Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

 Birleşmiş Milletlerin Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan ettiği 3 Mayıs’ta merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF)  2002 yılından bu yana  her yıl yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni  18 Nisan 2019 tarihinde  açıklamıştır. (Kaynak: https://rsf.org/en/reports/rsf-index-2019-regional-analysis )

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres bu konuda şu mesajı vermiştir: “Hiçbir demokrasi, şeffaf ve güvenilir bilgilere erişmeden demokratik olmaz. Bu konudaki temel taşlar; adil ve tarafsız kurumlar  ile  liderlerin hesap verebilirliği ve gerçeği  saklamamasıdır.”

Adsız

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü bu yıl 43 ülke basınını özgür olarak tanımlamıştır. RSF; küresel basın özgürlüğü göstergesinin son beş yılda yüzde 11 oranında kötüleştiğini, insanların yüzde 9’nun basının özgür olduğu ülkelerde yaşadığını, gazetecilerin bu ülkelerde mesleklerini özgürce yapabildiklerini açıklamıştır. Dünya nüfusunun yüzde 74’ü, basın özgürlüğünün ciddi olarak sınırlandığı ülkelerde yaşamaktadır. Bu durum Rusya, Çin, Suudi Arabistan’ın yanında Meksika ve Hindistan için de geçerlidir. Sorunlu olarak kabul edilen ülkeleri de bu guruba dahil edersek, oran yüzde 91’e çıkmaktadır.

Adsız1

Kaynak: https://rsf.org/en/ranking

RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire yaptığı açıklamada, “İnsanlığın büyük  sorunların hiçbiri, küresel ısınma, yolsuzluk veya cinsiyet eşitsizliği sayılabilir- serbestçe ve bağımsız olarak bilgi veren, güvenilir  diğer  bir deyişle kaliteli gazetecilik olmadan çözülemez. Bu durum gazeteciler için çok endişe verici ve her şeyden önce insanlar bilgi edinme haklarından mahrum ediliyorlar” demiştir.

Endekste 140’ncı sıradaki Hindistan ile  177’nci sıradaki  Çin 2,7 milyar  nüfusa sahipken,  ilk sıradaki basının özgür olduğu Norveç’in nüfusu 5.2 milyondur. Demografik benzerliğe rağmen yüksek nüfusa sahip bazı ülkelerin demokratik gelişmeler sağlayarak endekste ilerleme sağladığı açıklanmıştır. 2018 yılında 100 milyonluk nüfusu ile endekste 110’ncu sıradaki Etiyopya 2019 yılında 40’ncı sıraya kadar yükselmişken, 31,6 milyonluk nüfusu ile 22’nci sırada yer alan Malezya  123’nci sıraya  düşmüştür.

Rapor’da; “Demokrasiler düşüyor, tek adamlar ilerliyor. Gözetim takıntılığı ve haber kaynaklarının gizliliğinin ihlali, erdemli olarak bilinen ülkelerin bile gerilemesine katkı sundu” ifadeleri yer almıştır.  Buna; iki sıra gerileyen ABD (43), İngiltere (40), Şili (33) ile sekiz sıra gerileyen Yeni Zelanda (13) örnek olarak verilmiştir. Endekste yükselen tek adamlar olarak; Macaristan Başbakanı Viktor Orbán (4 sıra gerileyerek 71’nci ), Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin (148’nci) örnek gösterilmiştir. Son altı yıldır ilk sırada olan Finlandiya üçüncü sıraya gerilemiş,  bu ülkenin yerine Avrupa Birliği üyesi olmayan Norveç yükselmiştir. Son sırada  Kuzey Kore yer almıştır. İtalya 25 sıra ile en çok ilerleyen ülke olarak 52’nci sıraya çıkmış, en çok gerileyen ülke (17 sıra) Nikaragua olmuştur. (92’nci)

Türkiye; medyada çoğulculuğun büyük ölçüde yok edildiği, geriye kalan az sayıda bağımsız medyanın da sürekli korku içinde çalıştığı ülke olarak tanımlanmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bağımsız gazetecilere ve medyaya baskının görülmemiş seviyeye çıktığı ülke olarak değerlendirilmiş, son 12 yılda Basın Özgürlüğü Endeksi’nde  57 basamak gerilediğine dikkat çekilmiştir.

