkelerin ilgi odağı olduğu aşikârdır.

Bu yazıda, 20. yüzyılın başlarından itibaren Atatürk’ün, ülkesi ve milletiyle topyekûn olarak Anadolu topraklarında verdiği “Ulusal Kurtuluş Savaşı” ve sonrasında kurulan “Türkiye Cumhuriyeti”, özellikle de bağımsızlık savaşı veren ve batılı anlamda bir toplum oluşturma çabası içinde olan ulusların, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki duygu, düşünce ve değerlendirmeleri üzerinde durulacaktır.

Bugün dünya üzerindeki doğu ve batılı ülkelerin kütüphanelerinde ve devlet arşivlerinde Atatürk ile ilgili makale ve kitaplar yanında ansiklopedilerinde dahi çok sayıda bilgi ve belge bulmak mümkündür.

Batı ve Doğulu Ülkelerin Gözünde Atatürk

Birinci Dünya Savaşı sonrası statükoyu belirleyen ülke konumundaki İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından, Anadolu’da başlatılan Millî Mücadele ve Mustafa Kemal hakkında çeşitli raporlar yayımlanmış, anılan raporlarda, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu’da uyanan bir ulusun bu uyanışı, İrlandalı Ulusçuların ve Rus Bolşeviklerin ihtilâline benzetilerek bunlarla eş değerde olduğu vurgulanmıştır.

ABD’nin ise o dönemde Anadolu’da cereyan eden mücadeleye karşı tavrının, uzun vadeli ekonomik çıkarlarını gözeten ve geri kalmış ülkeleri olabildiğince kendisine bağlı kılacak,  bir nevi açık kapı politikası uygulamak yönünde olduğu görülmüştür. Bu durum Almanya hariç Avrupa’nın, Türkiye ve Türklerle ilgili çıkar ilişkisinde ABD ile ters düşmesi sonucunu doğurmuştur. Şüphesiz bunu çok iyi bilen ve değerlendiren Mustafa Kemal Paşa, çok yönlü bir dış politika ile farklı devletlerin kamuoyları ve sömürgeleri üzerinde etkili olmuştur. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın aksine Almanya, Anadolu’daki başkaldırışa ve Mustafa Kemal Paşa’ya destek vermiş, Türklerin bu mücadelenin içinden kesinlikle başarıyla çıkacaklarına inanmışlardır.

Anadolu’daki mücadele Batı dışındaki devlet ve topluluklarda ise, çok farklı yaklaşım ve çağrıştırmaları ortaya çıkarmıştır.

Hintli Müslümanların gözünde 1920’li yıllarda Mustafa Kemal Paşa, Batıya karşı savaşan bir kahraman olarak görülmüştür.

Mustafa Kemal Paşa’nın millî egemenlik ilkesine bağlı millî bir devlet kurmak için Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerine karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşı ve neticesinde kazandığı zafer, şüphesiz Batılı büyük güçlerin sömürgelerindeki prestijlerinin sarsılmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, Doğulu Müslüman bir ülkenin ve onun liderinin bu zaferi, doğulu diğer mazlum müslüman uluslara örnek teşkil etmiştir. Doğulu ülke liderlerinin ve aydınlarının ortak değerlendirmesi, Anadolu’da Türklerin verdiği mücadelenin onlar için model alınması gerektiği yönündedir. Mustafa Kemal Paşa’nın üstün liderlik vasıflarına yapılan vurgu ise, kendilerinin de aynı yolda yürümeleri ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni rehber edinmeleri gerektiği şeklindedir.

Diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Bulgaristan, Tunus, Kuzey Afrika ve Libya’nın, hem bağımsızlık hem de devlet kuruculuğu aşamalarında bir dönüşüm projesi olarak Atatürk Türkiye’sini örnek aldıklarını görmekteyiz.  Bu tür etkinin yine canlı yaşandığı bir başka ülke ise Bangladeş’tir. Bangladeş’te Mustafa Kemal Paşa sosyal, siyasal ve kültürel açıdan bir örnektir, o bir kahramandır, o bir devlet kurucusu ve o bir devrimcidir.

Zaferden sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın ardından, yeni Türk Devleti’nin tüm dünyaya ilân edilmesiyle birlikte, başta mağrur İngilizler olmak üzere İtilaf Devletleri yayımladıkları mesajlarda, Türkiye’nin diğer Müslüman Ülkeler arasındaki saygınlığını artırdığı ve pekiştirdiği vurgusu yaparak, başlangıçtaki değerlendirmeleriyle kıyaslanmayacak ölçüde bir değişim yaşamak zorunda kalmışlardır.

Atatürk Türkiyesi’nde yaşanan değişimden çok etkilenen Batı dünyasının, yapılan onlarca inkılâbın yanı sıra en çok etkilendikleri alanlardan biri de, Türk kadınının elde ettiği haklar ve Türk kadınının toplumsal hayatta edindiği yeni konumudur.

Yabancı Devlet Liderlerinin Gözünde Atatürk

ABD başkanlarından Franklin D.Rooswelt,  Atatürk’ün Amerika’da sempati ile izlendiğini ve yapılan reformların harikulâde önemli olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda Türkiye’yi ziyaret eden Afganistan Kralı Amanullah Han’ın Türkiye’de gördüklerinden ve Atatürk’ten çok etkilenğinden söz edilebilir. Söz konusu bu etkilenme, Amanullah’tan sonra onun yerine geçen Mehmet Nadir Şah ve Zahir Şah dönemlerinde de devam etmiştir.

Aynı türden değerlendirmelere Alman Başbakan Yardımcısı Von Papen de katılmış; Papen, bu yeniden varoluşta Mustafa Kemal Paşa’nın enerjisine duyduğu hayranlığı dile getirmiştir.

Küba devriminin önderi Fidel Castro, 12 Mayıs 1961 tarihinde Havana’da görevli genç Türkiye Cumhuriyeti diplomatından Atatürk’ün Büyük Nutuk kitabını istemiş ve “Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?” demiştir.

1935’teki uzun yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı’nda toplanan binlerce Çin’liye seslenen Mao’nun ilk sözleri, “Ben, Çin’in Atatürk’üyüm.” olmuştur.

1938’de, General McArthur en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan 120’den fazla kişiye; “Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal’i görmek için neler vermezdim” demiştir.

Atatürk Hakkında Dünyada Çeşitli Basın ve Yayın Organlarında Çıkan Yazılar ve Görüşler

Alman gazeteci Emile Ludwig, Türkiye ziyareti sonrası “Le Millîett”te çıkan yazısında, Atatürk’ün büyük bir fikir adamı olduğunu söylemiştir.

Yine Almanya’nın 16 Ocak 1937 tarihli “Baster Zeitung” adlı gazetesinde çıkan haberde, Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinden bahisle, Atatürk ve yeni Türkiye’nin modernleşme çabalarından övgüyle bahsedilmiştir.

Ünlü İngiliz tarihçisi Toynbee, “Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türkiye Doğu ve Batı medeniyeti ayrımında Batı medeniyetini seçmiştir. Türkiye Doğu ve Batı medeniyetlerinin kendilerine has bir karşımını üreteceklerdir.” demiştir.

İngiliz gazetesi Manchester Guardian Türk inkılâbına değinerek, “halifeliğin kaldırılmasının Türkiye’deki değişimin kilit taşlarından biri olduğunu”, Times gazetesi de, “Burada ölçünün modernleşmek olduğunu, bu modernleşmenin akıl ve bilim dışında bir inanca yer vermemek üzerine kurgulandığını” yazmıştır.

Ünlü devlet adamı ve yazar Edouard Herriot Atatürk ile ilgili olarak Orient adlı eserinde, “Atatürk’e yaklaşmış ve görüşmüş olanlar onun bakışının gücünü, söylediklerinin doğruluğunu, kişiliğinden doğan enerjiyi, bilgisinin zenginliğini ve evrende çok az örneği olan bir şahsiyetle karşı karşıya olduğunu hemen anlar.” diyerek Atatürk’ün aslında barışın mimarı olduğunu ve “hasta adam” yerine, genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunduğunu yazmıştır.

1922-1928 yılları arasında Türkiye’de bulunan Fransız yazar Paul Gentizon, yaşananları gözlemlerine dayanarak “Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu” adlı kitabında Fransız kamuoyuna, “Türkiye’de yaşanan değişimin dünyada bir benzerinin olmadığı ve Müslüman Türk halkının Avrupa uygarlığı ile kaynaştığı” şeklinde bir değerlendirme yapmıştır.

Alman yazar Karl Klinghardt’ın 1924 yılında yayımlanan  “Ankara-İstanbul Güreşen Güçler” adlı kitabında, Mustafa Kemal Paşa’nın yönetimine halkı katması ve halk tipi yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin uzun ve parlak olduğuna işaret etmiştir.

Yine tanınmış Alman tarihçisi ve yazar Herbert Melzig “Kemal Atatürk Türkiye’nin Çöküşü ve Yükselişi” adlı eserinde, Atatürk’ün bilinçli olarak izlediği politikalarda, kendinden emin kişiliğine vurgu yaparak bütün bu yapılanları bir “Türk mucizesi” olarak ifade etmiştir.

Ataürk’ün 1938’de ölümünde İran’da Tahran gazetesinde yayınlanan bir yazıda, “Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.” denilmiştir.