Rapor’a göre bölgesel ağırlıkları olan Rusya ve Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda iyileşme olmamış, baskının öncüsü olarak rollerini korumuşlardır. Türkiye’de  en büyük medya grubu hükümet yanlısı bir holding tarafından devralınmış ve kalan birkaç kritik medya kuruluşunda baskılar artmıştır. Dünyanın en üretken profesyonel gazetecileri olan Türkiye, sistematik olarak önleyici tutuklamaya başvurmakta, ülkede ömür boyu hapis cezası dahil  uzun hapis cezaları verilmektedir. (Russia and Turkey, the regional heavyweights, were of course not among those that improved, and instead they maintained their role as pioneers of repression. In Turkey (157th), the biggest media group was taken over by a pro-government business conglomerate and the grip of repression continued to tighten on the few critical media outlets that remain. The world’s most prolific jailer of professional journalists, Turkey systematically resorts to preventive detention and imposes long prison sentences, sometimes as long as life imprisonment. https://rsf.org/en/2019-rsf-press-freedom-index-glimmers-hope-amid-overall-decline-eastern-europe-and-central-asia)

Türkiye 180 ülke arasında 157’nci sırada yer alarak son yıllardaki en kötü duruma düşmüştür. Bunda; uzun süre yargılama olmaksızın gözaltında tutulan gazeteciler, iki yıldır yürürlükte kalan  olağanüstü hal yönetimi, bunun etkisiyle çok sesliliğin  ve de hukukun üstünlüğünün mazide kalkması, Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin (Şahin Alpay ve Mehmet Altan) tahliye edilmesi yönünde karar almasına rağmen bu kararın uygulanmamış olması etkili olmuştur: “Otoriterlik, gazeteci tutuklanmaları ve kovuşturmaları artmış, yetkililer her türlü eleştiri biçimini giderek daha fazla hoşgörüsüz hale getirmiştir.” (Increasing authoritarianism arrests and prosecutions of journalist are on the rise as the authorities become increasingly intolerant of all forms of criticism, https://rsf.org/en/ranking#)

Türkiye 2002-2018 Döneminde 99’ncu Sıradan 157’nci Sıraya  Düşmüştür

Adsız2

Kaynak: Sınır Tanımayan Gazeteciler

Rapor’un yayınlanmasından sonra hapis cezaları istinaf mahkemesince onanan eski Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının cezaevine girmesi de Batı basınında yer almıştır. Cezaları 5 yılın altında olduğu için Yargıtay’da itiraz hakları olmayan Musa Kart, Güray Öz, Önder Çelik, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör ve Emre İper cezaevi girmişlerdir. (Five of the six – well known cartoonist Musa Kart and former administrators Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara and Güray Öz – were returned to Kandıra prison to serve the rest of their jail sentences of three years and nine months on charges of assisting a terrorist organization. The sixth former Cumhuriyet staff member, accountant Emre İper, was returned to the same prison to serve the rest of his jail sentence of three years, one month and 15 days on a charge of terrorist propaganda. Former Cumhuriyet colleagues Kadri Gürsel and Bülent Utku, who were sentenced to two and a half years and four and a half years in prison respectively, have yet to receive a summons to return to prison. The fate of six other former colleagues, who were sentenced to more than five years in prison, is still awaiting a decision by the court of cassation)

Adsız3

Kaynak: https://rsf.org/en/news/turkey-six-former-members-turkish-newspapers-staff-returned-prison

Türkiye’deki basın özgürlüğünü değerlendiren gazeteci örgütlerinden Özgür Gazeteciler İnisiyatifi’nin Sözcüsü Hakkı Boltan’ın verdiği bilgilere göre Türkiye’de 166 gazeteci cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak tutulmaktadır. Medyada en fazla tahribatın Türkiye’de yaşandığını belirten Boltan, “Dava açılmamış muhalif gazeteci kalmadı. Devlet medyası dışında tüm muhalif medya ve çalışanları bir bütün devletin ve iktidarın çeşitli baskı ve sindirme aygıtlarıyla etkisiz hale getirildi” demiştir

Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla yazılı açıklama yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yorumu da şöyledir: “Haberin özgür olmadığı, gazeteciliğin evrensel basın ölçütlerine göre yapılamadığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. Basın sektöründe on binlerce gazeteci işsiz ve mesleğini yapamamanın ıstırabını yaşıyor. Gazetecilik halkın haber alma, bilgilenme hakkına hizmet eden saygın bir meslektir. Bütün güç koşullara rağmen ayaktadır, ayakta kalmaya da devam edecektir, bedeller ödeseler de kamuoyunu aydınlatmaktan geri durmayacaklardır.”