Gheorghe Diagos, 1935 yılında yayımlanan “Kemal Atatürk Hayatı ve Eseri” adlı kitabında; “Türkiye’deki uyanışın Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştiğini” yazmış, Atatürk’ün bir asker ve devlet adamı olarak yaptıklarının yanında, inkılâpçılığı ve fikir adamı oluşu üzerinde durarak, “Atatürk’ün fikir ve hareketlerinin Türk Milletinin bağımsızlığının, Türk Milletinin çağdaşlaşma hareketinin esasını oluşturduğunubelirtmiştir.

İngiltere’de Atatürk’ün sağlığında yayımlanan kitaplardan örnekler verecek olursak, bunlardan ilki J. A. Spender’in “The Changing East” adlı kitabıdır. Spender, Mustafa Kemal Paşa’yı Doğu, Batı karışımı bir lider olarak tanımlamıştır. Bir diğer önemli eser J. A. Toynbee ve Kirkwood’un “Turkey” adlı kitabıdır. Anılan yazarlar, Ankara’daki yeni Türk hareketini özellikle 1920’den 1923’e kadar Batı medeniyetine Fransız Devrimi’nin gözü ile bakan bir oluşum olarak görmüşlerdir.

Osmanlı adlî yapısının çağdaşlaşmasında önemli rol oynayan Count Leon Ostorog, “The Angora Reform” adlı eserinde, İslam aleminde şimdiye değin asla gerçekleşmeyen bir devrimi yeni Türkiye’nin liderinin gerçekleştirdiğini yazmıştır.

Türkiye’de bulunmuş ve Atatürk’le görüşmüş olan İngiliz gazeteci Grace Ellison, “Turkey-To-Day” adlı kitabında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’ya referans vermeden, onu anmadan Türkiye hakkında tek satır yazılamayacağına işaret ettikten sonra, Musatafa Kemal’i “büyük bir lider ve usta bir düşünür” olarak tanımlamıştır.

Doğulu yazar Ayyubi’nin Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk” adlı eserinde, “Avrupa’nın hasta adamının geçirdiği ameliyat modern dönem tarihinin en önemli ameliyatlarından biridir, bu ameliyat hastayı mezara götürmekten kurtarmış, toplumsal düzenin her alanını sarıcı değişiklikler biçiminde ortaya çıkan sağlık verici perhizler ile güven yaratmış ve Mustafa Kemal’in becerikli kılavuzluğu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri arasından Türk Ulusu yeniden doğmuştur.” diyerek giriş yaptığı makalesinde, Atatürk’ü Asya açısından dinamik bir kişilik olarak tanımlamış, Atatürk’ün milliyetçilik, halkçılık ve laiklik ilkeleri ile doğuda reformizmin, modernizmin ve laikliğin tartışılmaz önderi olduğunu ve Atatürk önderliğinde Türkiye’deki başarıların Asya’lılar için ulusal ilerleme ve özgürlüğün simgesi olduğunu vurgulamştır. Ayrıca Ayyubi, “Hint alt kıtasındaki aydınların da hâyâl gücünü kuvvetlendirmiştir” diyerek, Atatürk’ün Hintli aydınları dolaylı veya dolaysız olarak etkilediğini ve özellikle kurduğu modern, laik Cumhuriyet’in bunda etkili olduğunu belirtmiştir.

Diğer yandan Ayyubi, şüphesiz Atatürk’ün eğitimde, dilde ve diğer alanlarda gerçekleştirdiği devrimlerin örnek alındığının altını çizerek, özellikle doğulular için en önemli olanın kendi ulusal bağımsızlıkları için Atatürk’ü ve onun kişiliğini örnek almalarıdır demiştir.

Atatürk’ün Hintli aydınlardan Pandit Zawaharlal Nehru, Mevlâna Abdul Kalam Azat ve benzerleri üzerinde etkisi dışında, Mustafa Kemal Paşa adının, bir özgürlük savaşçısı, büyük bir cesaret ve derin bir görüş sahibi bir insan olarak Hindistan’da her evde tanınan bir şahsiyet olduğundan bahisle,  “Modern çağda İslam ülkelerinde, kişiliğinin ve başarılarının gücüyle halklarının hâyâl güçlerini böylesine ardı sıra sürükleyen, bu kadar yaygın saygı ve hayranlık duyguları uyandıran, Atatürk’ten başka bir politik önder bulunamayacağına” vurgu yapan Ayyubi son olarak, “Mustafa Kemal Atatürk’ün esin verici kılavuzluğunda, Asya ülkelerinin de giderek kendilerini modern ve demokratik ilkelere adayabileceklerini, laik devletler olabileceklerini, hızlı bir ekonomik gelişme sürecine güçlü bir biçimde gidebileceklerini, bütün yurttaşlarına eğitim fırsatı sağlayıp, kadınlara eşit haklar verebileceklerini, kendi kimliklerini ve kültürlerini yok etmeksizin, batı uygarlığının ortaya koyduğu sorunları çözebileceklerini ve gelişmekte olan tüm ülkelerin böylece teknoloji ve kültürün sürekli ilerlediği bir alt yapıyı gerçekleştirebileceklerini beklemek hiç de yanlış olmayacaktır.” demiştir.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti ismi ile özdeşleşen ve birlikte anılan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, millî egemenlik ilkesine dayalı olarak yürüttüğü bağımsızlık savaşı ile tüm dünyaya örnek olmuştur.

Tüm dünyanın gözü önünde olabilecek en kısa sürede gerçekleştirilen Türk inkılâbı ve onun liderine dünyada özel bir önem atfedilmiş ve 1923’te yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti tüm dünyada Doğu-Batı sentezi olarak değerlendirilmiştir.

Atatürk devraldığı mirasın kötü olmasına karşılık, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni bir ulus devlet yapmak ve yeniden millet ve devlet inşa etmek adına gerçekleştirdiği inkılâplar ile dünyada örnek alınan bir model ortaya çıkarmıştır.  O’nun Türk milletine kazandırdığı özgüven ile tüm dünyada “sömürgeleştirme” sürecine dur denilmiştir.

Bununla birlikte, mazlum milletlerin geleceğine inanç ve güven duymasında Doğulu ulusların ona ilgisi şüphesiz büyük olmuştur. Asya’nın Avrupa’ya karşı kazandığı zaferin komutanı olarak üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlık hareketlerine örnek teşkil etmiştir. Özellikle Hindistan’da bunun etkili olduğunu söyleyen Hint kökenli Amerikalı ve Türk tarihçi Prof. Dr. Feroz Ahmad, “Hindistan’da birçok çocuğa Mustafa Kemal adı verildi” diyerek İkinci Dünya Savaşı sonrası kazanılan bağımsızlıklarda da hep Türkiye’nin model alındığını söylemiştir.

Diğer yandan Atatürk, dünyadaki çağdaşı olan diğer liderlerle karşılaştırılmış ve o döneminin en büyüğü olarak görülmüştür. Atatürk, döneminden daha yapıcı ve üstün vasıflara sahip bir lider olarak değerlendirilmiştir. Askerlikteki başarısı, ülkesini yabancı işgalden kurtarması, yılmadan ve yorulmadan ülkesinde başarılı bir değişimi uygulaması ve diplomaside Türkiye’yi Avrupa’da saygın bir konuma getirmesi, O’nun emsalleri içinde daha üstün bir lider olarak sayılmasına vesile olmuştur.

Böylece Türkiye Orta Doğu’da, Asya’nın batısında ve Balkan yarımadasında güvenliğin ve barışın sürekliliğinin temel taşı olan bir ülke olarak anılmaya başlanmıştır.

Yukarda belirtilen bütün bu tarz yorumlar ve değerlendirmeler, şüphesiz Atatürk’ün yürüttüğü akılcı, kararlı, dengeli ve barışçı dış politikanın bir sonucudur. Şimdi bize düşen veya yapılması gereken tek şey, onun koyduğu ilke, usul, esas ve prensiplere sahip çıkılması,  içte ve dışta Atatürk’ün öngördüğü ve uyguladığı tarzda politikaların sürdürülmesi ve bundan asla taviz verilmemesidir.

Dünyanın gözünde ne olduğu, nasıl bir lider olduğu yukarda anlatılan Atatürk, 10 Kasım 1938’de ebediyete intikal etti. Çanakkale’de savaştığı Anzak Kolordu komutanı İngiliz General Birdwood, savaş sonrası İngiltere’de Mareşal yapılmıştı. General Birdwood, 21 Kasım 1938’de Atatürk’ün Ankara’da yapılan cenaze töreninde, ayağı şiş olduğu halde, üniformasıyla ayakta Mustafa Kemal Paşa’yı selamlıyordu.

Esir alınan Yunan General Trikopis, Atatürk’ün ebediyete intikal edişinden sonra, her yıl 29 Ekim’de Selanik’teki Türk Büyükelçiliği’nde Atatürk büstü önünde, ölünceye kadar her yıl saygı duruşunda bulundu.

Bir İtalyan profesörü, 10 Kasım 1938’de Atatürk’le ilgili yazdığı bir yazıda şöyle der: “Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor!(**)

Mustafa Kemal, işte bu yüzden dünyanın gözünde ATATÜRK”tür.

Kaynakça:

(*)Yeniçağ Gazetesi, 30 Haziran-9Temmuz 2018

(**)http://www.antakyagazetesi.com/mustafa-kemal-pasanin-yunan-komutani-trikopisii-esir-almasi/