RSF’in Balkanlar ve Orta Asya sorumlusu Johann Bihr VOA Türkçe’ye verdiği demeçte,  Türkiye’nin bu yıl basın özgürlüğü alanında gerileyebileceği en son noktaya kadar gerilediğini açıklamış, dünya üzerinde beyaz ve sarı renklerin giderek azaldığını belirtmiştir. Gazeteci katilleri artık sınır tanımamaktadır, tıpkı Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi gibi. Bihr, Birleşmiş Milletler’in Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan ettiği 3 Mayıs’ta, tüm dünyayı bu gidişi durdurmak için harekete geçmeye çağırmıştır.  Türkiye’nin gerisinde sadece savaşta olan ülkelerle, dünyaya kapalı diktatörlüklerin yer aldığına vurgu yapmış, Türkiye gibi bir ülkeye bu sıralamanın yakışmadığı dile getirmiştir. Johann Bihr ile VOA Türkçe Paris muhabiri Arzu Çakır’ın yaptığı röportajın özeti aşağıdadır.

Soru: RSF içinde Türkiye’den siz sorumlusunuz. Türkiye’de çok ciddi ifade ve basın özgürlüğü tartışmaları var. Siz buradan nasıl izliyorsunuz? “Türkiye 180 ülke arasında, 157’inci sırada. Türkiye gibi bir ülke için bu sıra gerçekten korkunç. Arkalarında sadece savaşta olan ya da son derece kapalı olan ülkeler var. Bu Türkiye’nin olması gereken bir yer değil, Türkiye’ye yakışmıyor. Gazetecilere son yıllarda hiç görülmeyen bir baskı uygulanıyor. …Türkiye profesyonel gazeteciler için hala en büyük cezaevi, bu gerçekten Türkiye gibi bir ülke için çok üzücü bir rekor. Daha birkaç gün önce Cumhuriyet’in 6 çalışanı, sadece işini yaptığı için, inanılmayacak suçlamalarla, teröre ortak olma suçundan yeniden cezaevine girdi. Halbuki Cumhuriyet, 2015’te RSF basın özgürlüğü ödülünü almıştı… Durum darbe girişiminden önce zaten zordu, darbeden sonra her yıl daha da geriledi ve zorlaştı…Bundan daha kötüsü olamaz diye düşünüyorum. Çünkü gerisinde sadece savaştaki ülkeler ile tümüyle kapalı diktatörlükler var.”

Soru: Darbe girişiminden sonra hiçbir değişiklik, bir iyiye gitme olmadı yani? “Tam tersine, daha da kötüye gitti. Yöneticiler, gazetecilere karşı daha paranoyak, en ufak bir eleştiriyi bile kabul etmiyorlar. Sansür sosyal medyaya ve internete kadar uzandı…Bugün klasik tarzda haber yapan medyayı tümüyle kontrol altına aldılar… Darbe girişiminden bu yana, yetkililer, haklı olarak darbe sorumlularını yakalayabilir, bu onların meşru hakkı. Ama aynı zamanda, ulusal bir barış ve birlik ortamı kurabilirlerdi. Fakat giderek toplumu daha da bölen, kutuplaştıran, ayrıştıran bir siyasi söylem kullandılar. Bu çok tehlikeli bir durum. Demokratik bir toplumun farklı görüşleri, eleştirileri, tartışmayı kabul etmesi gerekir.”

Soru: AİHM’den söz etmişken, Türkiye’den çok sayıda gazeteci AİHM’in davalara yeterince önem vermediği eleştirisini getiriyor. AİHM ile temasta mısınız? Ne düşünüyorsunuz? “AİHM Türk gazeteciler için son başvuru makamı. Darbe girişiminin ardından AİHM’in sadece 2 gazetecinin durumunu ele almasından dolayı büyük hayal kırıklığı yaşadık. Mehmet Altan ve Şahin Alpay. AİHM’in çalışma mantığını anlıyoruz. Bazı pilot dosyaları bitirerek, bu davaların örnek teşkil etmesini ve Türkiye’nin bu kararları izlemesi mantığını uyguluyorlar. Ama Türkiye bunu örnek almıyor ve gazetecileri suçlamaya hapse atmaya devam ediyor. AİHM’in hala acil kabul etmesine rağmen en az 15 dosya üzerindeki kararını açıklamaması büyük hayal kırıklığı.”

Soru: “AİHM ile bu konuda temasa geçtiniz mi?” “NGO olarak 10 kadar sivil toplum örgütüyle, pilot dosyalarda karar alması için mahkemeye başvuruda bulunduk. AİHM önünde bir yıl önce bunu protesto eden bir eylem düzenledik. …AİHM, Türkiye’de gazetecilerin yargıya gitme yollarının kapalı olduğu yolunda bir karar alan genel bir politika izlerse, yani kapıyı aralarsa, Türkiye’den gelecek dosyaların yoğunluğunda boğulma kaygısını taşıyor. Bunu anlıyoruz. Ama biz AİHM’i, en azından öncelikli pilot dosyalarda karar almaya davet ediyoruz. Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini özgür iradesiyle kabul etti. Bu sözleşmenin gereklerini de yerine getirmeyi reddedecek hiçbir meşru gerekçesi yok…Türk hükümetine çağrı yapıyoruz, gazetecilerin yargılanmaması, gazetecilik mesleğinin suç sayılmaması, Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan gibi yaşlı ya da hasta oldukları halde, ağırlaştırılmış müebbet hapsine çarptırılmaları kabul edilir değil. Türkiye’nin artık bütün bunlara bir son vermesi, hapisteki gazetecileri serbest bırakması lazım.”

Soru: “Son olarak 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü için mesajınız ne olurdu? “Her geçen yıl basın özgürlüğü raporumuzdaki durum, tüm dünyada, daha da kötüye gidiyor…Gazeteciler her geçen gün daha zor koşullarda görev yapıyor. Bu yıl basın özgürlüğü için kilit önem taşıyor. Sivil toplum, tüm dünyada basın özgürlüğü için eyleme geçmeli ve özgür medyayı savunmalı. Onlar olmadan başka mücadeleler de yürütülemez, demokrasi mücadelesi, yolsuzluklar, insan hakları, çevre sorunları hiçbir mücadele yürümez.”

Türkiye gibi diğer Avrupa ülkelerinde de 2017’ye  göre  büyük gerileme yaşanmış, Malta 18 sıra birden  düşerek  65’nci sırada yer almıştır. Bunda   gazeteci Daphne Caruana Galizia‘nın aleyhinde açılmış toplam 47 davanın bulunması,  bombalı saldırıyla öldürülmesi, Maltalı gazetecilerin  maruz kaldıkları yargı usulsüzlükleri ve tehditler  bunda  rol oynamıştır. Avrupa Birliği üyesi Slovakya ise 10  sıra birden  düşerek  27’nci sırada yer almıştır.  Buna sebep olarak ülkedeki organize suç şebekeleriyle ilgili haberler yapan 27 yaşındaki gazeteci Jan Kuciak‘ın öldürülmesi etkili olmuştur. Çek Cumhuriyeti ve Sırbistan  ise  11 ve 10  sıra gerilemiştir.

Dünya genelinde otoriterlik, gazeteci tutuklamaları ve kovuşturmaları artmaktadır. Çünkü yetkililer, her türlü eleştiriyi  daha fazla hoşgörüsüz hale getirmektedirler. Buna rağmen basın özgürlüğü vazgeçilmezdir.  Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki genel düşüşün ortasında bile  umut parıltısı   bulunmaktadır.  (Glimmers of hope amid overall decline in Eastern Europe and Central Asia) ABD Büyükelçiliğinin twitter hesabından yapılan paylaşımda, ifade özgürlüğü konusunda şu ifadeye yer verilmiştir: “Türkiye’yi ifade özgürlüğüne, adil yargılanma güvencesine ve yargı bağımsızlığına saygı göstermeye, bunları teminat altına almaya çağırmayı sürdüreceğiz.”